.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
14 Mayıs 2009 Perşembe

Televizyon Beşiktaş'lılığı

Ben maça gitme alışkanlığı olan bir futbol sever değilim. Veya değildim diyelim. Bu sene kombine aldım. Bir kaç yıl önce de almıştım. Kombine aldığım seneler dışında senede gittiğim maç sayısı 2-3'tür. Ancak televizyonda tüm hayatım boyunca kaçırdığım maç sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Hatta tekrarlarıyla falan Beşiktaş'ın oynadığı maç sayısından daha çok sayıda Beşiktaş maçı izlemişimdir. Şimdi bunun ne gibi bir anlamı var. Yuki The Zorba'nın geçenlerde bir tesbiti oldu. Benim stada gidip gelmemle birlikte bazı fikirlerimin değiştiğini söyledi. Hangi fikirlerimin değiştiği, değişmediğinden öte bence maçta olmakla olmamak arasındaki farkı ortaya koymak lazım. Yine Yuki The Zorba'nın fikrine göre, bir Beşiktaş'lı, gelebilecek durumu varsa maçlara gelmeli. O semtin kokusunu almadan, sesini, sözünü duymadan, o stadyum atmosferini hissetmeden maç yorumu olmaz diyor. En azından doğru olmaz diyor. Şimdi bu noktada belki de bunu en iyi görebilecek insan olduğum için kendime bakıyorum. Evet, insan taraftarlarla birlikte olduğunda, o atmosferi 15 günde bir izlediğinde ister istemez o grubun içine dahil oluyor. O duyguyu beraber paylaşıyor ve daha bir duygusal hale geliyor. Oysa televizyon bambaşka bir yer. Bir kere takımla, atmosferle aranda ciddi bir mesafe oluyor. O duygusal bağı kurmak mümkün olmuyor. Duygusal bağ bu kadar yoğun olmadığında da aslında pek de kötü bir şey olmayan; Objektivite devreye girebiliyor. En azından bunun yolu açılıyor. İşte tam da, Beşiktaş-Liverpool'u 2-1 yendiğinde bir televizyon izleyicisi, "Ingiltere'de 5'ten başlar diyebiliyor." Çünkü o, o atmosferi yaşamadı, toptan gelen sesi duymadı, atılan çığlıkları bilemedi. Aslında aynı şekilde, o gün Liverpool'u devirirken maçta olan kişi, ikinci maçın 5'ten başlayacağı gerçeğini ise tam da bu duygusal çeper nedeniyle farkedemiyor, farketse belki yine umurunda olmayacak o da ayrı konu... Neticede ben, "televizyondan maç yorumu", "taraftar yorumu olmaz" diye düşünenlerden biri değilim. Televizyondan, belki de daha net, daha objektif bir bakış açısına sahip olunabiliyor. Kendimden biliyorum. İnsan bir işin içine kendini ne kadar dahil ederse o kadar gerçeklerden uzaklaşıyor. Diyeceksiniz ki, kardeşim sen taraftarsın. Senin ihtiyacın olan gerçekler değil, duygular... Evet bu da ayrı konu. Ama daha önce de dediğim bir kapıya çıkıyor yine. Herkesin futbolu anlamlandırma ve zevk alma biçimi ayrı. Kimi stadyumdaki o duygusal yoğunluğu, Beşiktaş gol yediğinde stadyumda çıt çıkmayan o 5 saniyelik anı yaşamak için stadyuma koşuyor. Kimi gırtlağı patlayıncaya kadar tezahürat yapmak için... Ben ise her stadyuma gittiğimde futbol maçını bir satranç maçı gibi algılayıp, sahadaki 22 kişinin topla birlikte dansını, birbirinin içine girip o mükemmel ahengi yakalamalarını, teknik direktör denen yöneticilerin hamlelerini ve insiyatif alan / alamayan futbolcuların kendi içlerindeki mücadeleyi görmek için gidiyorum... Bazen başarı bir oyuncunun topu kale çizgisinden içeri itmesiyle geliyor, bazen de bir hakem hatasıyla. Ama bazen transfer sezonunda yapılan bir yanlış transferle kaybediyor takımlar başarıyı. Çoğu zamanda yapılan doğru hamlelerle kazanıyorlar kupaları. Neticede Beşiktaş'lıyız veya futbol severiz. Sevdiğimiz şey aynı. Seviş nedenlerimiz ve biçimlerimiz farklı. O yüzden Televizyon Beşiktaş'lısı, Beşiktaş Beşiktaş'lısı, Adana Beşiktaş'lısı diye kategorilere ayırmak yerine hep birlikte şu topun arkasına geçmekte fayda var diye düşünüyorum...

12 Yorum:

shelbyl dedi ki...

Al benden de o kadar. Benim durumum biraz zaruriyetten ama, dediklerine katiliyorum.

T. Egemen Gul dedi ki...

Iyi düşünmüşsün.

t2 dedi ki...

öZELLİKLE KAPALI ÜSTTE YA DA TOPSUZ OYUNU TAKİP EDEBİLEN HER HANGİ BİR GÖZDE ; BİR FUTBOLCUNUN HAREKETLENİŞİNDEN KALEYE GİDİŞİNİ ASİSTİN BAŞLANGICINDAN GOL SEVİNCİNİN SONUNDAKİ HAREKETİNİ TELEVİZYONDAN GÖREMEZSİN .

LİVERPOOL MAÇININ DUYGUSUNU TELEVİZYONDA SEYREDENLER 35 SENE SONRA BİR ARKADAŞ ORTAMINDA PİŞMAN OLACAKLARINA KALIBIMI BASARIM .

3-5-2 Yİ TRİBÜNDEN HİSSEDERSİN , OYUN DİZİLİŞİNİ EKRANDAN ANLAYAMAZSIN , KİM ÇIKACAK DİYE TV YORUMCUSUNA BAKMAZ - KENDİN SEÇERSİN .

SEMTİN AİDİYET DUYGUSU İLE MAÇ ÖNCESİ KEYFİNİ MAÇA GİDİNCE BİLİRSİN . MAÇ İÇİ DURUMLARI , TV YE YANSIMAYANLARI STADDAN TAKİP EDERSİN .

TEKRAR SEVMEM , NE KENDİMİ NE HAYATIMI TEKRARDAN KAÇINIRIM . VARSIN OLSUN ANI YAŞARIM TEKRARI DA KAÇIRIYIM .

DUYGU İSTERSEN TRİBÜN , MANTIKLI ANALİZ İSE YİNE TRİBÜN .

EEE O ZAMAN FORZA KAPALI ! TV BEŞİKTAŞLILIĞI DİYE BİR ŞEY YOKTUR AMA HER AKLI BAŞINDA ADAMI CİVARIMIZDA GÖRMEK İSTERİZ .

shelbyl dedi ki...

t2 yahu, rica etsem de komple buyuk harfle yazmasan? Buyuk harf bana hep biri bagiriyormus gibi gelir, okuyamam o yuzden.

Saygilar.

t2 dedi ki...

Shelby hayatta sevdiğin üç şey nedir ?

- ayakkobalarimmm
- Sivgilim ....
- ....

Shelby ne dedi ?

Ne derse desin EYVALLAH :)))

shelbyl dedi ki...

Olm referansi da anlamadim. Ama harfleri kuculttugun icin sag ol.

T. Egemen Gul dedi ki...

Bu baslik altinda cok acaip bi geyik donuyor. Ben de anlayamadım.

beyler adriana lima ablamıza ayıp oluyor ama bu yaptığınız. hayır aristokrat mı olunuyor böyle yapınca, anlamadım ki? gerçi shelbyl amerika'da o haklı..

http://www.youtube.com/watch?v=uohvRUdcPsE

t2 dedi ki...

Adriana Lima ... reklamlar dan diri dan dan şebekemden kork !

shelbyl dedi ki...

Adriana Lima koyu Katoliktir. Sevgilim dedigi adamla evlendi zaten. Kankam dogru cevap.

Mevzubahis ekibi olarak burada da cokertecegiz sizi, evet.

yuki the zorba dedi ki...

Geyiğe vurulmuş yorumlarda, ben Jessie'ye küçük eklemeler yapayım...

"Semtin kokusunu almadan, sesini sözünü duymadan maç yorumu olmaz" demeyelim de, taraftarlığın doğrusu o olmaz diyelim; "imkanın varken"i de eksiltmeyelim... Ben maçta olmadan maç yorumunun doğru yapılamayacağını düşünüyorum, o doğru... Sebebi de basit, iki senedir Cisse'nin iyi futbolcu olduğunu ben anlatırken, televizyonda maç izleyen akranlarım "orta saha için fazla yumuşak" olduğunu söylerler... Bir maçtan sonra "İbrahim Üzülmez iyi oynadı" der maçı televizyondan izleyenler, benim ağzım köpürmeye başlar; çünkü televizyon sana ne kadar izin verirse o kadarını izleyebiliyorsun, adam oyunun 85 dakikasında yokken 5 dakikalık özette yıldız olsa ne yazar...

Samsun maçı geldi aklıma bir de bak... Samsun maçını televizyondan dahi izleyen her insan maçın nasıl oraya geldiğini hatırlıyor olmalı... Ama ne oluyor mesela, herkes o maçı televizyondan özetlerden izliyor... E özetleri izleyen o Beşiktaşlı benimle aynı şeyi düşünebilir mi? O adam nasıl Beşiktaşlı olabilir, bu kadar yakın tarihte 25 dakika boyunca kasıtlı şekilde doğranan takımı göremeden? Digiturk'un eline bakan sistemde bu maçı benim gibi izlemene izin verilir mi ey Televizyon Beşiktaşlısı? Verilmez. O zaman o maçta olacaksın. O anı yaşayacaksın, göreceksin sana gösterilmeyenleri ki benim yoğurulduğum hamurla yoğurulasın. Fenerbahçeli'nin, Galatasaraylı'nın beğendiği görüntüleri değil, kendi seçtiklerini izleyesin...

Kısacası stadyumda olmak sana seçeneklere sahip olma lüksünü verir... Hele Kapalı ya da Numaralı'da maçı gözlemleyebileceğin yerdeysen, sana ekstra bir perspektif de sunar. Evet öldürücü hakem kararlarını kora kor tartışamazsın eve gitmeden, son vuruşun inceliğini inceleyemezsin; ama maçın akışını, takımın dizilişini, sahaya yayılışı yani Jessie senin sevdiğin işleri televizyondan yapamazsın. Yapsan da televizyon sana izin verdiği kadar yaparsın, kendi seçtiğin şekilde değil...

Değiştin diyorum, çünkü artık sen de Beşiktaş tribün taraftarı ekseninde reaksiyon veriyorsun bir şeylere... Futbolu gözlemleyiş şeklin değil, taraftara bakış şeklin değişti... Eskiden 5 kere taraftar deyip, 4 kere kötü derken; şimdi pek taraftardan bahsetme ihtiyacı hissetmiyorsun. Sebebi basit, taraftarın maça, takıma ve kulübe olan kısıtlı etkisini bir şekilde sen de içeriden gözlemliyorsun. Taraftar iyi ya da kötü bilinmez ama kulübün yönetim şekline de, işlerin nasıl yürüyeceğine de karar veren merci değil. Beşiktaş'ta hiç değil! Aksi durumda ne Denizli gelirdi, ne de Nobre ya da Yusuf Şimşek Beşiktaş forması giyerdi... Bu elle tutulur bir gerçek...

Ben futbol sevdiğim için maça gidiyorum. Mesela Çarşamba günü UEFA finaline, bir ay önce Fenerbahçe - Galatasaray ya da İspanya - Türkiye maçına gidişim bundan... Bank Asya Play Off'larını yerinde takip etme isteğim, fırsat bulunca Fener Galatasaray maçlarını stadyumda izleyişim de bundan... Ben futbolun televizyonda, hele ki Digiturk gibi kısıtlı piyasada rating güdüsü iyice had safhaya çıkmış bir kurumda izlenebileceğine inanmıyorum. Musa Çözen midir bana futbolu izletecek adam? Fransa Ligi maçlarını Premier League maçlarına dahi tercih etmemin sebebidir oysa rejideki olağanüstü sihir... Ama ben hala sihirli olan oyunu değil, futbolu seviyorum. Üst düzey futbol da imkan varsa stadyumda, imkan hala varsa uzun kenarlara yatan tribünlerde izlenir... Taraftar olmak dersen; imkanın varsa ve maça gelmiyorsan bana çok iyi sebepler bulmalısın o dolmayan tribünleri boş bırakmak için...

Jessie dedi ki...

ben aslında televizyondan izlerken bir başka zevk alıyorum. şöyle; ben maç izlerken çok zor bir şey yer içerim. onu da yersem zorla yerim. dünyanın en güzel yiyeceği de olsa önümde benim için önemsizleşiyor. maç oynanırken değil sağa sola bakmayı, tuvalete bile gitmem bir şey kaçırırım diye.

maçta böyle olamıyor. biri kalkmayan fenerli olsun diyor, ona tezahürat, buna çakmak verirken ister istemez bazen oyundan düşebiliyorsun. gibi

Yorum Gönder

Ara