.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
29 Ocak 2009 Perşembe

Oyunlar ve Kurallar

Bazı şeyler ne kadar kolay, bazı şeyler ne kadar mide bulandırıcı. Güç ile alakalı artık herşey. Boktan bir oyunun parçası olmadan olmuyor. Parayla yönetilen bir şey var, ve o şeyin içinden kendimize güzel birşeyler bulmaya çalışıyoruz. O sistemin içerisinden çıkamayacağımızı bildiğimiz halde en azından biz kenarında duralım, üzerimiz fazla pislenmesin istiyoruz. Kafalar çok karışık usta. Kimse ne istediğini bilmiyor artık. Büyüklük lafı ağızlarda sakız oldu. Tek büyük, iki büyük kalıyor, üç büyükler, Beşiktaş artık büyük değil, 4 büyükler falan. Yok Fenerbahçe’nin kombine satışları 3müş forma satışları 5miş, yok Galatasaray’ın avrupa başarıları bilmemneymiş. Bana ne ulan? Sen bunları söyleyince ben sana büyüksün mü diyorum sanıyorsun? Benim sağım siyah solum beyaz usta, ötesi yok. Bana Beşiktaş’tan başka büyükte yok. Ama işte öyle olmuyor ya hiçbirşey. İlla kafasına gözüne sokmak gerekiyor bazı leşlere bazı şeyleri. Bu düzene alet olmadan olmuyor.Hop lig tv’leri iade ediyoruz, hop telefon geliyor “Bekleyin bazı şeylerin değiştiğini göreceksiniz!” diye bir kız sesi, hop Şansal gazetede Beşiktaş’ın ne kadar iyi oynadığını yazıyor. Ama yediği küfürler ağır gelmiş olacak ki zehrini ufak ufak vermedende bırakmıyor; “Koca Kurt'a güveniyorum... Yani Mustafa Denizli'ye... Yeter ki; Başkan, Beşiktaş seyircisini yanlış yönlendirmesin... Yeter ki seyirci bu küfürü bıraksın... Denizli maçından sonra Zapatocny ne dedi: 'Büyük baskı altındayız...' Kim yapıyor bu baskıyı? Elbette Beşiktaş seyircisi... Beşiktaş takımının deplasmanda İnönü'ye oranla daha iyi oynaması boşuna mı?” Seyirci baskı yapıyor ha? Allah aşkına şu söylediğine kendin inan be Şansal. Bu takıma baskıyı babaladığın seyirci değil, en ufak başarısızlıkta teknik direktörü gönderip takımı yeniden kuran ama senin yaltaklanmaktan geri kalmadığın o Başkan’ın kendisi yapıyor olmasın sakın? “Elbette Beşiktaş seyircisi”ymiş. Hadi lan ordan. Kupa maçında duymuşsundur, seversin, “sım sıkı taş gibi sım sıkı taş gibi dimdik, dimdik” Hatırladın mı? Bu LigTv protestosunun olmuş olmasından ama daha çok işin başka çareye yer bırakmayacak hale gelmiş olmasından rahatsızım. İşlerin artık vurmayınca ses gelmiyor hale gelmesinden rahatsızım. Birilerinin telefonda “Bazı şeylerin değiştiğini göreceksiniz” demiş olmasından, Beşiktaşlıların bunu yapmak zorunda kalmış olmasından rahatsızım. Bu oyun böyle oynanıyorsa, bizde böyle oynarız demek zorunda kalmış olmaktan rahatsızım. Benim hayalimdeki Beşiktaş’ta böyle şeyler yoktu hiç. Benim Beşiktaş’ım ya delikanlı gibi herşeyi sineye çeker sonra çıkar kartal gibi o formayı terletir yada delikanlı gibi ceketini alır giderdi. Ama artık herşey değişti. Çıkış yollarının hepsinde üstümüze çamur sıçrıyor. Birşeyler yapalım derken yıprana yıprana eksiliyoruz. Lig Tv iade diyoruz Doğan grubunun adamı oluyoruz, Demirören istifa diyoruz muhalefetin adamı oluyoruz, istifa demiyoruz Başkan’ın adamı oluyoruz. Takıma destek veriyoruz futbolcular baskı altında oluyor, vermiyoruz büyük Beşiktaş seyircisi bu muymuş oluyor. Tribünüde herşeyin içerisinde çürüdüğü bu düzenin biryerlerine koymaya çalışıyorlar illa. Elimizde bayrağımız dik durmaya çalışıyoruz. Sonra bir bakıyoruz dakikalar 85i geçmiş, kapalıdan bir ses yükseliyor “Yumruklar Havaya!” Yumruklar havada. Yumruklar sımsıkı. Sadece Beşiktaş, sadece Beşiktaş için. Bütün bu boktan sisteminize lanet okuyarak Bağıra bağıra Yumruklar havada.

Ara