.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
26 Temmuz 2010 Pazartesi

İstikrar

Futbolda istikrarın başarının en önemli parametrelerinden biri olduğu söylenir. Kadro istikrarı, teknik direktör istikrarı, yönetim kurulunun istikrarı...

Gelin kulüplerimizin son 5 senesindeki yapılarına bakalım. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'de 5 senedir görev yapmakta olan sporcu sayısı kaç acaba...

Bir sayalım;

Fenerbahçe
  1. Volkan Demirel
  2. Önder Turacı
  3. Diego Lugano
  4. Alex De Souza
  5. Selçuk Şahin
  6. Uğur Boral
  7. Semih Şentürk
  8. Deivid De Souza
Galatasaray
  1. Aykut Erçetin
  2. Ayhan Akman
  3. Sabri Sarıoğlu
  4. Arda Turan
Beşiktaş
  1. Matias Delgado
  2. Mert Nobre
  3. Da Silva Bobo
  4. İbrahim Üzülmez
  5. İbrahim Toraman

Yüz yılı aşkın kulüplerimizin son 5 senedir aralıksız yararlandıkları sporcular sadece yukarıdaki listedekiler... Diyeceksiniz ki; "Yeniden Yapılanma"

Peki 5 sene önce de yeniden mi yapılanmışlardı?

Peki dönelim Avrupa'ya... Roman Abramovich'in piyasayı allak bullak eden kulübü Chelsea'nin son 5 senesine bakalım;
  1. Petr Cech
  2. Ashley Cole
  3. Michael Essien
  4. Ricardo Carvalho
  5. Frank Lampard
  6. Drogba
  7. John Obi Mikel
  8. Salomon Kalou
  9. John Terry

Bizim takımlarımızdan daha istikrarlı oldukları ortada. Yatırımlarını yapmışlar ve artık kadronun gelişimini izlemeye koyulmuşlar. Dönelim sistem ve organizasyon olarak dünyanın 1 numarası olarak gösterilen Barcelona'ya... Son 10 yılda 7 teknik direktörle çalıştıklarını biliyor muydunuz? Guardiola, Rijkaard, Antic, De La Cruz, Van Gaal, Rexach, Serra Ferrer, Robson, Cruyff... Listeyi 20 yıla uzatırsak böyle bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Peki nasıl oluyor da Barcelona'nın zihnimizdeki algısı diğer kulüplerden farklı olabiliyor?

Bu hiç şüphesiz, kulüp yapılanması ve yönetimiyle ilintili... Guardiola, Rijkaard'ı takip ediyor, o bir önceki teknik direktörü. Her gelen yeni teknik direktör bir öncekinin devam ettirdiği yapıyı muhafaza edip "mükemmeleştirmeye" çalışıyor. Bir sonraki geldiğinde de neyi yapması gerektiği, neyi yapacağı belli oluyor.

Kurulu düzenin yönetimi ve detaylardaki farklılıklar...

Bakın Barcelona altyapı düzeninde bahsetmedim bile. Üst yapıdan konuşuyoruz...

Dönelim Türkiye'ye... Arda, Sabri, Ayhan. Galatasaray'ın son yıllardaki lokomotifleri. Lakin etrafı durmadan değişen Arda'nın da kendisini geliştirmesini bekliyoruz, işte problem orada doğuyor. Arda, Lincoln'e alışıyorum derken o gidip Elano geliyor, Elano gidip bir başkası geliyor. Hagi başka, Gerets başka, Feldkamp başka, Skibbe başka, Bülent Korkmaz başka, Rijkaard başka bir futbol aklının peşinden gidiyor.

Galatasaray da doğal olarak "rüzgar nereden eserse"...

Farz-ı Misal...

Bernd Schuster İbrahim Toraman'ın oyun stilini beğenmese ve göndermek istese ne dersiniz?

"Bu takımın hocası Schuster'dir, o ne derse o olur" diyebilir misiniz? Yarın öbür gün Schuster olmayacak ama bizim Toraman'a her zaman ihtiyacımız olacak. İşte orada asıl mesele kısa vadeli planlarla uzun vadeli planları aynı çatı altında götürebilmekte. Rijkaard'a Servet'in Türk futbolu için önemli bir değer olduğunu hatırlatıp kendi sistemi içerisinde nasıl faydalanabileceğini sormakta...

Schuster Ferrari'yi oyun planına uymadığı için göndermek istiyormuş. Hakkıdır. Peki seneye Schuster Türkiye'de olmazsa - ki mümkün - Beşiktaş yeni bir Ferrari peşine mi düşecek?  Bunu kulübün tarih sürecindeki gelişimi, duraklaması, geri gitmesi üzerinden nasıl yorumlarız?

Kaybolan zaman? Asıl maliyet o zaten.

Şimdi ben size soruyorum;
Bugünün Beşiktaş'ına bakalım... Sonra dönüp 5-6 sene öncenin kadrolarına bakalım...

Serdar Kurtuluş, Murat Şahin, Aydın Karabulut, Ali Tandoğan, Koray Avcı, İbrahim Akın, Gökhan Güleç, Fahri Tatan. İbrahim Kaş.

Bugünün yerli kadrosu 2005-2006'dan veya 2006-2007'den daha mı iyi? Yusuf Şimşek, Uğur İnceman, Ekrem Dağ, Necip Uysal...

Bugün Uğur İnceman gitsin diye tef çalanlar 5 sene evvel Uğur İnceman'lar gelsin diye Fahri Tatan'ların gidişine zil takıp oynuyorlardı. İbrahim Akın'ın gidişi Serdar Özkan'ın gelişiyle sağlanıyorsa gelişimden söz edilebilir mi? İbrahim Kaş'ı yok pahasına elden çıkarıp Ersan Gülüm'ü almak doğru bir transfer yapılanması olarak yorumlanabilir mi? Kasımpaşaspor'da başarıyla görev yapan Murat Şahin neden Beşiktaş'ın üçüncü kalecisi olarak düşünülmezdi? Koray Avcı mevcut Türk orta saha oyuncularından hangisinden daha kötüdür? Erhan Güven Serdar Kurtuluş'tan daha iyi bir oyuncu mudur?

Bu noktada sorulacak soru şudur;
Beşiktaş yüzyılı aşkın geçmişiyle ileri mi gitmektedir, yoksa isimler değişip yerinde mi saymaktadır?

Evet.
Erhan Güven Beşiktaş seviyesinde değil.
Nobre yabancı yapılıp yollansın.
Uğur Ümraniye'ye adımını atmasın
İbrahim Kaş gibi bir futbol katilinin Beşiktaş'ta forma giymesi ayıptır.

Peki yerlerine kimi koyacaksınız?

Fahri Tatan'la Gökhan Güleç'i mi, yoksa Ali Tandoğan'ı mı?

13 Yorum:

Deniz dedi ki...

"Ben seneye dönerim ama sen burada olur musun bilmem?" demişti bir oyuncumuz.

Yazının ana fikrinden bağımsız olan bir cümlesini çekip yorum yapmadan önce yazının geneline katıldığımı söyleyeyim,yazıya ve yazara saygısızlık olmasın fakat oynadığı futbol ve aldığı maaş(yıllık 5 trilyon) oranında çok büyük bir dengesizlik olan Nobre'nin takım içindeki maaş dengesinin ve kulüp ekonomisinin ağzına sıçmasına rağmen istikrar adına takımda kalması istenmesine rağmen Bobo'nun satılmak istenmesi ne demek oluyor ?

Deniz dedi ki...

Öyle deme, Nobre süper.

jumaru dedi ki...

kadrolardan yola çıkarsak, chelsea'ye kadar bir çok takım var misal

barcelona 2005:

puyol
marquez
xavi
iniesta
valdes
messi
Jorquera(yedek kaleci)

inter

toldo
zanetti
materazzi
cordoba

tespit yapmak için bazen zorlamamak en iyisi.

Jessie dedi ki...

Barcelomadan 1000 oyuncu gelir 1000 oyuncu gider. Geri kalan kulup stratejisidir. 10 sene onceki barcelpnayi izleyin. Bugunku barcelonaya benzeteceksiniz. Temel mesele bu. Salt oyuncu istikrari degil yani. Anlamadiysaniz tekrar okuyun. Laf sokacagim diye kasmamak lazim

AQ-47 dedi ki...

Kadronun bu kadar değişmesinin ve çekirdek kadro kurulamamasının sebebi ucuza transfer yapalım derken ne kadar kalitesiz adam varsa kadroya doldurulması ve her sene bir önceki yıl alınanların kalitesizliğinin dank etmesi ve yerlerine daha iyisi olduğu düşünülse de aynı ayarda oldukları ilk bakışta anlaşılamayan sürüyle yeni oyuncu getirilmesidir. keşke daha erken akıllansalardı da yöneticiler 5 hatta 10 yıl önce başlayan bu süreci hiç yaşamasaydık. Bugünün kadrosundan örnekle, Fahri'yi alıp snra yerine İnceman'ı lamak yerine direk Ernst'i almak gerekli, ya da Şindenfeld'i alıp satıp sonra Zapo'yu almak yerine direk Ferrari'yi almak. Diyeceğim o ki, istikrar olsun diye yetersiz futbolculardan çekirdek oluşturmaya çalışmak ve üzerine transfer yapmak asla futbol anlamında büyümemizi sağlamaz. Bu bağlamda bu yıl yapılan hiçbir transferi yadırgamıyorum, bilakis alkışlıyorum, sonunda az ama öz transfer yaptık.

CDiS dedi ki...

temel anlamda sorun kalite ve uyum. Kleberson'u Dünya Kupasında Brezilya formasıyla gördü bu gözler. Hani 3 yıl önce teneke bağlanarak gönderilen Kleberson. Şimdi havalara uçarız Brezilya milli takımından birini alsak. Carew çok mu iyi performans gösterdi Beşiktaş'ta. Kalite de yetmiyor bazen uyum gerekiyor. Yerli oyuncu konusuna gelince ise, sayılan sürüyle adamdan İ.Akın dışında hangisi biraz olsun mahçup etti gönderenleri. Ya da altyapıdan gönderildi diye üzüldüğümüz hangi adam şu anda adından söz ettiriyor. Yıllar önce Ali Öztürk diye bir genç vardı, gitti diye çok üzülmüştü herkes, şimdi herhalde 3.ligte oynuyor. Yani yerli oyuncu konusunda sorun kalitesizlik kesinlikle. Bu adamları, altyapıdan çıkan oyuncuları bir-iki maç koştu, mücadele etti diye hemen yıldız olacak zannediyoruz. Ama iş burada bitmiyor. Futbolcu gerçekten hissettiriyor kendini. Sergen 18 yaşında oynayınca belliydi tekniği, zekası. Nihat ilk çıktığı günlerde belliydi birşeyler olacağı ya da Arda, Gökdeniz vb. O yüzden altyapıdan çıkıp giden oyunculara inanın hiç üzülmüyorum. Biz zannediyoruz ki alt yapıdan her zaman İniesta'lar, Pedro'lar çıkıyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Konu baya bir saptı ama içimi döktüm herhalde :)

Jessie dedi ki...

benim temelde anlatmak istediğim şu.

bugün uğur inceman'ın yollanmasını isteyen bir çok insan var. nobre ha keza. örnekler çoğaltılabilir.

ama baktığında onların yerine ondan iyisini koyamadığın sürece bunun yararı yok zararı var.

beşiktaş baki mercimek'i gönderip ayhan tuna üzümcü'yü transfer etmişti. 6 ay sonra da onu gönderdi.

o zaman, madem kalite artışı yok. o zaman baki veya benzerini tut takımda. daha iyisini bulduğunda değiştir.

daha iyisi yoksa tut takımda.

bugün uğur inceman'ın bonservisini eline ver trabzon ve bursa dahil, galatasaray-fenerbahçe hariç bütün takımlar talip olurlar.

bu 15 takımın 5'i hariç kalanların hepsinde ilk 11'in önemli oyuncusu olur, kalanlarında da kısa sürede 11'e yerleşir. iyi oyuncu mu? bu önemli değil. lige göre iyi oyuncu mu, soru o.

jumaru dedi ki...

Salt kadro istikrarı önemli değilse, aradan cımbızla çekip kadro istiktarını öne sürmeyeceksiniz o halde. Hele ki yazıda örnek verdiğiniz Barcelona'da bile aynı istikrar yoksa.

Kulüp yapılanması olarak rüzgar nereden eserse oraya giden futbolcu öğütme makinesi Inter bugün Avrupa'nın zirvesinde.

Tek bir parametre bulup ondan büyük çıkarımlar yapıyorsunuz bu bir gün Tevez'in orta sahadan aldığı top oluyor bir gün Chelsea'nin kadro istiktrarı.

Kulüp yapılanmasında istikrarın önemini tartışmaya gerek yok zaten. Onu Ziya Şengül bile söylüyor artık. Yeni keşfettiyseniz üzücü.

Ben yukarıda kadro istikrarının öneminden bahseden bir yazı görüyorum. Bunu desteklemek için de Chelsea örneği verilmiş. Oysa kadro istikrarına sahip olmayan ve çok daha başarılı kulüpler var.

Kaldı ki bundan beş sene öncesinin
Fenerbahçe'sini ele alın anlayış olarak bir fark göremeyeceksiniz.

Jessie dedi ki...

kimmiş kadro istikrarına sahip olmayıp çok başarılı olan?

ama maliyet / performans oranını da göz önüne alacaksınız?

mesela geçtiğimiz sene nasıl oldu da city arsenal'in arkasında kalabildi sorusunun da cevabını verebilirsiniz.

milyon euro harcayıp italyayı domine eden inter'i doğru kulüp planlaması almak ne kadar doğru bilmiyorum.

ben chelsea'yi abzürt örnek olduğu için verdim. hani durmadan para harcayan, harvurup harman savuran kulüp algısı nedeniyle onu seçtim. ve dedim ki, bakın dalga geçtiğiniz, burun kıvırdığınız chelsea bile kadro istikrarını yakaladı ve başarılı oldu.

barcelona örneği de şunun için anlamlıdır; barcelona da bizim kadar olmasa da bize yakın sayıda teknik direktör değiştirmiş. oysa kafamızdaki barcelona algısı hiç değişmedi. kim gelirse gelsin belli bir felsefenin peşinden gitti. 10 sene evvel figo rivaldolu barcelona'ya bakın bugünküne bakın.

Jessie dedi ki...

anlayamayanlar yazının özünü tekrar yazayım;

uğur incaman'ın daha iyisi yoksa takımda tut. uğur'u gönderip ahmet'i almak takıma bir şey katmıyor.

tigana, çalımbay, schuster, denizli, sağlam...

belli bir felsefenin hocalarıyla çalış. her gelen her şeyi bozup baştan yapmaya kalkmasın.

AQ-47 dedi ki...

zaten sorun şu, fahriyi gönderirken inceman'ın daha iyi olduğunu sanıyordu yönetim...

TA dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Yorum Gönder

Ara