.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
27 Temmuz 2012 Cuma

Feda, Futbol ve Quaresma


Türk futbol ortamını klişelerle tanımlamak biraz işin kolayına kaçmak gibi gelmiştir bana. Bu yüzden de  “Beşiktaş işçi takımı”, “Galatasaray asilzade takımı” tarzı ‘DNA farklılığına’ dayanan tanımların Avrupa’daki örnekleri ezberden Türkiye’ye uygulama çabası sonucu ortaya çıktığını düşünüyorum. Nüfusun, ekonomik hareketliliğin ve şampiyon takımların en az üç-dört şehre eşit olarak dağıldığı ülkelerin aksine son 30 yılda çok hızlı büyüyen Türkiye’de ekonominin yarıya yakını ve lig şampiyonlarının %80’i tek bir şehirde toplanmış. Bu da üç büyük takımın taraftar tabanlarını aşağı yukarı aynı nüfus gruplarından oluşturmasına sebep olmuş. Sonuç olarak tamamen aynı sosyal statü, eğitim seviyesi ve etnik yapıdan gelen insanların -hatta anne-baba ve kardeşlerin- dahi farklı takımlar tutup sahte bir farklılaşma ortamını oluşturduğu STSL (Spor Toto Sidikyarıştırma Ligi) ortaya çıkmış.

Bütün bunları “aslında yoktur bir farkımız” arabeskine girmek için söylemiyorum, çünkü taraftar gruplarının arasında fark hâlâ var. Ama varolan fark yukarıda sözü geçen DNA farklılığına değil, takımların ekonomik anlamda farklı ‘olgunlaşma’ dönemlerinde olmasına dayanıyor. Basit bir şema ile açıklamak gerekirse olay biraz şunun gibi:

Galatasaray üçüncü eğriye UEFA kupası sonrası geldi, TT Arena ile birlikte Fenerbahçe’ye iyice yaklaştı.
 
Fenerbahçe en fazla şampiyonluk ve taraftar sayısına sahip takım olarak stadını da erken yenileyince üçüncü eğriye 90’larda gelmişti. O dönemlerde Galatasaray ve Beşiktaş ruh-altyapı-mücadele üçlemesiyle sadece Fenerbahçe’ye değil, “Fenerbahçeliliğe” karşı da bir savaş veriyordu. En iyi dönemlerinde en iyi oyuncularını Fenerbahçe’ye kaptırıyor ama yılmıyor, “kolej takımıyız”, “paramız yok ama ruhumuz var” şeklindeki serzenişlerle taraftarını ekonomik geriliğin sebep olduğu değerlere sahip çıkmaya çağırıyordu.

Son 20 yılda Galatasaray ve Beşiktaş arasındaki temel fark şu oldu: Galatasaray sportif anlamda uluslararası alanda başarı kazandı. Bu da her türlü milli gazı almaya dünden razı Türk toplumunun hızla Galatasaraylılaşmasını sağladı: UEFA Kupası’nın gelişinden sonraki 10 yılda taraftar sayısını hızla arttırıp Fenerbahçe’nin üzerine çıkaran Galatasaray, yeni stadıyla birlikte ekonomik anlamda da üstteki şemada üçüncü eğriye, Fenerbahçe’nin yanına geçti.

UEFA Kupası sonrası taraftar profilini çeşitlendiren Galatasaray daha önceki zamanlarda futbola ilgi göstermemiş kesimleri de kendisine çekmeyi başardı.
 
Dolayısıyla 90’ların başından bu yana “Fenerbahçelileşme” olarak adlandırılan “müşteri taraftar” profilinin son birkaç senedir Galatasaray’da da kendini gösterdiğini görmeye başladık. Sadece bu sebepten dolayı uzun zaman sonra UEFA kupası marşlarını, Hagi’yi-Popescu’yu bir kenara bırakıp yaptıkları transfer ve harcayabildikleri para ile övünen Galatasaraylılar ortaya çıktı. Bir yakın arkadaşım Hamit-Amrabat-Burak Yılmaz’dan sonra “Samet ile Beşiktaş’tan bir şey olacağı yok, seni de Galatasaray’a alalım” diyerek bana bile transfer teklifi yaptı meselâ.

Aslında onları bugün pek övgüyle anıyor sayılmasak da Galatasaray’ın da farkı açmaya başladığını beş-altı sene önceden gören Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören’in “Beşiktaş’ı üçüncü sayfadan birinci sayfaya taşıyalım” deme sebepleri buydu. Çünkü kalıcı sportif başarı ekonomik güce, ekonomik güç taraftar sayısına, taraftar sayısı da medyada ne kadar ön planda yer aldığına bağlıydı artık. Evet, varolan ekonomik gücüyle Beşiktaş Holosko’ydu, ama ileride büyük kulüplerin taraftar tabanını oluşturmaya aday olan o kola kutusunu ezerek futbol oynayan çocuk Holosko değil de Alex olmak istiyordu. Hatta Muhammed bile. 

Bugün 26 yaşında belirli bir futbol hafızasına sahip benim için “mücadele” izlemesi de zevkli olan, takımı başarıya iten, “güzel” bir şey. Necip iyi savaşçı, Veli adeta bir dinamo, Hilbert üç ciğerli falan. Ama 5-6 yaşında ömrünün geri kalanında tutacağı takımı belirlemek üzere olan bir çocuk için bu adamlar -blog’da da zamanında tartışması dönmüş bir tanımlama olarak- “düz adamlar”. Zaten Tümer-Sergen zamanından beri 10 senedir çoğunlukla düz adamlarla oynayan ve arada aldığı tek şampiyonluğu da mücadelesiyle alan Beşiktaş belki de gelecekteki taraftar tabanını kurtarmak için risk almak zorunda kaldı: Sportif başarısızlığın derinliklerine düşmüş durumdayken Mendes’e sarıldı ve trivela, rabonalarıyla birlikte Portekiz dönemine geçiş yaptı. Çok anti-Beşiktaş bir şekilde Guti-Quaresma’ya yapılan stattaki imza törenleriyle başlayan bu dönem, Simao-Almeida ve “17’de 17” gazıyla devam etti. O gaz çabuk kesildi, bir sonraki sezon iple çekilmesine rağmen büyük çöküş yaşandı ve sonunda Demirören “level atlayarak” Beşiktaş’tan uzaklaştı. Şimdilik.

Her çöküş yaşayan Beşiktaş yazısının olmazsa olmazı neş’e dolu mini-Demirörenler.

Bu “Alayına Trivela” dönemine bilinçli Beşiktaşlılar hep mesafeli yaklaştı. Ben ise bilinçli olmayan bir Beşiktaşlı olarak Quaresma’nın bizi uçuracağını, Guti’nin takıma abilik edeceğini, Simao’nun 20 gol atacağını ve şampiyon olacağımızı falan düşünüyordum şahsen. Belki bunda son 2 senedir tek canlı izlediğim maçın 5-1’lik Bucaspor maçı olmasının da etkisi vardır (ironiye bakın ki o gün 5 yiyen takımın teknik direktörü şimdi Galatasaray’a bu sene 2. hafta “en sürprizli” taktiği yapmanın peşinde olan Samet Aybaba’ydı).

Belki de biraz karakter meselesidir: Ben her zaman Fink, Tello, Seedorf, Busquets gibi belirli bir istikrarı yakalayan, iyi ama “köşesiz” futbolculardansa Sergen, Nouma, George Best, Gascoigne gibi ne zaman ne yapacağı belli olmayan arıza futbolcuları daha çok sevmişimdir meselâ. Aynı sebepten dolayı Shelbyl ve Gürcan ile herhangi bir spor maçı yapsak bana Ernst gibi kızacaklarına eminim; çünkü düz pas atacağıma “trivelalısından yapayım” diyen ben, halı sahada olmayan yeteneğiyle aşırtma pas deniyorum, masa tenisi oynarken her topu kesme atmaya çalışıyorum, voleybolda da “zıplamalı servis” denerken topu nete takıyorum.

Bilinçli Beşiktaşlılar vs. Quaresma savunucuları.

Benim gibi adamlar bu yüzden “bilinçli” taraftar olamıyorlar, olsa olsa “göbeğini kaşıyan” taraftar olabiliyorlar. Bizim futbolcu olabilmiş versiyonlarımız Mehmet Topal gibi 10 üzerinden 7 standardı tutturarak Valencia’ya gidip-dönen bir futbolcu değil de Yusuf Şimşek gibi “telefon kulübesinde çalım atar, ama ah, kendine iyi baksaydı şimdi dünya yıldızıydı” diye anılan ama STSL’den çıkamamış bir futbolcu olurlar meselâ. Inzaghi gibi hayatının %80’ini ofsaytta yaşayıp çirkin gollerin kralı olacaklarına Ümit Karan gibi “güzel gol olmayacaksa atmayayım daha iyi” deyip ortalara süper-uçan-demi-vole vuruşları yapmayı tercih ederler meselâ. Hem belki bir tanesi gol olur, VanBasten’in golü gibi yıllar sonra anlatılır.

Beşiktaş’ın Quaresma konusunda başından beri bölünmüş olmasının altında da bu yatıyor aslında. Politikada olduğu gibi, futbolda da bilinçliler ile göbeğini kaşıyanların çatışmasını görüyoruz bir nevî. Kulübünün yıllık faaliyet raporunun kalemlerini sayabilenlerle “muhasebeci miyiz biz, ben sahaya bakarım” deyip orada çelimsiz A2 takım futbolcularını görünce şaşıranların, Quaresma sol ayağını kullanmak yerine rabona-trivela asist yaptı diye sinirlenenlerle o pasın videosunu kaydettikten sonra Gasolina müziğiyle YouTube’da paylaşıp altına “ALAYINA GİDER” yazanların çatışması. 2. eğriden 3. eğriye geçemeyen Beşiktaş’ın iç savaşı.

Bu savaşın sonunda ya 2. grupta sıkışıp kalmış Beşiktaş “müşteri taraftar” tarafından yalnız bırakılıp kemik grupla devam edecek, ya da şu anda varolduğunu bilmediğimiz dış bir etken tarafından üçüncü eğriye itilecek (stad yapan devlet/sponsor, kulübü borçlarıyla birlikte satın alan Arap sermayesi, bir anda dünya yıldızı olan Muhammed’in 100 MM EUR’a PSG’ye satılması).

Tabii tüm bu çatışma boyunca tek bir kaybeden olacak, o da her iç savaşta olduğu gibi Beşiktaş’ın kendisi.

Öyle gözüküyor ki, Salazar Portekiz’i nasıl “Fado, Futbol, Fiesta” (veya Altınsay’ın iddiasıyla Fado, Futbol, Fatima) ile yönettiyse, bu seneki Beşiktaş da Feda, Futbol, Quaresma ile yönetilecek: Branşlar ve sporcular “Feda” edilirken, Quaresma -kalsa da, gitse de- sorunların odağında yer almaya devam edecek. Giden bir Quaresma kısır bir oyun sonucu kaybedilen her maçta biz göbeğini kaşıyan taraftarlarca anılırken, kalan bir Quaresma “hani nerede Feda” denilerek bilinçli Beşiktaşlılar tarafından tefe konulacak. Amerikalı dedemin deyişiyle “lose-lose” bir durum söz konusu.

İşin özü uzun süredir bir sezona bu kadar kaybetmiş başlamamıştı Beşiktaş. Cem Bilge, İbrahim Altınsay ve İsmet Berkan’la ilk defa aklın ön plana konulmuş gibi gözüktüğü, ve bu sebepten de “haydi bir ümit” diyerek başladığımız sezon yönetimdeki hizipçilerin yönetememeleri ile neredeyse Demirören dönemlerini aratır hâle geldi.

Hayırlısı olsun.

***********************************************************

Bu yaz Muhammed, Kadir ve Hasan Türk'e ek olarak ben de üçüncü yazımla altyapıdan A takıma geçiş yapmış bulunuyorum. Başka post'larla görüşmek üzere!

34 Yorum:

CDiS dedi ki...

güzel bir yazı, elinize sağlık.
beşiktaş 'ın durumu çok büyük çelişkilerle dolu. bu da aslında vizyon sahibi kişiler tarafından yönetilmemesinden kaynaklanıyor. takım gençleşiyor mu, küçülüyor mu, daralıyor mu, genişliyor mu bilmiyoruz. trabzonspor örneğine gıpta ile bakmalıyız. şenol güneş 'e bağlı olarak oyuncu izleme komitesine giray bulak getiriliyor. ahmet suat özyazıcı gibi bir isimde danışman. özkan sümer başdanışman. fatih tekke bu sene takıma geliyor, seneye yardımcı olarak düşünülüyor. bunların hepsi, aslında tek adam olabilecek, şenol güneş 'in fikirleri. güney kore gibi futbol fakiri bir ülkede bile vizyon nasıl geliştirilir dersi veriliyor. öte taraftan beşiktaş, ülkenin en iyi kondisyonerini yolluyor, adam ben gelmek istiyorum diyor, herkes birbirine bakıyor. yıllardan beri problem şu; kurumsallaşamamak. fenerbahçe 'nin yıllardan beri (neredeyse 10 senedir), 1-2 sezon istisnası dışında hep sonuna kadar şampiyonluğa oynamasının, gelirlerini üst seviyede tutmasının sebebi de bu. samet aybaba iyidir, beşiktaşlıdır falan ama bizim iyi bir koordinatöre ihtiyacımız var, iyi beşiktaşlıya değil.
son olarak, kimse kendini kandırmasın, hepimiz quaresma transferinden heyecan duyduk, onun trivela attığı gollerde ayrı bir çoştuk (2 tane attı herhalde). taraftarı tribüne çekecek, feda organizasyonu ve düz bir takım değil, iyi oynayan ve gösterişli bir takımdır. bu da başlı başına bir çelişki değil midir?..

Mayor dedi ki...

Yonetimin hedefi ve bizim istegimiz kurulan takimin Quaresmasiz, Gutisiz de 3-5 atabilecek duruma gelmesi. Bunu basarabilirse gobegini kasiyan kesim tekrar taraftara baglayacak, kendine yeni idolleri hasan turkden, oguzhandan, muhammedden yaraticak.
Bunun imkansiz olmadigina inancimiz da yildizlar varken de takimin 3-5 atan bir takim olamamasi ve biraz eskiyi bilenlerin 3 sampiyonluk yasayan takiminda yanar doner degil duz oyunculardan kurulmus olmasi idi, gerci o zamanlar lig daha farkliydi.
Yonetim bu riski aliyor hic olmazsa 1 sene icin ama bu arada gobegini kasiyan kesimin ilgisizliginden dogacak zararin hesabini yapiyormu bilemiyorum.

~Poseidon~ dedi ki...

Fenerbahçe'nin bu kadar kurumsal! yönetilmesinin açıklaması tek adamlık.
Fenerbahçe kurumsal bir yapı ile yönetilmiyor, şu an ülke nasıl yönetiliyorsa Fenerbahçe de öyle yönetiliyor. Her yönetici kafasına göre çıkıp konuşmuyor yeni yönetimde ise yönetim kurulumuz Fikret Orman'ın patronluğunu-başkanlığını tanımış durumda değil. Herkes kendini eşit seviyede görmesinden dolayı istediği gibi konuşabiliyor.
Yıldırım Demirören döneminde parasından dolayı durum böyle idi. Fakat o bu otoritesini kulüp yararına kullanmak yerine kendi yararına kullandı. Fikret Orman ve yönetimi ancak ve ancak tek adam otoritsini sağlaması ve çevresine yeterli profesyonel kadroyu toparlaması halinde başarılı olabilir.

Wruce Bills dedi ki...

Futbol göze hitap eden bir oyun olduğu için Quaresma'nın gelişinin heyecanlandırmadığı taraftar yoktur(belki biraz Gürcan). Hatırlarsak rakip taraftarlar bile heyecanla Guti'li, Quaresma'lı takımı izlemek istiyordu. Ancak gelinen noktada rahatlıkla sıkıntı çıkartabilecek potansiyele sahip, yüksek maaş alan bu tip adamların zaten yıllardan beri iyi bir organizasyonu olmayan bir takımda yeri olmadığı görüldü.

Fenerbahçe de, Galatasaray da benzer hataları bir çok kez yaptı. Düz adamlardan kurulu takıma alınan bir iki yıldızla başarılı olunacağını sandılar, olmadığı görüldü. Ancak bunu en ağır şekilde biz tecrübe ettik. Türkiye ligi tarihinin en iddialı kadrolarından birisi berbat bir sezon geçirdi. Geriye kalan tek şey bol miktarda borç oldu.

Sadece siz değil bütün Quaresma savunucuları er ya da geç mevcut yapıda bu tip adamların takıma bir faydası olmayacağını anlayacak. Bizim yazıda da açıkladığınız sebeplerle Fb ve Gs ile onlar gibi olmaya çalışarak mücadele etme şansımız pek yok. Onların yolu, başarıya giden yollardan sadece bir tanesi. Başka alternatif yolların da mevcut olduğunu dünya futbolu bize sık sık hatırlatıyor.

Adsız dedi ki...

İşin özü uzun süredir bir sezona bu kadar kaybetmiş başlamamıştı Beşiktaş. Cem Bilge, İbrahim Altınsay ve İsmet Berkan’la ilk defa aklın ön plana konulmuş gibi gözüktüğü, ve bu sebepten de “haydi bir ümit” diyerek başladığımız sezon yönetimdeki hizipçilerin yönetememeleri ile neredeyse Demirören dönemlerini aratır hâle geldi.

Hayırlısı olsun.

*İşin özü budur. Helal Olsun.

Nedim

CDiS dedi ki...

@~Poseidon~

kurumsallıktan kastım, daha organize işlerin yapılması. yani çok basitinden, fenerbahçe'de bir kadro şişkinliği olmuyor, formsuzluklar hariç, kadroda eksiklikler yaşanmıyor, transferlerin son yıllarda fransa liginden yapılması tesadüf mü? kadro değişiyor ama her sene belli bir iskelet devam ediyor, futbolcularına para ödüyorlar, kimseye borçları kalmıyor, korsan ürün görmek neredeyse imkansız, statlarını 10 sene önce bitirdiler, kimseden stad dilenmeden... amacım fenerbahçe 'yi övmek, yüceltmek değil, başarı sadece golün kaleye girip girmemesiyle ölçülecek birşey değil, bu tip bir kurumsallığı beşiktaş 'ın da yakalaması gerekli, vurgu burada.. (bkz : erickson 'a verilen 1,3 milyon euro)

BJK4EVER dedi ki...

Bence bizdeki en buyuk sikinti su anda arada kalmislik, bolunmusluk ve ne olacagimiza karar vermememiz. Taraftarimiz (forza ve haber1903'teki yorumlara bakaraktan soyluyorum) para harcayan 'buyuk' kulup mu olacagiz yoksa az para cok mucadele ile 'semt takimi' mi olacagiz ona karar vermeli once. Bizim taraftarimiz isine geldigi zaman buyuk, isine gelmedigi zaman kucuk olmayi tercih ediyor. Soyle acayim;

Ya Real Madrid/Barca olacaksin ya da Valencia. Valencia gerektiginde Jordi Alba, Raul Albiol'u rakiplerine satiyorum. Daha az forma satiyor, kombineleri daha ucuz, daha az transfer yapiyor, kendi yaginda kavruluyor. R.Madrid her sene buyuk yildizlar aliyor, para harciyor ama dunyanin her yerinde en pahali formayi satiyor, her mac 70.000 kisi dolduruyor stadini.

Soz konusu Fernandes'in FB'ye satisi olunca 'bu kulup buyuk takim satarsaniz yaziklar olsun' diye dusunuyoruz. Ama soz konusu kombine satisi olunca pahali diyoruz, o Fernandes'i izlemek icin odemiyoruz.

Soz konusu Quaresma olunca 3.75 odeyin kardesim, koskoca BJK odeyemez mi diyoruz, buyuk dusunuyoruz. Ama Quaresma formasi almiyoruz pahali geliyor, Quaresma ve Guti geldigi sezon FB'den bariz az forma satmisiz mesela. Bizdeki formalar 89 tl iken GS'nin en ucuz dandik yakali taraftar formasi 89 tl, en pahali futbolcu formasi 199 tl ve 40.000 forma satti adamlar. Biz 2 ayda 30 liralik t-shirt'ten 100.000 satabildik.

Soz konusu Inonu'nun eskiligi olunca sikayetler baslar. 'Koskoca' BJK kulubu boyle statta oynar mi, FB'nin stadina bakin hele, stat yenilensin rahat edelim, konforlu olsun. Ama soz konusu Dolmabahce'yi birakip yeni luks 42.000 kisilik stada tasinmak olunca BJK kucucuk semt takimi oluyor, semti birakamayiz oluyor, orasi mabedimiz oluyor.

Artik karar vermeliyiz. Ya bu taraftar elini cebine atacak, buyuk takim olacagiz. Inonu'den cikacagiz, karsiliginda luks bir stat ve yuklu miktar para (belki proje'den pay), bu kulup rekabete hazirlanacak.

Ya da Quaresma'yi, Fernandes'i unutacagiz, Veli, Necip, Oguzhan ile bu takimi destekleyecegiz oldugu kadar, 3.'lugu kabul edecegiz.

Hem en ucuz bilet bence olsun ama Quaresma'ya 3.5 milyon euro odeyelim olmuyor maalesef.

Adsız dedi ki...

ben şu bölümü çok sevdim burda biri beni tanımlamış dedim ve biliyorum ki bu sözleri söyleyebilecek çok insan var -düz pas atacağıma “trivelalısından yapayım” diyen ben, halı sahada olmayan yeteneğiyle aşırtma pas deniyorum, masa tenisi oynarken her topu kesme atmaya çalışıyorum, voleybolda da “zıplamalı servis” denerken topu nete takıyorum.- yalnız alçak pota görünce smaç basmayı deneyen de eklenmeli bence :)

blogun ağası dedi ki...

ben şu bölümü çok sevdim burda biri beni tanımlamış dedim ve biliyorum ki bu sözleri söyleyebilecek çok insan var -düz pas atacağıma “trivelalısından yapayım” diyen ben, halı sahada olmayan yeteneğiyle aşırtma pas deniyorum, masa tenisi oynarken her topu kesme atmaya çalışıyorum, voleybolda da “zıplamalı servis” denerken topu nete takıyorum.- yalnız alçak pota görünce smaç basmayı deneyen de eklenmeli bence :) biz böyle bir kültürden geliyoruz belki sokak alışkanlıkları, belki ekonomik düzey ama biz buyuz. belki kaybetmeye mahkumuz belki avrupalı gibi düşünemiyoruz belki ilerleyemeceğiz ama kendimizi inkar edecekte değiliz

Adsız dedi ki...

Burası Ekşi Beşiktaş.

Galatasaray'ın yeni sezon formasını görmek için tıkla.

Adsız dedi ki...

yazıda ismi geçen cem bilge ve ibrahim altınsay olayını biraz açmak isterim.

altınsay görev aldıktan sonra verdiği demeçlerde net bir açıklama yapmış ve kısa süre sonra hem td hem de oyuncu bakmak için avrupaya gitmişti. açıklamasında aynen şöyle dedi: "çok para alan ama sahada takıma bir şey vermeyenlerin kulüple ilişiğini hemen keseceğiz".

yani altınsayın gönderilme yanlışlığı başka bir şey iken, o çok para alan ama kafasına göre takılan oyunculara bakış açısı başka bir şey.

saygılar.

Adsız dedi ki...

Abicim hepsinin ötesinde meselenin özü şudur. Türkiye'de futbol her zaman Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti üzerinden yürüdü. Galatasaray, kurumsallık bazında Fenerbahçe'nin gerisinde kalsa da 90'ların ikinci yarısından itibaren yakaladığı sportif başarıyla bunu dengeledi. Ama Beşiktaş, tarihinin hiçbir döneminde tam manasıyla bu ikiliyle denge kuramadı, aralarına giremedi hep arkada kaldı. Son 16 yılda iki şampiyonluğu var, önceki dönemde de çok farklı bir tablo yoktu. Beşiktaş bu yıl ligi 4. bitirdi bir önceki yıl 5. Bu sezon belli bir istikrar yakalarsa muhtemelen yine bu civarlarda bir sonuç alır, sonuçta Premier Lig değil burası, Bursa bile şampiyon oldu, Sivas kaç sezon tepeye oynadı. Bu yıldız transferlerinin ilk patladığı dönemde öyle bir beklenti yaratıldı ki, bu 4. lükler, 5. likler insanları fazla sarstı. Evet şu an mali durum Beşiktaş'ı fazlasıyla yaraladı, ancak sportif anlamda taraftarın takımı bu kadar başarısız görmesinin altındaki sebep son iki yılda oluşturulan ciddi beklenti. Yoksa şu sıkıntılar yaşamadan evvel de çok çok farklı bir Beşiktaş yoktu, ya da her sezon şampiyonluğa oynayan, ilk ikide yeri banko olan bir Beşiktaş vardı da ben mi yanlış biliyorum?

Mazda dedi ki...

Güzel bir yazı olmuş.

can dedi ki...

Yazinin girisindeki analizi cok begendim. Sonrasinda ise katilmadigim pek cok nokta var, mesela ben Quaresma ve Guti transferlerinin Besiktas'in menfaatleri degil Demiroren'in menfaatleri cercevesinde yapildigini dusunuyorum. Gorus ayriliklari olur eyvallah ama Quaresma'yi "Sergen, Nouma, George Best, Gascoigne" gibi birbirinden hem futbol hem de karakter olarak cok farkli ama hepsi de takimlarina inanilmaz katkilar saglayabilmis futbolcularla kiyaslamak nasil bir maskaralik!

theotheo dedi ki...

@adsız

beşiktaşın bariz şekilde galatasaray ve fenerbahçeye üstünlük sağladığı dönemler vardır. zaten o yüzden insanlar beşiktaşlı olmuştur. türkiyede herşey başarı üstünden yürüyo. şu anda kayserinin kaç taraftarı var yani. olmaz mümkünatı yok.

ama sebanın son dönemi ve geri kalan dönemin tamamında, oldukça başarısız olduğumuz ortada. bu sebepten beşiktaş 3.büyük durumuna düştü, seba'nın iyi dönemlerinde bu durum böyle değildi. son dönemki futbola ayak uyduramadık.

bunun en büyük sorumlusu taraftar profili, yönetimler ve bu dandik inönü stadı oldu.

fener şükrü saraçoğlunu yaptı, ardından fenerium adeta patladı, mükemmel cirolara ulaşıyorlar, finansallar açısından mükemmele yakın bir kulüp fenerbahçe. gs'de onu sağlayacaktır yakında.

stad olayı bir çok şeyi tetikliyo. beşiktaşa baktığın zaman kazanın yanında kafasına votka şişesi diken serserilerle. taksi camı yumruklayan yolun tamamını kapatan hanzolar maç izleyebiliyo. çarşı diye kolpacı alen ve birbirlerinin ayağına sıkan üç tane kolpacının yarattığı bir grubu o kadar abarttılar ki. beşiktaş ismi bile o çapulcuların altında kaldı.

inönüye izin alınamıyosa, başka bir yere de gidilir yeni modern bir stad yapılır ve artık, çapulculara bilet dağıtmaktan, hayatında içki içmeyi bilmeyi maç günü kafaya votkayı diken kerizlerden bu takım kurtulur. belli bir stad geliri ve taraftar geliri ile bu sağlanır.

bjk store neden iş yapmıyor diye herkes soruyor. ulan en çok işi stadın içindeki mağazalar yapar. ulan bizim gelen taraftarın cebinde köfte alıcak parası yokki, forma alsın. sen cebinde parası olan bankada müdür olan, bilmem nerde mühendis olan adamları karısıyla çocuğuyla stada getirirsen, o adam karısına da çocuğunu da her geldiğinde bir ürün alır, bak o zaman gör sen cirolar noluyo.

biraz geniş düşünün boş düşünmeyin.

theotheo dedi ki...

@can

arkadaşın kafası güzelmiş yazarken. ulan quaresma nerde, gascoigne nerde ak. ingiliz milli takımının en baba adamlarından biri. futboldan sonra alkolik oldu sanane lan.

BJK4EVER dedi ki...

Vallahi haklisin bu konuda. Gecenlerde soylemistim. Kurtulusumuz aslinda uzakta degil. Inonu stadinin 10 yillik kullanim hakki kaldi tamda 2023'e kadar, orayi birak devlete, karsiliginda 42.000 kisilik ultra luks bir stat+nakit para ve vergi borcu affi iste, bak nasil kulup kurtuluyor. Mecidiyekoy'deki arazi 1 ise Dolmabahce'deki arazi 10 eder, orasi icin pazarliga girdik mi kulup kurtulur yahu. Besiktas semt takimidir diyenler de o zaman ya Quaresma yerine Veli'yi izlemeyi kabul edecek, etmiyorlarsa da defolup Kasimpasa'yi tutacak, hazir orada zengin yoneticiler ve flas transferler de var zaten. Kurtulus recetesi en kisa yoldan budur kanimca.

Adsız dedi ki...

@BJK4EVER Aynen katılıyorum. Kurtuluşumuz bence de öyle olabilir ancak.

Kalten dedi ki...

Birkaç noktaya açıklık getireyim:

Yazı fark edildiği üzere 2 kısımdan oluşuyor ve birinci kısmı Beşiktaş'ın içinde bulunduğu "3. büyük" durumunu açıklamaya çalışırken, ikinci kısmı Quaresma-Feda sorunsalına değiniyor. Yani ikinci kısım binary bir şekilde Quaresma'yı savunmuyor, sadece "varolan parasızlıkta neden takımına katkı yapmadan 3.75 MM EUR alan bir kişinin hala binlerce taraftar tarafından savunulduğunu" açıklıyor. Eğer o açıklamaya katılmıyorsanız, "hayır Quaresma'nın savunulma sebebi o değil, şudur" diyorsanız, itirazınızı anlarım, tartışırız. Aynı şekilde yazıyı yazarken Altınsay gibi bir futbol aklının Quaresma'yı seveceğini düşünmüyordum - kendisini "göbeğini kaşıyan Beşiktaşlı" olarak görmüyorum çünkü. Yine de olayı açan arkadaşlara teşekkür.

Oyuncu karşılaştırmasının yer aldığı kısmın tartışma yaratacağını tahmin ettim - çünkü yapılan her benzetmeyi "hadi len ordan, X ile Y'yi aynı kefeye koymak maskaralıktır, kafası güzelliktir" diye niteleyen birileri çıkar. Bu yüzden iki tür benzetmede de 4 oyuncu seçtim, 2 eski Beşiktaşlı oyuncu ve 2 dünya futbolunda ilk 20-30'da yer alan/almış oyuncu. Karşılaştırdığım özellikleri de "takımına katkı yapmış olmaları" değildi, aynen "ayakakbı renkleri" veya "dişlerini yemeklerden sonra mı, yoksa sadece gece yatmadan önce mi fırçaladıkları" olmadığı gibi. Karşılaştırdığım özellikleri (hemen altına yazdığım gibi) "ne zaman ne yapacağı belli olmamaları vs. belirli bir istikrarda 'köşesiz' oyun oynamaları" idi, yani Busquets tarzı takımına her zaman yüksek katkıyı "göze hoş gelmeden" veren oyuncu olmak ile Gascoigne, Nouma, Best ve Sergen gibi kimi zaman maç çevirirken kimi zaman takımını yakan, kimi zaman antremanları asarken ertesi hafta tek hareketle tribünleri coşturan adamlar. "Bu da doğru değildir, hiç bir parametrede karşılaştırılamaz, ortak özellikleri kesinlikle yok" diyorsanız da, yine, tartışırız.

Okuyan ve yorumlarda katkıda bulunan herkese tekrar teşekkürler!

can dedi ki...

Aciklama icin tesekkurler Kalten. Soyle sorayim o zaman: Quaresma Besiktas'ta hangi maclari cevirmistir? Abartarak sorayim: Mac cevirmeyi birakin, hangi mac takima yarari zararindan daha fazla olmustur?

Ben Quaresma'nin Besiktas'a gelmesinden hic heyecanlanmayan azinliktanim. Futbol bilgim ve ongorum cok yuksek oldugundan degil, oyle olsa Simao'nun bir Besiktas efsanesi olacagini dusunmezdim. Besiktas taraftarinin Quaresma'ya asik oldugu Porto macini stadda canli izlemis ve o mac esnasinda da Quaresma'nin sahanin en kotusu oldugunu, Uzulmez'in onu sahada sildigini dusunmustum. Ama o futbola asik olanlar oldu, ne diyeyim, zevk meselesi. Ama zevk icin bir futbolcuya senede 5 milyon euro odenmez, hele odeyecek kulup coktan batmissa.

Quaresma'nin Kalten'in saydigi diger oyuncularla farki bu. Hepsi (Nouma daha az ama) arizalarina ragmen sistematik olarak mac ceviren oyunculardi. Mac kazandirmak takima katki yapmak degilse nedir diye sorarim Kalten'e o zaman. Bu noktada da Quaresma saydigin oyuncularla FM'deki "flair" stati disinda hic bir parametrede kiyaslanamaz.

Kalten dedi ki...

"Flair" kelimesini hatırlatarak tam demek istediğime işaret etmişsin aslında - belki de yazıda onu kullansam daha iyiydi, karşılaştırmanın yanlış anlaşılmasına yol açmazdı. Flair biraz "onsuz olsa daha pratik olabilecek hareketleri daha soslu yapmak" olarak tanımlanabilirse, demek istediğim de buydu. Genel olarak flair biraz arızalıkla da korrele geliyor, benim de hoşuma giden -ve grupladığım futbolcuları gruplama sebebim- buydu.

Kazandırdığı maçların aldığı parayı hak ettirmediği konusuna sanırım "Quaresmacılar" da itiraz etmiyor, bu yüzden savunma da genelde "2'ye düşürsün kalsın" etrafında şekilleniyor (Beşiktaş'ın şu durumunda o da kabul edilebilir mi ayrı mesele). Hangi maçı kazandırdığı konusunda aklıma gelen maçları da yazayım, en azından şu maçlarda sahada Quaresma olmasaydı sonuçlar bence farklı olurdu -büyük ihtimal maçı kazandıracak/berabere bitirecek golü başka türlü bulamazdık- diye düşünüyorum: Viktoria Plzen (iki maç da), Helsinki, Antalyaspor (trivela gol), Maccabi, Trabzonspor (füze gol), Fenerbahçe (SF 2012), Galatasaray (SF 2012), Manisaspor (oyuna girip iki gol attığı maç). Bu maçlardaki gollerinin-asistlerin hepsi de aynı "flair" ürünü, yani "onun yerine düşük flair'li ve 1 MM EUR'a oynayan bir adam oynasa maçları yine kazanırdık" tartışmasını yapabiliriz. Ki zaten bu sene sağ kanatta Olcay ile onu göreceğiz kanımca.

emireri dedi ki...

9 senedir trabzonda yaşıyorum, ilk geldiğim yıl ile şuanki trabzon arasında özellikle akıl yönünden dağlar kadar fark var.. beğenirsiniz beğenmezsiniz, çapsız bulursunuz, sizi bilmem ama ben şenol güneş'in oyunculara yaptığı katkıya, onları eğitmesine gerçekten hayranım..

bizim transfere aradığımız paranın belki üçte birini belki beşte birini belki de çok daha azını harcadı trabzonspor son birkaç yılda, ancak en az bizim kadar başarılıla bu süreçte ve ekonomik açıdan bize oranla çok daha iyi durumdalar.. her sezon sattıkları birkaç oyuncuları var ki onları biz ve diğer istanbul kulüplerine göre daha geri atan olay, yabancı seçimlerinde yaptıkları hatalar..

neyi doğru yaptıklarına dikkat ediyormusunuz?? potansiyelli genç oyunculara yöneliyorlar sürekli olarak ve şenol güneş vasıtasıyla gelişimlerine bir şekilde katkıda bulunuyorlar.. kemik bir yerli kadroları var, bunu oluşturmak için çok para harcamıyorlar, doğru zamanı bekleyip doğru adamlara bilinçli/bilinçsiz bir şekilde yatırım yapıyorlar. keza kayseri de bunu son dönemlerde iyi yapmaya başladı.. bir dönem bursada böyleydi ama doğru yaptıklarından vazgeçince gerilediler..

neyse sözün özü, sol kanada uğur boralı aldık, peki malik fathi neden hiç düşünülmedi? hiç değilse uğur boral gibi ununu elemiş değildi. gidip chamakh'a yatırım yapmak ne kadar doğru şuan?? yerine cenk tosun ve ne kadar sorunlu olursa olsun batuhan'a yatırım yapabiliriz. almeidanın ne bauthandan ne de cenk tosundan çok büyük bir artısı yok. basında yazanlar doğruysa şayet, pektemek satılabilirdi, keza almeida.. yerine bu iki oyuncu alınarak forvet açığı giderilebilirdi. fm oynamak kolay tabi klavye başında ama akıldır bizim aradığımız, onu anlatmaya çalışıyorum. yapılan yatırımlarda en ufak bir zeka pırılıtısı görmüyorum, henüz ortaya koyulmuş bir proje yok, varsa da biz bilmiyoruz ve görmüyoruz. yönetim bana çok umut vermiyor açıkçası ne yalan söyleyim, en başından beri başarabileceklerine en ufak bir umudum güvenim yoktu.. hergün bence bizim için kayıptır...

Adsız dedi ki...

hacı her şeyi geçtim de başkan dün gece star tv de sahur programına katılmış. bu hafta da sultanahmet'te cumadan sonra "beşiktaş'a yardım" diye mendil açacakmış. ne işi var başkanın sahur programında yahu?

can dedi ki...

@ adsiz
Miss Turkey yarismacisi genc kizlarin Eyup Sultan'i toplu ziyaret edip dua ettikleri, "guzellik kralicesi olmak once maneviyat demek" diye demec verdikleri bir ulkede Besiktas baskani sahur programina katilmis cok mu? Iktidara yaranarak stad iznini belki koparirim diyordur adam.

Bu yorum yazar tarafından silindi.

kafamiza tas yagacak..
@theotheo hayatinda ilk defa dogru bisey yazmis..

Besiktasimiza gelince,
allah sonumuzu hayretsin..

bu arada yazi cok hos olmus, ellerine saglik..

yalniz o degil de, Besiktas blogunda gs forma reklaminin ne isi var, onu anlamadim : S

shelbyl dedi ki...

Butun siteyi ariyorum tariyorum bulamiyorum, nerede yahu bu forma reklami? Bu siteye bir tane bile reklam almadik yahu biz??

Adsız dedi ki...

Sol üstte var abi GS forma reklamı.

shelbyl dedi ki...

E bana cikmiyor o reklam, size nasil cikiyor?!?! Adsense'ten reklam seyine de baktim, kapali yani.

Gorebilsem kodunu falan takip edecegim de yok, goremiyorum ki, kral ciplak hikayesine dondu. Turkiye IP'si ile girilmesiyle mi alakali acaba?

shelbyl dedi ki...

Biri screenshot alsin yollasin ya sevabina, kafayi yedim burada.

Mayor dedi ki...

Al hocam screenshot.
http://i.imgur.com/AmMI2.png

helldoradotcom dedi ki...

cok guzel bir yazi. umarim hasan turk de, muhammed de sizin gibi bir cikis yapar. ben de isimlere takilmadan top kapip arapas verebilecek oyunculardan hoslaniyorum. veli-ernst-necip top kapma kismini iyi yapiyorlar da .. donrasini zaten hepimiz biliyoruz :)).. o yuzden bize gelecek oyuncu hem iyi top kapsin, hem o topu cok iyi kullansin, hem de ismi q7 veya guti veya sergen olmasin.. iniesta olsun mesela :))
saka bir yana guzel bir yazi olmus gercekten.. 29 ekim civari samet'i gonderir yerine yasli kurt bir yabanci hocayla anlasilir..

Adsız dedi ki...

@theotheo ve @emireri çok iyi yazılar yazmışlar.

@theotheo düşüncelerine katılmak ile beraber İnönü yerine geçilecek yer bize sıkıntı yaratabilir diye düşünüyorum. İstanbul şartlarında ulaşımı kolay bir stad olması gerekir, Telekom stadına çok rahat ulaşılabiliniyor. Bize İnönü yerine yeni bir yer gösterilirse, bu sıkıntıyı yaşamaktan korkarım.

Yorum Gönder

Ara