.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
8 Kasım 2009 Pazar

Bu da mı Ofsayt?

Beşiktaşım'ın belki de en geç başlayan maçıydı... Takımım İspanya'da UEFA'da çeyrek finale kalma mücadelesi ilk maçındayken, ben de Bafra'daki bir birahanenin en junior üyesi olarak yerimi alıyor, ve hayatımın ilk "2." birasını içiyordum. O kadar tuhaftı ki... Daniel Amokachi 30 cm'den topu üstten dışarı kargaların üstüne doğru atarken, Ali Günçar topu çizgiden geçiremeyen Valencia forvetlerine nazire edercesine topa öyle vurulmaz böyle koyulur diyerek topu çatala ancak yanlış adrese çakıyor, belki de ilk kez bir Avrupa maçında kornerden yapılan bir asistle golümüzü atıyor, 3-1 ve cılız umutlarla İspanya'dan dönüyorduk... 13 yaşımdaydım ve maç biterken uykusuzluktan göz kapaklarıma hükmetmeye çalışıyordum...

2 hafta sonra maç İnönü'deydi... Aşktan yine yanıyor ve yakıyorduk. Sahaya kırmızı formalarla çıkmıştık. Maçın hemen başında Sergen Yalçın, Şifo Mehmet'i harika kaçırmış, muhteşem bir arapasının asistliğiyle golü bulmuştuk. Babamın kucağına atlamamış; adeta tırmanmış ve babamı milyonlarca kez öpmüştüm. Maçın başındaki meşale şovunu pas geçenler meşalelere asılmış, Rasim Hoca kulübeden çıkıp takımı alkışlamış ve Şifo yeni açığa doğru yumrukları havada koşmuştu. Tam bu sırada babam sinirlenmiş ve biricik oğlunu kucağından aşağı adeta fırlatmıştı. Hakem golü vermemişti, pozisyon ofsayttı... Daha ilk tekrarda Şifo'nun en az 3 metre geriden çıktığını görünce önüme gelen herşeyi tekmelemeye başlamış ve anne azarı işitmiştim... Sinirim geçmiyordu, zaten çok tuhaf bir şekilde 2 fark yediğimizin turun 2. ayağında uğradığımız bu haksızlığa olan bu isyanımı, Serdar Topraktepe'nin 25 metre uzaklıktan biraz da Valencia savunmasının katkısıyla Zubizaretta'yı avlayarak attığı gol bile bastıramamıştı ki Valencia Vlaoviç'le 5 dakikaya benzer 2 gol sıkıştırmış ve maç henüz 35'de bitmişti... Hayatımın ilk hatırı sayılı küfürlerini malum maçın hakemi hakediyordu...

İsmet Arzuman ismi Allah'tan artık yeşil sahalarda zikredilmiyor, eğer karagömleğiyle bu adamı yeşil sahada görmüyorsak, bütün ceremesi biz Beşiktaşlılarca çekilen bir fedakarlıktır bunun nedeni... Fedakarlık pek de doğru kelime değil, ancak en azından benim Türkçem yetersiz kalmakta bu durum için. Türkiye'nin neredeyse en zor deplasmanı sayılan ruhu eksik bir mimari mucize olan Saraçoğlu'nda tam 6 sezondur yenilmemiştik. O gün de maça çok şukela başlamış, Delgado'nun süper pasını Bobo gole çevirmişti. İlk yarının sonuna doğru öz be öz "mehmet" Marco Aurelio Toraman'ın omzuna basmış arkadaki Deivid tabelayı eşitlemişti. 2. yarıda ise, eldivenleriyle maçtan önce yine zeytinyağlı dolma yiyen Hakan Arıkan bir topu sektirmiş, "Genç" Semih topu ağlarımıza bırakmıştı. Büyü bozuluyor, yenilmezlik ellerimiz arasından kayıp gidiyordu. Maçın son 10 dakikasında belki de 15 kez 3'lü çekiyor, maçı kaybetmemek için yapacağımızdan fazlası için uğraşıyorduk. Son dakikada Bobo topu arkaya sektiriyor, İbrahim Üzülmez belki de kariyerinin ortasını yapıyor, yine Higuain Beşiktaş kariyerinin en olumlu hareketini yaparak topu yere vurdurarak harika bir kafa şutu ile jöleli Volkan'ı avlıyor, memleketlisi Delgado'yu da yanına alarak hemen önümüzdeki korner direğinde gol dansını yapıyordu. Gözlerim yerinden fırlamak üzereydi, Volkan, Carlos'u azarlamaya kalkıyor, Carlos ise onu pek umursamıyordu. Yine yenilmemiştik, sol yumruklarımızı dübüryüm adını verdikleri tribünlere doğru sallamaya başlamıştık ki, 50,000 kişi aynı anda bize doğru baş parmaklarını işaret ve orta parmakları arasına sokmuş bir halde sağ ellerini yumruk yapıp, "al" diye haykırmışlardı.

Golü vermemişti hakem... Oysa Üzülmez topu neredeyse "sıfır"dan ortalamıştı, ofsayt (şeytan) bunun neresindeydi? Sonradan öğrendik ki golden 15 saniye önceki Bobo'nun tutuştuğu havatopu mücadelesinde o sevdiğim düğünü üflemiş, adaletsizliğinin belgesi gibi yeterli sesi çıkaramayıp bize sesini duyuramamıştı... Belki de kendisi bile inanmıyordu verdiği karara. 6 sezonluk Saraçoğlu yenilmezliğimiz böyle son buluyor, bu maçtan sonra 2 de 1 kaybetmeye alışıyorduk... Ne bu anlattığım 2 pozisyon sonra ne 8 puan önde kapadığımız ilk yarının ardından kaybettiğimiz şampiyonluk ne de gündelik hayatta başıma gelen herhangi bir "erken öten horoz" durumu ders oldu bana... Bir türlü öğrenemedim top ağlara gittikten sonra yan hakemin orta sahaya koşup koşmadığına bakmayı... Bir çok gol sevincim, "Bu da mı ofsayt lan" isyanımla söndü. Ve her sönen gol sevincim, aslında anamın ak sütü gibi hakettiğim helal gollerin; folloş bir şekilde harcanması sonucunda avucumdan çalınan helal gol sevinçleriydi. Çoğu kez hırsızın kim olduğunu dahi göremedim. 42 km'sinin tamamını önde götürdüğümüz her maratonun kalan 195 metresinin son metrelerinde geçildik defalarca kez. Mutlu olduk dediğimiz her an, bir şekilde kursağımızda bırakıldı. Birçok mutluluğumuz, ofsayt kararıyla kesilen gol sevincimiz gibi yarıda kaldı...  Ve dün, katılmam gereken bir yemekte bulunmamdan ötürü totemvari şekilde izlemediğim Trabzon maçında garip bir olay olduğunu, Hakan Arıkan çılgın attığını ve Daum'un Sertan Eser icadıyla aldığımıza benzer bir Trabzon galibiyeti aldığımızı öğrendiğim gecenin sabahında, aslan sütü kaplı vücudumu zarzor yatağımdan kaldırıp kapımdaki gazeteye sarıldım maç yazılarını okumak için... Gazeteyi okumaya yine arka sayfadan başlayıp sayfaları taramaya başladım, büyük keyifle okuduğum yazılardan sonra, birkaç sütunluk siyah arka fonlu bir haber gördüm, İlker Ateş'i kaybetmişiz... Of ulan folloş dünya of, rahat uyu İlker Ateş...

15 Yorum:

Abdullah dedi ki...

asist üzülmez'in değildi.. serdar özkan açmıştı o ortayı yamulmuyorsam... gerçi iki ihtimal de inanılmaz görünüyo ama :)

threepoint dedi ki...

hocam nette aradım ama bulamadım golü. deli ibo gibi hatırlıyorum.

Abdullah dedi ki...

http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/Default.aspx?r=1&p=54&hid=28791

serdar özkan açmış ortayı... hayatında sol ayağıyla açtığı en iyi orta sanırım :)

threepoint dedi ki...

Eyvallah hocam, teşekkürler.

algon dedi ki...

ah o valencia maci... kirmizi, uzerinde kartal baskili forma... sonralari bin kez hissedilecek, haksizliga ugrayip bir sey yapamamanin getirdigi eziklik hissi...

QuaresmA dedi ki...

ofsayt kaldırılsın.

kesinlikle çok doğru ve mantıklı bi uygulama fakat yanlış kararlar yüzünden çok fazla gole yazık oluyor veya gol olmaması gereken pozisyonlar gol olarak değer kazanıyor. madem uygulamada sıkıntı var, kaldır gitsin. en azından hatalı kararların önüne geçilir.

alper dedi ki...

NEYDİ O ÇOCUĞUN SOYADI.adı sinan dı.ilk valencia maçında kırmızı kart görmüştü hani.o yaktı bizi.

birde tabi o hollandalı hakem var ikinci maçta.mario van der ende.o fsaytı nasıl verdi hala anlam veremiyorum zaten.

threepoint dedi ki...

@ adaş

sinan demircioğlu'ydu, sol bek, altyapıdan çıkma.

Jessie dedi ki...

burak yılmaz ılk maçında onu 45 te oyundan aldırtmıştı.

Pamukk dedi ki...

can damarımı attıran maç-pozisyon. hala da idaaa ederim, kabul etmem orda faul maul yoktu.ipneler.

Ekrem dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ekrem dedi ki...

valencia maçı ve şimdi tam emin olamamakla birlikte sanırım rosenborg maçı olması lazım. bu iki maç benim çocukluğumun boğazımda düğümlenen maçlarıdır. yamulmuyorsam rosenborg maçında şike falan bir şeyler çıkmıştı. kura falan çekilmişti galiba maçtan sonra ve kuradan çıkan takım rosenborg yerine devam etmişti sanki.

ian dedi ki...

fener maçında higuain'in attığı gol buz gibi goldü. fenerliler bile şaşırmıştı, biz de anlayamadık bi ara hakkaten niye vermediğini golü. her maçta 1983456193 olan bir pozisyona faul çaldı herif. inönü'de çalamazdı onu.
ahmet çakar mode on
"adamsan inönü'de çal"
ahmet çakar mode off

AQ-47 dedi ki...

Rosenborg direkt çıkmıştı, kura yoktu. Biz Norveç'e büyük umutlarla gitmiş, Daum'un harika taktiği ve nedense hesap edemediği hava şartları nedeniyle 3 tane yemiş ve gelmiştik. İnönü'de de Sertan tavşanı ve ona atılan hava topları sayesinde 60 dakikayı çöpe atarak yine Daum sağolsun demiştik. Ama hiç biri Valencia maçları kadar dramatik olamaz. O kadro Valencia'yı elemeliydi. Dediğiniz gibi 1 metreden dışarı atılan toplar ve kendi kalemize gol (o zamanlar Zan yoktu Ali vardı) bizi bitirdi. Ama asıl şerefsizliği Van der Ende yaptı. O sayılmayan gol, boşa giden çılgın sevinç...çocukluk travmalarım, Beşiktaşım...

Pamukk dedi ki...

herdaim bahtsısız biz bahtsız

Yorum Gönder

Ara