.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
28 Kasım 2013 Perşembe

Derbi Üzerine

Fenerbahçe – Beşiktaş maçı öncesi Barış Gerçeker’le maç ne olur diye konuşalım, bunu yazıya dökelim ve ortak bir şekilde paylaşalım dedik, ortaya aşağıdaki gibi bir diyalog çıktı

İyi okumalar... 



Gürcan: Beşiktaş tarafından Fenerbahçe, bu maça puan hesabı yapmayarak çıkacak gibi geliyor. Çünkü zaten epey avantajlı durumda. Acaba doğru mu hissediyorum, yoksa Fenerbahçe, Beşiktaş galibiyetinin muhtemel hazzının dışında puan hesabına girer, ona göre mi oynar, ben bi' yenilmeyeyim de bakarız mı der? 

Barış: Fenerbahçe sezona Avrupa Kupası bilinmezliğiyle girerken, sonunda men olduğuna da bakınca, zorluk seviyesi o dönem için lüzumsuzlaşan maçlarla başladı. O gereksiz yüksek zorluk seviyesi doğal olarak Konyaspor maçıyla taçlanınca karamsarlık oluştu. 

Düşünsene, bir önceki tur ite kaka geçilmişken Arsenal silmiş süpürmüş, üstüne lige yeni çıkan Konya’ya 2-0’dan maç vermişsin. Oradan sonra işler öyle bir değişti ki şimdi bambaşka bir konumda taraftar. O nedenle camianın beklentisi bütün maçlarda galibiyet. O yüzden de, ligdeki avantajlı konuma bakıp Beşiktaş maçı için önceliği yenilmemek olarak belirlemez tribün. Ha, hocayı sorarsan, açıkcası Yanal’la ilgili bu hükme varabilecek kadar unsur biriktirebilmiş değilim. Ama derbilerde daha çok ihtiyacı olan galibiyete daha yakındır lafına inanırım. 

Beşiktaş’ın sezon başındaki iyi gidişi Galatasaray yenilgisiyle sekteye uğradı. Şimdi yeniden toparlamaya çalışırken Fenerbahçe maçına fazladan anlam yükleyip strese girebilir mi takım? 

Gürcan: Beşiktaş'ın bu sezon 2 hedefi var. İlki, şampiyonluk. İkincisi de Galatasaray'ın üzerinde yer almak. İki kapı da Beşiktaş'ı direkt Şampiyonlar Ligi'ne gönderecek. Fenerbahçe maçı, Beşiktaş'ın daha çok hangisini hedeflediğiyle ilgili biraz. Şampiyonluk düşüncesi varsa, Fenerbahçe maçı bir hedef maç. Eğer böyle değilse, şu an bulunulan konum hiç fena değil. Yani o taraftan bakarsa strese girebilir, bu taraftan bakarsa rahat olabilir. Bunu kestirmek zor. 

Beşiktaş, strese girebilecek toylukta bir takım mı? Hayır demek kolay değil. Birey olarak değilse de, yeni kurulmuş bir kadro olması sebebiyle iniş çıkışlar yaşıyor. Özellikle, savunmada Ersan, hücumda Olcay rakipten, tribünden veya oyunun akışından etkilenebilecek, performans düşüşleri yaşayabilecek profiller. Kötü oyuncu anlamında söylemiyorum ama aşmaları gereken psikolojik eşiklerde problem yaşayan oyuncular. 

Yoksa bence yabancılarla birlikte, Töre, Oğuzhan, Veli gibi yabancı kültürlü oyuncuların bu maça fazla anlam yükleyeceklerini, ezileceklerini düşünmüyorum. Veli Kavlak'ın askerleriyiz sözü boşa değil. Bakmaz o rakibe veya tribüne. Çıkar, savaşını ilan eder, kazanır - kaybeder ayrı mesele. Senin bu maçı, Fenerbahçe'nin kalan fikstüründe puan kaybı yazabileceği bir maç olarak gördüğünü biliyorum. Artık mantıksal veya içgüdüsel... Açsana biraz... 



Barış: Fenerbahçe özellikle son dakika golleriyle galibiyetler kazansa da takım oyunu açısından sahip olduğu defoları aşabilmiş bir takım değil henüz. Kocaman’dan geçişi tamamladılar görünüş itibariyle, bir Yanal takımı oldular ama hâlâ kilit açma konusunda zekaya değil kalabalığa güveniyorlar. Yanal bunu maç içlerinde çözmek için sadece ileriye bir kişi daha atma çaresi bulabildi, ötesi şimdilik yok. Bunun şimdilik olmaması bir teknik tercih de değil, eldeki kadronun zengin gözükmesine rağmen zeka ve incelik eksikliğinden kaynaklanıyor. 

Bütün bunları birleştirince, biraz daha akla ve uyuma dayalı oyun oynuyor gözüken Beşiktaş, bütün zihinsel kırılganlıklarına rağmen Fenerbahçe’ye sorun çıkartabilecek bir takım haline geliyor. Maç fiziksel geçerse Fenerbahçe Galatasaray karşısında olduğu gibi avantajlı ve etkin konuma geçer. Ama maçı sertlik düzeyini düşürerek, bol düdüklü ve kartlı yönetmeye kalkan bir hakem çıkarsa Fenerbahçe bu silahından mahrum kalıp edilgen durumda bulabilir kendini. 

Bu nedenle maça Cüneyt Çakır’ın atanması kağıt üzerinde Beşiktaş’a yarar gibi gözüküyor. Ha, Beşiktaş’ta da siniri çabuk bozulabilen, hamle zamanlaması ayarlayamayıp kendini zor durumda bırakabilecek oyuncular var ama Beşiktaş’ın oyun kimliğinin merkezinde bu olmadığı için söylüyorum bunu. Taktik ve dizilişe dayalı avantajı da olacak Beşiktaş’ın. Fenerbahçe’nin Galatasaray derbisini kıstas alırsak yine, Bruma-Burak ikilisinden daha sorun çıkatma potansiyeline sahip, daha oturmuş bir kenar ikilisi var. Caner ve Gökhan’ın kenar etkinliğini azaltabilir bu durum, kenar güvenliği yüzünden. 

Handikap ise merkezde Almeida’nın olması olabilir. Bilic’in henüz çok ekstra bir taktik hamlesini görmedik, hatta Galatasaray maçı özelinde ve sonrasında puan kaybedilen maçlarda (her ne kadar cezası nedeniyle bilfiil kenarda olamadıysa da) çözüm üretecek, gidişat değiştirecek işler yapamadı. Fenerbahçe karşısında önceliği senin söylediklerine göre kaybetmemek olur gibi. Beşiktaş hiç kaybetmemek için sahaya çıkmadı sanki bu sezon şimdiye kadar. Böyle bir önceliği olursa Bilic’ten alışılmadık bir hamle, diziliş, oyuncu seçimi görme olasılığımız var mı? 



Gürcan: Önder Özen'in Beşiktaş takımına özellikle STSL'de kazandırmak istediği bir felsefe var. Her maçı favori gibi yorumlayıp oynamak. "Biz sizden iyi takımız, bunu da oynadığımız oyunla ortaya koyacağız" iddiası. Galatasaray maçında bu tam tutmadı, oyunun devamında Galatasaray o psikolojiyi sahaya koydu ve maçı çevirdi. Ben o gün Galatasaray'ın yaptığı tip bir geri dönüşü Beşiktaş'ın henüz başarabileceğini sanmıyorum. 

Beşiktaş teknik heyeti de, Fenerbahçe maçını belli oranda bir meydan okuma olarak futbolcuların aklına girmeye çalışacaktır. Elbette bu, başlangıç stratejisinin galibiyet üzerine olacağı anlamını taşımaz ama puan tablosundan sıyrılıp tek bir maç olarak bakıldığında Beşiktaş da kazanmak isteyecektir. Zira formalar kadar, oyuncuların kariyerleri de yarışıyor. Töre veya Oğuzhan neden bu maça damga vurmak istemesinler? Bu, eğer oyuncuların kaliteleri yetersizse ciddi problemdir. Lakin ben böyle bir kalite problemi olduğunu düşünmüyorum. 

Beşiktaş'lı futbolcular, Beşiktaş armasının yanı sıra, kendilerini en iyi ifade edebilecekleri yol olan, galibiyetin hayalini kuracaklardır. Beşiktaş için, şu aşamada, daha uygun bir meydan okuma platformu düşünülemez. Çünkü Beşiktaş kadrosu bireysel ve takım olarak saygı duyulmak istiyor, takım olarak da, bireysel olarak da kariyerinin başında veya zirve noktasına ulaşmamış bir çok oyuncu var. 

Son soruna dönersek, Bilic'in bu maç özelinde kadroyla çok fazla oynayacağını sanmıyorum. Çünkü bu meydan okumadan öte, rakibe göre şekil alma anlamı doğurur, ondan sonra da oyuncuları o maça inandıramazsın. Beşiktaş bildik oyununu, bildik oyuncularıyla oynayacaktır. 

Detayına girersek, -sakatlık durumuna bağlı- Escude / Ersan ve Serdar / Atiba tercihlerinde sürpriz beklenebilir, bunun dışında bir sürpriz olacağını sanmıyorum, kaldı ki bunlar da sürpriz sayılmazlar aslında. İstersen artık yavaş yavaş maça geçelim. Bireysel eşleşmelere girmeden, genel olarak bakarsak, senin de az önce söylediğin gibi, Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye ters gelebilecek bir oyun yapısı var. İyi kontra atak yapıyorlar. Ligin belki de en iyisi. Fenerbahçe de rakibe kontra atak imkanı veren bir futbol kurgusunda oynuyor. Beşiktaş açısından, maçın Beşiktaş'a dönebileceği temel noktalardan biri bu. Belki de en önemlisi, en belirgin olanı. Sen ne düşünürsün? 




Barış: Fenerbahçe bu sezon formu düzeldikten sonra sahasında iki büyük maç oynadı. Birinde Trabzonspor’a karşı karambol oyununu gole çeviremedi. Trabzonspor kaybetmemeye gelmişti, onu aldı gitti. Diğerinde Galatasaray’a oyununu kabul ettirmiş gözükse de o penaltı olmasa kilidi ne zaman kırardı belli değil. Bunların ışığında bildiğini oynama konusunda çok esnemedi Fenerbahçe. 

Ama Galatasaray maçının maç sonu analizleri örneğin Caner’in diğer maçlara göre geride kaldığını gösterdi. Bruma vardı onun kanadında. Gökhan ise Kuyt’ün bile önünde gözüküyordu, çünkü Burak vardı. Yukarıda da dediğim gibi, Olcay-Töre olunca bu ikili, Gökhan’ın da Caner gibi bir maç sonu görüntüsü vermesi olası. O da Beşiktaş’ın kontra kimliğini biraz olsun kırpabilir. Beşiktaş da kontraatak futboluna yatkın olsa da tercihi maçı kendi ceza sahası çevresinde oynamak değil. Bu olduğu zaman zorlanabiliyor ve Tolga’ya iş düşebiliyor. 

Bunları üst üste bindirince maçın oyun merkezi Beşiktaş ceza sahası önüyle orta saha arasında olur gibi gözüküyor, denge orada kurulur gibi. Bu da maçı topyekün kilitleyebilir. Beşiktaş’ın bekleriyle Fenerbahçe’nin ön kenarları ve orta sahalar birbirine yapışır ve oyun sıkışabilir. O durumda Beşiktaş mı kontraları daha etkili kullanıp lehine çevirir, Fenerbahçe mi öndeki kalabalıklığıyla avantaj sağlar onu öngörmek için kahin olmak lazım. Yapılabilecek tek kehanet iki taraftan biri erken gol bulursa çok zevkli bir maça dönüşebileceği. 

Bütün bunların üstüne, Fenerbahçe’nin bir Ersun Yanal klasiği olan taktik faul meselesini de eklemek lazım aslında. Beşiktaş’ın kontraataklarına izin vermemek adına geride oluşan üçlü ve öndeki dörtlünün kaçar faule kaçar kart göreceği de maçın şeklini belirleyebilir. Bu taktik faullere nasıl bakıyorsun, takımlardan bağımsız? 



Gürcan: Daha önce burada yazmıştım zaten. Ben hakemlerin %90'ını yolda görsem tanımam, hakemin kim olduğu da bana ilginç gelmiyor açıkçası. Lakin Türkiye'de hakemin kim olduğu maçın oynanışını belirleyebiliyor. Hakem Cüneyt Çakır, ben Cüneyt Çakır hakkında bile şöyle şöyle davranır, maç da şöyle şekil alır diyemiyorum. Bilmiyorum çünkü. Sen hakemlere daha hakimsin. 

Maçın hakeminin Cüneyt Çakır olması neyi değiştirir, Cünyt Çakır'ın bu taktik faul meselesine bakışı, yorumu ne olabilir? Senden sonra ben yine, Beşiktaş taktik faulden nasıl kurtulur meselesi üzerine bir kaç kelam edebilirim. 

Barış: Cüneyt Çakır maçın kontrolünden çıkmaması için düdüğünü çok kullanan bir hakem. Bunu gerilim seviyesi kendiliğinden yüksek maçlarda yaptığında o zırt pırt çalınan düdüklerin kartlara dönüşmesi de bunu takip edebiliyor. Ligin basit istatistiklerinin daha derlenebilir olduğu dönemde tuttuğum rakamlara göre Cüneyt Çakır ligin maç başına en çok faul çalan hakemiydi. 2010-11 sezonunda 16 maçta ortalama 39 kez faul çalıyordu, ligin ortalaması 33’tü. Deplasman takımını da daha çok cezalandırıyordu. 2011-12 sezonunda bu sefer 22 maçta 38 faul ortalamasıyla düdük çalmış, ligin ortalaması ise 34’müş. Kesiyor yani sürekli. Sonrasını açıkcası kaynakların zorlaşması nedeniyle tutamadım. 

Ama bu iki sezona bakınca şunu söyleyebilirim, ki rakamsız olarak da izlenimle pekişiyor bu: Faul eşiğini düşürüyor. Sürekli durduruyor oyunu. Ha, avantaj uygulamıyor mu, uyguluyor Allah için, Özkalfa gibi değil örneğin o konuda. Ama işte oyuna ve oyunculara karşı bakış açısı fazla robotik. Uluslararası maçlarda da sekiyor bundan dolayı. Fenerbahçe Galatasaray’ı yenerken bunun aksi bir yönetim gösterdi Bülent Yıldırım. İki takımın da sertliklerine belli bir seviyede izin verdi, bu Fenerbahçe’nin lehine oldu denebilir. 

Şimdi tam ters kimlikte bir hakem yönetecek, yukarıda dediğim gibi, aklı fiziğin önüne koyan Beşiktaş’ın oyun kimliğine daha uygun bir hakem olacak. Bu demek değil ki hakem maça Beşiktaş lehine etki edecek. Sadece iki takımın oyun tarzlarıyla Cüneyt Çakır’ın yönetim tarzını sahaya atınca çıkan manzara bu. Yoksa Cüneyt Çakır anlamsız övülmesinin aksine maçı iki takımın aleyhine de saçma sapan bir şekilde katletmeye müsait bir hakem. Bunların gölgesinde yorumunu alayım. 



Gürcan: Beşiktaş tempolu bir futbol takımı. Bunu koşu mesefeleriyle ölçeceksek, ligin zirvesinde. Dolayısıyla, koşmak, gidip gelmek, Beşiktaş'ın dezavantajına olmazdı. Lakin eğer Cüneyt Çakır, Fenerbahçe'nin uygulaması muhtemelen olan, taktik faul meselesine kartlarıyla yaklaşırsa, oyunun seyri değişebilir. Kaldı ki, Beşiktaş her ne kadar koşmayı seviyor olsa da, ikili mücadeleyi sevmiyor. Özellikle oyunun merkezinde. Eldeki o tip tek oyuncu, Veli Kavlak. Yani gelecek senin ayağındaki topu söküp alacak. Aslında o bile -misal- Mehmet Topal fizikselliğinde değil. Omuz genişliği, kalıp, ayakta kalma becerisi gibi konularda Fenerbahçe çok üstün. Hücum hattına gelmiyorum bile. 

İşte orada hakemin oyunu hangi sertlik derecesinde götüreceği önemli. Gelelim Beşiktaş'ın oyun içi kıvılcımları nasıl yakalayabileceğine. Fenerbahçe bekleriyle birlikte gelip orta sahada bir 5'li blok kuruyor 2-5-3. Burasını herkes biliyor. Ama malum, kafadaki planı uygulayacak adam, futbolcu. Müthiş bir hücum seti çiziyorsun, sağ dipte şutörüne bomboş bir hücum hazırlıyorsun. Şutör, şutu kaçırırsa, hepsini at çöpe. Bu da onun gibi. Fenerbahçe'ye karşı ne yapılması gerektiği belli, yapabilen yok. Çünkü kalite noksanlığı. 



İşte Beşiktaş'ta onun ilacı var; Oğuzhan Özyakup. Fiziği yetersiz diyebiliriz, oyunun devamında oyundan düşüyor diyebiliriz lakin oyun zekasının şu an Türkiye'de benzeri var mı, ben hiç emin değilim. Tüm defansif zaaflarına rağmen, Fenerbahçe'nin orta üçlüsünü birbirine vurdurup gollük bir pas atabilir mi? Net. İşte bu, diğer takımların sahip olmadığı bir özellikti. Galatasaray da dahil. 

Bu çocuk, senin televizyon ekranından göremediğin pas açılarını görebiliyor, yapmışlığı var. Bu pasların, saha içinde üretilen bu kıvılcımların golü dönüşme ihtimali ise düşük. Çünkü Gökhan Töre tercih yanlışları yapan bir oyuncu, Almeida fiziğinin aksine, yumuşak bir oyuncu, Olcay ise mental olarak bu seviyede kendisini henüz kanıtlamadı. Şimdi düşünüyorum da, Beşiktaş kontrollü, ürkek oynarsa işi daha zor. Özgüvenli, tehditkar, meydan okuyan kimliğinde olursa son yılların en güzel maçlarından birini izleyebiliriz. 

Beşiktaş - Galatasaray maçında oyunu döndüren oyuncu Bruma olmuştu. Bir o kadar da Serdar Kurtuluş. Bu sefer, karşısında kısa çalım atıp giden değil, daha çok boş koşu yapan, devamlı gezinen bir Sow olacak. Ben her şartta Beşiktaş'ın zayıf halkasının Serdar Kurtuluş olacağını düşünüyorum, sence Serdar(Atiba) - Sivok - Ersan - Motta hattıyla Sow-Webo-Kuyt hattı arasındaki mücadele mi galibi belirler, yoksa pozisyon bazında değil de, oyunun genelinde istediğini yapan mı istediği sonucu alır? Benim fikrim, Fenerbahçe "an"ları, Beşiktaş "oyunu" kovalayacak. 

Barış: Fenerbahçe’nin fizikselliğinin yanında biraz Meireles’ten, biraz Emre’den, biraz Cristian’dan alabildiği ama bunların hepsi orta üçlünün aynı mevkiini işgal eden adamlar olduğu için aynı anda alamadığı oyun zekası konusunda Beşiktaş Fernandes ve Oğuzhan’la bir adım öne çıkıyor. Fernandes zaman zaman maç içlerinde kaybolsa da Oğuzhan’ın sindirilebileceği gibi fiziksellikle sindirilebilecek bir oyuncu da değil. Üçüncü de Veli olunca Beşiktaş’ın orta üçlüsü IQ olarak Fenerbahçe’nin üçlüsünün önüne geçiyor ofansif anlamda. Ama Fenerbahçe’de, senin 2-5-3 dediğin, benim 3-4-3 demeyi tercih ettiğim düzenin kilit taşı olan Mehmet Topal savunma tarafında öyle bir fark yaratıyor ki, önündeki ikiliden de biri daha savaşçı olduğunda orası duvara dönebiliyor. Üstüne stoper ikilisinin ikisi de hamle seven iri adamlar. 

Bütün bunları birbirine katınca Fernandes’in topla deparlarına, Oğuzhan’ın net pas atmalarına imkan tanımamak zorunda Fenerbahçe. Topal ne kadar geri gömülürse gömülsün, Almeida’nın duvar rolünü biraz olsun iyi oynaması halinde Beşiktaş’ın sahip olacağı türden kenar tehdidine benzer bir tehditle karşılaşmadı henüz Fenerbahçe. Yanal için en önemli sınav burada belki de. Caner’le Gökhan’ın ipini daha kısa tutup hücum için daha ortadan bir alternatifi var mı acaba kol ağzında? 



Beşiktaş’ın Fenerbahçe’ye karşı Trabzonspor’un yaptığını yapmaya çıkmayacağında hemfikir olduk sanırım bütün bu söylediklerimizle. O zaman Beşiktaş’ın panzehiri senin de dediğin gibi oynamak oluyor. Ben oynayayım, topu rakipten sürekli kaçırayım. Faul alırım veya zaten sürat ve akışla rakip kaleye inerim demesi lazım Beşiktaş’ın, bildiği ve iyi yaptığı o. Fenerbahçe’nin ise elindeki isimler uygun gözükse de bunun olması halinde işleyecek bir kontraatak etkinliği yok. Son maçta Emenike’nin pasıyla Sow’un attığı gol gibi pozisyonlarda genelde bitiremezdi Fenerbahçe. Bu sezon iki de Elazığ maçının sonlarında böyle iki gol buldu ama Elazığ da ligin en kötü takımlarından biri. 

Dediğin savunma-hücum eşleşmesinin olmasını istemeyecek Beşiktaş. Onlar tehdit olacak kadar karşı karşıya kalmasın isteyecek. Bunu becerebilir, Fenerbahçe’yi geri itebilir, oyunun ağırlık merkezini ortaya çekebilirse, işte o zaman Fenerbahçe’nin o ileri üçlüyle hangi kalitede top buluşturabileceği ve o aslında sakar üçlünün daha geniş alanda ne kadar becerikli olabileceğine bakacak iş. 

Merkezdeki zekasızlıkla ilerideki tercih hatalı sakarlık birleşince sayıca çok hücum etse de bitirememe sorunu doğabilir Fenerbahçe’nin. Bu maçın içinde süre olarak yayılırsa tribünün de homurtularıyla Beşiktaş lehine çevirebilir herşeyi. Maç bitti ve Beşiktaş kazandı diyelim. Ne olur? Beşiktaş yine sezon başındaki gibi orantısız övülüp dengesini kaybeder mi? Fenerbahçe bir diğer Yanal klişesi olan düşüşe geçme eleştirilerinin odağına mı yerleşir? Galatasaray da Kasımpaşa deplasmanına gidiyor, o maçın skoru ne olursa olsun yukarısı karışabilir. Fenerbahçe kazanırsa açıkcası Fenerbahçe açısından çok bir şey değişmez de, Beşiktaş için “nasıl” kaybedildiği önem kazanır gibi, ne diyorsun? 




Gürcan: Ben açıkçası Beşiktaş'ın orantısız övüldüğünü düşünmüyorum. Zaten spor kamuoyu bu anlamda Beşiktaş'a saygı da duymuyor. Senin bu algın, bence Beşiktaş taraftarının kendi takımlarına bakışında ortaya çıkıyor. Neticede taraftarız, akıl gözümüzle gönül gözümüz bazen karışıyor. Ben Beşiktaş'ın oynamak istediği oyunun, ülke sınırları içerisinde çok fazla benzerinin olmamasından yola çıkarak övgüde bulunabilirim. Çabuk top kazanmaya ve oynamaya dayalı, kısa paslı, oyuncuların sürekli yer değiştirdiği bir futbol düşüncesi. Ben bunu hem bir Beşiktaş taraftarı olarak, hem de sporsever olarak desteklerim. Gerekirse haddinden fazla da överim, gocunmam :) 

Beşiktaş kazanırsa, ilk dört haftanın sonuna eklenip, beşinci maçımızı kazandık havasına bürünür. Bundan kaçış yok. Kaldı ki, bunun zararı yok. Diyorum ya, meydan okuma diye. Şimdi haksızlık etmemek lazım, Beşiktaş, Galatasaray maçından sonra anormal bir süreç geçirdi. Kaç haftadır seyircisiz oynuyor. Bu meydan okuma dürtüsüyle hazırlanan, motive olan bir takım için ciddi dezavantajdır. 

 Beşiktaş, Kadıköy'de yenilirse bence çok fazla şey kaybetmez. Sadece şampiyon olma iddiasını kaybeder. "Benim" için çok sorun değil. Belki bir kaç hafta daha psikolojik dalgalanma yaşayabilir. Ama eğer kazanabilirse, bu çok ciddi bir özgüven ve motivasyon sağlayacaktır, hem takıma hem de camiaya... Bazı maçlar vardır, sürklase olma / fark yeme ihtimali dilinin ucuna gelir de kendine yediremezsin. 

Bazı Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında hissederim ben bunu. Futboldur olur dersin. Lakin ben bu hafta öyle bir oyun ve sonuç beklemiyorum. Fenerbahçe kazanacaksa, Galatasaray maçından daha zor kazanacak diye tahmin ediyorum. Hiç şüphesiz, Kadıköy'de Beşiktaş rahat kazanamaz zaten. Fenerbahçe senaryolarını da sen anlat istersen. 

Tüm bu düşünceler ışığında, maç ne olur, sonuçları ne olur sence? Fenerbahçe cephesi, zaten herkesi yeniyoruz, Beşiktaş da bu haftanın talihlisi mi diye bakıyor? Dün duydum, Kadıköy'de 40 derbidir kaybedilmiyormuş. O kadar olmuş mu yahu? En son 3-4 Kadıköy Hatırası (2 Ekmek 1 Süt) diyorlar... Bu istatistiği kenara atıp yorumlayamayız maçı. Öyle böyle değil çünkü. 



Barış: Beşiktaş’ın uzun vadeli planlarına karşılık sahada ortaya koymaya çalıştığı şey senin gibi işin derinliğine kafa yoran adamda başka etki doğuruyor, taraftarlığına toz kondurmayan ama futbolun kendisini hafife alan bir başkasında başka etki doğuruyor. Orantısız övgüden kastım o. Beşiktaş sezona öyle bir girdi ki, Allah Allah... Geçen senenin ortalama bir yavanlığı olduğu için biraz buldumcuk olundu gibi geldi bana, yanılıyor da olabilirim. Halbuki yaş ortalaması lig ortalamasının epeyi altında, kafa olarak dayanıklılığı soru işareti olması gereken bir takımdı Beşiktaş. Bunu ben erken form tutma diye tarif ederken ona da karşı çıkıyordun. Galatasaray maçı sonrası hem tribün hem hoca cezasıyla benim o dönem beklediğim düşüşün fazlasını bile yaşadı Beşiktaş. Bunların hepsinin toplamında erken favori buldu kendini Beşiktaş, orantısız övülmekten kastım bu. Zaten Beşiktaş taraftarının ortalama taraftar refleksinin üzerinde bir sevinme/üzülme skalası var. Fenerbahçe’de de bu skala dar değildir de, Fenerbahçeli yıkıcı olur dibe vurduğunda, Beşiktaşlı orada da eğlendiği için arayı açmaktan da doğal olarak gocunmuyor 

Ben Beşiktaş kaybetse bile 34 haftalık maratonda şampiyonluk iddiasını kaybedeceğini söyleyecek kadar ileri gitmem. Burası Türkiye. Fenerbahçe’nin tepesinde hâlâ bir yargıtay ve UEFA/CAS eksenli gelmesi olası bir TFF sopası var. Bir bakmışsın çakıvermişler eksi puan cezasını, kim olmaz diyebilir? Ama komplo teorilerinden uzak dursak dahi Kasımpaşa’nın, Sivas’ın, Galatasaray’ın kopmadığı şampiyonluk yarışından Beşiktaş da kopmaz. Kazanırsa dediğin gibi, “Hah!” diyebilir. Beşiktaş’a öyle bir galibiyet lazım. Yani geçen seneki gibi son dakikalarda santrası bile yapılamayan bir golle gelen galibiyete değil (Armağan’a sevgiler bu noktada). O golle gelen galibiyeti küçümsemek için söylemiyorum bunu tahmin edersin ki. Fenerbahçe – Beşiktaş maçlarının Fenerbahçe – Galatasaray maçlarından daha zor geçmek gibi bir alışkanlığı var. Zamanının Beşiktaş galibiyet serisinden gelen bir şeyin uzantısı bu. Fenerbahçe sonra çevirdi o rüzgarı içeride de dışarıda da kırdı ama nasıl ki Fenerbahçe Galatasaray’la oynarken olmaz denilen oluyorsa, Beşiktaş’la oynarken de tersi olabiliyor. Böyle bir mistisizmi de var bu maçların. Fenerbahçe’nin Beşiktaş’tan gol yememesi benim için sürpriz olur. 

Tolga’nın Trabzonspor kaynaklı ekstra bir motivasyonu olacaktır, tribün de bunu provoke edecektir hatta. Onun dışında Fenerbahçe’nin Beşiktaş’la eskisi kadar alıp veremediği kalan durum kalmadı. Demirören sonrası etkisi Fenerbahçe’de de bir sakinleme yarattı sanki. Gezi sürecini ve deplasman yasağıyla ilgili benzeyen tavırları da buna katabiliriz. Bütün bunlar atmosfer olarak gerginliği düşürebilecek etkenler. 

Derbilerdeki sözünü ettiğin 40 maçlık yenilmezlik ise biraz da o gerginlikten beslenen bir seri aslında, onu itiraf etmek lazım. Goygoyu bırakıp sahada oynanan maça odaklandığında Saracoğlu seyircisi taraftara dönüşebiliyor. Zaman zaman fazla stresten sessizliğe gömülebilse de derbilerde onu bir yerlerde kırabiliyor. Ama kimsenin herkesi yeniyoruz, Beşiktaş’ı da yeneriz kafasında olacağını düşünemiyorum. Ne oyuncuların, ne tribünlerin. Derbilerin öyle küstahlıkları kaldırmadığı aşikar zaten. Sözünü ettiğin 3-4’lük maçın en efsane Fenerbahçe – Beşiktaş maçlarından biri olması tesadüf değil. Dominasyonun yetmediği öyle maçlar varken tarihte, kimsenin çantada keklik bakması mümkün değil. Erken gol olursa, erken golü bulan takım yenilmez diyebilirim. Erken gol olmazsa gollü beraberlik kokuyor maç benim için. Ama öyle bir maç olacak ki beraberlik söz konusu değil dersen Fenerbahçe kazanır derim o zaman. O da yine inadından olur Fenerbahçe’nin... 



Serinin ikinci parçasının sonuna da yakın çevremizdeki insanlardan aldığımız skor tahminlerini ekleyelim dedik. 

Spesifik skor tahmini kehanete girer ama, tam da bugün 1’e 1,485 veren skor tahmini kuponunun tuttuğunu gördükten sonra, insan neden olmasın diyor 

Erman Yaşar              2-2 
Şaban Işık                  2-2 
Armağan Ükünç         1-3
Eser Gökulu               1-3 
Noat Samisa              1-3 
Fırat Aktav                2-1
Mert Özlü                  1-0 
İlker Üçer                  3-1 
Soner Öztürk             2-0
Atilla Nesipoğlu          1-2 
Gökhan Korkmaz       2-1 
Murat Sıcakkanlı        1-3 
Sencer Yücel             3-1 
Doğuş Sar                 3-1 
Eray Kaş                   2-0 
Mustafa Demirtaş       1-1
Fevzi Keçeci              1-1
Cihan Tomris              1-2
Orkun Çolakoğlu        1-2
Emre Özcan                3-1
Atahan Altınordu         0-1
Recep Özerin             4-1
Yusuf Koç                 2-2
Burak Tekin               2-1
Ferhat Uçak               1-2
İsmail Arslan               2-2

10 Yorum:

Godspeed dedi ki...

Bu detayli sohbet icin tesekkurler. Genelde iki takiminda bilindik karakteri disinda bir role burunmeyecegini tahmin ediypruz demekki.
Son gelismlere gore Emre sakat. Yerine buyuk ihtimal Salih oynayacak. Bu fiziksel olarak orta sahada biraz daha etkin olmamiz saglayabilir belki.
Fenerbahcenin kadro derinligine bakinca biraz panik oluyorum ozellikler ikinci yarida FB'nin tum oyunu ileriye yikacagini dusunursek strestli son dakikalar bizi bekliyor olabilir.
Bundan tek kurtulus 2 farkli galibiyet cunku 1 golleri olacak kesin. Tabii bunun tam terside olabilir.

theotheo dedi ki...

beşiktaş bu maçı kazansın. internete girmeyi bırakıcam beyler. bu kadar net bu kadar açık.

Acarsel dedi ki...

Ya adamlar ne güzel bir analiz yapmışlar ; gelmiş theo altına sıçmış burda da arkadaş.

theotheo dedi ki...

@acarsel

bir iddia birader. o kadar güveniyosan takımına sende yenicez dersin olur biter.

Acarsel dedi ki...

Sen Galatasaray için atıp tuttuklarını daha sindirememişken; bu neyin iddiası?Ne oldu muhteşem transfer politikası, planlamasına? Yenersin yenilirsin önemli değil,önemli olan senin niyetin theo. Sen Beşiktaş üzerinden prim yapmaya çalışan bir trollsün benim gözümde, galibiyetlerde tek bir yorumunu,analizini göremeyiz, her mağlubiyette ve rakiplerin galibiyetinde gelip burada ötüp duruyorsun. Amacın sadece dikkat çekmek. İddianla ilgili yanıtı da yazıyı okursan bulabilirsin.

planck dedi ki...

Gürcan'ın da Barış'ın da eline sağlık gayet güzel analiz olmuş. Kağıt üstünde, teoride +lar ve -ler var iki takım içinde ve bir takımın artısı diğerinin eksisi olduğu için ne olacağını tahmin etmek zor. Ama psikoloji olarak bakınca bursa maçı gibi oynayıp rakibi pes ettirmedikçe kazanma ihtimalimiz çok az. Özellikle son yıllardaki dominasyonu düşününce. Sıkı bir psikolojik hazırlık ve kendimize güvenle oynarsak alırız ama korkarsak hiç umut yok. bazıları da korktukları için iddaya girme peşinde. 3-4lük maçtan önce de kafamı keserim demiş olabilir mesela :) büyük ihtimalle haklı çıkacak ama derdi zaten kazanmak veya haklı çıkmak, futbol, oyun, analiz vs umru değil. o yüzden takılmayın yavrucağa.

alper dedi ki...

Yener geçeriz yav dert etmeyin.bakmayın son yıllarda FB bizi bir kaç kere yendi diye.Fb maçlarında bizim yaştakiler elinde çay apış arasını okşaya okşaya izler maçı strese girmeden.Net galibiyet alır geliriz.

doğru analiz edilmiş derbi.

kötü bir futbol olursa kazanan fener olur.
şükrü saracoğlunda bir kör dövüşü olacağını tahmin etmek zor değil.yıllardır aynı filmi izliyoruz.ernst in kırmızı kart gördüğü bir karşılaşma vardı.benzeri olur bence.

cüneyt çakır dahil şükrü saracoğlunda hiçbir hakeme güvenmiyorum açıkca.genelde idare eder tarzda yönetiyorlar.yani taktik faulleri idare ediyorlar.sarı kart çıkarmıyorlar.

fb-ts maçında fener 28 faul yapmış.bu inanılmaz bir rakam.fener son antalya maçında da 25 faul yapmış.yüzde 55 topa sahip olmasına rağmen.antalyanın son dakikada bulduğu pozisyonda sanırım selçuk gene faul yapmak için daldı ama yapamayınca gol pozisyonu yakaladı antalya.

trabzonspor avrupa liginde çok iyi gidiyor.organize atak yapma konusunda oldukça başarılı.ama şükrü saracoğlunda 28 faulun kurbanı oldular.beşiktaş içinde bu tehlike var.

trabzonspor avrupa liginde akan bir oyun oynuyor.rakiplerin trabzonspora yaptığı faul sayılarına bakalım.
apollon deplasmanı:12 faul
trabzondaki lazio maçı:12 faul
trabzondaki legia maçı:13 faul
deplasman legia maçı :15 faul
trabzondaki apollon maçı:9 faul


cakmaktas dedi ki...

o degilde su theotheo yu sonsuza dek bir daha gormeme sansi varken bu firsati tepme be besiktas

Acarsel dedi ki...

Theo iyi kurtardın yine iyisin.

Yorum Gönder

Ara