.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
17 Mayıs 2011 Salı

Düşük Profilli Teknik Direktörlük

Cevat Güler geçtiğimiz aylarda katıldığı bir televizyon programında aynen şunlar söylemişti; "Biz o dönem teknik direktörlüğe başlarken oturduk, uzman kişilerin görüşlerini aldık ve yapacağım teknik direktörlük tipinin düşük profilli mi, yüksek profilli mi olacağına karar verdik... Ortaya çıkan fikir, oyuncuların kendilerini ispat etme ve sorumluluk duygularının ortaya çıkması adına, düşük profilli bir teknik direktörlük yapmamın uygun olacağıydı..." 

Malum, Galatasaray o sene, son 6 hafta bu düşük profilli teknik direktörlük tipinin başarıyla uygulanması sonucu şampiyon oldu. Tam da hesaplandığı, planlandığı gibi, oyuncular insiyatif aldılar, olası başarıyı kimseyle paylaşmayacak olmanın azmi ile, ne koşuyorlarsa daha fazla koştular, mücadele ettiler, birlik oldular ve şampiyon oldular. 

Tayfur Havutçu, planlı veya değil, futbolculuk hayatında da, yardımcılık döneminde de hep düşük profilli tavırlar sergiledi. Basın toplantılarında kendine güveni olmayan, futbolcularla teknik direktör-futbolcu ilişkisi kurmaktan öte, abi-kardeş ilişkisi kurmayı tercih eden, konuşmayı fazla sevmeyen, ön planda olmamayı tercih eden bir tarz.


Beşiktaş yönetimi belli ki, takımdaki yıldızları temel alarak bir karar vermiş. O yıldızların disiplin, taktik, sistem gibi bazı değerler içerisinde boğulmalarındansa, onlara sorumluluk verip, kendi işlerini kendilerinin görmelerini tercih etmiş. Arzulanan, teknik direktörlük pozisyonununda sorun çıkarmayan, futbolculara güven ve sorumluluk veren bir yapı. 


Bu düşüncenin de şüphesiz en uygun adamı Tayfur Havutçu. Zira 5 ay önce göreve başladığında üzerinde var olan "yönetimin adamı" algısı, 5 ay sonunda değişmiş sayılmaz. Bu 5 aylık sürede Tayfur Havutçu'nun takıma kattığı ekstra bir oyuncu veya bir oyun düşüncesi olduğunu söylemek de fazla iyimserlik olur. Zaten kendisinden beklenilen veya talep edilen, böylesi bir şey değildi. Kendisine biçilmiş görevi kusursuza yakın şekilde uyguladı ki yönetim sözleşme uzatma kararı aldı. 

Peki, düşük profilli teknik direktörlük tipi uzun vadede olumlu kazanımlar bırakabilir mi? Burası soru işareti. Quaresma'nın, Simao'nun veya Guti'nin saha içinde alacağı sorumluluk ve insiyatif işler kötü gitmeye başlarsa ters tepebilir mi? İşte o gün, "bütün sorumluluk bende" diyebilecek, masaya yumruğunu vuracak, gerekirse en önemli adamına da ceza verebilecek birine ihtiyaç duyulabilir mi? En kritik maçta, en düşünülmeyen adamı sahaya çıkarıp o günkü maçın tüm gidişatını değiştirmek gereksinimi olabilir mi? Biz buna halk dilinde Denizli Tavşanı diyoruz...

Dün yapılan tercih esasında teknik direktör tercihi değildi. Teknik direktörlük biçiminin tercihiydi. Schuster gibi yüksel profilli, yüksek egolu, yeri geldiğinde takım kaptanına da acımayacak, bazen sorun da yaratabilecek bir adam mı, yoksa Tayfur Havutçu gibi sıkça geri adım atacak, problem çıkmaması adına verilebilecek tüm tavizleri verecek, başarıda bile geri planda olacak, oyuncularla abi-kardeş ilişkisi kuracak bir teknik adam mı?

Beşiktaş tercihini düşük profilli teknik direktörlükten yana kullandı. Tayfur Havutçu, bu tip bir teknik direktörlük için biçilmiş kaftandır. Peki Beşiktaş'ın ihtiyacı olan, düşük profilli bir teknik direktör müydü, işte o da bir başka yazının konusu...

10 Yorum:

Tuco Salamanca dedi ki...

takımda bu kadar insiyatif ve sorumluluk alabilecek oyuncu olduğuna göre, düşük profilli hoca çok uçuk bir tercih olmasa gerek.

powerslide dedi ki...

biraz işimizi şansa bırakmak gibi oldu. eğer takım üst üste maç kazanarak sezona başlarsa bizden iyisi olmaz, takım maçlarda estire estire oynar ama herhangi bir sakatlık, cezalı, eksik kadro derken kayıplar yaşadığımızda basın homurdanmaya başladığında, kısaca kriz anına girdiğimizde, bu süreci mümkün olduğunca hasarsız atlatırmıyız çok zor.. sinirler ve morallerin pamuk ipliğine bağlı şekilde yeni sezonu açıyoruz..

Tuco Salamanca dedi ki...

ayrıca bu iş sırf hoca işi değil. kondisyoner ve sportif direktörün (eğer olacaksa)kim olduğu da çok önemli

enorton dedi ki...

Önümüzdeki sene takımda Forlan var, elimizdeki tüm yabancılardan daha kariyerli ve daha iyi durumda. Son Dünya Kupasının en değerli oyuncusu daha ilerisi yok. Bu adam son maçında hocasıyla kavga etmiş olarak buraya geliyor, öyle sıradan bir kavga da değil. Elimizde Guti gibi oyundan çıkarıldım diye trip atan bir oyuncu ile Q7 gibi çok çok zor durumda kalmadıkça pas vermeyen ve tribunlerin sürekli adını haykırdığı bir adam var.

Önümüzdeki sene için hocanın işi hiç kolay değil. Almeidaya dün gece yine acıdım, adam sayısız defa koşu yaptı, boşa kaçtı, ellerini açıyor pas istiyor, q7 çalım atayım derken ya pozisyon geçiyor ya topu kaybediyor. Almeida da başını öne eğip yürüyerek geri dönüyor. Reale gideceğim diye sallamıyor bence. Bobo da ilk yarıda bir maçta Q7 ile atışmıştı, oda sonra lisbona gidicem nasılsa diye sallamamaya başladı. Nihat patladı, onda da Nihatın geçmiş katkısızlığı nedeniyle suçlu nihat çıktı. ama bu sefer Forlan var...Forlan topu alacak sağ tarafa verecek ve boşa kaçacak ama Q7 kafasını eğip orda rakibin sol beki ile taşak geçmeye çalışacak. Forlan buna ne kadar dayanabilir? İsyan etmez mi? İsyan ettiğinde ortamı kim sakinleştirecek? Tayfur hoca mı? İnşallah...

Sağ beke yine ünlü bir oyuncu Maicon gelirse yine aynı sıkıntı olacak, adam sürekli iki rakip oyuncuyla mücadele edecek. hücuma çıktığında 2ye 1 yapyak isteyecek topu atıp koşacak ama top kendisine gelmeyecek vs.

Bence Tayfur "Abi" pozisyonunda ise yanına uzman birilerini de alıp oturup Q7 ile konuşacak. Bak kardeş taraftar seni deli gibi seviyor, sıkıntı yapma. Yıldızımız sensin ama 15 kere ceza sahasına girip 15 ini de sen kullanıyorsun, azcık kafanı kaldır da arkadaşlarına bak demeli :)

yapay dedi ki...

Herkes Forlan gelecek Yuhi modunda da kimse Q7'nin müsait pozisyonlarda ForlaN'a pas atmayıp gerginlik çıkaracağını düşünmüyor. Almeida bu yüzden iyi, saha dışında da arkadaş olduklarından Almeida bu olayı takmıyor ama Forlan'ın tıpkı Nihat gibi çok yakın bir zamanda zıvanadan çıkacağını öngörmek kahinlik bilgsii gerektirmiyor.

Mayor dedi ki...

Q7 ile ilgili soylenenlerin hepsine katiliyorum. Soyle bir tweet attim bende kendisine. Artik aslanlar gibi pas atar.
We love u & u know this, but if u play more collective with ur friends u'll be a LEGEND & BJK will be the champions of Europe.

Gürcan Ulusoy dedi ki...

beşiktaş quaresma'nın sözleşmesine asist klozu koysun. varsa da arttırsın. biter gider bütün sorunlar.

anuka dedi ki...

sportif direktör olarak da mustafa denizli dengeleyici olabilir şu durumda

QuaresmA dedi ki...

Quaresma'nın aldığı garanti para o kadar yüksek ki, asist klozunu da umursamaz, keyfine göre oynamaya devam eder :)

Ben Quarema'nın pozisyonları piç etmesine şöyle bakıyorum: Sonuçta kendi kendine, normalde olmayacak pozisyonları yaratıyor ama sonra da kendi harcıyor. Ortalama 10 pozisyon yaratıyorsa 2 tanesi olumlu (gol, asist veya Quaresma'nın hatası olmadan kaçan gol) sonuçlanıyor ama o kadar çok pozisyon yaratıyor ki, eninde sonunda Beşiktaş karlı çıkıyor. Quaresma 1 maçta 10 pozisyon yaratıp 2 tanesini olumlu sonuçlandırıyor, Arda 3 maçta 10 pozisyon yaratıp 3'te birini olumlu snuçlandırıyor. Yani Quaresma maç başına 2, Arda aşağı yukarı 1.11 olumlu pozisyon sonuçlandırıyor. Çok top kaybı yapıyormuş gibi görünse bile uzun vadede Quaresma faydalı yine. Sonuçta dünkü 2. golün kornerini olmadık şekilde yaratan, 3. golde penaltıyı 4 kişinin arasına dalıp yaratan da kendisi.

Eğer Quaresma yarattığı 10 pozisyonun 3-4 tanesini olumlu sonuçlandırsaydı bugün ismi zaten Messi, Ronaldo, Xavi, Rooney, Iniesta ile birlikte anılırdı, burada işi ne ?

Kalten dedi ki...

STSL La Liga ve Premier Lig gibi değil - düşük profilli teknik adamlar hem Türk futbolculara, hem de medyaya daha çok hitap ediyor.

Son 10 yıl içerisinde başarılı olmuş hocalara bakarsanız hep köşeli basın açıklamalarından kaçınmış, "efendi", kendisinden ziyade futbolcularını ön plana çıkarmış adamları görüyorsunuz. En basitinden şu anda ilk 3'ün başındaki Türk hocalardan Şenol Güneş, Ertuğrul Sağlam, Aykut Kocaman da nispeten düşük profilli sayılır. Yabancılardan da -onca ününe rağmen- Zico, Lucescu buna örnek. Schuster, Aragones gibi adamların özellikle Türk futbolcularla yaşadığı problemler biraz da ego problemi, bence.

Hayırlısı olsun.

Yorum Gönder

Ara