.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Barış Gerçeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barış Gerçeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Nisan 2014 Cumartesi

Beşiktaş - Fenerbahçe Maç Önü

Ligin ilk yarısında Fenerbahçe – Beşiktaş maçı öncesi Barış

’la maç ne olur diye yazışmış, kendi bloglarımızda paylaşmıştık, ilgi de çekmişti, şimdi ikinci maç öncesi de tekrarını yapalım dedik (bkz: “İlki çok tutunca devamını çekmişler”)

GÜRCAN ULUSOY: Normalde Beşiktaş - Fenerbahçe maçlarının saha içine dair söylenecek çok şeyi olur. Lakin, belki de uzun süredir ilk defa oyun kapasitelerinin önüne geçen bir maç önü durumu var. Fenerbahçe her ne kadar resmen ilan etmemiş olsa da, şampiyon oldu diyebiliriz. Bu açıdan bakınca, Fenerbahçe'nin Olimpiyat Stadı'na hangi psikolojiyle geleceği, maçın temel şekillendiricisi olacak.

Sence Fenerbahçe Olimpiyat Stadı'na nasıl gelecek? Misal, Caner'in hafif sakatlığı var, oynasa oynar ama ciddi sakatlık riski oluşturur. Fenerbahçe, şurada 5 hafta kalmış, bunu kaybetsem de Caner'i sonraki haftalar kaybetmeyeyim diyebilir mi? Ben o açıdan soruyorum psikolojiyi. Veya denk geldi, bir karambol, bir karambol daha devreye 2-0 mağlup girdiler. Hadi beyler buradan dönüyoruz mu derler, yoksa bu maçı kaza bela olmadan kapatalım, sonraki maçlara bakalım mı derler. Bu sorduğum soru, maç satma, hatır şikesi, Galatasaray nefretiyle ilgili değil. Lakin en az o faktörler kadar oyunu şekillendirecektir. Ben kişisel olarak öyle bir durumda Fenerbahçe'nin bir şampiyonluk maçındaki gibi ısrarcı olacağını sanmıyorum.

BARIŞ GERÇEKER: Fenerbahçe’nin bu seneki lig fikstürü bütün iç saha derbilerini ilk yarıya, deplasman derbilerini ikinci yarıya attı (sözlük anlamıyla derbi tanımına girmiyor olsa da Trabzonspor maçını da dahil ediyorum). Fenerbahçe ilk yarıda üç maçtan bir galibiyet iki beraberlikle çıktı, ikinci yarıdaki iki derbide biri zaten alacakmış gibi oynadığı maçta hükmen galibiyet, diğeri futbolsuz bir maçta yenilgi. Teknik direktörü Aykut Kocaman sonrası futbol açısından daha geniş bir kitleyi tatmin etmiş olsa da, takımı tarihinde ilk kez Nisan’da şampiyonluk ilanına götürse de kendini ispat açısından bu tarz maçlardaki performansı sorgulanacak bir Ersun Yanal. E, Türk Telekom Arena’da o sınavı iyi veremedi Yanal, takımla beraber. Şimdi bir de olası galibiyette şampiyonluk ilan edilecek bir derbi deplasmanından yenik çıkmak istemez. Ancak Fenerbahçe futbol takımının da Trabzon gibi bir deplasmandaki sakinliğiyle Türk Telekom Arena’daki aşırı gerginliği gibi iki uç ruhhali var. Olimpiyat’a hangisi gelecek kestirmek zor. Fenerbahçe’nin, Fenerbahçe olarak herhangi bir derbiye ligin kalan 5 haftasında kazaya uğramayayım diye düşünerek çıkma lüksü yok.

Taraftar Galatasaray maçındaki akıl tutulmasına hakem ve rakiple ilgili konulardan sıra gelip de pek söylenemedi ama, Beşiktaş karşısında da benzeri bir durum olursa bu hem oyunculara, hem Yanal’a olumsuz yazar. Tarihinin en erken ve en açık ara şampiyonluklarından birine giderken böyle şeylerle bunu ufak tefek de olsa lekelemek istemeyeceklerini düşünüyorum.


Tabii bu tamamen benim hüsnükuruntum da olabilir, belki oyuncuların o kadar da umrunda değildir, kestiremiyorum. “Yenelim, şampiyonluğu ilan edelim bitsin bu iş” demenin bile kendi içinde açılımı var. Sezonun bu maça bağlı olmadığını bilerek bu halde çıkmak Fenerbahçe’ye normal şartlarda avantaj sağlar. Ama illa kazanalım derlerse Türk Telekom Arena tarzı bir gerginliğe dönüşür mü bu? Zor. Beşiktaş’ta bir Melo yok zira. Fazla sakin kalmak, ikincilik için maçı mutlaka kazanması gerekiyor gözüken iştahlı olacak bir Beşiktaş karşısında zaafa dönüşebilir mi? O da olası. Ha, Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın ikinciliğini baltalamak için “Kaybetsem de bir şey olmaz” kafasında Olimpiyat’a gitmesini bekleyen varsa onu hiç beklemesin. Taraftarın içinden önemli bir kesim “Yenilelim de Galatasaray’ın ikinciliğine engel olalım” diyor olsa bile, bunun takıma yansıyacağını, sahaya yansıyacağını ben düşünmüyorum.

Beşiktaş’ın psikolojisi ne olur pekiyi? Torku Konyaspor maçı sonrası hakem mağduriyeti muhabbeti gereğinden fazla uzadı bana göre. Beşiktaş bu ve benzeri mağduriyetleri diğerlerine göre daha abartılı yaşayan bir camia bence. Bunu yakıta mı çevirir, yoksa Pazar akşamı olası iki üç tuhaf aleyhte düdükten sonra isyan moduna mı geçer? Ve velev ki kaybedip ezeli rakibinin sahasında şampiyonluk ilan ettiğini gördü, kalan maçlarda yeniden tutunabilir mi ikinciliğe? Gerçi Galatasaray’ın durumu da önemli bu soru için ama...

GÜRCAN ULUSOY: Beşiktaş bu yıl stadyum ve diğer faktörler nedeniyle gerçek anlamda teknik heyeti tarafından yönlendirilen bir kulüp oldu. Bir şeye itiraz edilecekse, önce Bilic ediyor mesela. Gariptir, en çok o üzülüyor, taraftar arkasından geliyor bu duyguların. Konya maçı da aynı şekilde oldu. Beşiktaş teknik heyeti ve Önder Özen öyle tepkiler verdiler ki, taraftar "dur lan arada biz de dayak yemeyelim" noktasında kaldı sanki. Dolayısıyla, geçen haftanın olan biteni tribüne -bence- pek yansımaz ama yedek kulübesinin vidalarına kadar yansır. Olumsuz sonuç veya gelişmelerde Bilic'in atılması bence sürpriz olmaz. Bunun oyunculara nasıl yansıyacağını tahmin de edemiyorum açıkçası. Beşiktaş eğlenen, gülen bir takım. Çok fazla gerginlik barındırmıyor üzerinde. Konya maçı sonunda bile 2-3 oyuncu dışında hakeme itiraz eden olmadı, o itirazlar da "güzel kardeşim niye böyle yapıyorsun..." şeklindeydi, çimleri falan dövüyorlardı en fazla. Lakin bu bir Fenerbahçe maçı. 2-3 ters düdükten sonra elbette tepki olacaktır. Her zaman olduğu kadar. Burada Fenerbahçe'nin hangi psikolojiyle oraya geleceği de önemli.

Fenerbahçe, Galatasaray deplasmanına gittiği gibi gelirse, bence orada şampiyonluk kutlaması da yapamaz. Bu bağlamda, olaysız bir Fenerbahçe şampiyonluğu senaryosunu kafamda canlandıramıyorum. Olaysızlık, ancak Beşiktaş galibiyetinde gerçekleşecektir. Hoş bir şey söylemediğimin farkındayım ama durum bence bu. Diyeceksin ki, Fenerbahçe son derece dosthane şekilde oynadı, ezerek kazandı, ne olur? O gün o da zor olur... Bir gün evvel Galatasaray oynuyor. Oradaki bir puan kaybı da bu maçı etkiler. Galatasaray berabere kalırsa, Beşiktaş - Fenerbahçe maçının berabere bitme ihtimali artar. Enteresandır, Galatasaray kaybederse, Beşiktaş'ın daha büyük iştahla saldıracağını düşünüyorum. Vurup geçelim, işi bitirelim şeklinde. Galatasaray kazanırsa, Beşiktaş zaten kazanmak zorunda. Dolayısıyla, derbiyi etkileyecek en pis skor, Galatasaray beraberliği olur; Beşiktaş fazla hesap kitaba gömülür, o takımdan da o maç pek hayır gelmez. Burada da mantıksız bir şey söylüyor gibi duruyorum ama hislerim bunu söylüyor. Maç içine geçelim mi, maç önüyle ilgili ekleyeceğin bir şey var mı?

BARIŞ GERÇEKER: Dediklerine sırayla gidersek; Galatasaray’ın maçının üç sonucunun her biri Beşiktaş için maçın anlamına önemler kazandırabilir veya kaybettirebilir. Fenerbahçe için ise bu sadece rakibinin hali değişeceği için önem taşıyor. Şampiyonlukla ilgili bir durum kalmadı Galatasaray’a bağlı olan. Senin ima ettiğin şekliyle, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan gidip gitmemesinin oyuncuların doğrudan umrunda olmayacağından hareketle bunu söylüyorum tabii ki.

Beşiktaş tarafına gelince, senin de dediğin gibi, maçları bittiğinde ilk iş LigTV muhabirlerinden koşu mesafelerini öğrenip birbiriyle yarışan oyuncuları var Beşiktaş’ın. Eğlence ön planda. Bilic’le birlikte paylaşmak da ön planda. Zaten takım bünyesi de buna çok aykırı isimler barındırmıyor, aykırı olanlar tutunamadı falan filan. O yüzden Beşiktaş’ın psikolojisinin Fenerbahçe’ninkinden daha az önemli olacağını düşünemiyorum. Fenerbahçe pikniğe de gelse, kırıp dökmeye de gelse, Beşiktaş’ın maçtan beklentisi daha fazla. Açıkcası ben derbileri gerçekten daha çok isteyen ve inananın kazandığına inanırım. O yüzden işin psikolojik tarafında Beşiktaş, daha stresli taraf gözükse de avantajlı. Maç içine geçebiliriz. Başla...



GÜRCAN ULUSOY: İki takımın birbirleriyle oynadıkları son maç referans kabul edilebilir. Ben orada 90 dakikanın 80 dakikasında Slaven Bilic'e üstünlük kuran bir Ersun Yanal görüyorum. Fenerbahçe'liler o maçın 2. yarısına, Beşiktaş'lılar da ilk yarısına odaklanmayı seçtiler, çünkü kendi adına eğlenceli olan kısımları oydu. İkinci yarıda Fenerbahçe'nin tartışmasız üstünlüğü vardı, bunu kenara koyalım. Hatta maçın ilk yarı ve maç sonuçlarına da kenara koyalım, sahadaki oyuncuları da kenara koyalım, ilk devre de Ersun Yanal'ın istediği gibi gitti, bence Bilic bunu kabul etmeli. O güne kadar saldıran, ön alan presi ve uzun toplarla yaşayan Fenerbahçe, -hatırla- maça kontrollü başladı. Pres yapmaya, baskı kurmaya ve akıp gitmeye çalışan takım Beşiktaş'tı. Ne oldu? Emenike ve Alper Potuk ilk devrenin yıldızları oldu. Öne çıkan, ağır Beşiktaş savunması -tam da Ersun Yanal'ın planladığı gibi- kontra ataklarla yerle bir edildi. Diyeceksin ki, kardeşim Beşiktaş da 3 attı. Meireles atıldıktan sonra attı 1, Beşiktaş o golleri yıl boyunca attı 2. Kaldı ki, son 2 gol, Fenerbahçe kalabalıkken atıldı, o da oyuncu kalitesi. İkinci yarı, Fenerbahçe skor dezavantajıyla da, kendi oyununa döndü, -yine- Fenerbahçe'nin istediği oyun oynandı. Ben devre biterken ard arda atılan 2 golü, Bilic planına yazmam. İlk golü yazabilirim, eğer savunmada delik deşik olunmasa.

Senin fikrini de merak ediyorum ama bence Ersun Yanal yine aynı senaryoyu kurgulayacak. Bekleyecek, -Webo zaten yok- Emenike'nin savunma arkasına koşularını kullanacak. Sivok sakatlıktan yeni çıkıyor, Ersan da sakat. Pedro Franco - Dany tandemi olacaktır. Franco oyunu bilen bir futbolcu ama ağır. Dany de hız dışında bu seviyenin oyuncusu değil. Ortak özellikleri havadan zayıflar, sert değiller. Bence Fenerbahçe orta sahayı kalabalık tutayım, öndeki atletizmi kullanayım derse, oradan fayda üretir. Sence?

BARIŞ GERÇEKER: Yanal Türk Telekom Arena’ya giderken, oyunda edilgen kalıp kontra denemeye kalkar mı sorusuna cevap bulamamıştım. Fenerbahçe onu bilmiyor çünkü bana göre. Ta Pierre’den bu yana, dönem dönem kontraatak futbolu takımına dönüşse de, bunu Kezman’larla, Nobre’lerle, Guiza’larla yapmaya çalışıp beceremiyorken, şimdi elinde Sow var, Emenike var, hatta Kuyt var ama hâlâ kontraatağı yapabileceği kadar iyi yapamıyor Fenerbahçe. Beşiktaş 15 dakikalık dilimlere böldüğünde maçı, dakika ayırmadan gol atıyor diyebiliyorum rakamlara bakınca (7-9-11-6-10-7), Fenerbahçe’de bu yok, devre sonları ciddi daha aktif (7-6-12-7-10-18). Ama arka arkaya yazınca tek bariz farkın son 15 dakika olduğunu görüyoruz. Yediklerine bakınca ise Beşiktaş yine denk yiyor (4-5-4-5-4-6), Fenerbahçe ise attığı gibi yiyor (4-5-6-3-3-8). Fenerbahçe’nin ikinci yarılara iyi savunma yaparak başladığını görüyorum ben buna bakınca. Beşiktaş kazanmaya daha mecbur takım olarak ilk 15’te gol bulursa maç enteresan bir şekilde Fenerbahçe’ye kayabilir, salt futbol gerekçeleriyle.

Ama maç uzun süre 0-0’a bağlanırsa Beşiktaş’ın lehine dönüşebilir bu, Fenerbahçe’nin son dakikalardaki gol iştahına rağmen, çünkü Fenerbahçe’yle Beşiktaş arasında oynanan maçların bendeki izlenimi bu. Beşiktaş’ta Ersan’ın, Fenerbahçe’de Webo’nun yokluğu birbirini götürüyor diyemiyoruz. Çünkü Emenike var. Karşılığında oynayacağını tahmin ettiğini söylediğin Dany ikincilik kovalayan Galatasaray’ın Beşiktaş’taki kiralık oyuncusu olarak tuhaf bir denklem doğuruyor. Fenerbahçe hücum hattının zekasız gücü nasıl bir derbi deplasmanı performansı gösterecek bu çok kritik. Trabzon’daki gibi olursa Fenerbahçe saçma sapan pozisyonlardan gol çıkartabilir, Tolga’ya rağmen. Ama sürekli dönüp dolaşıp geldiğim gibi, Türk Telekom Arena’daki gibi, x nedenle gerilirlerse, zaten az çalışan kafaları ayaklarına toptan hükmedemez hale gelebilir ve takıma inme inebilir.

 Yanal’ın merkezdeki tercihleri de önemli. Topal en önemli isim. Beşiktaş’ın en iyi ürettiği yerde kritik görev onda olacak. Daha önce oynamasına rağmen Dünya Kupası yaklaştıkça formünü yükselten Meireles de ikinci kritik isim olur orada. Üçüncü kim olur? Sakatlıktan çıkan ve Bursaspor karşısında maça ısındırılan Alper mi, kırmızı kart cezasını dolduran ama yine derbi gerginliği unsuru haline gelebilecek Emre mi, yoksa Oğuzhan’a karşı yaratıcı tek isim Salih mi? Bana Emre’yle başlar, Alper’i yine sonradan kullanır, Salih’i iyice son çare olarak saklar diye tahmin ediyorum. İleride ise Kuyt’la Sow’a sık yer değiştirtip beklere eşleşme sıkıntısı yaşatmayı dener. Oradan sonrası biraz Emenike’nin ne kadar ve ne şekilde durdurulacağı. Orada da ne yazık ki Halis Özkahya gerçeği devreye giriyor.

GÜRCAN ULUSOY: Nedir Halis Özkahya gerçeği?

BARIŞ GERÇEKER: Senin de sık sık dile getirdiğin gibi, Fenerbahçe “dayak futbolu” olarak adlandırabileceğimiz bir tarz sergiliyor. Bir dönemin Fenerbahçesi iç saha derbileri dışında epeyi helva kıvamında futbol oynayan bir takımken Yanal yönetiminde, zaten onun ismiyle bütünleşmiş sayılan bir topa sert pres futbolu iyice yer etti. Özkahya ise futbolcularla olan diyaloğu çok sağlıklı olan bir hakem değil. Kararlarında tutarlılık olan, kart standardından bahsedebileceğimiz bir hakem de değil. Klasik Türk hakemi yani, çok uzatmayayım. Fenerbahçe’nin daha kontrollü, daha kendi yarı sahasında bir futbol oynayacağımızı varsaydığımız andan itibaren elde kalan hücum seçeneği kontraataklar olacak, o durumda da açık alanda tehlikeli adamlarla Beşiktaş savunmasının eşleşmeleri kritik hale geliyor. Sow değil ama Emenike bütün o fizik gücü ve süratine rağmen faul almayı da seven bir oyuncu.

Bunlar birleşince, yine Türk Telekom Arena’da kimi pozisyonlarda olduğu gibi, sindirilme riski var. Özkahya da buna göz yumabilecek bir hakem. Meireles’le olan bir hukukları var yine önceki bir maçtan vesaire. Eldeki hakem kıtlığında şu yönetsin diyecek isim bulamıyoruz zaten de, Pazar gecesi Özkahya’nın adının geçmeyeceği bir maç muhabbeti yakalamamız zor ne yazık ki. Twitter’da yazdığım gibi, bu senenin genel itibariyle “kazanan” iki takımı arasındaki bu derbi hiç hakemsiz oynansa daha az saha içi sorun olurdu. Senin hakemle ilgili bir görüşün yoktur büyük olasılık maç öncesi, yanılıyor muyum?

GÜRCAN ULUSOY: Tahmin ettiğin gibi benim hakem konusunda bir görüşüm yok, hakemlerin %80'ini yolda görsem tanımam. Elbette bir maçı yorumlamak için hakemi de yorumlamak gerekiyor ama benim hiç işin o tarafına ilgim olmadı. Futbola dair söylenecek bir kaç şey daha var. Fenerbahçe taraftarı, Beşiktaş'ı ilk yarıda oynadıkları takım gibi görmesinler. Beşiktaş oyun düşüncesi anlamında bir değişim yaşadı. Bu değişim bence olumlu yönde olmadı ama genel resmi sezon sonunda değerlendirmekte fayda var. İlk yarıdaki Beşiktaş, Oğuzhan'ın merkezde oynadığı, Fernandes'in serbest adam olarak görevlendirildiği bir takımdı. Beşiktaş bugün orta saha merkezini iki savaşkan orta sahayla geçip, serbest & yaratıcı oyuncu olarak Oğuzhan'ı kullanıyor.

Doğal olarak ilk yarıda hücumda akışkan, savunmada akışkan takımdan, daha katı bir takıma doğru evrilme yaşandı. Dolayısıyla Beşiktaş artık daha zor pozisyona girip, daha az pozisyon veren bir takım haline geldi. Oyunu daha çok 0-0 üzerinden kurgulayan bir takım görünümünde. Dolayısıyla, ilk yarıdaki gibi gollü bir maç beklentisi, bence çok da gerçekçi değil.

BARIŞ GERÇEKER: Yine senin sevmediğin yandan yaklaşayım; “Yazının sonunda ‘Bahisseverler şunu oynasın’ geyiği yapar mıyım?” diye düşünürken maç skoruna dair hiçbir şey söyleyemeyeceğimi fark ettim kendi kendime. Karşılıklı gol desen, orası Olimpiyat Stadı, maç günü bir rüzgar olur kaleye gidemez iki takım da 45’er dakika. Ayrıca son söylediğinde vurguladığın gibi, Veli – Jones – Oğuzhan vs Topal – Meireles – Emre tokuşması maçı kurtkapanına sokar, kilitlenir kalır oyun, 0-0 biter. 3-3 gibi bol gollü bir karşılaşma olur diyemiyorum. İki takımdan biri sıfıra karşı 2-0, 3-0 rahat alır diyemiyorum. Bir kazanan olursa 1 farklı olur gibi geliyor mesela, en fazla bu kadar ileri sarabiliyorum filmi, ötesinde ne söylesem her iki taraftan da çürütecek bir sürü “Ama...” çıkar. Ersun Yanal’ın Topal ve Raul’ün yanına üçüncü olarak kimi ekleyeceği çok ciddi fark yaratacak bana göre. Şu anda oranın üç adayı var, üçü de tamamen farklı oyun karakterleri, tamamen farklı kişilikler. Artık iyi yaptığı ofansif şeyleri de iyi yapamayan ama hırsıyla (“ihtirasıyla”?) hâlâ takımı ateşleyen bir Emre örneğin başka bir Fenerbahçe yaratır, çok daha koşucu ama verimli bir oyuncuya dönüşen Alper başka bir Fenerbahçe yaratır, oyunu parmak uçlarında oynayan, pas bitiricliğinde giderek yükselen Salih bambaşka bir Fenerbahçe yaratır.

Beşiktaş’ın eli orada epeyi daraldı. Oğuzhan’ı 90 dakika kullanmıyor Bilic örneğin, mecbur kalmadıkça, illa hamlelerden biri onu kenara almaya yönelik oluyor aklımda yanlış kalmadıysa, 75 dakika civarı ortalaması var. Gerçi, ben Veli – Jones – Oğuzhan dedim ama, Atiba’lı başlayıp Sow’un karşısına sağ beke Necip’i koyma riski alır mı Bilic? Eşleşmeleri de konuşabiliriz bunun üzerinden. Fenerbahçe beklerinin Beşiktaş beklerine göre toplamda daha yüksek katkısı var. Kenarlar için, doğrudan gol katkısına gidersek Fenerbahçe yine bir tık üstün gibi. Fenerbahçe’deki vatandaşı gibi Dünya Kupası motivasyonuyla kendi rakamlarını zorlayan Almeida’nın ise Fenerbahçe’nin zorlandığı bir fizik üstünlüğünden söz edebiliriz. Kaleciler hemen hemen denk. Sezonun toplamına bakınca Tolga Volkan’ın epeyi önünde diyebilirdik ama Volkan da son bir aydır ciddi bir form tuttu, sezonun dörtte üçünde saç baş yoldurduktan sonra. Ne diyorsun?

GÜRCAN ULUSOY: Bilic, bir sistem teknik direktörü. Bugüne kadar "macera" diyebileceğim bir tercihi olmadı. Gökhan Töre geçen hafta döndü, ön taraf Olcay - Almeida - Töre olacaktır. Orta saha Veli - Jones - Oğuzhan olacaktır. Savunma hattı; Atiba - Franco - Dany - Motta şeklinde olacaktır. Serdar Kurtuluş bence rotasyon dışında kaldı, Necip sakat olmasa 18'e bile giremeyebilirdi.

BARIŞ GERÇEKER: Necip’in sakat olduğunu kaçırmışım. Bana merkezler hemen hemen denk gözüküyor. Fenerbahçe’nin ileri üçlüsü biraz daha efektif. Beklerle olan eşleşmelerde de bu Fenerbahçe’yi biraz öne çıkartıyor ki zaten puan tablosunun söylediği de bu, bu maçtan bağımsız bile. Zaten salt onbirler üzerinden bakınca arada bir fark varsa puan tablosunda o var. Ha, o fark 12 puanlık bir fark değil gerçekte ama ayrı konu. Ben her halükarda, bittiğinde futbol konuşabileceğimiz bir derbi bekliyorum. Saçma sapan hakem hataları olsa da Fenerbahçe’yle Beşiktaş arasındaki maçlar “yine de” futbol konuşabildiğimiz maçlar oluyor epeyi zamandır. Umarım yine böyle olur da Pazar akşamı Gol Atan Kaleye’de kuruyup kalmayız. Var mı son bir eklemek istediğin?

GÜRCAN ULUSOY: En büyük Beşiktaş... :)

BARIŞ GERÇEKER: O sayılmaz...

Ara