.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
19 Şubat 2011 Cumartesi

Son Kullanma Tarihi: 17.02.2011

Bir teknik direktörün Beşiktaş'taki geleceğinin ne olabileceğiyle ilgili tahmin yapmak, bazen çok kolay olabiliyor. Futbolcuların ruh halleri, tribünün tepkileri, yönetim kurulunun, başkanın tavırları bu konuda yeterli derecede ipucu veriyor.

Beşiktaş gibi, tribün / futbolcu, tribün / teknik adam ilişkilerinin diğer kulüplere göre daha fazla olduğu kulüplerde, tribün tavrı her zaman belirleyici olmuştur. Ben Beşiktaş tribünü ile polemiğe girip, arasına kara kedi girip başarılı olmuş bir teknik adam hatırlamıyorum. Belki futbolcu bazında tek istisna var (İbrahim Üzülmez) ama Çağdaş Atan, Souleymane Youla, Filip Holosko, Matias Delgado, Rodrigo Tabata gibi örnekler var. İlk fırsatta Erhan Güven'in elden çıkarılacağı gibi mesela... Hakan Arıkan ha keza.

Dinamo Kiev maçı bu yüzden tarihi bir maçtı. Bana göre, Bernd Schuster'in pratikte teknik adamlığının sona erdiği gündü. Hatta o maçın malum dakikasındaki Ernst - Erhan Güven değişikliğinde...

Diyeceksiniz ki, bu tribün daha önce bir çok oyuncu değişikliğine benzer tepkiler göstermişti... Kabul! Lakin tribünün Schuster'e gösterdiği "ilk" tepkiden yaklaşık 20 dakika sonra "Schuster İstifa" noktasına gelmiş olması çok ayrı ve üzerine konuşulası bir konu. Teknik direktöre toz kondurmuyorsunuz, arkasında duruyorsunuz.. Bir oyuncu değişikliği, aynı maç içindeki ters sonuç ve "Schuster İstifa"

Kabul edelim ki, Schuster istifa tezahüratı - hem de tüm stadyum katılımlı - bugünün tezahüratı değildi. İnsanlar doldular, doldular, doldular ve patladıkları yerde Schuster'in ipini çektiler.

Aynı şeyin Mustafa Denizli'nin başına geldiğini hayal edin... Geldi de zaten.

"Söylesene bize hocam,
takım niye oynamıyor?"

Dünyanın en tatlı hesap sorması... İşte o tezahürat, Mustafa Denizli'nin kalmasına ve başarılı olmasına yol açtı. Zira tribünler tepkilerini ortaya koyup rahatladılar. Oysa tüm medyaya karşı bir tavırmış gibi gösterilen Schuster'i koruma seansları, esasında insanların içselleştiremedikleri bir durumdu.

Sonuçta da, Schuster ilk tepki gördüğü karşılaşmada istifa sesleriyle uğurlanıp, -yanlış bilgi almadıysam- Polis nezareti eşliğinde stadyumu terketti.

Peki bundan sonra ne olacak... Ne olacağını tahmin etmek hiç zor değil.

Beşiktaş sezon sonuna kadar olan esasında "önemsiz" görünen şu dönemi artık minimum hasarla atlatmak durumunda. Schuster'in ve oyuncuların üzerinde hiç bir anlamı olmayan bir "kazanma baskısı" olacak. Kaybedilen maçlarda da, Ekşi Beşiktaş, Toxic Beşiktaş'a dönüyor eleştirileri...

Puan kaybetmek kadar doğal bir şey yok. Lakin Beşiktaş bu doğallığın içerisinde yeniden şişmeye başlayacak. Her olumsuz maçtan sonra Schuster'in basına verdiği demeçler daha da batmaya başlayacak, medya daha çok vurmaya çalışacak...

Schuster'in bu durumdan kendini sıyırması için X'de X formulüne geri dönmesi gerekiyor. Lakin her kulvarda havlu atmış bir Beşiktaş'ta kimi ne kadar konsantre edebilirsiniz?

Beşiktaş'ta suların durulması için Schuster'in taraftarla ilişkisini düzeltmesi lazım diyeceğim, hayır! Taraftarla ilişki kurmaya başlaması lazım. "Bunu futbolculara sorun", "Yoo alakası yok", "Rahatsızlık duyan gelmesin" gibi cevaplar, Türkiye'deki yaşam süresini kısaltacaktır.

Özetle, Schuster'in arkasında duran tek kale olan Beşiktaş taraftarı, Kiev maçında Schuster'e karşı, -artık- mesafeli olduğunu ortaya koymuştur. Beşiktaş'ı uzaktan-yakından bilenler için, tribünle futbolcu, tribünle teknik adam ilişkilerinde bir çatlak oluşmuşsa, bu birlikteliğin hangi yöne ve nasıl gideceği bellidir.
Bernd Schuster haftaya mı kovulur, 6 ay sonra mı kovulur, kendi mi gider bilemem.

Lakin tarihe baktığımızda "ne olduysa Dinamo Kiev maçında oldu" diyeceğiz.

Ben işlerin bundan sonra iyiye gidebileceğine ihtimal vermiyorum. 

Keşke futbolculara portekizce tezahürat yapacağımıza, "takım niye oynamıyor"un Almancasını çevirseymişiz...

17 Yorum:

Forza dedi ki...

yeter YD yeter'i, yetmez YD yetmez diye degistirenler
Schuster istifayi da, Ich Liebe Schuster diye degistirirler.

Sivas macindaki 'satilmis carsi' tezahurati ve manisa macindaki 'sabote etmeyin uefaya gidelim' rezilliginden beri bu camianin nabzini tribun belirlemiyor.

Eskisi gibi karakterli bir tribun olsaydik hala... yazdiklarin dogruydu Jessie.

memmo03 dedi ki...

Eski taraftar Denizli maçında komaya girdi...

QuaresmA dedi ki...

Schuster'in iyi/kötü bir teknik direktör olduğuna karar vermek pek mümkün değil. Geçmişte başardıkları, başaramadıkları ortada. Yalnız İspanyol futbolundan gelen teknik direktörlerin (Schuster, Aragones, Del Bosque) bence ortak bir yönü var. Türk futbolcuların müthiş bir iş ahlakına sahip oldukları gibi bir kanıya sahipler, çünkü İspanya'da sahaya kimi sürerlerse sürsünler elinden geleni yapmışlar. Fakat Türkiye'de oyuncuların kafasına vura vura yapmaları gerekeni söylemelisiniz. Biz gençken antrenörden tokat yiyince maç içinde performansımız artardı. Bu yüzden Türkiye'de çalışacak bir hocanın en büyük meziyeti "kriz yönetimi" olmalıdır, çünkü 2 ayda bir kriz olur. Oyuncuların parası ödenmez kriz patlar, derbi kaybedersin kriz patlar vs vs. Lucescu neden Türkiye'de iş yapabildi ? Çünkü adam Çavuşevsku'nun takımının rakibinde başarılı olmaya çalışan teknik direktördü. Düşünsenize, diktatörün rakibinde başarılı olmak. Bundan ala kriz mi olur ? Adam taa Romanya'dan buralara alışıktı. Daum içimizden biri oldu. Almanya'da edindiği birikimi Türkiye'ye çok iyi adapte etti ve genelde başarılı oldu. Üstelik yıldızlarla çalışabilmesi de önemli bi avantajdı.

Bana kalırsa Schuster hala buradaysa tek sebebi tazminatıdır. İyi hocadır, kötü hocadır bilmem ama ben artık İspanyol futbolundan oyuncu da, teknik direktör de, masör de istemiyorum. Olmuyor, uymuyor işte. Fransa, Almanya futbolundan çıkanlar nasıl genelde başarılı olduysa burada İspanyollar da yapamadı.

Taraftar da bunun farkında olduğu için Schuster'in bugüne kadar arkasnda durdu. Schuter'in kötü olduğu için değil, uyum sağlayamadığı için başarısız olduğunu düşündü. Ama sonuçta başarısız oldu. Beşiktaş büyük bir takımdır ve öyle kalmalıdır. Saha içi başarısızlığa tahammülü olamaz. Eğer buna fırsat verilirse saha içinden çok saha dışıyla konuşulan St. Pauli falan gibi lale takımlar sınıfına katılır.

Bu kadar konuştuktan sonra Beşiktaş'a en iyi uyum sağlayabileceğini düşündüğüm hocalar hakkında da yorum yapayım.

- Lucescu benim her zaman gönlümdeki Beşiktaş hocasıdır. Ama Simao, Quaresma, Guti, Bobo/Almeida aynı anda oynatıp da başarılı olabilen bir Lucescu sistemi olabilir mi, tartışılır.

- Daum çok uygun. Dengeli bir futbol oynatır, yıldızlarla iyi geçinir, en kötü ikinci olur. Bana göre geçen senenin şampiyonudur da. Ayrıca günümüz futboluna ayak uydurabilmek adına Ancelotti'yi, Ferguson'u izlemeye gidecek kadar komplekssiz ve çalışkan da bir adam.

- Fatih Terim. Türklerden maksimum verim alır ama takımın temelini Türkler oluşturmuyor. Yabancı yıldızlarla Beşiktaş ayarında bir takımda iyi anlaşır. Milan'da yıldızları yönetemese de Hagi, Popescu, Rui Costa, Chiesa'dan maksimum verim aldı. Yüksek egolu olsa da Guti'ye işini öğretmemesi gerektiğini iyi bilir. Takım çoğu maçta maksimum motivasyonla oynar. Tek problem Galatasaray'la özdeşleşmiş olması.

- Magath. 1 sezonu bitirmeden oyuncular ayağını kaydırır ve kovulur.

- Tuchel. Başka bir başlıkta birisi yazmıştı. Bence de çok ideal bir isim. Schuster gibi tembel değil, her maça ayrı ayrı çalışır. Oyuncuların kafasına vura vura yapmaları gerekenleri söyler. Başarıya aç ve genç, Mainz'dan kolay koparılır. Beşiktaş ile birlikte yükselir. Eksileri, yurtdışına ne kadar uyum sağlayabileceği ve yıldızlarla çalışıp çalışamayacağı. Ama Almanya'dan gelen hocaların (Daum, Skibbe, Löw) genelde Türkiye karneleri iyi.

QuaresmA dedi ki...

Bir de şu var, bu sezon Beşiktaş için hedef yıldı. Hala "ama çok az bonservis verdik, fenerliler konuşmasın :/" muhabbeti yapılıp ödenen maaşlar görmezden geliniyor ama Beşiktaş büyük bir borç altında. Yani bu sezon ya Şampiyonlar Ligi'ne gidilmeliydi, ya da UEFA'da ilerlenmeliydi - ki UEFA'dan gelen para da çok birşey değil.

Sportif başarı ile mali durum düzelmeliydi, hiçbir şey kazanılamadı..

BJK4EVER dedi ki...

Mali durumla ilgili tespitin cok dogru. Aynen bu yuzden zaten Besiktas uzun vadede dusunmemeli, kisa vadede basari uzun vadede istikrari getirir bana gore.

Yazdigin hocalardan Daum ve Lucescu'ya kesinlikle hayir demem. Magath iyi bir hoca, fakat hergun ayri bir olay cikarir buradak, adama Hitler falan derler, bize uymaz. Tuchel ise isim olarak kaldiramaz bizi, Turkiye ligini tanimamasi cabasi. F.Terim gelecegine Schuster'e katlanirim daha iyi. Listene ek olarak Gerets ve Ersun Yanal'i soyleyebilirim.

İspanyollar antremanlarında güç çalışmalarından daha çok pas çalışmalarına öncelik veriyorlar.
Almanlar da ise fizik güç antremanları daha çok yer kaplıyor.

Türkiye'de ise pas futboluyla şampiyon olan tek takım Zico'nun Fenerbahçe'sidir(o da 70 puanla) o takım da ondan sonraki sene CL'de çeyrek final yapmasına rağmen şampiyonluğu Alman Feldkamp'ın Galatasaray'ına kaptırmıştı.

İşin özü şu ki İspanyol futbolu bizim topraklarda iş yapmıyor.Yabancı hoca gelecekse Alman veya İtalyan ekolünden olmalı.

Şu takımın başarılı olması için gerçekten taktiğe bile ihtiyacı yok.Yüksek motivasyon,iyi bir kondisyoner ve kriz çözücü bir hoca.Aslında tam Fatih Terim'lik bir kadro var elimizde.:)

QuaresmA dedi ki...

Ersun Yanal hep gelecek vaad etti ama bir türlü o patlamayı yapamadı. Gerçi eline çok da fırsat geçmedi. Mesela Trabzonspor ile şampiyon olamadığında (ve iyi oynatmadığında) elindeki takım söylendiği kadar iyi değildi bence. Futbolu bildiği konuşmalarından belli ama teknik direktörlüğü biliyor mu, emin değilim.

Gerets'e katılıyorum. Galatasaray'ı o kadroyla şampiyon yapabilmesi gerçekten de ayrı bir Lucescu'luktu. Ama bu aralar emekli olmadan kazanabildiği kadar para kazanma peşinde sanırım. Marsilya'yı bırakıp Suudi Arabistan takımı, Fas Milli Takım'ı falan..

@ rogerio da silva bobo:

Dediğin gibi İtalyan futbolundan gelenler teoride Türkiye'de başarılı olmalı, ki futbolcuları (Giunti, sağlıklı Ferrari) başarılı oldular ama baktığımızda Scala, Zeman tutmadı.

İtalyan hocaların Türkiye'de ne yapabileceğini ben de merak ediyorum .Orda da zeminler kötü,futbolcular diğer ülkelere oranla daha anti profesyonel,oynanan oyun bize daha yakın.Aslında Türkiye'de başarılı olmaları çok olağan gibi görünüyor.

enorton dedi ki...

İtalyan hoca demişken, Scala'yı da sezon ortasında göndermiştik :

Sarper dedi ki...

Scala sağlık sebepleriyle gitmişti diye hatırlıyorum ben, yanlış mı hatırlıyorum.

Şuster giderse, ki gitmesin istiyorum, Zeman ismi geçiyor gönlümden ama kimsenin aklına gelirmi bilmem

alper dedi ki...

shuster gitsinde takım süreyya abiye kalsın ilk 2 ye girer zaten bu kadroyla.

adı nedir ne değildir bilmem ama basacaksın parayı alacaksın young boys un hocasını.hücum oynat bize hoca diyenlerin ilacı olur.

bana soracak oluresanız ise bulacaksın catenaçyo oynatan bir hocayı koyacaksın takımın başına yaslanacaksın arkana.

enorton dedi ki...

Geçenlerde Uğur Meleke'den "ibretlik" bir yazı paylaşılmıştı. Ben de Haşmet Babaoğlu'ndan "ibretlik" bir yazı paylaşayım. Hep dilimizde olan şey "Beşiktaşlılık duruşu", peki takımımızın başına gelen hocanın da bir nebze olsun bu Beşiktaşlılık duruşunu sergilemiş birisi olması gerekmez mi? YD nin başkan olduğu ortamda, takıma hoca olan kişi de bir anlamda camianın lider kişisi konumuna gelmiyor mu? Zamanında kendi milli takımında oynamak için para isteyen Schuster bu kişilikte biri midir?

http://www.sporyazarlari.com/ffutbol/besiktas/hasmet-babaoglu/19-02-2011/hata-kimde/316797.aspx

Son olarak da şunları söyleyeyim. Forzada birisi yazmış; hep sabredelim diyorlar... Peki Schuster'e bizden önce 3 sene sabredebilen takım olmuş mu? Ya da birisi şöyle yazmış, madem sabretmekle işler düzelecek o zaman Erhan Güven'e de sabredelim. O da 6 sene sonra Dani ALves gibi olur :)

Ekrem M.Sc dedi ki...

"Schuster ile taraftar iliskisi bozuldu" diyebilmek icin Fenwer macini beklemek lazim.

Ben Kiev macinda butun stadin katildigi yogun bir "Schuster istifa" tezahurati duymadim. Baska mac mi seyrettik? Maca giden arkadaslar bizi bilgilendirsinler.
Ama sundan emindim ki, 100 kisi bile bagirsa medya bunun uzerine gidip buyutecek, "buyuk protesto" olarak lanse edecekti. Oyle de oldu zaten. Buyuk bir tiyatro oynaniyor su an medyada, biz de seyrediyoruz...

jeankier dedi ki...

@quaresma, türk oyuncu derken? kaleci mi, toraman veya ekrem mi? va mı ki türk..

QuaresmA dedi ki...

@ jeankier

Takımın temelini Türklerin oluşturmadığını belirttim zaten. Yine de kaleci, Toraman, İsmail, Ersan, Necip, Ekrem sık oynayan yerliler. Bunların psikolojisine de hitap etmek lazım. Bu adamların Scuster (veya Türk futbolcusunu çözememiş herhangi bir hoca) altında göstereceği performans ile atıyorum, Fatih Terim altında göstereceği performans çok oynar kişisel görüşüme göre. Takımın temelini oluşturmasalar da yine de takım performansına etkisi önemli boyutta bu saydıklarımın.

Şekerli dedi ki...

Bu taraftarda bu kafa varken, başkanda Demirören'ken bi cacık olmaz.

Yorum Gönder

Ara