.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
27 Ağustos 2010 Cuma

Başarı ve Huzur İlişkisi

Mustafa Denizli, Denizli'de şampiyonluk kupasını kaldırırken çok yorulduğundan bahsetmişti. Kaç aydır tesislere herkesten önce gelip herkesten sonra gittiğini, sadece oyuncuların sorunlarıyla değil, diğer kulüp çalışanlarının da sorunlarıyla kendisinin ilgilendiğini belirtmişti. Orada görev yapan insanların problemlerini çözmeden, onları mutlu etmeden onların futbolculara iyi hizmet vermelerini bekleyemeyiz demişti... Bu görevin bir teknik direktör tarafından üstlenilmesi elbette ayrı bir konudur ancak o ayrı bir konu ve o iş öyle kotarıldığı için Mustafa Denizli bugün sağlık problemleriyle uğraşacak kadar yıpranmış durumda.

Galatasaray ve Fenerbahçe hızla irtifa kaybediyorlar. Biri 4-3-3'ü kafasına takmış, diğer Alex'le mi Alex'siz mi diye anketler açıyor, Adnan Polat, Adnan Sezgin, Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman... Her isim ayrı ayrı üzerimize üzerimize geliyor. Bu konular açıldığında da çoğunlukla kanal değiştiriyoruz. Çünkü sıkıldık.

Bu iki kulübün taraftarı, yönetimleri ve teknik ekipleri çok temel bir şeyi kaçırıyorlar oysa ki; 
Huzur!
Kulüplerinde huzur yok. Takım galip gelse de huzur yok, mağlup olsa da huzur yok. Emre Belözoğlu Fenerbahçe'de işlerin güllük gülistanlık gitmesi gereken yerde hakemle tartışıyor, takım arkadaşıyla tartışıyor, rakiple tartışıyor, seyirciyle tartışıyor. 

Milan Baros hakeme omuz atıyor, Kewell Türkiye kariyerinde hiç görmediğimiz işlere giriyor vs vs...

Takımları kötü gidiyor, o yüzden gerginler diyenlere de bazı hatırlatmalar yapılmalı; Beşiktaş son 12 aylık periyotta çok mu iyi gitti? Trabzonspor inanılmaz bir aşama mı kaydetti? Bursaspor'un gergin olması gereken dönemleri hiç mi olmadı?
Fenerbahçe ve Galatasaray'ın bugünkü halleri sezon öncesi Almanya'da yaptıkları özel maçta ortaya çıkmıştı. Oyuncuların nasıl bir psikolojide oldukları, oynadıkları futboldan zevk almadıkları, hata yapma endişesiyle hata üzerine hata yaptıkları çok net olarak görülüyordu. Yönetimler bu psikolojinin transferle çözülebileceğini düşünseler de, mevcut problem 2 transferle değiştirilecek atmosferden çok daha öteydi...

Beşiktaş maçlar oynuyor... Bazısında kazanıyor, bazısında kaybediyor. Kadıköy'de Fenerbahçe'ye yeniliyor, Ankaragücü'yle berabere kalıp şampiyonluğu kaybediyor veya bir önceki sene Galatasaray'ı yenip büyük ölçüde şampiyonluğu garantiliyor... Lakin formamızı giyen oyuncularımız ne bir gün hakemin üzerine yürüyorlar, ne rakiplerinin üzerine yürüyorlar, ne de rakip tribünleri tahrik edecek davranışlarda bulunuyorlar... 

Çünkü soyunma odasından rahat çıkıyorlar. Kafalarının arkasında başka hesapları yok. Oyundan çıkan oyuncu teknik direktörüne kafasını iki yana sallayıp ayar vermiyor, ıslıklanarak çıkan Delgado tebessüm ederek "Yine yapamadım" diyor, Nihat olması gerektiği gibi alkışlayıp sahayı terkediyor. 

İbrahim Üzülmez kafasını futbola vermiş, galibiyet arzusundan çimleri yiyecek gibi. Zapotocny, Ferrrari, Ernst, Holosko, Bobo sahada futboldan başka bir şey düşünme alışkanlıkları olmayan adamlar zaten. 2 sene önce Sabri Holosko'yu İnönü'de tartaklarken bile Sabri'yle uğraşmayıp maçı kazanmaya odaklanmış bir futbol takımı...

Bu değişim Ertuğrul Sağlam'la başlayan ve daha sonra Mustafa Denizli'yle artarak devam eden çok radikal bir değişimdir. Hocaların teknik / taktik kaliteleri bir yana, insanlık vasıfları nedeniyle yönettikleri takımlarına kendi şekillerini vermeleri Beşiktaş için çok önemli bir şanstır. Schuster'in şu ana kadar sergilediği beyefendi kişiliği, hakemle, rakiple uğraşmayan, ilgilenmeyen tavrı takdire şayandır... 

Türk futbolunda bir klişe vardır."İki galibiyet alsınlar, bak her yer güllük gülistanlık olacak." 

Tamam da, mutsuz, huzursuz adam o iki galibiyeti de alamıyor zaten. Huzur, başarıyla da elde edilebilir.Oysa gerçek başarı, kulüp içi huzuru sağlayabilmektir...
Bakın Bursa'ya, bakın Trabzon'a... Başarılı oldukları için mi huzurlular, yoksa huzurlu oldukları için mi başarılılar?

Şu iki resim Fenerbahçe'nin nereden nereye geldiğinin resmidir... Birinde Yengeç dansı gibi son derece sempatik bir gol sevinci. Diğeri rakiplere "Ağlayın" mesajı...

22 Yorum:

Sarper dedi ki...

Bence Tigana'da çok beyefendiydi. Çok severdim saha kenarından kendisini. Beşiktaşın diğerlerine nazaran enteresan bir klüp yapısı var bence.

Eleştirdiğimiz Demirören dahil olmak üzere klüp büyük bir sevgi ve amatör ruhla yönetiliyor. Demirören'in hataları, doğrularını örtecek kadar kabarıkta olsa, klübe olan sevgisini, karşılıklıda olsa, klübe sağladığı sıcak parayı(doğru yaptığını söylemiyorum, hatta plansızca yapılan hatalardır) kimse reddedemez.

Şu an takıma gelen Q7 ve Guti'nin nasıl bu kadar çabuk adapte olduğu herkes tarafından merak ediliyor. Bence en önemli husus bu, huzur ve arkadaşlık var. Üzülmez ve Toraman kavgasının bile ardından iki oyuncunun açıklamalarındaki samimiyetini, Beşiktaş forması altında yaptıklarından duydukları utancı ve nasıl birlikte tekrar arkadaş olduklarını görüyoruz.

Çıkan huzursuzlukların bile sonu huzurla bitiyor Beşiktaş'ta.

Fenerbahçe'de Zico dönemi çok önemliydi. Anlaşamadıklarında çok sevinmiştim çünkü böyle bir adam bulamazlar diye düşünüyordum. Takımın en ahenkli döneminde bozdu bu ortamı Aziz Yıldırım. Keza Galatasaray'da hakan şükür kaptanlığında böyle bir huzur olduğunu düşünüyorum.

Umarım bizdede Şuster bu güzel ortamı iyice devam ettirir ve üzerine koyar.

Aydın dedi ki...

Başarılı oldukları için huzurlular...

sozcelykk dedi ki...

sebebi şudur.

http://www.bjk.com.tr/tr/medya.php?rn=29612

Kalten dedi ki...

Öyle bir huzur ki Jessie'yi bile olumlu düşünmeye sevketmiş :)

Jessie dedi ki...

geçen sene ligi 4. bitirdik ama 3. bitiren galatasaray'da arda ıslıklanırken bizim takım alkışlanmıştı.

tearkan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Jessie dedi ki...

@tearkan konuyla ilgili post var zaten. oraya aktarabilir misin

tearkan dedi ki...

Bu arada yazıyla alakalı olarak da Bursa'yı bilemem sonuçta beklenilenden büyük bir başarı yakalandı zaten. Bu kadarı olmasaydı da iyi olabilirlerdi; ancak Trabzon'da ŞEnol Güneş olmasaydı eğer böyle süt liman olur muydu geçen sezonun sonu ondan emin değilim işte. Başarılı olamadıkları zaman o şehri futbolculara nasıl dar ettiklerini forvetler gol atamayınca Fatih tekke diye nasıl bağırdıklarını hepimiz biliyoruz. (hoş tekkeyi de kaçıran yine kendileri o da ayrı konu) Bursa'yı bilemem de Trabzon başarılı olduğu, daha doğrusu işler iyi gittiği için huzurlu bence. Diğer renklilerde de işler iyi gitseydi eğer kesin huzur olmazdı belki; ama en azında sorunlar dışarı yansıtılmazdı.

Sarper dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
tearkan dedi ki...

@ Jessie

Sayfayı yenilemeyince yeni postu görmemişim. Pardon.

Sarper dedi ki...

http://media1.ntvspor.net//C/I/58/kapak600_79CKY.jpg

bir de bu var

Asphalt Monkey dedi ki...

Konuyla ilgili en güzel örnegi Sürreya vermis. Kücük bir ayrinti ama herseyi gayet güzel anlatiyor. Gecenlerde yaziyordu, Milne zamanindan sonra ilk defa, teknik kadro ve futbolcular klubün diger calisanlariyla beraber ayni masada yemek yiyor, onlar gelmeden yemege baslamiyor diye. Futbol klübünde sicak bir aile ortamini olusturmasi, sezon icerisinde yasanilmasi kacinilmaz bir cok olumsuz seyin üstesinden cabuk gelinmesini sagliyor.

Denizli ve Schuster örneginde oldugu gibi teknik direktörün saglam bir karakteri ve yönetici ve futbolcularinin üzerinde bir karizmasi varsa, isler bir sekilde rayina oturuyor. Hersey güllük gülistanlik asla olamaz ama hicbir zaman da kaosa sürüklenmezsin.
Ertugrul Saglam'da eksik olan buydu sanirim, karakteri saglamdi ama zamanla yöneticilerin oyuncagi olmustu.

carlito dedi ki...

huzurun başarıyı da beraberinde getirebildiğine ben de katılıyorum, ama bu durum Beşiktaş ve Bursaspor için geçerli gösterilebilir.. Trabzonspor'a bakacak olursak, camia olarak başarıya göre şekillenen bir yapıya sahipler.. üstüste kötü sonuçların gelmesi halinde en başta Şenol Güneş'e yüklenmeler başlar, devamında da futbolculara.. yani şu an huzurlu gibi görünen bir ortamları varsa tamamen aldıkları kupalar sayesinde.. inşallah 7.hafta ile birlikte homurdanmaları da biz başlatmış oluruz :)

jessieden besiktasi oven bir post gormek beni benden aldi.

leventcakir dedi ki...

post beşiktaşı övüyo iyi güzel de. rakipler niye bu kadar highlighted. çok sempatikse o fenerliler al evine götür:) boyamışsın siteyi binbir renge be güzel kardeşim. ne güzel beşiktaş sayfasıydınız artık memet demirkola mı yaranıyosunuz anlamadım gitti.

shelbyl dedi ki...

leventcakir'a lafı tersinden anlamanın bu güzel ornegini verdigi için teşekkür ederim, yok eğer ironi yaptıysan ve ben anlamıyorsam özür dilerim.

Lakin Demirkol'a yaranmak süper olmuş, ne bileyim yahu ağzım açık kaldı resmen.

ersin yesir dedi ki...

Çok güzel tespitler beşiktaşın sürekli beşiktaşlılık ruhunu dillendirdikleri zaman bunu bazen boşluga düşmüş bir laf olarak gürüyordum yıldırım demiröreni ağzında fakat o ruh takımın içinde gizli rakiplerin yaptıkları ve bizim yaptıklarımız onların yakıştırdıkları şeyleri biz takımımıza yakıştırmıyoruz.

umut dedi ki...

bir örnek daha verilebilir, bu takıma robinho alınacak haberleri çıktığında, "ya gelmesin şımarık, bize yakışmaz, huzursuzluk çıkarır" diye gelmesin diyen taraftarlar vardı. her takımda olabileceğine inanmıyorum bunun.diğer takımlarda olsa şöyle olurdu herhalde "helhoehoehoeoheooeaaæ robinhooo ağlayın eziklerrr"

Arkhe dedi ki...

Basında çok yer almak, hep ön planda olmak bunda çok önemli bir etken.

habib esener dedi ki...

şöyle bir foto da vardı ki huzur nedir deseler verilebilecek örneklerden:

http://3.bp.blogspot.com/_DYw7Zx9HJQc/Sh_pMWo4c4I/AAAAAAAAGM0/lqwb8ddy0Ts/s1600-h/medya.php+(1000+x+689).jpg

leventcakir dedi ki...

@ shelbyl önemli deil affettim

Pamukk dedi ki...

Allah bozmasın pu pu pu

Yorum Gönder

Ara