.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Michel Preud'homme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michel Preud'homme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mart 2015 Cuma

Preud'homme'un sözlerinin dev aynamızda yansımaları


Çeyrek finale çıktıklarının hatırlatılması üzerine Brugge teknik patronu, "Bizim beklentimiz sadece grupta oynamaktı. Biz iki eleme oynadık. İki defa tur atlayıp gruplara gittik. Avrupa'da çok daha rahatız; çünkü bizden fazla bir şey bekleniyor. Bize grupları kazanmak bile yeterliydi. Çeyrek finale çıktık. Belçika'da kupa kazanmak istiyoruz bu bizim için daha önemli" ifadelerini kullandı. (kaynak)

Bunu diyen teknik direktörün kulübünün tarihinde Şampiyonlar Ligi ve UEFA finalleri, yarı finalleri var. Bunu diyen teknik direktörün kulübü, son 10 senedir sektirmeden UEFA Avrupa Ligi'ne katılmış. Bunu diyen teknik direktörün kulübü, son 5 senenin dikkate alındığı takım sıralamasında Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un üstünde yer alıyor. Bunu diyen kulübün ülkesi Belçika, UEFA katsayı sıralamasında Türkiye'nin 2 sıra üstünde, 10. sırada. Aynı Belçika'nın yetiştirdiği jenerasyon, uluslararası kupalarda ülkelerine 10 senelik mutlu bir gelecek vaat ediyor.

Bizde ne oluyor? Prandelli "lig daha önemli" diyor, küfür yiyor. Bilic "ligi önemsemiyor", küfür yiyor. Milli takım hasbelkader elde ettiği başarılar haricinde uluslararası alanda varlık gösteremiyor, dönüp dolaşıp aynı hocaya ve aynı kadrolara geliyoruz.

Türkiye'de spor medyasının iki amacı var: Bir, kankalarını, her ne şartta olursa olsun kollamak ve yüceltmek. İki, beğenmedikleri takım/hocaların üzerine ağlatana kadar gitmek. Jardel'in, Ortega'nın, Lincoln'un teneke bağlanıp kovulduğu topraklardayız. Hadi onu geç, Türkiye'de bir sene daha kalsa akıl sağlığının ne olacağı meçhul Arda'nın kaçıp Atletico Madrid'in sembol isimlerinden olmaya yelken açtığı topraklardayız.

Türkiye'de spor taraftarının da tek bir amacı var: "Koymak." Takımın koyduğu sürece varsın, yoksa yoksun.

* * *

NBA'de Boston Celtics, çok kötü bir kadroyla başladığı ve devam ettiği sezonda Playoff'ların eşiğine geldi. Ha, son dakikada olur, Playofflara kalamayabilir. O takımın adı İstanbul Celtics olsa, Playofflara kalamadığı anda hocasının kovulması gündeme gelirdi. "Madem Playoff'a gidemeyeceksin, daha kötü oyna draft pick'in yüksek olsun? Bu kadar ileri görüşsüzlük olmaz." "Haklısın hocam, ama Boston gibi bir şehre bir tane yıldız getiremeyen Danny Ainge'i de es geçmemeli."

ABD spor medyasında da spekülasyon yok mu? Var tabii ki. Anaakım medyanın olayı her yerde odur, reyting için pireyi deve yaparlar. Ama alternatif medyada, barlarda, forumlarda insanlar "takdir" etmeyi biliyor. İstatistiklere bakılıyor ve hangi takımların nasıl başarı sağladığı konuşuluyor. Atlanta Hawks'ın, Golden State Warriors'ın bu sene yaptıkları, onlara ve hocalarına 3-5 senelik kredi açacak. Bir kere başarı sağlayıp kredi kazandın mı, insanların seni silmesi o kadar kolay değil. Bizde ise tam tersi, 3-5 senelik başarı 1 senelik kredi getiriyor eğer "bağlantılı" bir figür değilsen. Türkiye futbolunun "bağlantılı"ları kim teker teker isim saymayayım şimdi.

NBA'deki basketbolcuların ekseriyeti "zor koşullarda" yetişen oyuncular. Geçmişinde çetelere katılmış, ıslah evinde vakit geçirmiş olanlar var, ve bunların hepsinin hikâyesi bir şekilde konuşuluyor. "Bakın bu gençler nereden nereye geldi, siz de çalışırsanız yapabilirsiniz" mesajı veriliyor. Bir Celtics taraftarı, kadrosundaki 15 oyuncunun nereden geldiğini, hangi okula gittiğini, dramatik hikâyesi olup olmadığını biliyor. Bizde Anadolu takımlarını geçtim, İstanbul medyasının kapsama alanındaki kulüplerdeki oyuncuların hangisinin hayatına dair fikrimiz var? Hangilerinin başarılarını kutluyoruz? Onların kişisel hayatları, "milyarlık eşekler" olmaları haricinde ne zaman gündemimize giriyor?

* * *

Dünkü yenilgi Biliç'e yazılır: İki maçta da farklı yollarla da olsa aynı senaryo gerçekleşti, öne geçtiğimiz maçı verdik. Kenardan müdahaleleri yetersiz kaldı, Preud'homme ecnebi tabiriyle "outcoach" etti onu. Biliç'le beraber, ya da hemen sonra da Tolga'ya yazılır. Pozisyonlardaki hatalarını teker teker yazmaya kalksak ayrı bir post'a ihtiyaç var.

Peki taraftarı nereye koyacağız? Skor 1-1'ken takımını yuhalayan taraftarı? Takımın başında yuhalanması gereken bir başkan varken, düzenlenmeye çalışan protestolara "sabote etmeyin UEFA'ya gidelim" diye tepki koyan taraftar bu taraftar mı? Değilse, o taraftar nereye gitti, bu taraftar nereden geldi?

Biliç eleştirilir, eleştirilmeli. Tolga eleştirilir, eleştirilmeli. Lâkin bunları yaparken durup da bir kendimize bakmamız gerek be? Preud'homme'un sözlerine bakıyorum, elde ettiği başarıyı, tevazusundan hiçbir şey kaybetmeden kutlayan bir hoca var. Ondan da öte, sözlerinden kağıt üzerinde beklentileri çok daha dengeli bir taraftar grubuna hitap ettiği anlaşılıyor.

Peki biz maç bitince hatalarımızı sayarken, eleştirilerimizi yaparken aynı zamanda başarıyı da kutlamayı ne zaman öğreneceğiz?

Ara