.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
18 Mayıs 2012 Cuma

Bizim İçin Başarmak Değil Çalışmak Daha Değerlidir


Bu sezon buraya hiç yazı yazmadım. Hatta öyle ki, bu yazıyı post etmek için giriş yapmaya çalışırken kullanıcı adı ve şifre kombinasyonunu bile tutturamadım. Bana özel bir durum değildi elbette bu. Hem bu blogda, hem de diğer Beşiktaş bloglarında girilen yazı-yapılan yorum vs sayısı ciddi oranda düştü. Bunun herkes için farklı nedenlerdi vardır lakin benim nedenim daha yaz aylarını yaşarken patlayıveren şike soruşturması ve her gün her gün o yaranın içinden akan cerahat idi. Futbol şube sorumlusu, teknik direktörü, stat yetkilisi cezaevine düşmüşken; takımın başında Demirören hiçbir şey olmamış gibi oturmaya devam ederken; ve daha nice mide bulandırıcı sebep üst üste gelmişken, elim klavyeye gitmedi. Neyse, geçelim.

Sezonun özetini yapacak, sıkıntılarımı aktaracak, Demirören ve Tayfur icraatleriyle iç karartacak değilim. Uzun zaman sonra Beşiktaş’a dair bir umut besliyorum içimde ve onu paylaşmak istedim esasen. Şöyle ki; görevi Demirören’den devralan (allah razı olsun) Fikret Orman yönetimi ve izleyecekleri tarza dair yavaş yavaş beliren veriler beni heyecanlandırıyor. Kulübün içinde bulunduğu batağın derinliğini tespit etmekle meşgul olsalar da, zaten borçlarımızın-davalarımızın çoktaaaannnn boyumuzu aştığının farkındayız. Ve güzeli, yeni yönetim de farkında. Çıkıp bunu söylemekten geri durmuyorlar. Çok borcumuz var diyorlar, Beşiktaş her sene eksi vererek yönetilemez diyorlar, giderler azaltılacak diyorlar. Üstelik önerdikleri yöntem de (önceki yönetimden farklı olarak) fotokopi maliyetlerini azaltmak falan değil, bonservis ve maaş giderlerini ciddi oranda kısmak, yani yapılması gerekenin ta kendisi. Demirören dönemi boyunca, alınan oyuncuların bonservislerine ödenen paralar, bu oyuncuların takıma kattıkları, satılırlarken neyin karşılığında gönderildikleri ortada. Tabata’ya 8’i basan, Ferrari’nin sözleşmesini feshedip milyon euroluk tazminatlarla karşı karşıya kalan, bonservislere her sezon çift haneli milyon eurolar ödeyen bir kulübe döndü Beşiktaş. Bunların hepsini bir yerlere borçlanarak yaptı ve o borçları döndürecek kaynakları bir türlü elde edemedi. En basiti milyonluk yıldızlarıyla sürekli şampiyonluk yaşayan ya da Şampiyonlar Ligi’ne katılarak paraları kasasına aktaran bir sportif başarı öyküsü de yazamadı. Gelirler temliklendi, haneye yeni borçlar yazıldı, değirmenin suyu nerden diye soran olmadıkça kulübün beli büküldükçe büküldü. Bugün gelinen tabloda borçlarımızın ne kadar olduğunu hesaplamak bile haftalar alıyor. Ancak yeni yönetim, bu karanlık tabloyla nasıl baş edileceğini bulmuş görünüyor. Fikret Orman bugün katıldığı bir programda, yüksek bonservis bedeli ödeyerek oyuncu alma gibi bir lüksümüz olmadığını, üstelik elimizdeki iyi oyuncuların da ederlerini buldukları anda satılabileceklerini söyledi. Bundan belki de daha önemlisi, takımda bulunan topçularla konuşulacağını ve ücretlerinde indirim talep edeceklerini, yüksek maaşlılardan bu indirime yanaşmayacak olanlarla yolların ayrılacağını belirtti.

Bu takımda Quaresma yıllık 8.5 trilyon kazanıyor. Simao ve Almeida 6, Holosko-Ernst ve Fernandes ise 4.5 trilyon. Bu paralar Beşiktaş’ın mevcut ekonomik yapısıyla ödeyebileceğinin çok üzerinde. Ernst ve Fernandes herkesin gözünde diğer isimlerden ayrılıyorlardır muhtemelen, ki bence de sahada mücadeleleriyle helal olsun dedirten ve Beşiktaş’ta görmek istediğimiz isimler. Ancak onların aldıkları ücretler bile maalesef fazla. Takımda kalacaklarsa indirime ikna olmaları gerekecek gibi gözüküyor. Q7-Simao ve Almeida’nın ise takımda kalmalarının Beşiktaş’a hiçbir yarar sağlamayacağını düşünüyorum. Necip’in 400 bine, Cenk’le İsmail’in 600 bine oynadıkları takımda, bu üç isim toplam 20 trilyon kazanıyorsa ve Beşiktaş’ın ligdeki hali ortadaysa birilerinden kurtulmak şart. Bu oyuncuların bonservislerinden para kazanılabilirse ne ala ancak sırf kontratları boyunca alacakları paraları ödemekten kurtulsak bile Beşiktaş için ciddi bir kaynak yaratılmış olacaktır. Bu görüşe herkesin katılmasını elbette beklemiyorum. Beşiktaş büyük takımdır ve yıldız oyuncular bu takımda olmalıdır diyenler de vardır, normal. Ama bu ligi dördüncü bitirebilmek için yıllık 20 trilyon ödenen üç Portekizli’ye ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim. Veli-Tanju-Necip-İsmail-Cenk-Sivok da bu ligi dördüncü bitirebilir zaten.  Önümüzdeki sezon kurulacak şöyle bir 11 bu sene alınan puandan ne kadar az kazanabilir ki; Cenk-Hilbert-Egemen-Sivok-İsmail-Necip-x yabancı-Ernst-Fernandes-Pektemek-x yabancı. Bu x yabancıların seviyesi de Enaramo-Doka-Holmen vs olur en fazla. Yani bizim ligimize gelmeden önce bir çok kişinin adını bile duymadığı ve Portekizlilerimizin belki de onda birine oynayan futbolcular.  Gerçekten en kötü kaçıncı bitirir bu takım ligi?

Yönetim çok muhtemeldir ki, kimi taraftara acı gelecek bir reçete koyacak önümüze yaz aylarında. Yıldız diye getirilen isimlerle yollar ayrılacak ve isimsiz yabancılar, görev adamları takımın bünyesine katılacak. Bu noktada taraftara düşen görevin feveran etmeden alınan kararların arkasında durmak olduğunu düşünüyorum. Belki 2 sene daha şampiyon olamayacağız ama içine düştüğümüz bu bataktan kurtulmak için bir umut ışığı olduğunu göreceğiz. Formasının her bir santimetrekaresini ıslatan, sahada kendini parçalayan, Beşiktaşlı gibi oynayan topçular göreceğiz sahada. Belki şampiyon olamayacağız ama, İbrahim Altınsay’ın da söylediği gibi; “Bizim için başarmak değil çalışmak daha değerlidir”

21 Yorum:

JimmyLue dedi ki...

Bahsetmiş olduğun kadro kesinlikle daha başarısız olmaz ve en azından insanlar kadro kapasitesinin farkında olup yok yere üzülmezler.
Quaresma,Simao,Holosko gibi adamların bu takıma verdikleri ortadayken bulunduğumuz konumun tartışılmaması gerekir.Herşey çok açık.
Muhtemelen kadro büyük ölçüde değişecek fakat giden yabancı kim olursa olsun üzüleceğimi sanmam -Hilbert,Sivok(Fernandes koşullara göre değişir) hariç-
Ernst eğer ki ücretinde indirime gitmeyecekse kulüp politikası doğrultusunda gitmesinde sakınca yok: Yaş/aldığı maaş=?

hylozoic soil dedi ki...

Yonetimin aciklamalari su ana kadar oldukca makul ve uzun vade icerisinde baktigimiz zaman bizi basariya goturecek bir formul gibi gorunuyor.

Burada en kritik ve belirleyici faktor bana gore TD secimi olacak. Fikret Orman'in son roportajlarinda soyledigi gibi 5 sene icin bir TD'le anlasirsak, sanirim istikrar saglayabiliriz. Ama burada tabi asil mesele 5 sene sabredebilmek. Hele hele iki sene sampiyonluktan feragat edebilmek. Aslinda tam olarak bir iluzyondan kurtarmak gerekiyor camia'yi. Yillardir goygoycu bir tutumla yildiz transferleri yapilip sezon sonuna gelmeden havlu atiyorduk lige. Zaten uzun zaman dilimleri arasinda sampiyon olan bir BJK var. Onun icin sanki her sene sampiyonluga oynuyormus gibi, avrupa'da buyuk basarilar elde ediyormus gibi davranmak yerine, gercekci yaklasik gercekten bir istikrar saglayabiliriz.

Hem medyanin kelle avcisi tutumuna karsi dik durabilip, yillardir eksikligini cektigimiz oyun sablonunu olusturabilirz. Son absurd sezonu saymazsak, bu ulkede kayserispor, gaziantepsor, bursaspor az butceyle neler yapilabilecegini gosterdiler. Bunu bizde gercekci bir yaklasimla basarabiliriz. Yeter ki medyanin kelle avciligina gelmeyelim, populist soylemlerden etkilenmiyelim.

Umarim yonetim bu stratejik yaklasimini sergileyip, populist soylemden etkilenmez.

e.t. dedi ki...

Öncelikle çok güzel yazı olmuş tebrikler.

Eklemek istediğim şeyler var:
Öncelikli hedef gençleri olabildiğince fazla kullanabilmek olmalı. Şu an için ilk 11'de 6-7 tane altyapı oyuncusu olsun gibi fantastik düşüncelerim yok. Ama en azından 'tecrübeli' dediğimiz aslında tecrübesini göstermek için yaşından başka bişeyi olmayan yedek oyunculardan bahsediyorum.

'Yıldız'ların maaşları kadar dikkat çekmeyen ancak takımın sırtında en az onlar kadar yük olan yedek oyunculara da bakmak lazım. Tamam, geçen yıl büyük hedefler, ulaşılması zor hayaller vardı, bunca maliyetli transfer yapıldı. Her transferin %100 verim sağlaması çok hayali bir durum, ama bizim kulübümüzde biraz durum aşırıya kaçmış durumda.

Sadece Edu-Bebe-Sidnei üçlüsü 5M€ civarı bir yük oluşturdu külübe.

CDiS dedi ki...

ben şampiyonluklardan feragat edilmesi gerektiğini düşünmüyorum. beşiktaş, büyük krizler yaşamadığı sürece, formasıyla 4. olur zaten bu ligde. dinamik bir kadro, iyi bir teknik direktör ve tutarlı bir yönetimle başarılı olabilir bu takım. q7, almeida, simao gibi isimler kötü adamlar değil elbet ama ücret-performans oranları çok olumsuz. fernandes kalsın deniyor ama bu oyuncu gerçek anlamda çok istikrarlı bir adam değil gibi geliyor bana. yüksek ücrete talibi varsa satılması çok büyük boşluk yaratmaz orta sahada. 2009 da şampiyonluk yaşayan takımın en büyük 3 yıldızının, yusuf-bobo-tello olduğunu, ekrem-holosko gibi şimdilerde yerden yere vurulan isimlerin o dönemin kilit adamları olduğunu düşünürsek başarı çok da imkansız değildir kanımca. teknik direktör konusunda ise, ragnick ve bielsa gibi isimlerin dolaşması bile geleceğe umutla bakmak için bir sebep. fikret orman ise yıllardır aranılan başkan imajı çiziyor bence, ne ağlıyor, sızlıyor, ne de yırtarız, parçalarız edebiyatı yapıyor. gerçekçi açıklamalarda bulunuyor. tabi ki, önemli olan açıklamalar değil icraatlerdir.

Adsız dedi ki...

bahsetmiş olduğun kadroya forvete gekas ve/veya cenk tosunu koyarsın, kanat oyuncusu olarak da dokayı veya ortasahaya holmeni alırsın, o saydığın bize yabancıların! hepsinden fazlasını verirler..

jezfes dedi ki...

"aptal" taraftar umuduyla doluyorum bu yazıları okuyunca, bizde de olacak mı böyle akıllı, güzel işler diye. sonra da çok değil 6. hafta geldiğinde TD ve 3-5 futbolcunun kellesini isteyen yorumlarla dolu olacak burası diye geliyor aklıma, umut neyim kalmıyor..

Adsız dedi ki...

konudan alakasız ama sanırım en tutarsız yönetimlerden birine sahibiz şu anda.

aynı gün içinde mehmet erkut'u eskişehir'e kaptırmak gibi bi dangalaklık yapıyolar. günün ilerleyen saatlerinde tayfur'dan kurtularak 1.5 ay önceki hatalarını telafi ediyorlar.

TWAS

Ben dedi ki...

Bu tip yazıları çok zihin açıcı ve fedakarca buluyorum açıkçası.

Blogumda benzer bir yazı ile , beşiktaş'la ilgili bir ''geleceke'' tasarladım.

Okumanız dileğiyle...

1. kısım :

http://ingenui.blogspot.com/2012/05/besiktas-jimnastik-kulubu-icin-yeni.html

2. kısım :

http://ingenui.blogspot.com/2012/05/besiktas-jimnastik-kulubu-icin-yeni_20.html

Adsız dedi ki...

TWAS
Dediğin gibi, bu yönetim BJK tarihinin en tutarsız yönetimi olmaya aday. Bir yandan teknik dirktörle minumum 4 yıl çalışmaktan bahset, diğer taraftan daha ayğının tozuyla 2 tane teknik direktör eskit.:))

Ali

Basar dedi ki...

Birçoklarının yazdığı şu cümleyi anlamıyorum: "2/birkaç yıl şampiyon olmamayı göze alacağız"

Nedir arkadaş bu? Bütçe = şampiyonluk mu? Düşük bütçeli takımlar şampiyon olamıyor mu artık? Bu yıl Juve, geçen yıl Napoli nasıl şampiyon oldu o zaman? 2 sene önce Bursa, geçen sene Trabzon çok mu ahım şahım Bırakın arkadaşlar bu klişeleri!

Öğrenelim artık bütçe eşit değildir şampiyonluk. En güzel örneğini geçen yıl ve bu yıl yaşadık!

Adsız dedi ki...

Biraz uzun yazacağım. Bu nedenle herkesten özür diliyorum. Ama bana göre gerçekten önemli.

Part 1

Maalesef Beşiktaş bir başka tarihsel hatayı tekrarlamaya aday gözüküyor. Söylenenlere göre teknik direktör adayları içerisinde 3 isim ön plana çıkmış: Samet Aybaba, Rangnick ve Zico.

Benim tahminim, yönetim level 5 air-doghan ve türevlerinin etkisiyle ilk önce Samet'i düşünecek. Olmaması için yönetim içinden ciddi muhalefet gerekli. Bu da ancak Başkan'ın masaya yumruğunu vurması veya Altınsay'ın ciddi bir çok yıllı plan sunmasıyla gerçekleşebilir (bu ikincisinin etkisi bile tartışılabilir ya neyse). Yoksa yandı gülüm keten helva.

Zico ise ligimizi tanıyor, olarak lanse ediliyor. Olay şu ki: Zico ligimizi en son tanıdığından bu yana 4 yıl geçmiş. Yani bu gerekçe tamamen fasa fiso. Zico tercihinin arkasında yatan bilinçaltı neden ise Samet tercihi ile aynı: en kısa sürede ligi kurtaralım da tepki almayalım, diyen zihniyet. Yani tipik kısa vade görüşü. O da gerçekleşirse, tabii.

Adsız dedi ki...

Part 2

Beşiktaş'ın başarısız olduğu dönemlerde hep şu sorular soruldu: altyapı neden çalışmıyor. Önce bir konuyu açıklığa kavuşturmak gerekli. Bir TD'yi “ligimizi iyi tanıyor, uyum sorunu çekmez” gibi nedenlerle getirirsen, o TD'nin gençlerle vakit harcama gibi bir lüksü olamaz. Çünkü gayet iyi bilir ki, beklenen bir an önce başarıdır ve bu sözde “başarı” -eğer olabilirse- en yakın tarihteki lig şampiyonluğu ile sınırlıdır. Hatta Beşiktaş tarihi göstermiştir ki, ligi alamasan bile kupayı alınca “bu sene en azından bunu aldık, bir sonraki seneye bakalım” lafları ile paçayı gayet rahat yırtabilirsin.

Rangnick neden önemli. Bir kere yönetime kurallarını dayatabilecek bir TD. Geçmiş kariyerine baktığımızda takımının tepesindeki kulüp yönetimi kendisine sormadan oyuncu sattığında şak diye istifa edebilecek birisi. Hoffenheim başkanı bunu eleştirerek kendisini “aşırı hırslı” bulmuş. Oysa garibim kendi kulübü adına konuşurken bilmez ki bizim yıllardır beklediğimiz kan tam da bu aslında.

Adsız dedi ki...

Part 3

İkincisi çok iyi bir scout aynı zamanda. İbisevic'i, Demba ba'yı, Gustavo Lopez'i ve dahasını erken yaşlarda görerek aldırıp, bunları modern futbol içinde takım olgusuyla oynatabilen bir TD. İstemedi, ama yönetimi zamanı gelince bunları sattı. Ama hangi paralara: 1'e, 3'e, hatta beledelsiz alınanlar minimum 10'a, 15'e satıldı. Bu arada aç parantez: Rangnick koşmayan oyuncu bir maçta münferit olarak 2 gol atıp 3 asist yapsa bile onu sevmiyor. Şahsi görüşüm, sırf bu neden bile benim için yeterli.

Üçüncüsü, 4-4-2 gibi bir sistemi, oyun içinde her an değişen bir yapıda oynatabilen sayılı TD'lerden birisi. Efenim dünyada futbol ekolünde 4-4-2'den 4-3-3'e geçen takımlar var. nedeni 4-4-2'nin tukaka bir sistem olması değil. Normalde 4-3-3'e göre oyun şablonu olarak daha az esnek bir yapıya sahip olması, hepsi bu. Rangnick hücum bölgesinde devamlı hareketli ve hızlı oyuncularla 4-4-2'nin sabit olmadığını Bundesliga tarihinde belki de ilk defa gösteren bir TD.

Adsız dedi ki...

Part 4

Şimdi: zaten dibe vurmuşuz. Borçlar tavan yapmış. Yine de takıma en az 3 veya 4 tane ucuz ama kaliteli yabancı da şart. İlave olarak istesek bile günü kurtaramayacağımız aşikarken ve geleceğe yatırım yapmamış şart iken, belki de en önemlisi artık bir takım oyunu oynamamız ve bunu geleceğe yayacak şekilde yapmamız gerekirken, Samet ve Zico tercihlerinin ne kadar sütren olduğunu görmek için mikroskop gerekir mi?

Kısacası: Rangnick forever.

Murat

PS: kendisi hakkında Almanya'da yaşayan Beşiktaşlılar çük güzel bir post hazırlamışlar. Okuyalım okutalım:

http://forzascout.blogspot.de/2012/05/ralf-rangnick.html

-END-

Anlayışınız ve sabrınız için teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

Ekleme: Mesajlarda Luiz Gustavo yerine Gustavo Lopez yazmışım. Düzeltir özür dilerim.

Bu arada 15 dakika önceki son haber: Rangnick ile anlaşılmış. Hayırlı ve uğurlu olsun.

Teşekkürler Altınsay.

Murat

YSY dedi ki...

Bende hoca konusunda Rangnick'ten yanayım fakat ligimizi tanıyan hoca profiline çok kötü bakmıyorum çünkü geçmişte fenerbahçe daum ile aynı başarıyı yakaladı biz lucescu ile aynı başarıyı yakaldık. Eminim lucescu fenere gitseydi orada da şampiyon olurdu. O yüzden çok olumsuz baktığım bir mevzu değil. Yönetimin ise bazı konularda çok tutarsız olduğunu düşünmüyorum çünkü henüz yeniler, tecrübe kazanacaklar. İçinde bulundukları durumu az çok iş güç ile uğraşan arkadaşlar tahmin edebilirler. Bir karar alınmak isteniyor, en iyisi olsun isteniyor fakat malum parasal durumlardan ötürü mutlaka fikir değişiklikleri yaşanıyordur. Umarım zamanla herşey düzelir diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

aslında detaylı yoruma gerek yok. sonuna kadar destek dediğim fikret orman yönetimi beşiktaş'ı son 12 senedir esir alan popüler anlayışın kurbanı oldu maalesef.

sayın altınsay aptal değil. en azından bizim bildiğimiz, rangnick ile birkaç haftadır görüşme halinde olduğu ve 1 gün önceye kadar her konuda anlaşma sağladığı. elbette beşiktaş'ı yakından takip eden biri olarak maliyet hesabını da gayet iyi bilir. hele ki altınsay gibi, futbol bilgisinin ötesinde yöneticilik deneyimi de olan birisi.

sonra ne mi dolu, önce samet diye direten, daha sonra zico'yu isterük diye anlık başarı bekleyenlerin sesi daha da yükseldi ve beşiktaş'ın uzun vadeli kurtuluş reçetesi de böylece rafa kaldırıldı. eh malum yönetim normal kongre süresi için bile değil, sınırlı bir süre için başa geldi. rangnick'ten vazgeçilme nedeni olarak medyada gerekçe şeklinde sunulan birden fazla nedenlerin hepsi de komik. hastalığı denildi ama rangnick youtube'da videosu olan bir şekilde 3 ay önce bir alman kanalında katıldığı programda "şimdi gayet iyiyim ve yeni bir takıma hazırım" dedi. parasal sorunlar diye birkaç haber de çıktı, ama söylediğim gibi tamer kıran'ın destek verdiği altınsay bu 2 hafta boyunca askerlik muhabbeti yapmadığına göre, bu gerekçe de hiç doğru görünmüyor.

peki zico'da ne var. ne mi var, buyrun teknik yönetim kariyeriyle kendiniz karar verin. işte “muhteşem” zico'nun kariyeri:

- japon takımı kashima (1999, 4 ay)
- japon milli takımı (2002-2006)
- fenev (2006-2008)
- kazak takımı budyonkor (2008, 4 ay)
- cska moskova (2009, 8 ay)
yunan takımı olympiakos (2009-2010, 4 ay)
- brezilya takımı flamengo (2010, 4 ay)
ırak milli takımı (2011 ağustos'tan itibaren-)

yazık.

murat

Adsız dedi ki...

bu arada baskette finale yeni bir post lütfen. görülüyor ki hakem hastalığı sadece futbolda değil. ama yine de: hepinize koyduk muuuuu...

murat

ozzy dedi ki...

basket takımı finalde, hala adına post yok. yapmayın etmeyin, sonra basketbola yatırım diye bağırıp duruyoruz.

bu takım futbol takımlarının 10 yıldır göstermediği karakteri gösteriyor sahada. arroyonun bonsunun yüz ifadeleri için bile alkışı hakediyor bu takım.

bi postu çok görmeyin.

Adsız dedi ki...

@ozzy

beşiktaş'ın aklı başında taraftarının tembelliği dillere destandır. tamam, şaka değil, kulübü en çok içselleştiren sizler olduğunuz için yaşanan bunca saçmalığı içselleştirmenin sonucu tabii ki beşiktaş bohem derneğine üyeliktir.

ama bununla birlikte birleşik kaplar hikayesi gereği boşalttığınız alanlara kah ergenler, kah da bilgi sahibi olmadan klavyeden sallayan cinsler doluyor. işte bu anda sorumluluğunuz da ortaya çıkıyor.

daha bu gece "total futbol" lafı ile dalga geçen cahil bir taraftara bu lafın literatürümüze ilk defa serpil hoca ile girdiğini yazdım. daha ötesi var mı?

bilgi ve birikim paylaşılmadığı sürece cehaletle aynı seviyededir.

saygılar

murat

Gürcan Ulusoy dedi ki...

salondaydık, hala kendimize gelemedik. post ondan yoktu.

Yorum Gönder

Ara