.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
26 Mayıs 2015 Salı

Şampiyonluk

Akşam evinde oturuyorsun, yanına aldın bir bira, biraz çerez, uzattın ayaklarını tuttuğun takımın maçını izliyorsun. Tuttuğun takımın maçı da olması gerekmez, bir maç var ve izliyorsun. İki güzel hareket, bir verkaç, güzel bir çalım, bir şut, bir kurtarış, bir ikili mücadele, tempo... Güzel bir maçtan daha güzel ne olabilir ki? Şampiyonluk mu? Kupa mı? Müze mi? 4. yıldız mı?

Ben, 90 dakikanın her bir dakikasına, ayrı ayrı aşığım. Her bir dakikanın kendine has bir özelliği var. 5. dakika ilk atağın yapıldığı dakikadır mesela. 10.dakika güçsüz tarafın "iyi gidiyoruz" dediği dakikadır. 15.dakika baskın tarafın gücünü hissettirmeye başladığı dakikadır. 25.dakika oyunun aktığı dakikadır. 40.dakika tempo biraz düşer. 60.dakika 2.yarıda ilk kez saate baktığın dakikadır, eğer beklenen gol gelmediyse. 75.dakikadan sonrası tufan. 90.dakikada saniye saymaya başlarsın. Duruma göre 30 saniyeden de beklentin olur... Ve biter maç. Hikaye sona erer. Takımlar el sıkışır ve soyunma odasına doğru giderler, şölen bitmiştir. Yendiysen de bitmiştir, yenildiysen de bitmiştir. Hiç bir duygu, 90 dakika içinde yaşadıklarına yaklaşamaz o saatten sonra.

Ertesi hafta yine oturursun ekran başına. Passolig'in varsa maça da gidersin. Temposuz bir oyun, talepkar olmayan futbolcular, rezil bir maç... 20.dakikada sıkılırsın. Kanal değiştirmeye de gücün yetmez, o dandik şeyi öyle izlersin. Ağzında en ufak bir tad bırakmaz. Sonunda ne oldu? Şampiyon mu oldun? Oldun da ne oldun, hayatının 90 dakikasını kötü bir filme harcadın.

Ben spordan para kazanıyor değilim. Şampiyon olunca bonus alanlardan değilim. Daha iyi sözleşme kovalamıyorum. Daha iyi bir kariyer hedeflemiyorum. Benim tek bir olayım var; 90 dakika keyif alayım. Tam da bu yüzden, 90'dan sonrası sizin olsun, bana güzel 90 dakikalar verin. Kupa mı istiyorsun, al. Seneye de, sonraki sene de al senin olsun. Al da, biraz top oyna.

Dün Fenerbahçe tesislerini basmışlar, otobüse havayi fişek fırlatmışlar. Pazar günü Beşiktaş kazansaydı, fişek değil, çiçek atacaklardı. Daha önce attılar da, oradan biliyoruz. Ne değişti? Taştan, çiçeğe geçişi sağlayan nedir? İlkesel bir duruş göstereceksen, skordan bağımsız göstereceksin.

Beşiktaş kaybetti, olağanüstü kongreye gidiyor. İlkeyi mi oylayacağız, yoksa tabelayı mı oylayacağız? Derler ki, yönetim bilerek maçı Galatasaray derbisinin gününe aldı. O gün şampiyonluk maçına çıkılacağı için kongre şenlik havasında geçecekti. Yönetime yapılan eleştiri bu. İyi de, yönetim burada bir zaafı kullanıyor. Senin benim zaafımı kullanıyor. Beşiktaş yönetimi başarısızsa, 3 senelik icraatları neticesinde başarısız, son 3 hafta takım puan kaybetti diye değil.

İşte şampiyonluk meselesini tam da bu sıfırlar ve birler gibi değerlendirirseniz, bu şekilde uçlara savrulursunuz. Şampiyonsan varsın, yoksan yoksun. Dünyada binlerce spor kulübü var, bunların kaçının tarihlerinde şampiyonluk var acaba? Kaçı gerçekten şampiyonluk hayali kurabiliyorlar? Bu hayali kuramayanların varlık sebebi nedir o zaman? O yüzden, sporda oyunun kendisi önemlidir.

Sporcular bir hedef doğrultusunda yürürler. Galibiyet onların yaşam kaynağıdır. Lakin izleyici olarak ben, galibiyete şartlanmış iki ayrı 11'i izlerken galibiyete şartlanmak durumunda değilim. O sporcunun mesleği. Elbette kazanmak için oynayacak. Elbette terinin son damlasına kadar mücadele edecek. Biz de, tribündeki adam olarak, sahadaki o "insan"ların teknik, taktik, zihinsel ve fiziksel mücadelelerini, bir hikaye içinde izliyor olacağız.

Şampiyon olan takımın taraftarını kutlamayı manasız buluyorum. Biri beni kutladığında da afallıyorum. İyi de, ben ne yaptım da kutluyorsun? Gol mü attım, çizgiden top mu çıkardım? Tribünde veya evde oturdum maçı izledim, kutlanacak bir şey değil ki bu. Kaybeden taraftardan farklı ne yaptım da, kazandım? Oyuncular kazandı, kaybetti. Şampiyon oldular, primleri de yattı. Daha iyi takımlara transfer yapacaklar veya sözleşmelerini iyileştirecekler... Güzel de bir tatil hak ettiler. Hak etmeyen de yapıyor o tatili zaten... Bana ne kaldı? Gelecek yılın takım planlaması falan... Oldun, bitti, geride kaldı. İstersen 50 sene üstüste şampiyon ol, Ağustos ayında başlayacak lig, yine sıfırdan başlıyor.

Müzedeki kupalar... Etrafınızdaki arkadaşlarınıza sorun; 83'te Galatasaray - Trabzon maçını hatırlayan vardır, 88'de Beşiktaş - Fenerbahçe maçını hatırlayan çıkar... Var böyle insanlar. Neden maçları ve olayları bu kadar net hatırlayabiliyoruz? Çünkü mesele, o maçların kendisidir, süreçtir. Şampiyonluk maçının önceki sabahı uyku tutmayan gözlerindir... Yediğin tırnaklarındır. Olursun veya olamazsın, biter. Heyecanı yoktur, beklentisi yoktur, hayali yoktur. Bir yokluktur. Bir boşluk... Spor dünyasının en manasız günü, şampiyonluktan sonraki gündür.

Ortada dev bir endüstri var. Bir havuç koymak durumunda. Oyunun kendisinden keyif alabilmek, skordan bağımsız oyuna odaklanabilmek şüphesiz ki bir bilinç meselesi. Oysa skor kolay. Kazanmak ve kaybetmek kadar yalın, açık. Bunun satışı da dünyanın en kolay işi. 4.Yıldızı o mu taksın, bu mu taksın. Seneye de bir malzeme bulurlar. Herkesi sonuca odaklarlar, birbirine saygı duymayan, gırtlaklama noktasına gelmiş, şampiyon olamadığında dünyanın sonunun geldiğini düşünen, şampiyon olduğunda da sanki çok da önemli bir şeymiş gibi paçalarından kibir akan bir düzenin tam da ortasına oturursun... Şampiyonluğu bu kadar da kutsamayın dediğinde sana en büyük düşman gözüyle bakarlar. Çünkü ellerinden şampiyonluk kavramını alırsan, geriye başka hiç bir şey bırakmamış olursun. Değerler ve oyunun ta kendisi...

Sahanın ve sürenin her bir dakikasına aşık, tribünde veya evinde, gözlerini sahadan 1 saniye bile ayıramayan tüm dostlara selam olsun.

Adını hiç duymadığımız bir ülkenin, adını hiç duymadığımız iki takımının, adını hiç duymadığımız oyuncularının güzel bir maçı olsa da izlesek...





50 Yorum:

sadrazam dedi ki...

"Adamlar milyonlar kazanıyor, en iyi arabalara, en iyi kadınlara biniyor, en kaliteli yerlerden giyinip en güzel mezeleri yuvarlıyor. .na kodumun çocuğu sana ne oluyorda seviniyon bu kadar"
diye nasihat'a başlayan, 60 lı yaşlarda ancak hayatının hiçbir dönemi bırak spor yapmayı, kocaman kıçını dahi 3'lü rustik koltuktan kaldırmaya üşendiği içi 80-85 gösteren, bayramlarda o karanlık ve kasvetli eve gitmemek için ailene türlü bahaneler uydurduğun amcanın futbol ve taraftarlık ile ilişkilendirilebilecek efsane yorumundan biraz hallice olmuş.

raison dedi ki...

Bir premier lig taraftarına, 50 yıl sonraki Türkiye insanına hitaben bir yazı olmuş.

Emre Toraman dedi ki...

@sadrazam'in bahsettigi amcanin aslinda Eduardo Galeano oldugunu dusunen bir tek ben degilimdir heralde:

"Ben basit bir ‘iyi futbol dilencisiyim…’ elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyordum: Tanrı rızası için güzel bir maç lütfen. Güzel bir oyun gördüğüm zaman da bunu sağlayanın hangi takım ya da hangi ülke olduğuna bakmaksızın bu mucize için şükranlarımı sunuyorum."

Ozan dedi ki...

Harika bir yazı olmuş. Aklınıza sağlık.

Barreto dedi ki...

@Emre Torman,

Bir tek sen değilsin. Ne yazık ki çok uzun zamandır devir Eduardo Galeano'nun değil Adriano Galliani'nin devri. Bırakın sade taraftarları, Türk futbol entelijansiyası (eğer varsa tabi) bile böyle bir düşüncenin çok uzağında, Eduardo Galeano ismini duyduğunda Palmeiras'ın 10 numarası zannediyordur.

Övünç dedi ki...

Bu spor kültürü ile alakalı bir konu . Spor kültürü de ülkenin mevcut genel kültürü ile bağımsız düşünülebilecek bir olgu değil.

Spor seyirciliği keyif yerine rekabet üzerinden tanımlanıyor uzun süredir . Olması gereken sporcuların rekabet edip bizim bundan keyif almamızken , biz bu rekabetin ortasına direkt olarak çekilmiş , sonuna kadar taraf olmuş durumdayız. Söylediğin gibi bu işten en karlı çıkanlar tabiki sporcular.

Nereden tutsan elinde kalan yozlaşmış bir kültürde seyirci-taraftar ayrımını besleyen mevzuların çözülmesi için önce biraz okumak lazım . Eğitim şart.

turkkant dedi ki...

Blog'da bir sezon değerlendirmesi, oyuncu performans değerlendirmesi postu açılsa...

Bana göre...

Sezonun en iyileri: Sosa & Demba Ba

Sezon genelinde iyi görünenler: Olcay & G. Töre

Sezonun sürpriz performansı: Serdar Kurtuluş

Sezonun hayal kırıklığı: Oğuzhan (ve İsmail K. ve Mustafa P.)

Sezonun leş performansı: Tolga

Sezonun beklenti karşılayamayanı: P. Franco

Emir Eri dedi ki...

sezonun en iyileri serdar ve demba olabilir. sosa ise gerek sezon başında çok maç kaçırması, gerekse de özellikle ikinci yarı başındaki leş performansı ile sezonun en iyileri arasına girmeyi hak etmiyor. sezonun leş performansları necip ve tolga. sezonun hayal kırıklıkları ise atiba, oğuzhan ve kerim frei. sezonun ümit vaat eden performansları ise tolgay, atınç ve günay.

sherlockholmes dedi ki...

beyler dusko tosic ile 2 yıllığına 850 bin euro'dan anlaştığımız haberleri var. izleyen arkadaşlar ne dersiniz faydalı olur mu ?

Zaitsev dedi ki...

Oğuzhan ile Kerim Frei'in hayal kırıklığı olabilmeleri için önce oynamaları veya oynatılmaları lazım diye düşünüyorum :)

Emir Eri dedi ki...

bende oynamaları biraz kendi ellerinde diye düşünüyorum, çünkü pek çoğumuz bu sezon oğuzhan oyuna girdikten sonra ortasahanın düşmesinden bahsettik, hatta oyuncumuz bu durumu sezon içerisinde vücut geliştirme yapması ile açıklamaya çalışmıştı. frei ise görev aldığı maçlarda dağınık futbolu, kendi oyun planı içerisinde bir sonraki hamleyi tasarlamayışı, topu olumlu kullanamayışı, taşıdığı potansiyele ulaşamayarak beklentilere cevap verememesi gibi sayılabilecek bir sürü olumsuzluğu beraberinde getirdi. oyuncunun az süre almasıyla güven kaybı yaşadığı muhakkak ama daha düne kadar topun ağzında olan yasin gs'nin şampiyon olmasında pay sahibi oldu. kendisinin feyenoord maçları dışında faydasını görmedim.

ayrıca gerçekleştiyse tosiç hamlesi oldukça yerinde. ben pektemek faydasızının yerine sözleşmesi elinde bobo hamlesinin de gelmesinin olumlu etkileri olabileceği kanısındayım.

Nurettin İnce dedi ki...

mustafa pektemekin aldığı paralara yazık yaa..
uğur boral asgari ücret karşılığında oturmuyordu kulübede..
ve kiralık gönderip yetmedi maaşını ödediğimiz artıklardan da kurtulmalıyız..
mustafa pektemekin yerine ömer Şişmanoğlu kalsa daha iyiydi yaa ikisinin de katkısı belli ama hiç yoktan pektemek kadar almıyordur herhalde..
Tosic ile ilgili çok fikir sahibi değilim ama umutlu da değilim
..
Maçkolikten istatistiklerine bakınca fransa almanya İngiltere ispanya ülke ülke gezmiş ama biraz sochaux birazcık ta bremen hariç hiçbir yerde dişe dokunur yaptığı bir şey yok..
trabzonda bu hataya çok düştü tosic benzeri Anadolu topçusu dolu kadroları..
gelmiş otuz yaşına ne yapacağız allasen bu adamı, kötü değildir belki ama bunlarla mı başa çıkacağız rakiplerle zaten iki tane yarım sol bekin var kadroda bununla üç tane yarım sol bekle mücadele ederiz artık...
direkt ilk 11 e gönül rahatlığıyla koyabileceğin, budur diyeceğin bir adam almayacaksan hiç gerek yok bence.. mottanın biraz daha defansif ve dengelisine benziyor...
ikinci seric vakası olmazsa da mottadan aman aman fazla bir performans göstereceğini sanmıyorum...

Nurettin İnce dedi ki...

ayrıyeten takımın başına gelecek hoca belli değilken, futbol direktörün veya yıllardır süre gelen bir transfer politikan yokken kim nasıl yapıyor acaba bu transferi..
önce hocayı bul bakalım sonra transfer yap,, gelecek olan hoca isteyecek mi bakalım, adamın sistemine uymayacak belki kafadan istemeyecek..
geçen yıl Trabzon hocayı getirmeden kafalarına göre amatörce transfer yaptılar daha sonra sezon başlamadan bir kısmını gönderdiler, kalanlarla da nasıl dengesiz bir takım kurdular ortada..
inşallah yalandır tosic haberleri veya alınacaksa da gelen hocaya danışılıp alınır inşallah..
ayrıca maxi pereira ile gs ilgileniyormuş diye haberler çıktı...

Coolio dedi ki...

@nurettin ince Tosic ve gönderilecek oyuncular hakkındaki görüşlerine katılıyorum.

Dünya kadar adamı beleşe kiralık gönderdik ve maaşlarını da biz ödüyoruz çoğunlukla. Yabancı sınırının kalktığı şu yıl mevcut kiralıklar ve ekstradan gitmesi gerekenleri nasıl elden çıkarcaz bilemiyorum. Millet ucuz afrikalı, kuzey avrupalı toplayıp gelecek. Bizimkileri de beleşe bile oynatmak istemeycekler.

Ayrıca hoca konusunda da hem fikirim. Hoca gelmedne alınan oyuncuların hepsi elde patlamıştır. Gerçi hoca geldiğinde de adama sormadan yöneticiler transfer yapabiliyorlar o ayrı konu.

15 hazirana kadar hocayla anlaşmamız gerek.

cochise dedi ki...

Tosiç ile Motta'yı aynı cümlede kullanmam. Geçen seneler alınsaydı takıma sınıf atlatmayacak bir adamın ne işi var derdim. Ama hem yabancı sınırı yokken hem de transfer kısıtları varken alınacak en iyi adam. Böyle diyince süper topçu sanıyorum anlamı çıkmasın. Gayet vasat ama eldekilerden net daha iyi. Ha eldekiler niye bu kadar kötü derseniz o ayrı. Amma velakin bu sağ beke artık takımı ileri taşıyacak (hem oyun içinde hem de takımın gücünü anlamında) birisi alınması şart oldu.

Özetle benim bu transfere şartlı (üst düzey sağ bek) onayım var.

yilmaz dedi ki...

Bence hemen hemen tüm oyuncularımızın iyi oldukları dönemler oldu. Necip, Opare ve Pektemek de dahil kazandırdıkları maçlar oldu.

Duygusal bir taraftar olarak hiçbir oyuncuya leş demeyeceğim.

Asıl problem hiç bir oyuncumuz da çizgisinde kalamadı. Yani zaman zaman çok büyük performans patlamaları gösteren oyuncular sezon içinde büyük düşüşler de yaşadı. Mesela, kabul etmeseniz de Pektemek çok formda bir giriş yaptı sezona. Hep sezon sonunu hatırladığımız için tu kaka ediyoruz şu anda.

İyi başlayıp iyi bitiren -> yok (Belki Sosa denilebilir)
iyi başlayıp vasat bitiren -> Töre, Serdar, Hutchinson, Ba
İyi başlatıp cozutan -> Frei, Pektemek, Olcay, Tolga, Franco
İyi başlayıp kaybolan -> İso, Veli :(

Kötü başlayıp iyi bitiren -> Ozzie
Kötü başlayıp vasat bitiren -> Motta
Kötü başlayıp kötü bitiren -> yok

yilmaz dedi ki...

tosic transferi belli ki yeni yapılmış bişey değil. Sezon içinde planlanmış. Daha lig bitmeden oyuncu alınıyorsa, burada mevcut antrenör'ün bilgisi vardır. Ben bu konudaki yorumlarınıza katılmıyorum.

cochise dedi ki...

@yilmaz
Ozzie biraz daha karmaşık. bence "Çok iyi başlayan çok kötü devam eden vasat/iyi bitiren" d :)

Ama daha önemlisi şu oyuncu değerlendirmesi işini buna özel bir posta bıraksak daha iyi olacak sanki. Lig biter bitmez yapalım bunu. ne dersiniz?

Özel bir postta yapmanın bir artısı da arşivlik kıymetinin daha fazla olacak olması...

yilmaz dedi ki...

@cochise evet aslında haklısın. ozzie'nin arsenal ve feyenoord maçları da çok başarılıydı.

Nurettin İnce dedi ki...

@Coolio Aynen kardeşim çok haklısın Anadolu kulüpleri biraz akıllı olursa bizim futbolculardan çok daha az paraya oynayacak futbolcu bulurlar hem de cüzi bonservis bedelleriyle..
ben mersinli olduğum için mersin idmanyurdunu da yakından takip ediyorum. kulüp mali açıdan çok sıkıntılı olduğu için akıllıca yapabileceği en iyi transfer politikasını uygulamak zorunda kaldı. yurtiçinde tecrübeli bonservissiz yurtdışında ise az bonservis bedeliyle veya bonservissiz hatta genç sayılabilecek oyunculara yöneldi. Tanınırlığı olan ve adam akıllı para verdikleri sadece Welliton vardı onu da uzun pazarlıklar sonunda zorla aldılar)
Sene başında isveç'den 91 doğumlu Arnavut asıllı isveç U21 de oynamış sadiku ve yine aynı takımdan 92 doğumlu isveç U21 ve alt kademe milli takımlarında oynamış Abdul Khalili yi yok paraya aldılar(zaten bizim mersin İY mali açıdan durumu malum takıma transfer yasağı geldi,, futbolcular bu hafta yine idmana çıkmıyor maaşlar ödenmiyor diye yani öyle adam akıllı bir bonservis ödemediler)inan diyorum ikisi de genç ve yurt dışı tecrübesi olmamasına rağmen takımın kilit oyuncuları oldular ikisi de otuzun üstünde maça çıktılar.. Dahası isveç şampiyonu malmö'nün kalecisi 90 doğumlu Robin Olseni de alacaktı ama şampiyonlar ligi ön elemesi oynayan malmö işi biraz ağırdan aldı, küçük maddi pürüzler falan derken son anda transfer gerçekleşmedi, ki bu adam takımın as kalecisi hem eleme hem grup maçlarının hepsinde oynadı(onun yerine alınan kaleci de tırt değil yani bulgar milli takımında 29 defa oynamış Liverpool tarafından genç yaşta transfer edilip iki yıl twente de as kalecilik yapmış geçen yıl hellas Veronaya gidip oynayamamış bir kaleci ve bonservissiz aldılar. ama burda da yabancı sınırlamasına takıldı:) )
Yine Nakoulmayı bedavaya aldılar. yaşlıda değil 87 doğumlu. 10 golle polonya gol kralı diye geldi ülkesi milli takımında forma giyiyor. bir ara sanki önder özen ve beşiktaşla aynı cümle içinde okumuş gibi hatırlıyorum kendisini. bu yıl mersinin ileride ki welliton ile birlikte en iyisiydi gs fb maçında dikkat çekmiştir belki. 6 gol 6 asistle oynadı..

daha önce futbolcuları kiralık gönderirken maaşının yarısını ödeyip zor gönderiyorduk, bundan sonra gereksiz futbolcuları nasıl elden çıkartırız merak ediyorum, hele bir de yabancı futbolcuları...

Nurettin İnce dedi ki...

@Yılmaz
Kardeş sezon içinde planlanmış mevcut antrenörün bilgisi var diyorsun da şimdi o mevcut antrenör yok gelecek sezon..
Bizim dediğimiz hazır resmiyet kazanmamışken gelecek olan hocaya sorulması yönünde...

ayrıca sol bek transferiyle beraber eldeki sol bek kontenjanından birisi gidecek mi? Tosic (veya X)+motta+ismail.. (Hadi u.boral'ı gitti, ü.karaal da yine kiralık kabul edelim)

Nurettin İnce dedi ki...

http://www.fanatik.com.tr/2015/05/25/yerli-messiye-gurcu-hummer-604878

http://www.fanatik.com.tr/2015/01/26/muhammedin-fotografi-ortaligi-karistirdi-410376

Sırf bunun gibilere ders olsun diye yabancı sınırlaması komple kalkmalı aslında.. daha hiçbir başarın yok kendini ispatlayamamışsın bile. bırak beşiktaşı ikinci ligde bile tutunamayıp kendine kiralık kulüp bulamıyorsun (aldığı maaş nedeniyle)çok çalışıp başarılı olup haber olacağına bindiğin araba ve kızlarla haber oluyorsun..

Yıllardır bu yabancı kuralı yüzünden hem yabancı hem türk bir sürü gereksiz futbolcuya haddinden fazla paralar ve bonservisler ödenip kulüpler batma noktasına geldi hatta battı...

yilmaz dedi ki...

@Nurettin İnce
kardeş "mevcut antrenörün bilgisi var" demiyorum, olabilir diyorum. Sadece akıl yürütüyorum. Yönetimin şu anda Tosic ile anlaşma yapma gibi bir önceliği olduğunu düşünmüyorum. Eğer böyle bir anlaşma yapıldıysa da bundan çok önce yapılmıştır. Zaten Tosic de haftalar öncesinden kulüp adı vermeden bişeyler geveliyordu ağzında.

Tosic öyle gelecek teknik direktörülerin planlarını etkileyecek bir oyuncu da değil. Trabzonun yaşadığı problemin esas kaynağı yabancı kuralıydı. İş bilmez yöneticiler aynı mevkiiye birbirinin aynısı üstelik de yabancı 3-4 transfer yapınca gelen td için fecaat bir durum oldu, adam her değişiklik öncesinde 3-5 dk hesap yapmak zorunda kaldı.

Ha şahsi fikrim, ben olsam Türkiye'den futbolcu-TD almam. O ayrı konu.

BJK4EVER dedi ki...

Net iyi transfer bence. Motta vasati asamadi, Ismail ise malum. Eldekilerden net daha iyi oyuncu. Ustelik yabanci kontenjani yoksa, oyuncu bostaysa ve sen bonservis parasi odeyip oyuncu alamiyorsan boyle oyuncuyu kacirmayacaksin.

2 sene evvel birkac macini izledigimde cok begenmistim ve Caner'den sonra ligin en iyi beki demistim. Savunma yonu ortalama, ama hucum yonu cok iyi ve cok teknik. Hatta 10 civari asist yapmisti sanirim, ki bir Anadolu beki icin cok iyi rakam.

Nedenini bilmiyorum, ama bu sene agirlikli olarak stoper oynadi, o yuzden istatistikleri aldatmasin. Hucum yonu iyi olan bir bek kendisi. Bek icin alindiysa bence net iyi transfer, stoper icin alindiysa sacma sapan gereksiz bir transfer.

Umit dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Umit dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
QuaresmA dedi ki...

Favre kim, Lucescu'da mı oynuyor?

Taraftar baskısı hoca seçimini Lucescu veya Şenol Güneş'e getirmişse taraftar iyi yapmış derim ben. Ayrıyeten Şenol Güneş de uzun vadeli işlerin adamı ve genç Türklerden oluşan kadromuz için nokta atışı hocalardan biri.

Ama ben ikisinin de olacağını zannetmiyorum. Lucescu işine zaten başından beri inanmıyorum. Birincisi Türkiye'den gitmesine sebep olan mevzular daha da artmış durumda. Eskiden gizli kapaklı yapılırdı, şimdi kaleciler göstere göstere ellerini çekiyor, hakemler de tek taraflılığın bokunu çıkarıyor. Adamın keyfi de yerinde Şaktar'da. Başkana Brezilya'dan alınacakların listesini veriyor, 1-2 hafta sonra hepsiyle antrenmanda çalışıyor. Hadi iç savaştan uzaklaşayım dese Rusya'ya gider veya evine dönüp emekliliğin tadını çıkarır. Türkiye'ye dönmesi için ya deli olması, ya da çok çok iyi bir teklif gelmesi lazım. Bu da ikinci sebebe getiriyor bizi: Beşiktaş Lucescu'ya Şaktar'ın verdiği parayı veremez. Tüpçü zamanı olsa Lucescu'ya belki derdim, yine uçuk kaçık bir teklifle adamı getirebilirdi ama şimdi imkansız geliyor.

Şenol Güneş'i de belirsiz bir beceriksizlikten ötürü bağlayamayız diye düşünüyorum. Hatta Şenol Güneş de yıllarca Lucescu'ya dönüşür bizim için. Bizim takım yıllarca Şenol Hoca'yı istemesine rağmen takımın başına getiremez, Şenol Hoca da Anadolu takımlarına gereksiz önem addedip Fener'den intikamını alamaz. Günün birinde yollar kesişir mi belli olmaz ama bu sene olacağını sanmam. Yine kulübün 5. tercihi olan 3. sınıf bir hocaya kalırız.

Nurettin İnce dedi ki...

@Umit
Webo tarzı yedek kalmayı fazla sorun yapmayacak ama kendini devamlı hazır tutup görev aldığında da iş bitirecek tecrübeli bir forvetin kulübede olması mantıklı bence de..
---
Lucescu on yıldır yüksek bütçeli transferler, başkandan başka kimseyle muhatap olmak zorunda kalmadığı bir yönetim, daha rahat lig basın ve çalışma ortamı vs. gibi şartlar varken beşiktaşın kaotik ortamının yanı sıra yeni (mecburi) transfer politikası ve türkiye gibi gayya kuyusuna geri dönmek için gerçekten kafayı yemiş olması lazım.. veya uzun yıllardır rahat rutin ve hatta monoton hayatından sıkılıp kariyerinin şu son senelerinde tekrar bir heyecan yaşamak ister mi ki acaba..

Ayrıca gs yi fleurquin, perezlerle bizi de o yıl alelacele topladığı kadroyla şampiyon yaptı ama şimdi karşısında bulacağı rakipler ve şartlar açısından o zaman ki kadar rahat olamayacak bence..

Coolio dedi ki...

@Querasma bencede Lucescunun gelmesi tam da saydığın sebeplerden ötürü imkansıza yakın. Şenol Güneş işi de eğer olmazsa aynen dediğin gibi beceriksizlikten olur. Biraz atar gideri olan bir hoca, karşısında beceriksizlik görünce vazgeçer.

Türk oyuncuların çokluğu nedeniyle Şenol Hoca'nın çok katkısı olabilir ama Türk oyuncularımızın çoğunluğu gurbetçi oyuncu (Günay, Ersan, Veli, Tolgay, Oğuzhan, Olcay, Kerim, Gökhan, Cenk, Sezer, Ömer = 11 kişilik maç kadrosu çıktı). Dolayısıyla gazla (sıralı otogaz) çalışan klasik Türk oyuncusu tipinden farklılar bence. Yani Necip'i gazla bir iki maç iyi oynatabiliyorsun ama Oğuzhan veya Kerim'in motivasyonları daha farklı bence. Yaşam stillerini buraya uyarlamışlar (gece klüpleri vs) ama sahadaki hayatları biraz farklı hala.

Son viraja kadar takımın iyi gitmesinin bir sürü nedeni vardır elbette ama bence her başarıda etkili olan konu iletişimdir. Takım arkadaşlarınızla aynı dili konuşamassanız, onunla daha az şey paylaşırsınız. Daha az şey paylaşmak en basitinden maç içinde karışıklıklara yol açar. Daha karmaşığı ise birbiriyle daha az iletişim kuran insanların aynı hedefe kitlenmelerini, birlik olup, arkadaş olup aynı motivasyonu yaşamalarına engel olur. İşte takımın yarısının gurbetçi (İngilizce bilmelerini vurguluyorum), diğer kalanlarının çoğunluğunun da yabancı olması (aynı şekilde İngilizce bilmelerini vurguluyorum) tüm takımın birbiriyle ilteişim kurmasına neden oldu ve hem Bilic'i daha iyi anladılar hem birbirleriyle daha çok kaynaştılar. Bence hiç bir zaman gözardı edilmeyecek bir konudur dil konusu.

Emre Toraman dedi ki...

Galatasaray maçının karne sonuçları karne postunda arkadaşlar. Yeni bir posta gerek yok sanırım olası bir post yoğunluğunda.

QuaresmA dedi ki...

Şenol Güneş'teki amaç Türk oyucuları gazlama avantajından ziyade genç veya çaptan düşmüş Tür oyunculara tekrardan ikinci bahar yaşatabilme yeteneği veya genç oyuncuları potansiyellerine ulaştırabilme yeteneği. Bize Anadolu'dan, altyapıdan veya yurtdışından gelen oyuncuların 90%'ı gelişim gösterecekleri yerde ya düşüşe geçiyorlar (Muhammed), ya yerlerinde sayıyorlar (Oğuzhan, Kerim) ya da futbollarını ilerletseler bile belirli sebeplerden ötürü potansiyellerine uzak kalıyorlar (Gökhan Töre). Şenol Güneş bu işleri çok iyi çözebilen hem eğitimci, hem de oyuncuların ruhlarına dokunabilen bir hoca. Elbette belirli eksiklikleri de var. Zaten bunlar olmasa çalıştırdığı en büyük kulüp Trabzon veya Seul olmazdı, ve bu eksik yönlerini de artık geliştirebileceğini zannetmiyorum ama yine de takıma toplamda en önemli aşamayı kaydettirecek hoca kendisidir. Ayrıldığında da ortada bir enkaz olmaz. Mesela Lucescu'da her zaman bir enkaz riski var. Kendisi 3 puan almaktan başka birşey düşünmeyip, genç oyuncularla falan pek işi olmadığından bizim gibi bütçesi sıkıntılı kulüpler için Şenol Hoca kadar süreklilik arz etmiyor.

sadrazam dedi ki...

@Umit

GÜRUH: Değersiz, aşağı görülen, küçümsenen topluluk, derinti, sürü. (tdk)
Halk arasında; Büyük baş hayvan sürüsü.

Blok'da Firet Orman'a ve yönetim kuruluna en fazla sallayanlardan biri olarak ben alıyorum.

@Emir Eri

LEŞ: Kokmuş hayvan ölüsü (tdk)
Halk arasında: Çok kötü kokan.

Tercihleri beğenilmeyen taraftar için "güruh", bu klübün formasını (iyi-kötü) terletmiş bir sporcu için "Leş" sıfatları....

Emir Eri dedi ki...

@sadrazam

benden hemen bir post önce leş sıfatı kullanıldığı için oradan devam ettim. eğer kelimeleri işimize geldiği gibi cımbızla çekmeye devam edeceksek işin içinden çıkılmaz hale gelir. gereksiz alınganlıklar yapmayalım.

Mayor dedi ki...

Atiba kasimpasa'ya gidiyor gibi birseyler okudum. Umarim gitmez.
Atiba takimda en cok sorumluluk alan oyunculardan. Bu sezon sozlesmesi uzatilacakti uzatilmayacakti falan adamin kafasini cok mesgul ettiler. Hazir bonservis odenmeyecekken sozlesmenin uzatilmasi en mantiklisi olur. Iyi islenir, dogru yerde oynatilirsa atiba bu takimin bel kemigi olur.

kokocambo dedi ki...

Mbia veya burada defalarca konuşulagelen b2b'ın içini dolduran biri alınacaksa, Atiba'ya güle güle. Pozisyon bilgisi, mücadelesi tamam ama bu adam ileride topu öldürmeye yeminli, şuta da tövbeli. Tolgay'la oynarken kendisi anlam ifade edebilir ama Veli'li veya Necip'li oyunda ı-ıh. Ha, Veli'yi değerinde elden çıkarabiliyorsak kalsın.

eger bu açıklama doğru ise "3.olmayacaktık ta kaçıncı olacaktık" o biliç in var ya .... .neyse küfür etmeyeceğim.

takımın neden şampiyon olamadığının da cevabıdır,bu açıklama..

can dedi ki...

@ talipyesiltepe

Bilic'in aciklamalari Radikal'de ciktigi icin ceviri hatasi yoksa buyuk olasilikla dogru olduklarini dusunuyorum. Bu aciklamalarin ardindan soylenebilecek sadece iki sey var: Bir, Bilic ogrenme konusunda tahminlerimizin cok otesinde sorunlari olan bir adam. Turkiye'deki futbol duzenini hic anlamamis. Iki, bu adamla iki senemizi bosuna yemisiz, lanet olsun! Guntekin Onay'in siradan sacmalamalarindan biri olarak degerlendirmistim "winner" muhabbetini ama bu kadar dogru bir tarif olabilirmis. "Ucuncu olmayacaktik da kacinci olacaktik" gibi bir ifade kullandiysa bir zahmet cikmasin son maca lutfen. Fener, GS karsisinda bu kadar ezik hisseden bir hocanin takiminin yakaladigi sanslari iki senedir cope atmasi hic tesaduf degilmis. Teknik direktorlugu bir kenara birakin, insan olarak bile kendisine karsi butun sempatimi yitirmis bir durumdayim.

işte bu yüzden getir sinan engin le sergen i bak nasıl şampiyon oluyorlar a geliyor konu.

idealist td falan hepsi çok boş tr liginde, biz boşunu burada lakırdı yapıyoruz.

adamlar a.albayrak ile şampiyon oldu bağıra bağıra aldılar elimizden. hamza falan hikaye hiçbir etkisi yoktur şampiyonlukta.

albayrak ın ilkelerinin ve taktiklerinin (ahbap-çavuş)ilişkilerinin geçerli olduğu bir ülkedeyiz.

o yüzden ben bu ligde şampiyon olurum diyen hoca getirilmeli. sonra yok transfer yapılmadı,yok istediğim oyuncu alınmadı,yok rakipte şu var, bahanelerine giriyor hocalar.

can dedi ki...

Tam tersine ben idealist teknik direktor istiyorum. Bilic'in problemi tam tersi, asiri "realist" olusu; o kadar "realist" ki statukoculuga dusuyor. Idealist bir teknik direktor bu sozleri sarfetmezdi. Cok buyuk hayal kirikligina ugratti beni. Madem kadrolar bu kadar farkli ve isi kadro kalitesi belirliyor. Sampiyonlugu kaybettigimiz 3 haftada oynadigimiz takimlarin kadrolari ne olacak? Bu sorunun gelecegini bildigi icin de ligde 3 buyuk yok, her takim cok guclu edebiyati yapiyor. Neresinden tutsan karaktersiz, zavalli aciklamalar.

Bu arada sunu da soyleyeyim: Bence Sinan Engin'in hic bir etkisi yoktur yuzuncu yil sampiyonlugumuzda.

can dedi ki...

Bilic yalanlamis bu konusmayi. Inanmamiz bizim hatamiz bu aciklamalara diyecegim ama Radikal'in ayibi bu eger boyle gercek disi bir seyi bastilarsa. Neyse umarim yalandir, adamligi bizde kalir diyeyim.

Orao dedi ki...

Tosic eğer yedek olarak alındıysa çok iyi transfer fakat ilk 11 için alındıysa Ramon transferi ile arasındaki tek fark bonservistir. (Ramon 1 milyon euro, Tosic bonservissizdir.) İlk 11 sol beki olarak vasata devam etmiş oluruz.

cochise dedi ki...

1) Biliç yalanlasa da ben hırvat gzetelerinin web sitesinden google translate işine girdim. Bizim gazetelerde çıkan ile ana hatlar aynı. Yani onlar da yalan iş yaptıysa eyvallah ama Antep maçındaki penaltı pozisyonunu bilecek kadar Türkiye ligini takip ettiklerine inanmak ile Biliç'e inanmak arasında tercih yapmak gerekiyor... (Biliç görevden ayrılmamış olsa onun ayağını kaydırmak için birileri böyle bir haberi Hırvat basınına servis edip ordan çekmiş olabilir senaryosu da makul ama şu durumda pek değil. Yine de bizim basından her şey beklenir elbet)

2) Tosiç dengeli ve iyi bir oyuncudur. Mottadan tek farkı bonservisi demek Tomiç'i çok izlememiş olmayı gerektirir. Ha takımın önünde bi adam olmaz ve takımın güveneceği değil vasat notkası o olmalı bu ayrı. Tomic 10 üzerinden 7'lik bir adamdır. Fazlası değil. Motta ise iyiyken 7 genelde 5.5'luk bir adam. İnternette de herkes "asist yapmamış yaa" diye burun kıvırıyor. Oysa stoper oynadığı geçen sene öncesinde bek oyanırken 2 yılda 6 asist ortalamasıyla oynuyor. Hem de G.birliği gibi bir takımda.

Orao dedi ki...

"Ha takımın önünde bi adam olmaz ve takımın güveneceği değil vasat notkası o olmalı bu ayrı."

@cochise,

ben de yukarıdaki cümlenizden bahsediyordum işte. Eğer seviye atlamak istiyorsak daha iyi bir sol bek almalıyız, as sol bekimiz Tosic ise vasata devam etmiş oluruz, ha yedek olarak alındıysa çok iyi transferdir.

Nurettin İnce dedi ki...

yani bizim ihtiyacımız olan üzerinde genel olarak fikir birliğine varılan, gözü kapalı ilk 11 yazıp budur diyebileceğimiz bir transferdi..
yoksa yedek olarak hem sol bek hem de stoper oynayabilen, tecrübeli, kariyerinde iyi kötü görmediği lig kalmamış bir oyuncuyu kim istemez..

Nurettin İnce dedi ki...

kesin değil ama gs gignac la anlaşmış diyorlar, pivot santrafora ihtiyaçları vardı fernandao fenerle anlaşmaya yakın olunca bu transferi yaptılar herhalde..
dahası A.Dominguez de istanbula gelmiş.. bizim için gelmedi herhalde...

~Poseidon~ dedi ki...

Beyler şaka maka lucescu işi baya ciddiye bindi sanırım.
Bizde kesin bi maç ölür adam :) 84 e kadar sözleşme fln deniyor.

~Poseidon~ dedi ki...

Beyler şaka maka lucescu işi baya ciddiye bindi sanırım.
Bizde kesin bi maç ölür adam :) 84 e kadar sözleşme fln deniyor.

Bu yorum yazar tarafından silindi.
Yoruq dedi ki...

Çok güzel adamdın be Bilic.
İnşallah yolun buralara tekrar düşer.

Yorum Gönder

Ara