.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
17 Aralık 2009 Perşembe

Kırılma Anı

Yeni dönemdeki yazı dizilerimizden biri de "Kırılma Anı". Her Beşiktaş'lının belleğinde derin iz bırakan, çoğunlukla da televizyon başından rakı masasına yönlendiren pozisyonları hatırlayacağız hep beraber. Bu anların hepsi de gözyaşı döktüren anlar değil elbette. Böyle bir yazı dizisi hazırlıyorsak gülümseyerek başlayalım dedik.
-----
DİREKLERDEN DÖNEN ŞAMPİYON
Dönelim geçtiğimiz sezonun 28. haftasına... Sivasspor ve Beşiktaş at başı gidiyorlar... İnönü Stadyumu'nda her hafta sahnelenen, o günden sonra da sergilenmeye devam edecek gerilim filminin belki de en gerilimlisi... Rakip; Bursaspor. Önce bir kaç hafta daha geriye gidelim, resmi daha iyi görebilmek için... 25. Haftada Sivas'ta karşılaşmış iki takım. Geriye de düşmüşüz, Tello'nun golü hepimi rahatlatmış olsa da galibiyeti çekip alacak gücü ortaya koyamamışız. Sonraki hafta Sivas Denizli'yi geçerken biz Serdar Özkan'ın asistiyle Kayserispor'a diş geçirebilmişiz... Şimdi düşününce ne büyük! bir başarı gibi geliyor Kayseri'yi yenebilmek. Hem de Serdar Gökulu'nun asistiyle (Selam olsun)... 27. Haftada Sivas Antalyaspor'u 86. dakikada Sezer Badur'un attığı golle 1-0 geçmiş. O maçta 86 dakika ben direnmiştim televizyon başında, çok net hatırlıyorum. 82-83 gibi 10 kişi kalmışlardı. Biz ise Kocaeli'nde ölüp ölüp dirilmiştik... Tomas Zapotocny'nin penaltı golüyle hayata dönüp "Bu işte ben de varım" mesajını vermiştik. O sıralar, Galatasaray/Fenerbahçe'nin birbirlerine düştükleri zamanlar işte, ne ilginç! Ligde öyle bir atmosfer oluşmuştu ki zirvedekiler beraber puan kaybedip beraber kazanır olmuşlardı. Öğle saatlerinde Konya'dan gelen haber semti bir başka yer yapmış, çok net hatırlıyorum. Bugün Bursaspor'u yenip liderliği almalıyız! "Allah Allah Allah Allah saldır Beşiktaş, liderliğe az kaldı saldır Beşiktaş???" Yok, o zamanlar bu tezahürat yokmuş... Gerçi şimdi de pek faydasını gördüğümüz söylenemez. Bizim - her zamanki gibi - puan kaybına tahammülümüz kalmamış işte, anlayın durumu. Semt, öğlenden başlayarak dokunsan patlayacak kıvama gelmiş, buram buram gerilim, stres kokuyor...Stadyumda yeni açık tribününde kaleleri cepheden görüyoruz. İlk yarı bize göre uzak kaleye hücum ediyoruz. Mesafe uzadıkça "oralarda bir şeyler oluyor ama ne oluyor" kıvamında izliyoruz maçı. Sağımda The Rasco, solumda Simplextablosu. The Rasco arada dürtüp dürtüp "Ulan hep oturduğumuz yeri bıraktık, totemi bozduk, puan kaybedersek sebebi sensin!" diyor. Te Allaam... Zaten Mustafa Denizli yine tavşanlarla oynamış. Erol Evgin, Sivok'un nerede oynadığını 100 kişiye soruyor, herkes kaybediyor... Oyun üstünlüğümüz yok, Bursa kontrol futbolunu ve kontra atakları başarıyla uyguluyor. Gol yesek o maç zor dönecek herkes farkında... Ellerimizi ovuşturarak gelelim 35. dakikaya... Kirita içeri dolduruyor, ne alakası varsa Shin Young Rok'u savunan adam Fabian Ernst! ( "Yæ siz kim siniz ki Mustafa Denizli'yi eleştiriyorsunuz" diyen Theotheo'ya selam olsun ) Dönüp vuruyor Kore'li oyuncu. Top köşeye doğru süzülürken Rüştü son bir hamle yapıyor topa doğru... Ve evet topa dokunmayı başarıyor, yaptığı hamlenin golü önleyip önlemeyeceğini bile bilmiyor o an için ama dokunuyor işte, son bir gayret... Top Rüştü'yü geçiyor... ama direkten dönüyor... O an etrafta çığlık sesleri, yakarışlar, yalvarışlar, donup kalanlar... Allahım gol olmasın o! Söz konusu takım Beşiktaş ise acı devam etmeli değil mi? İbrahim Toraman Ernst'e yardıma gitmeyi tercih edip kendi oyuncusunu bırakınca ve o top ta gidip direkten dönünce Bursaspor'un yıldız oyuncusu Volkan Şen'in önünde kalıyor... Bomboş... Önünde kocaman bir kale, sağa sola zıplamaktan yorgun düşmüş bir kaleci ve en nihayetinde bir top...Kafasıyla dürtüyor diğer köşeye doğru... Top kaleye giderken gözleri topta, bedeni gol sevincini yaşamaya doğru koşuyor. Tabi toplam 3-4 saniye süren bu zaman diliminde biz tribünde yaşıyor muyuz, öldük mü orası meçhul. Ve o top da direkten dönüyor... Bu sefer yine bir Bursalının önüne değil, Sivok'un önüne düşüyor ve topu uzaklaştırıp bizi bu eziyetten kurtarıyor. Rüştü gibi eli kolu oynayan bir kaleci bile donup kalıyor, arkadaşlarına bağıramıyor bile gerisini siz düşünün. Sağımdaki The Rasco ile göz göze geliyorum bir an için. Sonra soluma dönüp Simplextablosu'na bakmak istiyorum. O da ne, adam kaybolmuş! Nerede bu derken kafamı aşağı indiriyorum ve görüyorum onu. Tüm stadyum koltukların üzerinde maçı izlerken, simplex koltuğuna oturmuş, başını iki elinin arasına almış, önündeki adamın koltuğuna ve oradan da -belli ki- sonsuza bakıyor... Hayır yanımdaki arkadaşım kitlenip donup kaldığında maç seyretmek yakışmaz bana. Bir iki dürtüyorum hareket yok. Sonra daha sert bir daha dürtüp diyorum ki, "hadi abi maç devam ediyor..." Aslında ne garip değil mi? Maç ve hayat kelimeleri esasında eş anlamlı kelimeler olmasına rağmen, "Maç devam ediyor" cümlesi ne kadar umut dolu, ne kadar hayalleri anlatan bir cümle ise "hayat devam ediyor" cümlesi o kadar Ertuğrul Sağlam'ın görevinden ayrılmasına yol açacak kaderciliği ve yenilmişliği tasvir ediyor.Volkan Şen'den sonra Simplex de kendine geliyor da maçı izlemeye devam edebiliyoruz. İbrahim'lerin Toraman olanı sağ olsun Beşiktaşlılığını ispatlarcasına acemilik yapıp ikinci sarıyı gördüğünde hepimizi buz kesiyor. O an diyorum ki, gözlerimi açayım maç tekrar başlasın. 11'e 11 zor giden maç, nasıl olacak ta dönecek 11'e 10 iken... Hem o zamanlar Delgado'yu özleyeceğimizin de farkında değiliz, "Nobre Mode On" yapmışız şeker yüzlü çocuğa... İkinci yarı başlıyor, bizim çocuklar tabiri caizse "ölümüne" oynuyorlar, Holosko karşı karşıya kaçırıyor, Ernst düşüyor kalkıyor, ezip geçiyor ama gelmeyen gol gelmiyor... Maçın 80. dakikasında cep telefonuma düşen mesaj beni ziyadesiyle duygulandırıyor zaten. İtiraf etmem gerekirse, bunu yazarken bile duygulanıyorum. Mesajı atan arkadaşım Galatasaray'lı... Attığı mesaj aynen şu; " Beşiktaş bugün itibariyle şampiyonluğunu ilan etmiştir. Kutlarım, Helal olsun..." Bir puanı kazanıyor muyuz, yoksa iki puanı kayıp mı ediyoruz o an için kimse farkında değil. Sorsan 60 dakika 10 kişi oynadınız, 1 puanın neresi kötü desen, hayır diyecek kimse yok ama maç sonunda saçı başı yolunmuş binleri görünce daha iyi anlıyorsun o odaklanmışlığı. Durum öyle olunca da 10 kişi, 9 kişi olmanın önemi olmuyor sahada... Şimdi dönüp düşünüyorum, o top gol olsa maç oradan döner miydi diye. Bunu elbet tahmin etmek zor ama dönmediğini düşünelim... Belki maçın kaderi baştan yazılırdı, bir başka maç izlerdik. Ama bu haliyle, orada kazanılan hiç bir zaman sadece "1" puan değildi esasında. Nedeni de Galatasaray'lı arkadaşımın attığı mesaj belki de...

20 Yorum:

Gökhan dedi ki...

bursa maçının 2.yarısında oynadığımız oyun kadar inönü deki ibb maçında 79 da golümüzün verilmeyip 80 de öne geçip 84 te gol yiyip 85 te gökhan zan ın ofsayttan ve bala attığı golle kazanmak da bence önemlidir,o maçı kazanamasaydık belki de tek doğru düzgün galibiyet serimiz başlamadan bitecekti.bir de kocaeli de 85 te bobo nun sağa pas vermek isterken rakibe çarpan topun tekrar ona gelmesiyle gelen gol var,heralde en kritik goller de bunlardı.

SirEvo dedi ki...

İnönü'de izlediğim ilk ve tek maçtı. İzmir'den gelio, stada girene kadarki yorgunluğumu bi yanımdaki arkadaşım bide Allah bilir. Ama o stada girince insanın bütün yorgunluğu uçup gidiyor. Bir de stad fullenince, ne beklentilerimiz vardı o akşam. Hayatında ilk defa maça gidiyorsun, hem gol göremiyorsun, hem galibiyet, hem de 1.liği tepiyorsun...
Ahh ah

Muhoo dedi ki...

Yusufun galatasaraya attığı gol de çok kritikti bence. Biraz şansına geri dönüp düştü önüne. Biraz da yukardaki istemiş heralde bizim sevinmemizi baksanıza bütün goller zorla atılmış sanki :)

Pamukk dedi ki...

sirevo, maça gelmiyosun inşallah? :p

ne güzeldi geçen sene her maçın ayrı bi öyküsü vardır herkeste eminim. denizlide son düdük çaldığında herkesin çektiği çile bi anda bitti gözyaşlarıyla. 1gün sonra boşluğa düştüm "ulan şimdi napcaz neye stres yapcaz neye totem yapcaz neye ellerimi ısırcam vs vs" gibi.

Muhoo dedi ki...

Aynen pamukk resmen öss'den çıkan öğrenci gibi ben de şampiyonluğun gelişi ve kutlamarın bitişiyle boşluğa kapılmıştım. Allahtan yeni sezon erkenden başladı

SirEvo dedi ki...

@Pamukk
Aslında bizimkilerin yolu düştü oraya. Arabayla gidecekler. Gelme şansım var da, ne bileyim korkuyorum aynı senaryo yaşanacak diye. İnsan içine çıkamam vallaha. :D

SirEvo dedi ki...

Şimdilik şansımı Günün Sorularında deniyorum. :D

kma dedi ki...

10 kişi iyi oynadıydık o maçta 2. yarı.

purplepurple dedi ki...

muhteşem yazı. üslup, kurgu, duygu her açıdan muhteşem. eline sağlık

xabialanso dedi ki...

yaw yazıda volkan o resimde aynı burhan altıntop'a benzemiş. suratt ifadesi bile aynı. anammmmmmmm....vay anasınnı yaaaaaa

Noat Samisa dedi ki...

Devre arası Tello-Cisse değişikliğiyle takımın esas kurgusuna dönüşünü de ben not düşeyim. Anlatılan pozisyonda topu çizgi üzerinden uzaklaştıran son adam olan Sivok'un maçın başında rakip kale önündeki son beyazlı adam olduğu bir an vardı ve yine hiçbir yerde oynuyor oluşu o gün ilk yarıdaki kişiliksiz oyunda epey önemlidir. Keza şu çift direkli mucize pozisyonun gelişiminde de büyük pay sahibidir. Toraman atıldı, Sivok stopere geçti; Cisse-Ernst orta sahası kuruldu ve takım 10 kişiyle de olsa rakibine üstünlük kurdu, şampiyon gibi oynadı.

AQ-47 dedi ki...

O maçtan aklımda kalan iki şeyden biri Çoban Deniz'in dayı dayı tavırları, ki bu sene Lugano kendisini şebeğe çevirdi, diğeri Delgado'nun saç baş yoldurması...Bu maçlarda bu tür adamlar birşey yapsın da maçı çevirsin istiyorsunuz, ne yazık ki Beşiktaş'a ne zamandır öyle adamlar gelmiyor. İkinci yarı 10 kişiydik ama golleri de kaçırdık, Ekrem'in kaleyi cepheden gören pozisyonda attığı absürd şutu hatırlatırım...

carlito dedi ki...

kız arkadaşımla gittiğim ilk maçtı, dolayısıyla yeni açığa razı olmak durumunda kalmıştım.. bu yazıda çok güzel anlatılan sözkonusu pozisyonda da kız arkadaşım "hayııır" diye bağırırken, benim de ilk defa onun yanında ağzımdan küfür çıkıyordu: "hasktir hassktir hasktiirrr! oh bee!" :) o günden sonra ilişkimiz daha samimi bir hal aldı :)
bu arada şunu da belirtmek isterim ki, o gün 10 kişi kalan takımımızın 2. yarı bursayı abdluka altına alan oyunumuzla gurur duymuştum ve şampiyonluğa çok daha fazla inanmıştım lider olamamamıza rağmen.. ha bir de ertuğrul'un inanılmaz korkaklığı nedeniyle ondan kurtulduğumuz için şanslı olduğumuzu düşündüğümü hatırlıyorum.. hala aynı düşüncedeyim..

carlito dedi ki...

bu arada yanlış anlaşılmaması için bir dipnot: "kız arkadaşımla gittiğim ilk maçtı" demişim, gittiğim ilk maç anlamı çıkmasın :) çok şükür 1993 yılında başlayan maça gitme maceralarımın sayısı 200ü geçmiştir.. ama bir kızla gittiğim ilk ve tek maç bu maçtı..

maçın 90. dakikasında bobo'nun kafa vuruşunu kurtaran ivankov'a o gün ettiğim küfrü dünyada başka kimseye ettim mi emin değilim.

carlito dedi ki...

hakkaten ya o kafa vuruşu nasıl kaçmıştı! galiba serdar özkan yapmıştı ortayı, iyi de bir orta kesmişti, bobo da zor pozisyonda her zamanki gibi çok etkili ve harika bir kafa vuruşu yapmıştı ama heyhat! hep bize gelince panter kesilir bu anadolu takımlarının kalecileri zaten..
unutamadığım kaçan gollerimiz arasında yerini almıştır o pozisyon..

esperanza dedi ki...

Macin 2. yarisini; askerde nobet yerimi terkedip , citlerden yan birlige atlayip hucum yelegim , migferim ve silahimla izleyip mac sonunda taşa, topraga, ota soverek nobet yerime geri donmustum. Izledigim tum maclarda puan kaybetmemiz uzerine her ne kadar ''bi daha da mac izlemem lan'' desem de devaminda Sivas, Ankaraspor ve Fb maclarini izlemistim. Tipki daha oncesinde Konya ve Trabzon maclarini izledigim gibi :))

simplextablosu dedi ki...

Sebebim oluyordu lan o maç.. Bi insan 2-3 saniyede 10 sene yer mi ömründen? Yiyor işte. Ama geçen senenin heyecanı farklıydı tabi. Geçen sene artık şampiyon olmak zorundaydı abi bu takım.İşin şakası kakası kalmamıştı yani. bide köyiçinde rakı içerken antep-sivas maçının son 15 dakkasını hatırlıyorum, o da ayrı bir yazı konusu.

M.A.F dedi ki...

bu pozisyon eski açık tarafındaki kaleye olmuştu.ve ben eski açıkta kalenin hemen çaprazındaydım.pozisyon sonrası benzer bir mesaj ben de aldım ve gerçekten ben de o an takımın şampiyon olacağına inandım.Resimde de görülen Volkan'ın golden sonraki üzüntüsü içimi burkmuştu ama.

Redingot dedi ki...

Bir diğer ilk defa maça kız arkadaşıyla giden de benim. Üstelik Beşiktaşlı bile değilim. Sadece maçı izlemeye, bir de İnönü'yü görmeye gitmiştim. İki futbolla ilgisiz kadın, bir beşiktaşlı, bir de galatasaraylıdan oluşan dört kişilik bir ekip halinde, eski açığın numaralı tarafındaki köşesinde, ikinci kattaydık. Maçtan önce buraya yorumla soru sorup istihbarat çalışmıştım, hangi tribüne gidelim, neresi daha emniyetlidir diye. Yardımcı olunmuştu. Blog yazarlarından biri de sonradan övünmüştü, rakip takım taraftarları da bizim stadı izlemeye geliyor diye.
Bu maç çok heyecanlı maçtı. Bir süre sonra tüm ekip Beşiktaşlı olup çıkmıştık. Sırf atmosfere kanıp bir de Fenerli olmayayım diye, Saraçoğlu'nda maç izleyip İstanbul stadları üçlemesini tamamlayacağım akşamı, bir diğer takımım olan Gençler'in maçına denk getirip deplasman tribününe girdim sonradan.

Yorum Gönder

Ara