.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
17 Mayıs 2009 Pazar

Stefano Marrone

Gavur ellere gelip de futbol oynarken yeteneksiz Amerikalıların peşinde dil dışarıda koşana kadar anlamamıştım bu kelimenin önemini. Biz Sergen Yalçın ile büyüyen adamlardık, halı saha maçlarında defansa koşmazdık, halı saha soyunma odalarında sigara koklardık. Ne gerek vardı koşmaya?
"Ne anlarlar olm futboldan" dediğimiz herifler (ki hakikaten kurallar konusunda eksikleri var ama o ayrı mesele, şöyle diyeyim, NBA hakemleri bile bizim Türkcell Süper Lig hakemlerinden rezilken MLS'teki yorumlar...) bizi 10 pozisyonun 9'unda omuzla, hızla, kalçayla geçince jeton düştü, yetenek dediğin şeyin bir yerde bir halta yaramayacağını ve fiziksel mücadele dediğimiz şeyin esas olduğunu anladık.
Gereksiz anekdot yazdım ki Beautiful Freak, jokond tadı yakalayayım, olmadı neyse. Sadede gelirsem, diyeceğim şudur: Şu takımın son 3-4 yıldaki halini düşünüyorum, bir de şu 1 hafta içinde 3 deplasmanda 11 gol atan halini. Holosko'nun 82. dakikadaki deparını düşünüyorum. Maçların son yarım saatinde "Hah şimdi baskıyı kurarız, karşı takım yoruldu kesin" rahatlığına bürünüşümüzü düşünüyorum. 
Şampiyonluk gelirse Stefano Marrone'ye şilt, plaket, ev, araba ne istiyorsa verilmesi lazım; onu diyorum.
Daha önce de demiştim, şampiyonluk golü bu adama yakışır.

17 Yorum:

Jessie dedi ki...

yani doğru da, şampiyon olan takımın hep kondisyoneri ön plana çıkarılır. şimdi fenerbahçe'de galatasaray'daki kondüsyonerler kötüler mi? bilmem

mesela koy bizim takıma baros, lincoln, kewell, meira gibi adamları. yükle kondüsyonu... sıkıntı değil mi? evet sıkıntı.

shelbyl dedi ki...

Jessie, Besiktas sampiyon olsa da olmasa da, bu 3-4 sene onceki rezil halden su hale gelebildiyse, vakt-i zamaninda Sven Goran Eriksson ile de calismis olan Marrone amcanin payini kucumsemek olmaz, yaziktir, gunahtir, cehenneme gidersin.

Bir de ben son senelerde ne Fener'in ne de Galatasaray'in kondisyonerinin on plana cikarildigini gordum, duydum. Sen biliyorsan soyle, haksizlik etmis olmayalim onlara.

Jessie dedi ki...

koch vardı o yüzden dedim:)

shelbyl dedi ki...

Koch on plana cikarilmadi ki hic. Koch bir Watson'di, bir Robin'di, zaten bir yerden sonra 657'ye tabi devlet memuru oldu.

marpione dedi ki...

galatasaray'ın kondüsyoneri öne çıkarılmaktan öte eleştiriliyor diye hatırlıyorum. yoksa milli takımın kondüsyoneri miydi o? takım için çok önemli adamlar bunlar. biz de işini yapan olduğu için şanslıyız.

bir de shelby koch hiç de öyle silik bir adam değildi aslında. maç öncesinde ısındırmaları vs şov şeklinde olurdu resmen. yumruk şovu da severdi.

shelbyl dedi ki...

Koch benim gozumde Daum'un "given" ekurisidir, o yuzden. Yumruk sovu olayini bilmiyorum, mutlaka haklisindir.

Bu on plana cikarilma konusunu acmak lazim. Ben Fenerbahce'nin sampiyonlugunu "Takimda muthis kondisyon var, Koch'un farki belli oluyor" diye degerlendiren gormedim. Ama biz 3-4 yildir takimin fiziksel etkinsizliginden sikayet ederken, birden ligin bu konuda en ustun iki ekibinden biri haline geldiysek orada bir adama ozel mansiyon sarttir.

Dedigim gibi, benim futbola bakis acim da kondisyonerin on planda olmasini gerektiriyor, ama Turkiye'de "Zaten kondisyonerler hep on plana cikartilir" demesi jessie'nin garibime gitti.

delgado dedi ki...

yaklaşık 1-2 sene önce four four two'da marrone'nin röportajı vardı, o sıralar everton'da görev yapıyordu sanırsam. bir zamanlardan buralardan geçtiğini öğrenince (100.yıldı, son 10 yılda başka zamanda olamazdı zaten) içim burkuldu, denizli'yle birlikte yeniden takıma katıldığını duyunca da havalara uçtum, sağlam-denizli değişikliğinde marrone'nin de büyük fark olacağı belliydi.

röportajında tayfur'u birçok kez methettiğini hatırlıyorum, kimbilir belki de tayfur etkili olmuştur marrone'nin gelmesinde.

marpione dedi ki...

@delgado. bugün maçta bir ara tayfur'u gördüm ekranda. hani şu türk futbolunun yıllardır arayıp bulamadığı "sorunsuz" ikinci adam görevi için biçilmiş kaftan tayfur. futbolcuyken de öyleydi sergen'in yanında. şu anda teknik kadroda olması da çok isabetli. takımın son şampiyonluğunu yaşamış, kaptanlığını yapmış bir adamın orda olması çok faydalı oluyordur eminim.

zamanında çok spektaküler bir oyuncu olmadığından ertuğrul, rıza, rıdvan falan gibi hönk diye kimse takımın başına da getirmez onu. fakat ikinci adamlıkta sabrederse bir süre sonra belli bir kalitede teknik direktör olur. gerçi aykut kocaman'dan ummuştuk bunu ama o daire çizip durmaya başladı. bari tayfur sabretsin.

keşke post yapsaydım bunu.

delgado dedi ki...

marpione, böyle adamların zaten 2.adam/teknik direktör/altyapı sorumlusu olması önemli değil. tayfur gibi örnek insanların kulüpte rolü ne olursa olsun bulunmaları gerekir diye düşünüyorum ben de.

zaten dikkat et tayfur gibi adamlar her zaman marrone gibi sağlam adamların da favorileri arasında olurlar, profesyonelliklerinden ve mesleklerine saygılarından dolayı. bunun gibi daha birçok üstad-futbolcu örneği vardır da aklıma gelmiyor.

bi ara sergen geldi gelecek dedikoduları vardı, tayfur neyse zıttı da o olacaktır sergen için, teknik adamlık-antrenörlük babında. allah korusun diyor, blog ahalisine iyi geceler dileklerimizi sunuyoruz.

Jessie dedi ki...

valla ben öyle hatırlıyorum. şampiyon olunur ve bir köşe yazarı çıkar, tercihen gürcan bilgiç tarzı. bu şampiyonlukta asıl pay kondüsyoner x'in der. nedense bende böyle bir şey oluşmuş. isim olarak söyleyemiyorum ama kafamda böyle kalmış.

ben aslında kondüsyonerin önemine pek inanmıyorum. yani bunun daha çok takım yapısıyla ilgisi var bana kalırsa.

ernst'i çıkar oradan, kimi koyarsan koy beşiktaş tempo yapamaz. yapamıyordu zaten. ha, koy orta göbeğe sivok-cisse-ernst üçlüsünü, kondüsyoner ben olsam bile yer bitiririz rakibi :)

şaka bir yana, bunlar bilimsel metodlar olmalı. madem morrone başarılı, adamın vizyonuna, bilgisine güveniyoruz, teknik direktörden bağımsız olarak yapsınlar 20 yıllık sözleşme, masör falan gibi yıllarca görev yapsın bence. neticede görev tanımı belli. zırt pırt teknik direktörle değişmesi yanlış.

Noat SamisA dedi ki...

Stefano Marrone yıllardır Türkiye'de, hatta eşi bir Türk.Scala ile Beşiktaş'ta, Oğuz Çetin ile Fenerbahçe'de çalışmıştı.Futbolcularla Türkçe iletişim sağlayabilmesi ayrıca güzel.Teşvikiye'de bir spor salonu işletiyor, sabah idmanı olduğu günlerde öğleden sonraları bu salonda olduğunu öğrenmiştim ama bir gün gidip kendisiyle sohbet etmek nasip olmadı.İngiltere'ye Türkiye'den gitti, Sven-Goran Eriksson'un görevine son verilmesi ile yeniden Türkiye'ye döndü.Marrone'den önce de takımın fizik durumu iyiydi, hatırlarsak geçen yıl 2-0'dan dönülerek alınan pek çok maç vardır.Ertuğrul Sağlam ve Mutlu Topçu ile de takımın kondisyon problemi yoktu.Marrone'nin sezon başı kampının başında olmaması mevcut durumdaki payını azaltsa da mutlaka bir şeyler katmıştır.Asıl farklılığı gelecek sezon görebiliriz.

shelbyl dedi ki...

Benim hafizam bana oyun oynuyor muhtemelen, ben takimin daha onceleri bu kadar diri kaldigini hatirlamiyorum.

Gecen sene geriden gelerek aldigimiz maclar oldu, fakat bu geriden gelme zaferleri genelde ligin son 5 sirasindaki takimlara karsiydi. Mesela Sivasspor'la fizik acisindan asik atamazdik. Bu sene rakip kim olursa olsun ustunluk saglayabiliyoruz. Fizik yapi olarak da simdiki performansta olduklarini dusunmuyorum. Tabii bunda Ernst transferinin de etkisi var, bunlar mutually exclusive seyler degil, ama ben devre arasi kampinin da rolu oldugunu dusunmekteyim.

10 kisi hastasin diyorsa doktora gitmek lazim tabii.

delgado dedi ki...

@noat samisa

evet scala zamanıymış, röportajdan yanlış hatırlamışım ben de.

yalnız geçen sene sağlam-topçu'yla birlikte bi sorun olmadı demişsin de, haberlerde bi "beşiktaş, mutlu topçu eşliğinde kondisyon çalıştı" var, bi de "beşiktaş, kondisyoner stefano marrone eşliğinde kondisyon çalıştı" var. hangisini seçersin?

mutlu da yıllarca profesyonel futbol oynamış bi adam, sporun içinden gelen her adam gibi onun da önemli bilgileri vardır, antrenman metodlarını bilir eminim, beşiktaş gibi bi kulübe gelince kendini geliştirmiştir de. ama ne eğitimi almıştır, asıl olayı, ilgi alanı nedir, bunlar var işte bir de. kondisyonerin tayfur olması gibi bir şey, geçen sene kondisyonerin mutlu'nun olması. şöyle ki:

Roma Üniversitesi Spor Akademisi’nden mezun olan Stefano Marrone, Roma Üniversitesi’nde Spor Bilimleri masterı ve Firenze Federal Center’da Futbol Fitness Koçluğu masterı yaptı.

insanın "beni stefano marrone'ye emanet ediniz" diyesi geliyor yani, işinin eri olmak çok önemli.

geçen sene belki geriye düşüp çok maç çevirdik ama 90ı bırakın 60 dakika boyunca fizik üstünlüğünü sağladığımız maçlar bir elin parmaklarının sayısını geçmez. zaten fizik-kondisyon sadece "yorulmama" değildir, ki ister liverpool gelsin ister konya gelsin rakibini her daim kendi yarısahasında karşılayan ertuğrul sağlam beşiktaş'ı için yorulup yorulmamak önemli bi kıstas değildir.

Noat SamisA dedi ki...

Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'a imza attığında bloga yazdığım postun büyük bölümünü Marrone'nin gelişinden duyduğum sevince ayırmıştım.Yazdığım yorumda anlatılmak istenen Marrone-Topçu karşılaştırması değil.Yorumlarda Jessie bahsetmiş mesela, ''şampiyonluğun mimarı Marrone'dir'' kısmı oldukça klişe.Takımın oyununu rakibine kabul ettirmesi büyük oranda orta saha kurgusu ile alakalı, hücumda dönen topları alıp beklerinizi de oyuna katarsanız bunun adı baskı oluyor.Sağlam dönemi takım orta sahasız oynadığından baskın oyun anlamında pek fazla bir şey göremiyorduk.Marrone'nin mutlaka katkısı vardır, bundan sonra da olacaktır, Topçu'yu değil de Marrone'yi tercih ederim; lakin takımın bu noktaya gelişinde, kupa finalinde, Ankaragücü'ne karşı oynadığı oyun ve daha öncesi büyük oranda takımın saha içi düzeniyle alakalıdır.

shelbyl dedi ki...

Hah tamam bulustuk o zaman ortada.

Ben de diyorum ki, belirli bir fizik-kondisyon duzeyi olmadan saha ici dizilis ne olursa olsun takim bekleneni veremez. Sampiyonlugun mimari Marrone'den once Ernst transferidir, sistemin oturmasidir; o ayri hikaye. Ama tek neden sudur/budur diyemeyiz.

Ben bu post'u yazarken "Sampiyon olunacak ama kimse kondisyonerden bahsetmeyecek" diye dusunmus, bu adamin adini medyada hic duymamamdan oturu on plana cikarmak istemistim kendini. Bu tabirin klise diye nitelenecegini hic tahmin etmemistim. Abartili tabirler biraz da o yuzden aslinda.

shelbyl dedi ki...

Soyle bir durum da var, Milli Takim'a yazin Amerikali kondisyonerler getirildi mesela; ama milli oyuncular sonrasinda sakatlaninca suc bu adamlara atildi gayet. Boyle bir yaklasim var Turkiye'de, benim cikis noktam oydu.

Noat SamisA dedi ki...

Amerikalı kondisyoner yaklaşımı doğrudur esasen, milli takımda ABDli'lerin elinden geçen tüm oyuncular sezon içerisinde pek çok kez adele sakatlıkları yaşadılar.Bu bir realite.Keza ulusal takımımızın geri dönüşler için bulduğu enerjiye de Amerikalı'ların çok yardımcı olduğu bir diğer realite.Ama Euro 2008'deki milli takım çok ekstrem bir örnek olur, kıyas kabul etmez.

Hep vurguladığım bir şey var.Beşiktaş eğer bir orta saha kurgular ise oyuna tutar.Rakibe kontrolü vermeden oyunu idare eder.Rakip zayıf ise golü de bulur, bulamaz ise de 60'tan sonra mutlaka fırsatlar gelir.Çünkü bu takım bir süredir bu ligin fizik kalitesi en yüksek takımı.Benim gözlemime göre bu Marrone öncesi de benzerdi.Hedef maçlarda da genelde benzer bir senaryo vardır, lakin kupa finali hariç Denizli bahsettiğim, ısrar ettiğim kurguyla hiçbir hedef maça başlamamıştı.Oyun öyle ya da böyle gelişti ve 60. dakika sonrası Beşiktaş rakibini sahadan sildi.Bu bir örnektir.Filip Holosko denen ''yaratık'', takımda maç öncesi ısınma seansını tam disiplinle yapan iki adamdan biri.Diğeri Ernst.Bunlara bir de Sivok'u ekleyelim.Bu üçlü hangi kondisyoner ile çalışırlarsa çalışsın -malzemeciyle değil tabii, az-çok işin formasyonunu almış biri- elbet bir fizik yeterlilik düzeyini aşarlar.Marrone işin ehli adamdır, takımın yemek listesini bile o hazırlar, FFT'deki röportajda hayran kaldım kendisine, gördüğüm kadarıyla çok da iyi bir insan ve ön plana çıkartılmalıdır.Yine dde bu noktaya gelişin esası büyük oranda saha içindedir.

Selamlar...

Yorum Gönder

Ara