.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
15 Eylül 2017 Cuma

Şenol Güneş ile Geleceğimiz



Son zamanlarda olaylara, olgulara, kişilere ilişkin değerlendirme yapılırken bir kutup seçiliyor ve genelde yeterince emek verilmeyen fikirlerle o kutbun ‘gereği’ yapılıyor. İnsanlar bir ‘ön karar’ veriyor. Bu ön kararı etkileyen makul sebepler oluyor elbette ama daha sonra detaylı bir değerlendirme yerine ön kararın içi dolduruluyor. Konu futbol olduğunda durum farklı değil. Beşiktaş’ın teknik direktörü Şenol Güneş de bu yaklaşımdan payını almış gibi. Seveni asla toz kondurmuyor. Bir şekilde en baştan beri memnun olmayanı her eksikliği ona bağlıyor.

Bu yazıyı hazırlarken amacım Şenol Güneş’i kapsamlı değerlendirecek detaylı bir dosyadan ziyade geçmişini hatırla(t)mak, değerlendirmeye yardımcı ve hareket noktası olmak. İki yıl üst üste şampiyon olmuşuz; nereden çıktı bu değerlendirme diyenler olabilir.  Bence tıpkı atağa kalkarken kaptırılan toplarda olduğu gibi tehlikeli bir döneme girdik. Evet, ataktayız ama gelen başarılarla daha fazla kontrat altına girildi ve takım yaşlandı. Yani başarıya daha fazla mahkûm hale geldik ve de rakiplerimiz de başarı gelmezse epey zedelenecek bir durumda. Yani bir gol daha atıp biraz rahatlamazsak stresli günler geçirebiliriz. Ama o golü atarsak hegemonya yolu sonuna kadar açılır.

Önce geçmiş; Şenol Güneş’in aktif spor hayatında kaleci olarak 15 yıllık Trabzonspor kariyeri var. Trabzonspor ile yakın ilişkiler içerisindeki Akçaabatsebatspor haricinde başka bir takımda oynamamış. 35 kez milli olmuş. En uzun süre gol yememe rekorunu kırmış. 6 kez şampiyonluk yaşamış. Epey parlak bir kariyeri var ve bu kariyer içerisinde başarıyı da başarılı olma baskısını da tatmış. Trabzonspor ağırlığı teknik direktörlük döneminde de görülmüş. Trabzonspor’dan başka 90’lı yıllarda Bolu, İstanbulspor, Sakarya ve Antalya ile kısa süren ve çok da parlak olmayan deneyimler yaşamış. Trabzonspor’u ise 4 farklı dönemde çalıştırmış. İlki bir yıl süren ve tecrübesine göre fena sonuçlanmayan deneyim, yeni transfer ünlü kaleci Jean-Marie Pfaff arasında çıkan sorun nedeniyle istifa ile sonuçlanmış. Bunu bir yere not edelim. 1993-1996 yılları arasında süren ikinci dönemde önce bir üçüncülük sonra iki ikincilik ve bir Türkiye Kupası var. Özellikle 82 puan topladığı ve Fenerbahçe ile çekiştiği 95-96 sezonu için ‘finali yapamadığı’ konusunda eleştirildiğini de bir not olarak düşelim. 4. Yılında ise kaybedilen bir Beşiktaş maçı sonrası dördüncü sırada iken görevden ayrılması da ayrı bir (hatta iki) ironi. Hele takımın son yıllardaki hali düşünülünce. Trabzon’daki üçüncü dönemi ise bir yıldan bile kısa ama oraya da bir ikincilik sığmış. Son olarak 2009’da dönüş Trabzon’a. 3 yıldan biraz daha uzun bir dönem. Önce Türkiye Kupası, sonra bir lig ikinciliği (olaylı sezon; 82 puan) ve bir lig üçüncülüğü var. Şenol Güneş futbolu bırakalı 30 yıl olmuş ve bu dönemde Trabzonspor 5 kez ikinci olabilmiş 4’ü onun yönetiminde. Tek bir dönem olsa başka parametrelerden de bahsedilir haklı olarak ama Trabzonspor’un onsuz neredeyse hiç başarılı olamaması bize bir fikir verebilir.
Şenol Güneş’in kariyerindeki en önemli basamak ise hiç kuşkusuz milli takım yılları. 2000-2004 yılları arasında çalıştırdığı Milli Takım’da bir Dünya Kupası üçüncülüğü ve bir de Konfederasyonlar Kupası üçüncülüğü var. Dünya kupasında çokça eleştirilmişti ama geçen sürece ve Milli Takım’ın ‘başarı’larına baktığımızda biraz haksızlık edildiği kesin. Diğer taraftan o üçüncülükte enteresan biçimde turnuva öncesi bizde dünya sıralamasında yukarıda olan hiçbir takımı yenememiştik. Bunun yayından Brezilya ile iki kez başa baş oynadığımızı hatırlatmak da doğru olur. Ardında Avrupa Şampiyonası elemelerinde play-off maçında Letonya’ya kaybettiği için istifa eder. Daha sonra Kore liginde FC Seoul’de 3 yıl çalıştı. Burada iyi anılan bir dönem geçirmiş olsa da yine 2.’likten yukarı çıkamadı. Diğer taraftan önce hiç ilk ikiye girememiş bir takımdı Seoul. Ancak sonraki dönemde 3 kez şampiyon olabildi. Beşiktaş öncesi son olarak Bursaspor’da görmüştük Şenol Hoca’yı. Burada göze hoş gelen bir futbol oynattı. Bursa’ya son dönemde aldığı en fazla puanı tattırdı. Ancak sonuç olarak 6.’lık bir başarı olsa da göz alıcı bir sonuç da değildi. 

Hocanın kariyerinde ön plana bazı notlar var. Genel olarak gole yatkın takımlar yapıyor. 1996’daki 2.’likte ya da Bursa sezonunda en çok gol an takımı çalıştırmış. Ancak yeri geldiğinde daha az gol atıp yiyen sezonları da olmuş (2010-2011). Yani hoca için ‘hücuma dayalı oyunu sever’ genelde doğru bir tabir olabilir ancak bu onun ayrılmaz bir parçası değil. Kazanmak için bunda değişiklikler yapabiliyor. Ayrıca forvetleri genelde çok gol atıyor. Takım çok gol attığı için de olabilir ama 3’ten fazla sayıda gol kralı çıkarması özel bir anlam çıkarmayı da sağlayabilir.

Çalıştırdığı takımlarda 3 kez Avrupa Kupalarında ön elemede zayıf takımlara elenmiş. Bizdeki sezon başı eleştirileriyle birleştirildiğinde bu durum bize takımlarının sene başında forma girmelerini çok istemediği gibi bir sonucu çıkarıyor. Röportajlarda da sezon başı kamplarını ağır geçirdiğini, idmanlarının da pek sevilmediğini söylemişti.

Hocaya ilişkin ‘eğitici antrenör’ gibi bir yaklaşım var. Ancak ‘Şenol Güneş’in parlattığı yıldızlar’ olarak adı geçen oyuncular genelde (Emre Taşdemir gibi istisnalar hariç) belirli bir yeteneği olan kendilerinden beklenen çıkışı yapamamış ve kısmen de anlayış olarak yetersizlikleri olan tipte oyuncular. Genç yıldız adaylarından Enes Ünal, Şenol Güneş Bursaspor’unda bir önceki yıldan daha az dakika almıştı. Yani hoca takım için o an lazım olacak şekilde alabileceğinin en iyisini almaya çalışan bir karakter. Bir Tigana değil. Ya da Fatih Terim, Mustafa Denizli gibi şapkadan tavşan çıkarmaya da meraklı değil. Çok daha realist, ana odaklı ve (genç) oyuncu yetiştirme gibi bir misyon edinmiyor kendine. Nagelsman’a göre koçluğun %30'u taktik; %70'i sosyal yeterlilik. Bence sadece koçluğun değil genel olarak yöneticiliği/liderliğin de önemli bir kısmı insan yönetimi. Birçok açıdan zor bir topluluk olan futbol takımı oyuncularını idare edebilmek ise adeta sanat. (Bu kavramı ‘Yönetim bir bilim midir, sanat mıdır’ gibi tartışmalara atfen kullanmıyorum) Sonuç olarak hocanın oyun yönetimi ayrı bir tartışma ama oyuncu yönetiminde üst düzey seviyelerde. 

Oyun anlayışı olarak verilere ulaşabildiğimiz 2009 sonrası dönemde %90’dan fazla 4-2-3-1 oynatmış. Bir dönemin modern sistemiydi. Hala çok kullanılıyor ama özellikle yeniliklerin çıktığı Almanya ve İngiltere’de çok düşünülmüyor; oralarda farklı sistem denemeleri var. Şenol Hoca ise bu denemelere pek yaklaşmıyor. Şu anda bizim oynadığımız oyunun ya da dizilişin ‘old school’ kaldığı yönünde eleştiriler bence makul olacaktır. Diğer yerli hocalarla kıyasladığımızda -kıyasımız Mustafa Denizli, Fatih Terim olduğunda- en ‘yeni’lerden biridir muhtemelen. Yeniliğe açık bir yapısı olduğu hissettiriyor ama bu ‘yeni’liği güncel mi: Soru işareti.

Röportajlarda ise ağırlıklı olarak topa sahip olmayı istediği ve pasla oyuna hükmetmeyi düşündüğünü belirtiyor. Ancak bunun imkânları konusunda kimi zaman sahadaki oyuncuları yorumlamasında sorunlar olabiliyor. Şenol Güneş gibi belirli bir oyun isteği olan ama bunun için oyuncularla çok fazla uğraşmayan ve oyunculardan ne alabilirse onu almaya çalışan bir hocanın saha içinde oyun aklı yüksek oyuncularla çalışması faydayı maksimize edecektir. Zaten hocanın ‘oyuncu mu sistem mi?’ sorusuna her ikisi de cevabı vermesi;  kafasında bir sistem olsa da oyuncuyu ona uydurmaya çalışmaması bu potansiyel faydayı daha iyi açıklıyor. Zira transferlerde de çok fazla oyuncu ismi vermiyor. Muhtemelen Türkiye’deki teknik direktörler ile menajerler arasındaki birçoklarınca var olan sorunlu ilişki nedeniyle. Bu da yönetime önemli bir görev yüklüyor. Sadece iyi oyuncu almak değil aynı zamanda uygun oyuncu almak konusunda. Şu ana kadarsa yönetim iyi oyuncuya odaklanmış (bu kadarı bile geçmişe göre çok ileride elbette) durumda. Bu yıl biraz farklı gibi görünüyor; bu da umut verici. Röportajlar demişken hocanın iletişim ve kendini ifade etmek konusunda biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Bir iletişim danışmanı ile çalışmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Basın toplantılarında da bazen gereksiz gerginlikler içinde olabildiğini de görüyoruz. Arka planı bilmediğimiz için haklı sebepleri vardır muhtemelen ama yine de bu noktaya da dikkat edilmeli.

Hocaya ilişkin önemli eleştirilerden biri takıntılı, inatçı ve muhafazakâr olması yönünde. Ben bu görüşe karşı ortalarda bir yerde duruyorum. Ancak ‘olmuş’ teknik direktörlerin çok azının kariyerinin belli bir noktasından sonra esneklikler gösterebileceği gerçeğini de vurgulamak gerekiyor. Belki -son günlerde de çok konuşulan- yardımcı hoca burada bir açılım sağlayabilir. Eski Beşiktaş yıldızlarındansa taktik/teknik anlamda kendini geliştirmiş, yeniliklere açık bir yardımcı hoca daha faydalı olabilir. 

Yerli oyunculara iltimas geçtiği ya da hemşericilik yaptığı gibi eleştirilere ben çok katılmıyorum; kendisi de bunlara tepki gösteriyor. Zaten böyle bir yaklaşım kendini riske atmak olur. Aynı kalitede gördüğü iki oyuncu arasından yerliyi seçebilir; bu da takım içi etki düşünüldüğünde anlaşılır bir tercih. Genel yapıya bakılmadan tek tek oyuncu üzerinden yorum yapmak sağlıklı olmayabilir.

Sonuç olarak oyuncu yönetimi üst düzey olan bir teknik direktör. Ancak oyun yönetimi ile ilgili eleştiriler var. Bu eleştirilerin başında Beşiktaş’ın oyuncu takımı olması geliyor. Gerçekten 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndaki Türkiye’yi andıran bir durum da görmüyor değiliz. Fena olmayan bir savunma var. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan yetenekli oyuncular var. Bunlar belirli ‘an’larda ortaya çıkıyor. Sürdürülebilir gibi görünmese de birileri o ‘an’larda hep çıkıyor ortaya. Ancak uzun vadede ayakta kalacak bir yapı da inşa edilemiyor. Bu eleştiri bence de makul ancak elbette sürekli başarı beklenen bir büyük takımda çalışmak pragmatik ve pratik olmaya yönlendiriyor olabilir. Bu da makul bir karşı argüman. Örneğin Abdullah Avcı’nın Başakşehir’de kurduğu sistemi Beşiktaş’ta kurmak o kadar kolay olmayabilir. Burada çok daha fazla gözetilmesi gereken husus var. Çok daha fazla baskı var. Ayrıca iyi bir oyun planı kurmak sadece teknik direktöre değil aslında tüm bir yapıya bağlıdır. Yapının tamamı iyi bir sisteme uygun mu: Yine soru işareti.

Bence son iki şampiyonluğumuzda en büyük pay hocanın. Ancak başarıyı sürdürülebilir kılmak ve Avrupa’da da önemli başarılar kazanmak istiyorsak; daha sağlam bir yapı kurmak istiyorsak Şenol Güneş’in kendini bir seviye daha aşması gerekiyor dersek yanlış olmaz. Geçmişinden Beşiktaş’a kadar olan serüvenine ve gelişimine baktığımızda bunu yapabileceğini gösteriyor. Ancak enteresan biçimde Beşiktaş içi serüveninde gitgide tutuculaştığı gibi görüntü de yok değil. Başarı büyülüdür, insanlar bunu kaybetmemek için bazen ‘an’a fazla odaklanır. Ama ilerideki başarı çok daha büyük. Üstelik bu başarı hem Beşiktaş hem de Şenol Güneş için yeni ve daha yukarıda bir dönüm noktası olacaktır. Umarım bu dönüm noktasını hep beraber görürüz.

Not: Bu yazı Porto maçından önce hazırlanmıştı ancak gündemi meşgul etmemek için maç sonrası beklendi.

50 Yorum:

planck dedi ki...

emeğe saygı +1

hoca 1 sene önceki bir röportajında birkaç sene sonra emekli olabileceğini söyler gibi olmuştu. sanırım bu saatten sonra ana yapı olarak 4-2-3-1den vazgeçmez. bu açıdan belki tutucu olarak yargılanabilir ama yeni formasyonlara geçmek yeni şeyler öğrenmek ve deneme yanılma yapmak demek. şampiyonluğa oynarken bunların yapılabileceğini sanmıyorum. bir de asıl önceliğimizin saha parselasyonu olması lazım, şimdiki formasyonda bile topsuz oyunda duruşumuz arızalı. önce onu düzeltmeli.

teknik açıdan uzun vaadeli bir plan kurulmadığı zaten takımın yaş ortalamasına bakınca çok bariz. fakat bu hocadan bağımsız bir olay, yönetimin FFPnin dayatması ile bulabildiği çıkar yol daha çok. evet hedeflenen şey günlük başarı, CL gelirlerini garantileme ve avrupada isim yapma kalıcı olma. bunu da pepe adriano q7 negredo gibi isimleri takıma monte ederek yapma. klübün bilinirliği ve avrupada tercih edilirliği artıp 20-28 yaş arası oyuncular için de cazibe merkezi haline gelebildiğimiz zaman ancak uzun vaade de sağlam bir yapı kurulabilir. tabi bun ülkenin politik ve ekonomik stabilitesine de bağlı. darbe bombalama olayları olmasaydı gomez de sosa da hala takımdalardı ve belki de sahada topu nakış gibi işleyen bir takımımız olacaktı. neyse demem o ki gerçekten uzun vaade de sürdürülebilir bir yapıdan bahsediyorsak burada en son bakmamız gereken yer hoca. yedekteki 30 yaş civarındaki 2 oyuncuyu 11e koyarak uzun vaade de takımın daha sağlam olacağını düşünmemek gerek.

sedila dedi ki...

Elinize sağlık..

carlito dedi ki...

güzel bir analiz olmuş, teşekkürler..

ben içinde olduğumuz coğrafyadan sebep, bu futbol atmosferinde Şenol hocanın başarısını sürdürebildiği müddetçe ayakta kalabileceğini düşünüyorum.. Porto maçından sonra görmüşsünüzdür, Erman Toroğlu gibi kabzımalların K.paşa maçı sonrası yaptığı yorumları keyifle paylaştı insanlar.. İşte en ufak bir başarısızlıkta Şenol Hocayı ve dolayısıyla Beşiktaş'ı bekleyen şey bu; düşse de vursak diye bekleyen çakallar..
Eğer ligdeki şampiyonlukları sürdürürsek avrupa'da da başarı beraberinde gelir, aksi takdirde ilk olarak hocayı yerler.. onun da sonu ya emeklilik ya da trabzonspor olur.. biz de muhtemelen eski günlere geri döneriz..
yardımcı hoca konusunda benim istekli olmamın en büyük sebebi de Şenol hoca sonrası zaten.. ben bugün hocaya yardımı olması dışında, daha ziyade hocanın gittiği gün başa geçmeye hazır olacak bir selefi olmasını çok isterdim.. ama şu an böyle bir aday ufukta görünmüyor gibi..

Erhan Ozker dedi ki...

Öncelikle elinize sağlık. Şenol hoca samet aybaba ve bilic ile başlayan yapılanmayı taclandirmistir. 2 yıllık mukavele yenilendi, bu sene de şampiyon olursak görev süresini doldurur. Bir sonraki aşamaya gecebilmemiz için yani avrupada sürekli çeyrek, yarı final oynamak kupa kaldırmak için taktiksel anlamda daha günümüze uygun nagelsman tuchel vb gibi hoca gelmeli yok biz iyiyiz boyle yerel başarı yeterli deniyorsa abdullah avcıyla devam edilir.

Barreto dedi ki...

Gayet güzel bir değerlendirme, hatırla(t)ma ve tespit. Elinize sağlık. Hocanın yaşı ve Beşiktaş'ın mevcut konumu ve finansal durumu düşünüldüğünde köklü değişiklikler ve yenilikler macera olur. Yardımcı olayı magazine dönüşmeye başladı, ihtiyacı en iyi hoca değerlendirecektir. 30 yıllık hoca hesabını yapabiliyordur.

Basar dedi ki...

Ben hoca kritiğine değil oyun planına odaklanmaktan yanayım. Hoca kritiğini de çok doğru bulmuyorum. Bu konu devre arası konuşulsa daha iyi olur.

Şu kadro ile acaba 4-2-3-1 oynamayı bırakıp 4-3-3 mü oynasak? Maçına göre de değişecektir tabi ama 4-3-3 de oynayabilecek bir kadro kalitemiz olduğunu düşünüyorum. Kadroda da ileri 3'ü son maçı bitirdiğimiz üçlü olacak şekilde yapılandırmayı faydalı buluyorum.

Yazıdaki " Zira transferlerde de çok fazla oyuncu ismi vermiyor. Muhtemelen Türkiye’deki teknik direktörler ile menajerler arasındaki birçoklarınca var olan sorunlu ilişki nedeniyle. Bu da yönetime önemli bir görev yüklüyor. Sadece iyi oyuncu almak değil aynı zamanda uygun oyuncu almak konusunda." yorumuna şiddetle karşı çıkıyorum. Bu ffp ortamında transferi yönetim yapıyor.

Bununla birlikte, "Ancak uzun vadede ayakta kalacak bir yapı da inşa edilemiyor. Bu eleştiri bence de makul ancak elbette sürekli başarı beklenen bir büyük takımda çalışmak pragmatik ve pratik olmaya yönlendiriyor olabilir." eleştirisi de kendi kendini cevaplamış. Kısa bir not: Lucescu dönemi kadrosu da benzer yapıdaydı!

planck dedi ki...

https://www.youtube.com/watch?v=PkVLt2mjNcg
nostalji isteyenlere 87 yılından bir maç. hoca kaleciyken tam bir muslera imiş yan top zaafiyetiyle falan :) ama 3. gol çok ayıp olmuş. sinan engin de hala aynı konuşması falan.

turgay dedi ki...

öncelikle yazı için teşekkürler. benım hocayı en çok eleştirdiğim 3 nokta rakip analizlerinin yeterince yapılmaması, transfer konusunda daha önce çalıştığı direk iletişimde olduğu oyunculara yönelmesi ve altyapıya bakış açısıdır. bu başlıkları kısaca açıklamak isterim.

kendi oyun tarzının dışına çıkmayıp benim oyunum bu ben bunu oynarımla hareket etmesini güncel dünyada futbolunda kabul edilebilir olduğunu düşünmüyorum. rakip analizleri artık takım hazırlıklarının neredeyse %70ini oluşturuyor. porto maçında gördük istediğinde çok güzel analiz yapıyor hoca ama her rakibe bunu yapmıyor. yapmadığı gibi rakiplerin zayıf karnımıza hücum etmelerine neden oluyor. çünkü oyun sistemini değiştirmiyor. örnek başakşehir maçları. sürekli bu maçları örnek gösteriyoruz çünkü türkiyede bunu yapan başka takım yok. rakip analizlerine daha fazla zaman ayırırsa bu ligde bizi yenecek takımın olduğunu düşünmüyorum. farklı taktikler, farklı dizilişler yeri geldiğinde 3lü savunma yeri geldiğinde baklava orta saha. bunların hepsini oynayacak oyuncu kalitesi var takımda.

transfer konusu çok kafa ağrıtan bir konu. yönetimin peşinden koştuğu oyuncularla hocanınkiler arasında büyük fark var. ben buna vizyon farkı demek istiyorum. hoca da günü kurtarma peşinde yönetimde. ama farklı yollardan. bana yönetimin vizyonu daha olumlu geliyor. çünkü hocanın istediği oyunculara bakınca çok da olumlu olamıyorum. hoca transfer edilen oyuncuları takıma monte etme konusunda muhafazakar. burada dil konusunda eksik olduğundan belki de yerli ve çalıştığı oyuncuları isteyerek bu sorunu aşacağını düşünüyor olabilir. ancak istediği oyuncuların yeterlilikleri ve takıma uyumlarını da gözardı etmemek lazım. bu yıl özelinde burak ve volkanın takıma yarar mı yoksa zarar mı vereceğini takdirlerinize bırakıyorum.

bir diğer konu altyapı. kiminize göre gereksiz yatırım bana göre FFP'den kurtulmak için direk çözümün yeri altyapı. hocanın altyapıdan çıkacak oyuncuları takıma monte edebileceği veya kiralık giderken şu takıma gitsin ama oynatsınlar diyebileceği bir ortam hayal ediyorum. geldiğinden bu yana takıma 1 tane alttan oyuncu monte edemedi hoca. yazıda söz edilen deneyimi 65 yaşında artık alta da aktarması gerekmez mi ? mesela alt yapı hocalarından memnun mu ? onun oynattığı sistemi altta hocalar oyuncularına ne kadar verebiliyor görüyor mu ?ben hocadan salt başarı dışında aynı zamanda üretim de bekliyorum. 3 yılda üretim göremedim. sürekli tüketiyoruz. yönetim de hoca da bu konuda sınıfta kalmıştır benim için. mesela hazırlık maçlarında babeli sol bek oynatana kadar alttan oyuncu oynat. veya pektemek'i ön libero oynatana kadar alttan oynat. hazırlık maçlarında bari yap.

sözün özü şenol güneş vaat ettikleri ile büyük bir hoca. eksik kaldıkları ile de sadece yerel olacak uluslararası piyasada albenisi olmayacak bir hoca profilinin temsilcisi. bu saatten sonra albeni olsa ne olur olmasa ne olur diyebilirsiniz. haklısınız. beşiktaş FFP kıskacından kurtulmak günlük ve yerel değil uzun vadeli ve avrupai başarılar peşinde koşmak istiyorsa daha iyisini bulmak zorunda. şenol hocayı yerel piyasada çok başarılı bulmak onu dokunulmaz yapmamalı. bugün yerinde eleştiriyi pozitife çevirip ilerleyen çok insan var. şenol hoca ve onun futbol felsefesine inanlar da eleştiriye açık olmalı. tekrar söylüyorum şenol güneş eksiklerine rağmen şuandaki hedefler için en iyisi.

sports guy dedi ki...

Hocayi ben de elestiriyorum elbet, Porto kadrosunu gorunce dehsete de dustum bunu inkar edemem, ancak iki seyi eklemem lazim.

Birincisi gecen sene basindaki yorumlar. Mesela burada aboubakarin yuzyilin kazigi oldugu haddinden fazla konusuldu. Adami savunucam diye kendimi parcalamisim resmen. Hoca abou'yu kazandiktan sonra gosterdigi performans cok lafi tarihe gomdu burada.

Ikincisi de zaman gectikce hoca hakkindaki beklentilerin ayni oranda yukselmesi. Bu bana garip geliyor. Sanirim uzun sure ayni hocayla calismak bize yaramiyor. Ben oyun anlaminda tokezlerken skor alabilen hocayi opup basima koyarim, cunku biliyorum ki oyun elbet duzelecek. Hoca sene icerisinde yeni bir alameti farika yaratacak ve oradan yuruyecegiz. Gecen sene icin bunu soyle gorduk, kanatta hizli cikan quaresmaya atilan net uzun toplar ve boyle kilit acmak. Ornekleri cok, icerdeki akhisar maci, fener maci, deplasmandaki alanya maci vb. Bunlar sene icinde uretilen calisilmis aksiyonlar. Icerdeki konya macinda taliscayla da yaptik aynisini hatta, bitiren babel olmustu bu sefer.

Yani eldeki kadrodan bir plan uretiyor illa ki hoca. Bunu fenerbahce ve galatasaray ile kiyaslarsak ciddi fark olusuyor. Aykut zaten esneklik acisindan vasat adam, tudor da a planinda okey ama b plani konusunda henuz bir sinav verebilmis degil. Abdullah avci bile zayif bu konuda. Senol gunes'e inatci falan deniyor da bence ligde en cok b plani uretebilen hoca su an. Ha idealimiz cok daha yukarilarda olabilir, mukemmelliyetcilik iyidir. Ama eldekinin degerinin etrafin degeriyle daha cok arttigini da unutmamak lazim. Karsimizda da bi lucescu falan yok yani.

CL mevzusu ayri. Ben bu grupta Senol hoca yerine baska hoca olsa da gruptan cikarabilecegini dusunmuyorum. En azindan karakterli bir oyun oynuyoruz iki yildir, baski yesek de baski da kurabiliyoruz. Bana bu yeterli. Lig dinamiklerinde favori yapiyor cunku hocanin varligi, avrupa'da ne yaparsa o isin bonusu olur.

Ben hocanin arkasindayim. Toz kondurmadan degil, veriler uzerinden konusarak. Elestirerek ama elestiri konusunda gecmisten de feyz alarak.

Bu takim sene icinde buyumeye devam edecek. Bunu da senol hocayla yapacak. Yeri geldiginde 0-0a yatarak(gecen seneki FB deplasmani) yeri geldiginde top tufek saldirarak.

Nacizane yorumumdur, sene sonu doner bakarim buna :)

turkkant dedi ki...

Güzel yazı olmuş, tebrik ederim.

Daha iyisi ve vizyon tartışması ile ilgili alakasız bir benzetme yapacağım. Felsefede Tanrının varlığı konusunda ünlü bir tartışma vardır. Tanrının var olmadığını savunların en kuvvetli argümanlarından biri: "Tanrı iyiyse, neden dünyada bu kadar çok acı ve kötülük var?" şeklinde özetlenebilir. Leibnitz bunu, Tanrı'nın yarattığı dünyanın, varolma ihtimali olan dünyalar arasında en iyisi olduğu, argümanıyla savunur. Bence Şenol Güneş de, şartlar içeresinde var olabilecek en iyi hoca.

Mesela Ancelloti salt teknik direktör olarak Ş. Güneş'ten ve Terim'den daha iyi bir hoca olabilir. Ama Türkiye'de yarın Beşiktaş'ın başına geçse, sadece klişe tabirle "ülkenin futbol iklimine uyum kabiliyeti" açısından değil, "iç motivasyonu", ve "aidiyet hissi"yle de Türkiye için bence Şenol Güneş'ten daha kötü hocadır.

beagle dedi ki...

@Cochise
Eline sağlık.

Bir notum şu olur. Hoca'nın günlük yönetimi aynı zamanda onun ilk tökezlemede gitmesi riskini de besliyor. Yani şu takıma 2 tane U21 katabilmiş olsaydı, yönetim modeli çok daha doğru olurdu. Oyuncu adayı yoktu diyenler yeterince altyapı maçı izlemiyor. Konu oyuncu olmaması değil, hemen her sene çıkan 3-4 profesyonel adayını doğu şekilde üstyapıya adapte edebilmek. Bkz Trabzon Abdülkadir, Yusuf....

@Sportsguy
Tabiki biliyordun yazacağımı :) Aslında Hukuk ile Mühendislik formasyonlarının çatışması kadar da normal bir şey yok.

Önce geri fitesimi yapayım ki zaten zamanında yapmıştım. Abu Beşiktaşta bir gelişme/olgunlaşma/özgüven kazanımı vb her ne ise ondan elde etti. Yani geldiğinden iyi bir adam olarak gitti. Bu forumdaki sen Övünç vb bazı arkadaşların söylediği bir şeydi.

Daha büyüğünü yapayım, takım bütünlüğünün, takımı sevmenin vb önemi gözümde arttı. Yani sene sonunda bedavaya dönse sevinirim bile.

Ama geçen sene ligde nerdeyse tüm zorlu maçlarda puan kaybettik. Şampiyonluk da "you know who" hakettiği kartı görseydi aman aman durumdaydı. Konuştuğumuz üzere de 12-13 golde Abu ligi bitirdi. Ha Cenki kesip daha fazla oynasa ne olurdu? Belki 15 atardı ama biz de ihtimalen şampiyon olamazdık. Maaş + maliyeti ile ilgili de şunu söyleyeyim, İngiliz gazeteleri, İngiliz kulüpleri yıllık 2.5M pound maaşını görünce kaçtılar yazıyordu. Maaş maliyeti bize bile brütte 5M dur herhalde. Yani o paraya gelmesin abi, üzerine 15 Milyon bonservisle cidden ağır kazık olurdu. Bak bu sene kimse vermedi 10 milyon :)

sports guy dedi ki...

@beagle

Abi abou konusunda kafamdaki tek adam vallahi sen degildin :) postlari tararken o kadar cok "kazma gondermeli" yorum okudum ki, genel bi cikis yasadim. 3.3 milyon euro maasi problemse de yerine aldigimiz adama 4 kusur bagladik(ki severim negredoyu biliyorsun o ayri konu). Ben de abou'nun maliyetine alindigi sirada takilmistim, ama sonradan vazgectim.

Ayrica abou'ya 10 milyon veren olmustur bence. Porto satmamaya karar verdi tahminim, cunku 4 4 2 oynuyorlar ve abou da 11 olunca 1(bir) forvetleri kaliyor kadroda yedek. FFP de var ve CL oynayacaklarken maksimum direnmistir yonetim.

Ligde zorlu maclarda puan kaybettik bir bakis acisi, "yenilmedik" de bir bakis acisi olur ama. Kaybettigin tek ilk 4 takimi basaksehir, deplasman.

Senin oynadigin oyun genel olarak anadolu takimlarinin panzehiri, bunu derbi galibiyetleriyle taclandirirsan ligi erken bitirirsin. Yapamazsan sonlara kalir isin ama ipi yine gogusleyebilirsin.

1)takim baskiyi iyi kaldiriyor hocayla.

2)kilit acabiliyor.

2. Maddenin onemini gecen sene basinda da yazmisim. Kilit acabilen takim her zaman sampiyonluga oynar. Ipi gogusler miyiz onu bilemem, ama yarisin sonuna gelecegimiz kesin.

Bu guveni bana veren de hocanin ta kendisi, o yuzden arkasindayim.

Umarim artik basaksehiri ciddiye alir hoca yalniz, gecen seneki plansizlik kahretmisti beni. Ligin en zor maci olacak yine, umarim orta sahada direncli ve rakibe at kosturacak bir duzenle cikmaz.

Gerci fiksture de baktim, onlar da avrupa maci yapacak bizim mac oncesi :) daha esit sartlar var bu sefer.

Kuzeyfo dedi ki...

Abou'nun savunucularinda biri olarak ben sahsen Premier Lig'in basalti takimlarina gideceginden emindim kendimce. beagle'in hakli oldugu bir nokta maas-bonservis seviyeleriymis, onu ogrenmis oldum.
Bir de hakaret etmek istemiyorum ama cok zeki biri degil yani. Mac sonunda eski takiminin soyunma odasina gidebilirsin, arkadaslarinla selamlasirsin vs. ama eski gol sevincleri filan cok gereksiz. Gordugu kirmizi kartlar da ayni akilsizligin urunu.

carlito dedi ki...

Aboubakar'ın bize veya başka bir yere transferinin gerçekleşmemesini bonservisinin birden fazla parçaya bölünmüş olmasına bağlıyorum, fitbol dergisinin bir önceki sayısında bununla ilgili bir şeyler okumuştum, detaylı hatırlamıyorum ama bonservis durumu en karışık oyunculardan biriymiş anladığım kadarıyla.. onu tekrar geri getireceksek bonservisini eline almış şekilde getirmek en mantıklısı olur.. eğer sezon sonuna kadar çok iyi teklifler almazsa dönmeyi isteyebilir, ama Negredo'nun uzun süreli sözleşmesini düşünecek olursak Cenk'i satmadıkça Abu'yu alacağımızı zannetmiyorum..

soyunma odasındaki mevzuda ise asıl problem bunu videoya çekip herkesin görmesini sağlamaları! bunun sorun yaratacağını akıl etmeliydiler, Babel dahil.. kötü niyetli olmayabilirsin ama ben de Porto taraftarı olsam çok rahatsız olurdum..

beagle dedi ki...

@Carlito
Belki Babel bize bedava gelsin diye yapmıştır ;)

beagle dedi ki...

Beşiktaş maçındaki penaltidan dolayı Kayseri'ye 2-0 yenilen Rıza'ya geçmiş olsun. Ya da beter olsun...

nathan dedi ki...

Şenol Güneş'in Dünya Kupasındaki yadsınamaz başarısının nedeni bence milli takımımızın da arada esen Piontek dönemi dışında hep oyuncu odaklı oynaması. Elindeki jenerasyon da buna uygundu ve başarılı oldu. Gerçi bunu söylerken şöyle bir ekleme yapmak da faydalı olur. Dünyada milli takımlarında da bir sisteme sahip olan takım sayısı üst seviyede bir elin parmaklarını geçmez. Alt segmentte ise misal Kosova hep kemikkıran negatif futbol oyun oynar vs. Yani işin doğası bu.

Mayor dedi ki...

Emege saygi +1

Ben sunu sevdim "saha içinde oyun aklı yüksek oyuncularla çalışması faydayı maksimize edecektir. "
Bence cok dogru, bu durumda Besiktas kendi Hagi'sini bulmalidir ki Avrupada onemli bir basari gelsin.
Sistem takimi olmayi hayal bile etmiyorum, burasi Turkiye ayrica heryerde her sistem'e karsi sistem gelistirilebilir.
Ama saha icindeki yaraticilik onceden hesaplanmasi ve onlem alinmasi cok cok zor bir faktor.
Zaten bize 2 sampiyonlugu getiren de bu oldu.
Biz dogru transferler ile basariyi hedefleyen bir takimiz ve bu dogrultuda devam etmeliyiz.

nathan dedi ki...

Şenol Güneş sistemsiz değil. Konu, takım dizilişinin de ötesinde en bi genel sisteminin fazla değişmemesi. Bunun maçına ve turnuvasına göre olumlu ya da olumsuz yanları var elbette.

Biz her halukarda 2. bantta yer alacak bir takımız. Bunu aşmak için sürdürülebilir yatırımlar yapmak gerekli(ydi). Altınsay'ın Leipzig çakması (kötü anlamda değil, Leipzig yokken Altınsay'ın çabaları vardı) ve 2 ay sürebilen ajandasında hedef yine futbol direktörü olarak Leipzig gibi Rangnick'di ve şu anda Leipzig gepgenç oyuncuları para dökerek alırken onun kafasındaki makul fiyatlara Hakan Çalhanoğlu ve Salih Uçan gibi gençleri getirip bir kadro oluşturmaktı (hatta o dönem Hakan için 1 milyona anlaşılmıştı). Malum nedenlerle olamadı ve yine bu nedenlerle yönetim de çizgisini çizmiş ve belli etmiş oldu. Artık bu işler uzaktan da öte olduğu için detaya gerek yok (maalesef bile fazla, desem ne değişecek).

Gelinen noktada, öncelikle takımı her sezon ligde, sonrasındaysa mümkün olduğunca Avrupa'da başarılı yapması beklenilen bir TD beklentisi var. Bu isim Şenol Güneş olmasaydı ve başkası olsaydı da beklenti yine aynı olacaktı. Rangnick'li sistem olamadı, total futbolümüz yok, Mourinho da getiremiyoruz (zira Mourinho demek kendisi+talep edeceği liste demek) o halde genel gidişatın getirdiği: mevcut durumda kazanılan her başarı kulübe ve takıma artı yazar. Ya da bu durumu bakış açısına göre şöyle özetlemek mümkün: Hiçbir zaman bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı.

Şimdi asıl konu: Buradaki hemen herkes bu özeti biliyor ya da bilmediğini düşünse de aslında anlıyor zaten. İnsanların beklenmedik bir başarı sonrasında bile ufak ya da büyük kritiklerine devam etmesinin tek nedeni takım için yapılan bu genel tercihin sonucu olarak ortaya konulan futboldaki istikrarın büyük oranda oyuncu performanslarına dayanması. Evet, Şenol Güneş bu konuda oldukça iyi ve cochise'in değindiği gibi oyuncu yetiştirmemesine karşın takımı mental olarak iyi hazırlayabiliyor. Dert: 4-2-3-1 ve her yıl önemli miktarı değişen kadronun uyuşması sırasında anlaşılabilir olsa da klişe bir refleksle önceki sezondan kalan oyunculara her ne pahasına olursa olsun öncelik verilmesi.

Bakın bazı detayları tukaka etmediğimi belirterek tekrar vurgulayayım. Kafanızda bir oyun sistemi var ve bunu oyuncuların her maç ayrı ayrı bireysel performansla oynayabilmeleri ile başarabiliyorsunuz. Öte yandan transfer işlerine fazla karışmıyorsunuz (ya da karıştırılmıyorsunuz) ve sezon başında önünüze kendi seçmediğiniz ve azımsanmayacak sayıda yeni adamlar konuyor. Diyorsunuz ki geçen sezondan alışanlar elbette öncelikli, diğerleri oyuna adapte olduğu sürece varlar. İşin bu kısmındaysa “sürdürülebilirlik” devreye giriyor. Firmalar böyle büyük riskler aldıklarında ve olumlu düşünüp atlattıklarında nasıl uzun vadeli planlama yapacaklarına odaklanırlar. Bizde bu yok ve sorumlusu Şenol Güneş değil. Sen adamdan beklentini söylemişsin ve getirirken oyuncu seçimleri konusundaki huyunu suyunu da biliyorsun. İlerki dönemlerdeki tercihleri planlayacak olan da elbette mevcut TD değil. Bu durum gayet anlaşılabilir.

Öte yandan, ben bir taraftar olarak yine de TD'ye misal neden transferler olurken daha fazla müdahil olmadın, genç oyuncular için neler ettin ya da otomatik bekleme süresi bazı oyuncular için geçerli olmayabilir ama ezber gibi bekleniyor diye de eleştiri atabilirim. Çünkü bunlar Jüpiter'de dahi olsa bir futbol takımının TD'sini doğrudan ilgilendirir ve bu eleştiriler yukarıda yazdığım konuları değiştirmez. Kendi açımdan özeti bu.

Çok güzel yazı olmuş, eline sağlık. Birkaç ekleme yapacağım:

Devamlı mükemmel sistem konuşuluyor ve bunun taktik temelli olduğu söyleniyor ancak belirli nedenlerden ötürü her sene sil baştan bir sistem yaratmak zorunda kalan hoca var. Bu bence gerçekten yıpratıcı olabilecek bir süreç, her sene kumdan kale yapmak gibi bir şey. Bunun temeli ffp midir, yönetim midir, tam işlemeyen scout mıdır yoksa altyapı yetersizliği midir tam bilmiyorum açıkcası ancak hoca bence işi iyi kotarıyor.

Madem böyle ekonomik olarak zor süreçten geçiyoruz ve her yıl şampiyon olup cl ye gitmek zorunda hissediyoruz kendimizi böyle pragmatist hoca tipi yani "ne sistem ne oyuncu" diyebilen hoca tipi en iyi seçim gibi duruyor ancak bu her zaman oyun aklı yüksek oyuncular anlamına gelmek zorunda değil. Cenk,q7,Tosic gibi oyuncular belli ki bu açıdan sorunlu oyuncular ancak bu oyuncularla da sonuca gidelebiliyor belirli bir düzeyde. Ha bu düzey bizim için tabii ki yeterli olmamalı, olamaz ancak sistem olmadan oyun aklı iyi olan oyuncularla oynamak, aslında bizi o bireysel yeteneklerin günlük form düzeyine bırakıyor. Hem oyuncuyu kötü bir oyunda ateşe atabilir, hem de sürdürülebilirlikten uzak bir durum.

O nedenle bu 1.5 ayı, geçiş dönemini, bu sezonun kritik dönemlerinden biri olarak görüyorum çünkü hatanın telafisi olmayabilir (bu cl için kesin, önümüzde 5-6 maçlık süreçte 2-3 maç kötü oynayıp kaybedersek lig için de öyle). Tekrar söylemek isterim ben ilk haftalarda neden iyi başlamadık diye üzülen ancak sonradan form durumu-taktik ayar kısmını gittikçe yükseltmenin daha iyi olduğunu anlayan bir takipçiyim. Belki yanılıyorumdur ancak bu karşı tarafı da afallatabilen bir etkiye yol açıyor çünkü zamanla değişen bir rakiple oynamış oluyor rakipler.

Bu sezonun oyunu hem kanadı hem merkezi dengeli kullanan bir oyun olacak ancak bunu etkili şekilde yapmamız için biraz daha zamana ihtiyacımız var, denildiği gibi az daha sabır. In Gunes we trust.

can dedi ki...

Bienalin bu seneki teması “İyi bir komşu.” Ülke bütün komşularıyla savaşın eşiğinde yaşarken, millet zombi gibi komşularının cenazesine saldırıp meftayı parçalamaya çalışırken sanat ortamlarımız “iyi bir komşu size sabahları çay mı kahve mi getirir” meseleleriyle uğraşıyorlar. Bizim bloğun ahvali de o hesap.

Daha iki sene önce biz senelerce dişimizle tırnağımızla genç yerlilerden oluşan bir jenerasyon oluşturmuş tam meyvelerini toplayacakken yabancı serbest bırakıldı, şimdi de tam iyi yabancı oyuncularımızla hegemonya kurduk derken Büyük Birader kendisine verilen tam gazla yabancı sınırlaması konusunda fermanı geçiverdi. Biz de burda saftirik gibi yok niye geleceğe yatırım yapılmıyor, yok genç oyuncu, yok altyapı , yok Şenol Güneş’in vizyonu var mıymış. Bir teknik direktörün gelecek vizyonu olsa bu ülkede niye çalışsın zaten? Gider insan gibi geleceğini planlayabileceğin bir yerde çalışır, bugün konan kuralın yarın oyuncak gibi değiştirildiği yerde çalışmaz.

nathan dedi ki...

bi dakka bi dakka. Bu ne kavram kargaşasıdır nasıl akıl karışıklığıdır be arkadaş. Hani Biliç'li takım zaten ezikti, hani o TD'den bir şey çıkmayacaktı ve herşeyimizi default olarak bu gerçeğe odaklayıp üstüne bina etmiştik. Şimdi ne oldu da birden o kadro ve dönem "Daha iki sene önce biz senelerce dişimizle tırnağımızla genç yerlilerden oluşan bir jenerasyon oluşturmuş tam meyvelerini toplayacakken" haline dönüşüverdi? Olcay giderken arkasına teneke bağlamayı unutanların kadrosu mu o genç jenerasyon, ya da halen Töre'nin adı dahi anılmayan.

Ciden bir tutulma var başka açıklaması yok.

can dedi ki...

@ Nathan

Kimin argumanlarini bana atfedip kimin tutulmasindan bahsettigini bilmiyorum. Soylediklerimin Bilic ile ne ilgisi var, onu da? Bir de, luften su saldirgan usluptan vazgec artik.

Besiktas'in nasil transfer planlarini yabanci kisitlamasina gore yaptigi en yetkili agizlardan belirtilmis, yabanci serbestligine planlarini azalacak yabanci sayisina gore yaptigini belirterek itiraz eden tek kulup Besiktas olmus, bunlara ragmen yabanci serbest birakildiginda bundan da en cok faydalanmis kulup Besiktas olmusken soylediklerimde neye itiraz ediyor olabilirsin? Benim soylemedigim seyleri agzima tikip, benim katilmadigim argumanlari benimmis gibi gostererek her zamanki uslubunla ariza cikarmaya calismadan once yazdiklarimi dogru oku lutfen.

can dedi ki...

Belki kendisinden fazla hazzetmedigim ama su sozlerine bayildigim Onder Ozen hafiza tazelemeye yardimci olur:

"Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu düşündüğüm için. Tüm Beşiktaşlılar'dan özür dilerim. Tolga'ya verdiğimiz paranın 1.5, 2 milyon Euro üstünü verip Ospina'yı da alabilirdik ama kurallara göre hareket ettik. Ben farkında olmadan, kitaba bakarak, kurallara bakarak Beşiktaş'ı zarara uğrattım. Beşiktaş da bana dava açabilir, haklılar. "

http://www.posta.com.tr/onder-ozen-besiktasi-zarara-ugrattim-ozur-dilerim-haberi-261934

nathan dedi ki...

Ben doğrudan alıntı yaptım bir de ve Olcay giderken, Töre konusu açılmışken kişisel olarak değil yazılanlar çerçevesinde kimin ne düşündüğü ortada. Fiziksel olarak iki seçenek var (henüz quantumda yaşamadığımız için). "Tamamen kendi kişisel yorumumu ortaya koymayarak", ya bu adamlar Biliç'in oyun sistemi nedeniyle görünür ve faydalıydı, ya da biz bahsettiğin gibi yerli ağırlıklı çok güzel bir nesil yakalamıştık ama hay bin köfte ki yabancı sınırının değişmesiyle maalesef çok güzel olsalar da güzel güle "demek zorunda kaldık". Misal Q7'yi yabancı "zorunlu" diye oynatıyoruz.

can dedi ki...

@Nathan

Aslinda cok basit bir sey soyluyorum ama sen konuyu baska bir yere cekip tartismayi rayindan cikariyorsun. Benim yazdiklarimi cok siki takip edip, Bilic, Olcay ve Tore hakkindaki dusuncelerimi de aklinda tutmadiysan (ki dogal olarak boyle bir beklentim yok) agzima baskalarinin laflarini tikistiriyorsun. Gerek yok, yapma.

Yabanci sinirinin oldugu ve yabanci sayisinin kademeli olarak dusuruldugu bir ortamda Olcay ve Tore gayet isabetli secimlerdi ve o donemde kimse tarafindan sonraki donemdeki gibi hararetle tartisilmadilar zaten. Disimizle tirnagimizla, feda sezonlariyla olusturmadik mi bu kadroyu? O donemde genc yabanci degil de cok daha yuksek ucretlere genc yerli almamizin sebebi yabanci kisitlamasi degil miydi? Bu oyuncularin olgunluk donemlerine ulasmamis oyuncular degil miydi aldigimiz zaman?

nathan dedi ki...

sistem?

Ha gerek yok diyorsan, ki olabilir (herkes Porto maçını konuşuyor zaten) gayet anlaşılabilir. Oysa 2 yıl öncesine kadar olanla bugün arasında dağlar kadar fark var; ki bir de o jenerasyonun değişmesi yerli olayı yabancı olduğu için dersen elbette yazarım. Burada biri de yazmıştı zaten, Olcay sistem oyuncusuyken bireysel işlere döndüğümüz için gönderdildi diye. Belki de sen yazdın bilemem, ama yabancı sınırı nedeniyle biz de kadro değiştirdik işleri Almanlar yenilince biz de yenik sayıldık aforizmasıyla eşdeğer maalesef. Biz yerli-yabancı tercihinden dolayı değil kırık dökük olsa da takım oyunundan bireysel işlere döndük diye değişti mevzular.

Hala anlatamıyoruz ki birileri troll mü değil mi diyerek melekler erkek mi dişi mi işlerine kalkışıyor. 2 yıl önceki o kadro sadece yerli meselesi değildi. Şimdi Talisca vurdu gol oldu, rakip önlem aldı vuramadı Babel ne yaptı, vs. Porto maçından sonra konuşulanlar özetinde bunları söyleyenler Ibsen romanından fırlamış karakterlerin halinde ecünnü edildi.

Size Biliç'li Liverpool maçından sonra yazılanları da kopyaladım ama sonuç elde var sıfır. Burada alarm filan vermiyoruz. Porto maçına sevinirken bir sonraki hakkında düşünüyoruz. Bir de kaldı ki koca sezon öyle değil mi. Bir sezonun ötesi zaten uçuk.

Neyse "agresif" halimden kurtulup ortama akayım ve susayım madem.

Oooo Beşiktaş'ım oley.

İyi geceler.

can dedi ki...

Takim oyunundan bireysel islere dondugumuz onermesi bence gercek olmayan bir karsitlik iceriyor. Bilic doneminde topu Tore'nin ayagina verip karsi alana tasimasini bekledigimiz anlari hatirlamasam tamam diyecegim ama maalesef hatirliyorum. Bilic'ten Gunes'e gecis doneminde takimin oyununda elbette ki degisiklikler oldu ama biz takim oyunundan bireysel islere Gunes'in ilk sezonundan sonra gectik. Bunda da Gunes'in tercihlerinden ziyade oyuncu kadrosunun yapisi belirleyici oldu.

Kaldi ki ilk soyledigimin cok net arkasindayim ve olaylarin kronolojisi de soyledigimi destekliyor kanimca: Biz elimizdeki yerli oyunculari ancak yabanci kisitlamasi kalkinca gonderdik, eger yabanci kisitlamasi devam etseydi Olcay da Frei da eksiklerine ragmen bugun takimda olurlardi. Bu da teknik direktorun kim oldugundan, sistem tartismasindan filan bagimsiz bir olgu. Havuz dar cunku. Bak ne oldu, Olcay Trabzon'a, Frei Basaksehir'e gitti.

can dedi ki...

@ Nathan
Ama bir soyledigine sonuna kadar katiliyorum ki ooo Besiktas'im oley!!!
Iyi geceler!

EC dedi ki...

@Can dediklerine yuzde yuz katiliyorum.. Teknik elestirilere katiliyorum Besiktas I seviyoruz, hayatlarimizin bir parcasi ama sanki burada akvaryum da yasayan bir grup ozel balikgibi hissettiginizi dusunmeye basladim.. Tepedeki Ilgi icin sahaya neredeyse hakemin elini tutarak cikacak sirf gundemde olmak icin Leipzig macinda...

Senol Gunes cok onemli bir deger ve kulubumuzu ozumsedi, bizde ona guvendik ve iyi bir iliski var..2012 de 36 tane uefa davamiz vardi.. Serkan Kurtulmus mu ne vardi forvette simdi abou ya cakiyoruz! Gotumuzde kalkti bu akvaryum icinde.. Onemlisi Konyaspor u yenmek hatta ezmek...super kupa maci kumpasinin intikamini almak icin.. Su an Senol Gunes I bu sekilde elestirme zamani degil..

turkkant dedi ki...

Şu an Beşiktaş'ın SWOT'unu yapsan, güçlü yanına "teknik direktör" yazarsın, "fırsat" ve "zayıf" yanlara başka konuları.. Şenol Güneş tartışması tabi ki olabilir, ama sanki ona sıra gelene kadar ondan önce gelişmesi (ve tartışılması) gereken çooook konu var.

Bence "Futbol Yönetimi" ve "24 yaş altı oyuncu bulma&yetiştirme" mevcutta en çok konuşulması gereken konular.

Futbol Yönetimi Beşiktaş'ta profesyonel değil, klasik Türk takımı mantığı yapılıyor. Rakiplerimizden bir tık ileride olabiliriz, ama esas tartışacaksak bunu tartışmak gerekir; bu alanda "sürdürülebilir" başarı için çok gerilerdeyiz. Takımın yaşlanması, pahalılanması vb.nin temel sebepleri hocadan çok bu alandaki "profesyonel olmayan" bakış açısı. -Ki Cochise bunun hakkını vermiş, "iyi" oyuncu "uygun" oyuncu ayrımıyla.

Aslında şu örnek durumu net özetliyor: FB salça olmasaydı, biz "Sosa-Gomez" değil, "Diego-Van Persie" ile sezona başlayacaktık. Bu bir transfer başarısı mı yoksa büyük talih mi?

Keza, Sinan Yılmaz isimli GS'i genç bir spor yazarı var, yazılarını beğeniyorum. Klişeden uzak. Ondan alıntı, Beşiktaş'ın doğru transfer yaptığı çok tartışmalı bir konu, diyor. Beşiktaş Van Der Viel'i, FB Adriano'yu alsaydı, muhtemelen bugün Adriano'yu yuhalıyor, Van der Wiel'i alkışlıyorduk, bu daha çok Şenol Güneş mahareti diye yorumluyor durumu.

Tabi, Fabri gibi, Marcelo gibi, Tolgay gibi fiyat-kalite açısından çok doğru transferler de yaptık, haklarını vermek lazım. Ama yeküne bakarsak "futbol yönetimi" daha çok odaklanılması gereken bir gelişim alanı bence.

Pheaglix dedi ki...

porto maçından hareketle hoca hakkında söylemek istediklerim var benim de.

porto'yu gidip deplasmanda yenmemiz epeydir en şaşırdığım başarımız oldu, napoli deplasmanı dahil. ben en iyi ihtimal berabere kalacağımızı düşünüyordum, ama iki tane oyun planı dahilinde gol atıp kazandık. yalnız öyle söylendiği gibi pozisyon vermeme gibi bir durum olduğuna inanmıyorum. özellikle ikinci yarı medel oyuna girene kadar kabus gibiydi. ayrıca ilk yarı dahil, 65'e kadar elini kolunu sallayan ceza sahamıza giriyordu. bu pozisyonları daha tehlikeli hale getirememelerinde savunmamızın ciddi payı var, ama porto'nun beceriksizliği de var.

ben medel girdikten sonraki beşiktaş'ı çok beğendim. maç içerisinde oynadığımız en iyi oyunu da medel girip, o dakikaya kadar yarı sahamızda cirit atan porto'ya dur deyince oynadık. ama aynı kadroyla bu oyunu ligde oynayabileceğimizi sanmıyorum. sonuçta üzerimize gelmek zorunda olan bir porto vardı sahada. ligde böyle takımlara karşı oynayabileceğimiz en çok beş maç olur sezon boyunca. ayrıca gerçekten hocanın kafasındaki senaryo sahaya yansıdı mı, yoksa kısmen de olsa tesadüfi bir galibiyet mi aldık, onu en geç ikinci monaco maçı sonrası görmüş oluruz.

sezon başından beri arada kalmış durumdayım hocayla ilgili. bir yandan Gürcan'ın sanırım ilk podcastte söylediği gibi "acaba misyonunu tamamladı mı" düşüncesi var, bir yandan da önceki iki sene takımı şampiyon yapıp, takımı ligin açık ara en huzurlu takımı yapan hocadan daha iyisini bulamayız diye düşünüyorum. ama işte olumlu şeyler zaten olağan olarak görüldükleri için dikkat çekmezken, olumsuz şeylerin sıradışı göründükleri için dikkat çekmeleri gibi, hocanın olumlu yanları değil de olumsuz yanları fazlasıyla dikkat çekiyor. en basitinden, oyuncu değişiklikleri hala ciddi anlamda sıkıntılı. bence ablukaya alındığımız 50. dakikada medel girmeliydi oyuna, ama hoca 65'i bekledi. hala daha değişiklik yaparken fazlasıyla çekingen davranıyor. keşke başka vasıfları çok iyi olmasa da oyunu çok iyi okuyan bir yardımcısı olsa.

bu arada hocada ciddi bir anlayış farkı var bu sene. geçen sene takımın yarısı eksik benfica dahil tüm kilit maçlara (deplasmandaki başakşehir maçı hariç lig maçları dahil) 0-0'a razı olarak çıktık. ama şimdi porto'ya karşı defansa çekilmeyip, kafa kafaya oynamaya çalışacak (başarıp başaramaması önemli değil) bir kadro ile çıktık. ilk dört maçta sezonla ilgili umudumun çoğunu kaybetmiş olsam da, şimdi daha farklı bakıyorum şenol hoca'nın aldığı kararlara.

Basar dedi ki...

Buraya birkaç hafta sonra yazmakta fayda görüyorum. Podcast grubunun birçok fikrine katılsam da bu konudaki tutumunu çok kavrayamıyorum

Hoca bu kadar kaliteli kadroyu yonetemez dendi, yıldız oyuncu yönetemez dendi, kendi oyuncuları var dend, aslında oyuncu filan çıkartmıyor dendii...

Bende zaman zaman kızıyorum ama bu yorumlara çoğu zaman daha çok kızıyorum.

1) bal gibi yıldız yönetebiliyor. Gomez, Sosa (kariyeri su anki transferlerden aşağı degil), quaresma, şu an pepe...
2) kendi oyuncuları var deniyor ama bir tanesi bile bize gelmedi ve yoluna devam ediyor hoca.
3) oyun okumuyor dendi, yardımcısı yok dendi. (Tamer Hocanın Göztepe'si bile dendi)Al Karabük ve Porto maclarina el değmesi ortada.
4) hoca bir seviyeye kadar dendi. Yahu biz 26 yıldır üst üste şampiyonluk girmedik. Hayatimizda CL 3.su olup son macta kılpayı ile üst turu kacirmadik. Luce hariç UEFA çeyrek finalimiz de yok. Hangi seviyeden bahsediyoruz? Daha ilk CL macı oynandıdurun hele.
5) transfer deniyor. Arkadaşlar transferleri yonetim yapar, hele bu ffp ortamında. Hoca eksik pozisyonları tespit eder. Hoca gördüğümüz tüm eksik yerleri tespit etti.
6) aslında oyuncu geliştirmiyor demeye varılıyor. Bana söyleyin basa oynayan hangi Türk takımı oyuncu geliştirebiliyor. Zor bu isler, bizim romantizmimiz gibi degil, 3 günde adamı kapı önüne koyarlar. Bu takımların hepsinde altyapıdan oyuncu çıkması genelde kötü gittiği zamanlarda olmustur. Bu arada eli o kadar oyuncuya değdi ki. Sadece bizde Gomez, Sosa, Oğuzhan, quaresma, Cenk kariyer rekoru kırdılar. Abu seviye atladı, sosa milana Gomez Almanya milli takımına gitti. Hoca gelmeden Oğuzhan oynamiyordu doğru düzgün. Cenk ve Oğuzhan genç oyuncu degil miydi de bunları geliştirmedi?
7) takım geç kaynaştı deniyor. İnsaf diyorum. Takım geç kaynaştı ama hem CL hemşeri ligde lideriz. Ne yapacağız, gelene gecene 8-10 gol mu atacağız. FM degil bu, hoca tabi ki de oyuncu güruhuna göre onları geç forma sokacak ve gerektiği zaman gereken oyuncuyu takıma monte edecek. Ben her Allah'ın günü, quaresma oynamasın, medel Negredo oynasin diyorum ama takımı oyuncuları güncel olarak takip eden, takım içi dengeyi sağlayan da hoca. Biraz bu açıdan yaklaşmak lazım (quaresma hariç :)

Eleştirileri olması gerekenin üzerinde ve hak ettiğinden fazla buluyorum. Bunu da hocaya kızan bir kişi olarak tüm içtenliğimle ifade edeyim.

beagle dedi ki...

@Basar
2003 2004 de Sampiyonlar Ligi'nden cikmak uzereydik. Son maç 1 puan yetiyordu. Son maç cirkeflikle istanbul yerine Almanya'da oynanmışti. Kesin hakem isleri de olmuştur.
ŞL'den cikamadik ama digerleri gibi puansiz golsuz falan da kalmadik hiç.

YSY dedi ki...

Takımın aslında transfer komitesinde bazı sıkıntılar var. Mesela ben o konuda gs yi daha başarılı görüyorum. Oynanacak oyunu netleştirip o oyunu oynayabilecek oyuncular transfer ettiler. Bizde hoca bölgeyi işaretledikten sonra oraya oyuna uygun değil ama oranın adamı olan eksikleri olsada hocanın maarifetiyle eksiklikleri giderilebileceği düşünülen adamlar alınıyor. Tabi bunlar birde ligin başlamasına 1 hafta kala gelince sürekli sil baştan yapıyoruz. Orta saha mı lazım hee kim var listede, talisca ? Tamam hocam bitirelim bu işi alalım adamı. He sorunları var tek başına takılıyor takım oyuncusu değil asist de az sosa gibi değil bu adam. Boşveer hocam halleder onu evirir çevirir çıkarır ondan. Bana kalırsa iş böyle dönüyor.

Ha bu arada gökhan keskin ne iş yapar ? Ne kadar maaş alır gerçekten scout işinden anlar mı yoksa 80 yılların ağar abisi modunda :iyi topçu iyi topçu" diyip oyuncu mu bakıyor ? Keza yapılan hiçbir transferde de ortalıkta göremedik.

He birde futbol direktörü olayı var dı önder özen den sonra o iş ne oldu ?

YSY dedi ki...

Sistem deyince de burada şunu sormak istiyorum;

Mesela italya liginde napoli ve juve. Sarri nin napolisinin oynadığı oyunun hepimizin hayalerrini süslediğini biliyoruz. Bizim 15-16 sezonu oyunumuzdan sonra bizim varmak istediğimiz nokta bu adamların vardığı yer ama orada her sezon şampiyon olam juve. Juve yi çok aşırı bilmiyorum ama sanki napoli kadar da ayağa oynayan bir takım değildi izlediğim kadarıyla. Sizce burada farkı yaratan nedir ?

nathan dedi ki...

@YSY

Juventus Agnelli ile farklı bir oyuna büründü, ancak bunu değerlendirirken önceki postlarda yazdığım "karma" işine iyi bakmak lazım.

Geçmişte İtalyan takımları denince akla hemen catanaccio gelirdi, yani kısacası rakibin kendi orta alanına atak yapmaya başladığı an ön tarafta alan daraltarak, geride ise kemik savunmayla geçit vermemek. Artık Serie A'da bunu yapan takımların sayısı 2-3'ü geçmez. Sassuolo bile bunu yapmıyor misal. Juve ise şunu kavradı: hep üst klas oynayacaksın ama orta alanın buna her zaman çok uygun değil (Mbappe'yi almak her kulübün harcı değil mesela). Agnelli catanaccio yaptırmıyor ama tüm kadro maçın her anında alan kullanıyor ve bunu hem defansta hem de hücumda başarıyor. Hücum performansı anlamında ise ellerinde Higuain, Mandzukic ve Dybala gibi isimler var. Ligimizdeki Tudor'un yapmak istediği ve bana göre elindeki kadroya göre % 40 başardığı da bu, ki bu oranı geçebileceğini sanmam çünkü oyuncu kalitesine çok yükleniyor, gümleme yakındır.

Öncelikle bu oyunu oynayan bir 11'in olacak ve sonrasındaysa hücumda fark yaratacak böyle adamların olacak. Yoksa Chiellini vs daha detay. Bizim için çok zor, Napoli modelini beğenenler de bunu gördüğü için böyle konuşuyor.

Kuzeyfo dedi ki...

@ beagle

Bence CL gecmisimizle 2003-2004 senesi birbirinden ayrilir.

2000-2001: icerde 4 puan, disarda 0 (3 macta 15 gol yiyip bir gol atmisiz)
2003-2004: icerde 3 puan, disarda 4
2007-2008: icerde 6 puan, disarda 0 (3 macta 14 gol yiyip gol atamamisiz)
2009-2010: icerde 0 puan, disarda 4
2016-2017: icerde 3 puan, disarda 4
2003-2004'te gruptan cikmaya yaklasmistik ama onun haricinde de pek yaklastigimiz soylenemez.

Ozetle, son yirmi yilda Lucescu ve S.Gunes donemleri haricinde bu seviyeye cikmamisiz. Bence elestirirken biraz bunu hatirlamak lazim.

planck dedi ki...

valla gs imza paraları ve bonuslar hariç 40M harcadı yeni takım yaptı. biz 8M harcadık. geçen sene de 20M harcamışlardı. kaliteli oyuncular alındı ama transfer başarısı göremiyorum ben pek. yani neymara dembeleye transfer başarısı diyebilir misiniz?

YSY dedi ki...

Yani benim kastettiğim müthiş oyuncular buldular anlamında değil. Zaten malum olan adamları aldılar evet ama bize göre sanki daha sistemlerine uygun karakterde oyuncuları seçip hemen uyum içerisine girdiler. Biz hala iki senedir onu nereye monte etsek yok kenarda mı oturursak acaba diye düşünüyoruz ? Halbuki biz bu konuları çoktan geçmiş ve onlardan öndeydik. Transferlerin oyuna etkisi konusunda kastetmek istediğim buydu. Yoksa defans aldık mı aldık ortasaha aldık mı aldık kanat aldık mı aldık daha az paralara hemde. Kağıt üstünde bunların hepsi ok.

nathan dedi ki...

Neymar & Dembele filan bizi aşan adamlar elbette. Neymar 4 Ligue 1 maçında 4 gol 4 asist yapmış şu ana kadar. Üstüne CL'de ilk maçta 1 gol ve 1 asisti de var. Kendisi için ödenen rakamın absürtlüğü bir yana adam hakkını veriyor ve bunu bir Barça taraftarı olarak söylüyorum.

GS konusuna gelince. Tudor takip ettiği ligin takip ettiği takımının futbolunu oynatmaya çalışıyor ve iddia ediyorum fena gümleyecek. Zira halen motoru sürekli maksimumda çalıştırıyor ve fisktür avantajı da var.

nathan dedi ki...

@YSY

Benim yorum diğerlerinin eleştiri dediği konu bu zaten. Üstelik sezonlardan değil bir sonraki maçtan bahsederek. Neyse. Umarım hep kazanırız.

beagle dedi ki...

@Kuzeyfo
Katilim basina ort 5.6 puan almisiz. GSnin sampiyonlar ligi ortalamasi 2 hadi zorla 3 puandir herhalde :)

Skywalker dedi ki...

Guzel yazi olmus, eline saglik.

Ben hoca'nin biraz yerlici oldugunu dusunuyorum. Gecen seneki Cenk - Abou tercihleri bence yerlicilikten. Tamam almadik bi sekilde ama Burak'dir, Volkan'dir bu tip takintilari da sinir bozucu. Yabanci futbolcunun oynayabilmesi icin bariz daha iyi olmasi gerekiyor. Benim fikrim tabi bu.

Altyapi, surdurebilirlik, sistem gibi konularda ise hocayi suclayamiyorum.
Umraniyedeki arsayi altyapi tesisi yapmak icin kac senedir kovaliyoruz mesela? Burokrasi, protokol ivir zivir hersey sana engel olmaya calisiyo bu ulkede. Ayrica surekli basari beklenen bir kulupte oldugun surece altyapidan adami cikarip oynatman cok zor.

ortalama 7-8 senede baskan ve yonetim degistirdigin bir ortamda nasil surdurulebilir basari ya da sistem oturtacaksin ki? Baskanin Besiktas sevgisine guvenmek disinda elinde hicbir somut dayanak yok, Besiktas menfaati icin calismasi noktasinda. Ki tupcu, aziz yildirim orneklerini hepimiz biliyoruz. Dernekler kanunu bu sekilde oldugu surece, baskanlarin basarisizliktan ya da har vurup harman savurmaktan bireysel olarak negatif hicbir sekilde etkilenmedigi surece, sistem ve surdurebilirlik hocaya soracagim son seydir benim. Ingiltere'deki gibi takimin sahibi olacak ve ortamda gorunmeyecek abi. Takimin sahibi var diye Man UTD'lilar daha mi az Man Utd'li? Takim sirket gibi yonetiliyor, takimi batirirsan, kendin de direk para kaybediyorsun. Populist saklabanliklara giremiyosun.

Ustte yazdiklarima arti olarak bi de su var. Besiktas (ya da baska bi takim) boyle devam etsin biz dekoder satamayiz'larin alenen soylenip bi takimin bicilebildigi, rant icin zirt pirt yabanci kuralinin degistirilebildigi bi futbol ortaminda cok zor surdurebilirlik. Tabi takimlarin finansal olarak sahiplerinin oldugu durumda bunu yapabilirler mi? Milyarder baskanlari olacak kuluplerin ve sen surekli kural degistirip bu adamlari zarara ugratacaksin. Kan alirlar Kamil, kan.

dominic molise dedi ki...

yazinin icerigi bir yana, basligi gordugumde bile uzuldum. bu tarz konulari sezon sonlarina saklasak bence daha faydali olur

Basar dedi ki...

Yarın maç var, postta hala Şenol Güneş ile gelecek var.

Önyargılarım artmaya başladı, kötü niyet mi var diye düşünmeye başladım. Bilginize.

Bu arada, geleğimiz gayet aydınlık ve güneşli!

can dedi ki...

@ skywalker

Takimlara sahislar ya da sirketler sahip oldugu zaman daha iyi yonetilecegi fikrini gercekte destekleyen hic bir veri yok. Tam tersini gosteren yuzlerce ornekten birkaci icin mesela;

http://www.telegraph.co.uk/sport/11770309/The-10-worst-run-football-clubs.html

Bu klasik bir kuyruklu kapitalist yalan, Turkiye takimlarini Katar ve Rus sermayesine pazarlamak, ulkede satacak sey kalmadigi icin belirli bir kamusalliga sahip bu degerlere sarmaktan baska bir amac ve anlami yok. Su andaki yonetim biciminin cok sorunlu oldugu acik ama bu sorun dernek formatindan ziyade ulkedeki butun kurum ve yapilarin hucrelerine kadar nufuz etmis curumuslukten. Seba doneminde sirket mi vardi da kulup borclu degildi? Kulupleri kisisel cikarlarin emrine vermek su andaki sorunlari sadece cetrefillestirir. İngiltere'de şu anda tartışılan bir model kulüplerin taraftarları tarafından kolektif bir şekilde sahiplenilmesi. Bence asıl üzerinde tartışılması gereken model bu.

Bir de manchester united satıldıktan sonra taraftarları daha mı az taraflar oldu demişsin? Bence evet ki buna katılan pek çok manchester united taraftarı da var. Ben şahsen Beşiktaş bir şirket tarafından satın alınsa Beşiktaş taraftarı olabileceğinden emin değilim.

can dedi ki...

Olabileceğimden demek istemiştim.

Skywalker dedi ki...

can

Seba donemi cok eskide kaldi. O zamanlar futbol piyasasi bu kadar hacimli degildi. Kendi yagimizda 3. sinif Avrupa takimi olarak kavruluyorduk. Tabiki de su anki durumu yuksek oranda tupcuye baglayabiliriz, ama Avrupa'yla rekabet etmek icin Seba'nin harcadigi paralarin cok daha yuksegini harcamak durumundasin gunumuz piyasasinda. Misal Seba doneminde Vodafone arena'yi muhtemelen 5'de biri fiyatina yapabilirdin, yine de o zamanki hacimle nasil odeyecektin bu paralari?
Dedigin dogru olabilir, satmak cozum olmayabilir. Fakat baskanin donemi bittiginde hicbiseyden sorumlu olmamasi durumunu baska turlu nasil degistirebilirsin? Bir sonraki baskanin tupcu gibi olmamasinin garantisi nedir? Adami resmen sirketlerini batirmasin diye babasi Besiktas'in basina koydu.

cochise dedi ki...

Yazının kendisi bir tarafa aşağıdaki tartışmaları yorumları gayet keyifle takip ettim. Ben ortaya bir yazı bırakmak istediğim için bir de yazılanlara cevap vermek gibi bir misyon görmedim kendimde. Zaten herkes kendini güzel bir biçimde ifade ediyor ve ortak bir noktada buluşmak zorunda değiliz. Bazı şeyler 'gerçek'tir ama birçoğu da yorum. Schrödinger'in kedisi misali Hoca o değişikliği yapsaydı, Biliçerken gitseydi, şu tip oyuncu gelseydi, altapıdan oyuncu çıkmaya gayret edilseydi vs. hangisinin daha iyi olacağına dair tahminlerde bulunabiliriz. Ama bu alanlarda görüş farklılıkları bu tip blogları zenginleştiren bir husus. Podcastlerde vakit olursa bu yorumlardan da konuşuruz. Ancak sadece @Basar'ın ve @dominic molise'in eleştirilerine cevap yazmak isterim. Çünkü bunlar içerikten ziyade konunun tamamına yönelik.

Başlık bir şekilde rahatsız edici olmuş. Herhalde kritik etmenin hep olumsuz algılanmasının bir sonucu. “ ... ile geleceğimiz” deyince bu kötü bir gelecek olarak mı anlaşılıyor? Belki öyle; oysa benim niyetim olumlu anlamda geleceğimiz hakkında objektif bir fikir yorma. Başlığı da ne güzel tarafsız oldu diye sevmiştim. Zaten yazı umudumun hem hocanın hem de bizim hiç ulaşmadığı başarılara ulaşması yönünde bitiyor. Bunun nasıl olacağı konusunda bir fikir yürütme kalanı.

Diğer taraftan yazının son güne kadar kalması konusunda ise muhtemelen Övünç muhabbet devam ediyor diye bölmemiştir o ayrı ama fırsat bulamamış da olabilir. Nasıl bir kötü niyetimiz olabilir. Hocayı yemek için biri tarafından mı tutulduk :) Herkesin başka başka işleri olduğu için gecikmeler olabiliyor sizler de eleştiriyorsunuz, haklısınız ama ticari web sitelerinde bile böyle aksaklıklar olabiliyor. Daha önce bir arkadaşın da maç postlarının erken atılmaması yönünde eleştirisi olmuştu :)

Bir de zamanlama eleştirisi var, evet ben de daha erken bir dönemde bunu yazmak isterdim. Özellikle milli takıma arasına denk getirmeye çalıştım ama olmadı bunun için üzgünüm. Ama diğer taraftan burası ana akım medya değil; biz bir şeyler konuşuyoruz diye takıma zarar veririz yaklaşımını buraya taşımayalım bence. Verecek kadar gücümüz olsa belki ona göre tavır takınabiliriz. Biz burada ne boyutta olursa olsun futbol üzerine akıl yürütmeye çalışan insanlarız. Yorumların çoğu da bu yönde. Zaten Beyaz Futbol'lar vs.'den hatta iddialıyım Ntvspor vb.'den daha üstün/farklı bir konumda yapan şey de bu.

Yorum Gönder

Ara