****
Canımız sıkılmıştı bir kez, öyle veya böyle şampiyonluk maçında kaptanlık bandı kolunda sahaya çıkan adam artık rengarenkti. Böyle bir şeyi ondan beklemiyorduk, bekleyemezdik... Yemeklerimizi yerken, canlı yayında renkli kaşkol boynunda serdar ortaçın ilk çıktığı zamanlardaki saç şekline benzeyen yeni saç şekliyle karşımızdaydı Zan. Çok mu iyi bir futbolcuydu, kesinlikle hayır, ama gidişi üzendi o... Lokmalar boğazımızda tren olmuştu, imza töreni bitmek bilmiyordu; en iyisi çay içmekti. Ben çay içtim, o her zamanki gibi oralet. Bir koca kafalının, diğer bir koca kafalıya kal dememesi yüzünden sıkılan canımız, koca yüreklerimiz sayesinde tekrardan keyiflenmişti. Güzel finallerden bahsettik, siyah ve beyazın bu sefer dans pistinde olduğu... O, pistte ilk sen olacaksın, ben ise davetlilere 3'lü çektireceğim derken, ben o 3'lüyü ona, onun düğününde çektireceğimim anlattım. Güldük, çok güldük; hatta gelinin düğünü terketme senaryosuna bile güldük ki aslında o kadar da komik değildi, gülmek istedik sadece belki de... Sonra, dosta gelen mesaj, emek edip sahip olunan keyfi bir anda köpüğe çevirdi, o köpük de uçtu gitti...
Zamanında, önce insaniyet diye yola çıkan, niyetleri gerçekten iyi kızıl insanların yaptığı berbat bir hatayı hala ve hala çok güzel insanlar canlarıyla ödemekte. Radyasyonlu çayı içen bakandan sadece siyanürlü su içen belediye başkanına terfi ettiğimiz zamanlardayız. Ölüyor Karadeniz, koca bir bölge her yudumladığı çayda, her yuttuğu marulda, havuçta, ıspanakta, HIYARDA biraz da metal indiriyor aslında mideye... Öyle ya, hıyarca işlenmiş o hatayı, o güzel insanlar bu güne kadar ödediler ve ödemeye devam edecekler ne de olsa, Forza Putin; Avanti Gorboçov diyerek hoş ediyorum amcaların gönüllerini... Soğuk bir kış günü, bir Trabzonspor maçında yeni açıktaki pankart ve pankartın yanındaki o güzel gözlü insanın; Kazım Koyuncu'nun posteri geliyor aklıma; "Karadeniz kanserden ölmesin; yeter ulan!"
Gelen acı haber canını sıkmıştı, esiri olduğu bir belayı, bir kez daha yakabilmek için bir büfeye yanaştı, bir kutu daha o beladan istedi, ancak istediğini alamadı dostum. Basiretsizliğin bu kadarı şaşkınlık vericiydi, bir insanın içtiği tütün de piyasadan kalkar mıydı; kalkarmış meğer... Basiretsizlik demişken, belki de bir çok dostumla ortak paydayı bulduran ve dostlukları şarap kıvamında yıllandırandı bu basiretsizlik... Hiçbir zaman net olarak farkında değildik belki de onun, ancak o hayatlarımızdan çekilip gittiğinde geride bıraktığı şarap kıvamındaki dostluklar için bir teşekkür borcumuz olacak, farkında olmadığımız için de sonsuza kadar o borcu ödemeyecektik.
****
Zan gitti, defalarca kez toparlak dünyaya doğru uzatmasını istediğim koca kafası ve oynar başlıklı omzuyla rengarenk oldu. Anlaşılmaz şekilde bu gidişe bir çok renksiz dostum sevindi, renklilerden kırmızı ağırlıklılar gelişine, lacivert ağırlıklılar ise gelmeyişine sevindi, sonuçta herkes mutlu oldu... Kimler gitmişti, Feyyaz, Sergen, Ahmet, Pascal, İlhan... Bu kadar çok sevilenlerin gidişlerine şahit olan bu gönül, o kocakafalı için de bir "those were the days" dinleyecek kadar sıkıldı ancak. Canımı çok daha sıkan kişi ise, yorgun ve bitkin halde görüntülenen 35 yıl önceki kaptanım, okuma yazma öğrendiğim günden bu yana ise abim; Vedat Okyar... "Bugün dost yaralanmış, yine gönül hoş değil." Haydi kalk ayağa be kaptan, yakışmıyor senin gibi çınara öyle yatmak.
Kazı kazanda amorti tutar olan 50 kuruşu bir kez dahi geçememiş bir adamım. Veya 100'lerce kişiyle trene binecekken turnikenin üstünden atlayan 599 kişinin yanında o turnikelerin önünde akbil basan tek adamım. Zan'ın gidişiyle canı sıkılabilecek, kambur Zafer'in kaleci antrenörümüz olarak çalışmaya devam edeceği haberini aldığımda ise sevinebilecek bir yapıya sahibim. Hayır naif filan değilim, zaten o sıfattan da nefret ederim. Sanırım benim ve bir çok dostumun da hakettiği en doğru sıfatı birkaç punto yukarıda dillendirebildim... Ama belli mi olur, adı basiretsizlik denen demirdağ da bir gün erir kaybolur, bu basiretsizlere de birileri yolunu buldurur... Ne de olsa bütün geceler biter ve her defasında sabah olur...
( Phill Collins'ten "Against All Odds" gelsin bizlere)http://www.youtube.com/watch?v=i61cL8RVvVQ&feature=related
güzel bir yazı olmuş.
YanıtlaSilşahsen ben de tümer'e hala üzülürüm, o yüzden benzer hisler vs vs.
"Kazı kazanda amorti tutar olan 50 kuruşu bir kez dahi geçememiş bir adamım. Veya 100'lerce kişiyle trene binecekken turnikenin üstünden atlayan 599 kişinin yanında o turnikelerin önünde akbil basan tek adamım."
YanıtlaSilulan gozlerim doldu be
dostum gerçekten harika bir yazı. ellerine sağlık.
YanıtlaSil@quaresma oğlumun ismini 'tümer' koyacak kadar sevmiştim şahsiyetsizi ama gitti..nefret etsem de üzülürüm hala ben de..
YanıtlaSilgökhanda da aynısı oluyo işte..
eyvallah dostlar sağolasınız.
YanıtlaSilmilky, abdi ipekçiye gidiyorduk efes maçına, sirkecide trene binerken herkes turnikenin altından üstünden bi şekilde geçti, ben tam üstünden atlıyodum, görevliyle gözgöze geldim, atlayacaktım ancak yapamadım. bir öğretmen çocuğu olarak yaya olarak bile kırmızıda geçemiyorum anasını satiim :)