.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
25 Eylül 2009 Cuma

Yin Yang

(Ağustos başında yazmıştım bu yazıyı... Yönetim kurulu üyelerinin tamamı o kutlama senin bu kutlama benim dolaşır dururken... Güzeli yaşarken kötüyü, beyazı yaşarken siyahı yaşar olduk o günlerden farklı olarak... Burada da paylaşmak istedim bu 6 Ağustos 2009 tarihli yazımı. )

Hiç sevmem Çin kültürünü... Yemeklerini, kıyafetlerini, edebiyatını, mitlerinı, futbolunu, basketbolunu, hatta Yao Ming'i bile sevmem, ama çok da humanist olduğumdan bir an evvel iyileşmesini isterim aynı zamanda. Doğu Türkistan'daki olaylara hiç girmiyorum, çerezlik bir şeyler yazarken böylesine vahim ve mühim bir konu bu yazıda at bacağına konan sinek gibi olur... Çin'den çıkmış, kaynağı Çin olan tek bir şeyi severim, Yin Yang... Boktan Çin felsefesini türetip türetebileceği en yaratıcı önerme... Nasıldı; her iyiliğin içinde biraz kötülük her kötülüğün içinde biraz iyilik vardı bu önermeye göre; yine aynı önerme zıtlığın bir bütünü oluşturmasıydı. Pozitif ve negatif, aydınlık ve gölge, ve elbette siyah ve beyaz gibi. Her bir benzetmemde veya güzellememde olduğu gibi, siyah ve beyaz yine düşmeyecek dilimden. Yin yang benim için siyah beyazdır veya şaşırtıcı bir şekilde Bülent Ersoy ve Michael Jackson'dır. Hemen hemen aynı dönem insanı sayılabilecek bir lokal ve bir evrensel iki ünlü, Yin Yang dairesini oluştururlar benim zihnimde. Son 25 yılda bir tanesi karardıkça diğeri beyazlaşmıştır. Satırları dökerken, ırkçılık belasına ucundan kıyısından bulaşmamaya çalışıyorum; çok zor olduğunu bile bile... Ama dünyada ülke bazlı olarak üretiminde de tüketimin de şaftını kaydıran bu adamların ortaya attığı bu felsefe çok öncelerde bizler; "basiretsizler" tarafından bulunmuş, tatbik edilmiş ve doğruluğu kesinleştirilmiştir. Ne demiştik, "ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki..." Kılıçtan keskin o çizgi, hayatımızın içindeki siyah ve beyazı ayıramadı... Hiçbir zaman bembeyaz bir aydınlık değildi gördüğüm, diğer yandan katran karası karanlık gecelerde dahi yolumu bulduran ince beyaz ışıklar belirirdi gözümde. Hayat kapalı ve yeni açık arasındaki paslaşmalar tadında geçti durdu. Hayat siyah dedikçe ben beyaz ulan diye çılgın atıyordum. Tümüyle karanlığa batmışken, hacı bunun tadı da bir başka derken ise bir şekilde beyazı yolladı hayat. Tabi bir önceki durumdan tek fark vardı; karanlıkla yoğrulmuş ve karanlıkta görmeyi unutmuş gözler, o beyazla her karşılaştığında far gören tavşan moduna geçip savunmasız kalmıştır. Mutlak aydınlıkta olduğumuzu sanırken kocaman bir bulut kararttı bazen hayatlarımızı, bazense karanlıkla barışmış güzel güzel geçiniyorken bir güneş çıktı karşımıza... Aslına bakılırsa, gerçekten de siyahın ve beyazın farkları her ne kadar farklı da olsa, cezbedici ve karşıkonulmazdır. Seçmek zorunda olsak, iyi bir ustanın güzel bir peynir kullanarak yapmış olduğu künefeyle, yine işin ehli biri tarafından hazırlanmış kütür kütür bir çukunduruk turşusu arasında seçim yapmak gerçekten de çok zor olurdu.  Karanlığın üstüne gelen güneş gözleri kamaştırdığında; gözler başka bir yana çevrilemeden güneşe doğru bir fototropizma başladığında önünüze çıkan hiç bir engeli farkedemez ve herbirini bir şekilde aşarsınız. Sonunda anlarsınız ki ya güneş ulaşamayacağınız kadar uzaktaymış ya da güneş sandığınız ışık kaynağı işporta malı bir el feneriymiş. Üçüncü bir ihtimal ise o ışık kaynağı fena halde tevazu belası içine sıkışmış el feneri rolündeki bir güneştir ki her zaman fazla tevazu küstahlıktan gelmektedir, bu yüzden yapmanız gereken safa yatıp o el feneri görünümlü güneşten uzaklaşmaktır. Yin ve yang işte, yok ki ötesi. Ne güzeldir ki hayat siyah ve beyazın ayrılamayacak birlikteliğinden ibarettir. Boğaza kadar katrana gömülmüşken de, bembeyaz bulutların üzerindeyken zıt durumun çok uzak olmadığını bilmek ne de güzeldir. Zaten ne kadar karanlık olabilir ki etraf, arabeskin en dibine vurulan anlarda dillerimizden düşmediği gibi, "simsiyah bir yaşamın içinde bembeyaz Beşiktaşım seninleyken..."

2 Yorum:

abi duzeltmek gibi olmasin ama "yin ve yang" olacak diye biliyorum ben. bildigimiz diyalektikteki tez-antitez yani.

threepoint dedi ki...

öleymiş:)
düzeltme için teşekkür ettim.

Yorum Gönder

Ara