.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
31 Temmuz 2010 Cumartesi

Hayaller ve Gerçekler

Guti ve Quaresma transferleriyle umutlandığımız şu günlerde Plzen maçı esasında futbolu neden sevdiğimizi bize bir kere daha hatırlattı. İster Quaresma'yı istersen Messi'yi al, eğer doğru planlama ve organizasyon içerisinde değilsen Avrupa'nın en vasat takımı bile seni yerle bir edebiliyor. Zira sahada isimler değil, futbolcular oynuyor. Senin modern futbol anlayışlarına aykırı yaptığın her şey anında ve gecikmeden tokat gibi yüzüne vuruluyor.

Temel sorun, her zaman olduğu gibi ülkedeki yerleşik futbol kültüründe... Dolayısıyla kimi getirirsen getir, oynanan oyunun kalitesi senin futbol kültürünle eş değer olabiliyor. Aslında tablo o kadar net ki...

Fabian Ernst'in Türkiye'ye geldiğindeki haline bakın bir de şimdiki haline... Ferrari ha keza. Holosko'nun net kariyer düşüşü, Bobo'nun 5 sene önceki halinde bir farkı olmaması, Nobre'nin geri gidişi. Tello, Deivid, Kazım Richards... Bu oyuncuların geri gidişlerinde salt "boşvermişlik" olduğunu düşünmek te doğru değil. Bütün umursamaz futbolcuların Türkiye'de toplanması da pek mümkün gözükmüyor. Hiç mi kariyer hedefleri yok?

Miroslav Stoch.
Potansiyelini, kariyerini bir köşeye koyalım. Fenerbahçe'nin son resmi maçının açık ara en iyi oyuncusuydu. Peki Stoch Fenerbahçe'nin en iyi oyuncusu mu, bu tartışılır. Peki Stoch'u diğer oyunculardan ayıran özellik neydi? Stoch, Avrupa'daki meslektaşları gibi, topu beklemedi, topa gitti. Kendini boş alana çıkarttı, rakip pas açısını kapattığında hemen kendisine yeni bir yer seçip oraya yöneldi ve hep boş pozisyonlarda top alabildi. Top aldığında doğru pası verebilecek zamana sahip oldu, hem isabetli pas alabildi hem de aldığı pası doğru kullanabildi.

Peki Stoch bunları yaparken diğer oyuncular ne yaptılar? Top bir arkadaşlarının ayağındayken elleri bellerinde arkadaşlarının ne yapacağını izlediler. Boşa kaçmadılar, takım arkadaşlarına daha iyi pas açıları sunmadılar. Doğal olarak, topu sahip arkadaşlarına 2-3 pas alternatifi sunamadıkları için, rakip savunma onları nereye yönlendirdiyse oradan hücum ettiler. Resim o olduğunda, ne pas hatası yapana kızabildik, ne pası alamayana... Çünkü o iki sporcu dışında, daha temelde bir sorun vardı...

Şimdi olacak olanı söyleyeyim; Miroslav Stoch 3-4 ay içerisinde bize benzeyecek. Arkadaşına daha iyi pas açısı yaratma çabasını bırakacak. Oyunu statikleşecek. Statikleşen Stoch'un da futbolcu olmadığını konuşmaya başlayacağız. Çünkü temel meziyetini yitirmiş olacak.

Mert Nobre. Geldiği sezona bakın. Şimdiki haline. Nobre geldiğinden daha kazma diyenlere katılmak mümkün değil. Nobre'deki temel değişiklik, hareketliliği. Artık topa hamle yapmak yerine topu bekliyor. Topu bekleyen Nobre'nin katkısı da senden benden farklı değil haliyle...

İşte yerleşik futbol kültürü, yukarıda anlattığım gibi, değiştirilmesi, iyileştirilmesi bir teknik direktör tarafından yapılamayacak kadar geniş çaplı ve uzun soluklu bir iş...  En fazla iki sene burada olan Schuster'in ülkenin ve takımın yıllardır içinde olduğu, ezberlediği kalıpları bir anda yıkıp yeni bir futbol düşüncesine geçişi başarması çok mümkün görünmüyor. Oysa esasında değiştirilmesi gereken temel sorun bu.

Çünkü size Quaresma'yı da, Guti'yi de getirseniz, üç ayda size benzediği için, o sporcuların daha önceki takımlarındaki oyunlarına asla sahip olamıyorsunuz. Sahip olduğunuz tek şey, bu oyuncuların isimleri oluyor. O isim de Plzen ismi karşısında yitip gidiyor zaten.

Mesele Guti'nin kariyerinin son 2 yılında Beşiktaş forması giymesi değil. Mesele Guti'nin Guti olabilmesini sağlayan düzenin ve futbol kültürünün Türkiye'ye ithal edilmesi. Guti'yi bize benzeteceksek, gerek yok tonla bize benzemiş olanı var.

İsim olarak Guti'nin diğer oyunculardan bir farkı var elbette. Tıpkı Harry Kewell gibi. Bu insanlar futbolun profesörleri. Hangi takıma giderlerse gitsinler "Prof." olarak anılacaklar. Futbol karakterleri oturmuş, özgüvenleri yüksek karakterler. İşte o nedenle Harry Kewell, ülke futboluna uyum sağlamayı reddedebiliyor. Kalan tüm oyuncular arasında tek bir hareketiyle ışıl ışıl parlayabiliyor. Düşüncede farklılık yaratabiliyor.

Bu şartlarda Schuster'in ikinci bir Rijkaard olma yolunda ilerlediğini görmek gerekiyor. Zira Rijkaard, yerleşik futbol kültürümüzle her alanda problemli. Rijkaard da buraya uyum sağlamayı reddedip ışıl ışıl parlayanlardan. Lakin başarı yok. Çünkü bazı şeyleri değiştirmeye gücü yetmiyor. 23 yaşına kadar belli bir düzende kavrulmuş Arda Turan'ın 23 senede öğrendiklerini bir senede unutmasını sağlamak hiç kolay iş değil zira.

  • Filip Holosko
  • Fabian Ernst
  • Tomas Sivok
  • Matias Delgado
  • Da Silva Bobo
  • Mert Nobre
  • Matteo Ferrari
  • Rodrigo Tello

Bu oyuncular Türkiye seviyesinin üzerinde olduklarını Beşiktaş'a gelmeden önce ispatlamış oyuncular. Ancak her gün hepsi geri gidiyor. İşte o noktada siz de kendinize şunu soruyorsunuz; Mesele geri giden oyuncuları gönderip geri gidecek oyuncular mı getirmek, yoksa ileri gitmelerini mi sağlamak?

Mesele Miroslav Stoch'a mı benzemek, yoksa Kazım Richards olmak yolunda mı ilerlemek?

Bunların hiçbiri bugünden yarına düzelmez. Oysa Schuster bugün var yarın yok.

Guti'yi de getirsen, Quaresma'yı da getirsen Viktoria Plzen karşısında zorlanacaksın. Dün Quaresma penaltıyı aldı, kurtardın. Yarın Guti 25 metreden atar kurtarırsın. Ancak üçüncü maçta kurtaramayacağın açık. Çünkü temelde mücadele eden futbol kültürleridir.

Bu şartlarda da ne modern futbol hayali kurabilirsin, ne de UEFA kupası. 5 ay sonra buraya gelip, "Denizli bile Schuster'den daha iyiydi" dersin. Yapılan tüm transferlere şapka çıkarıp, hiç bir teknik direktörü beğenmezsin.

Guti ve Quaresma transferleriyle umutlandığımız şu günlerde Plzen maçı gibi maçların oynanması çok kötü. Futbolun gerçeklerini yadsımak istiyoruz, UEFA kupasının favorisi addetmek istiyoruz kendimizi. Hangi takımda Guti, Quaresma var Allah aşkına?

Aman canım, millet sevinsin, mutlu olsun işte ne var bunda?

O zaman Plzen'le falan maç yapılmasın diyorum ben de. Lige de katılmayalım, her hafta A2 takımıyla maç yaparız. Hiç yenilmeyiz. Uefa'ya katılıyor olsak kesin kazanırdık deriz. Kazanamazsak kesin Schuster hoca değildir.

Quaresma iki kişiyi bağlar, ayağa kalkarız. Üçüncüsünde kaptırır, İbrahim'e küfrederiz... Sonra da Ernst niye oynamıyor? Nasıl oynasın!

34 Yorum:

tathar dedi ki...

bu kadar pesimist bir yazıyı anca jessie yazar :)

bLAck_eAgle dedi ki...

Aslında bu yazıyı bırazda bızım spor yazarlarımıza okutmamız lazım ki (bır kaç tanesı dısında) neler saçmaladıklarının bıraz farkına varsınlar...

Jessie tebrikler......

Jessie dedi ki...

@sozcelykk schuster 2 maçta rijkaard olmadı olacak. görünen o ki, mevcut yapıyla derdi var adamın. türkiye'de mevcut düzenle derdi olanın işi zordur.

delgado'yu eğitebileceğini sanıyor. türkiye'ye gelmeden önce eğitebilirdi de.

ernst umursamaz değil. ama problem o değil zaten. ben de bu adamların hepsi mi umursamaz? diyorum. elbette değiller. ama ilk geldikleri verimliliklerinden uzaklar. çünkü ülke kültürüne alışıyor ve bize benziyorlar gitgide.

ernst'i şu haliyle transfer eder misin?

baroni, deivid, tello, delgado. ben de karakter diyorum zaten. kewell değişmeyi reddediyor, bu adamlar kabul ediyorlar. ama mesele şu; biz de kewell'a benzemeyi reddediyoruz. yol alamıyoruz.

bunların hepsi mükemmel oyuncular değillerdi. ama tello ilk geldiğinde daha iyi futbolcuydu. "daha iyi". holosko öyle. nobre öyle. bobo öyle. ernst öyle. aklına kim geliyorsa öyle. kewell, alex hariç.

guti de bize benzeyecekse işimiz var diyorum ben.

bunun sadece profesyonellikle alakası yok.

ben ingiltereye gittim. halı sahada maç yaptım. bambaşka bir futbol oynuyorlar. basketbola benzer. herkes adam adama vs... hemen ona uyum sağladım. çünkü ben tekim.

bu adamlar da böyle.

stoch geliyor. hareketli... bakıyor herkes hareketsiz. topu ayağına bekliyor. o da alışır kısa sürede.

bundan bahsediyorum.

takımda 8 kişi topu ayağına beklerse guti, quaresma ile bile bir sonuç alamazsın. plzen örneğinde olduğu gibi.

adamda ne guti ve ne quaresma. hatta holosko, nobre, tello bile yok. ama çıkıp çatır çatır oynuyor senle.

bunun bir anlamı olmalı.

sozcelykk dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Jessie dedi ki...

sana tek soru o zaman. beşiktaş'ı klonlayıp almanya, fransa, italya, ispanya, ingiltere liglerine koyalım.

5 ay sonra türkiyedeki beşiktaşla oradaki beşiktaşa maç yaptıralım. hangisi kazanır?

Övünç dedi ki...

Son derece iyi bir analiz.Ülke futbolunun temel sorunu bu statik futbol !! Modern futboldan o kadar uzaktayız ki oyuncularımızın %90'ı halı saha topçusundan ibaret gibi bir izlenim oluşuyor. 5. sınıf takımlar bile 3 büyüklerimizi domine edebiliyor.

Galatasaray 2000 denklemi nasıl bir denklemmiş arkadaş 10 senede kimse 25 yaklaşık sonuç bile bulamadı düşün ki o denklemi kuran adam Fatih Terim ...

sozcelykk dedi ki...

bu soru klonladığımız iki adamdan birini fen lisesinde birini düz lisede okutalım sonra yarıştıralım hangisi 1. olur dan farklı bi soru değil.

elbette ordaki beşiktaş kazanır.
benim yazıya tek eleştirim hastalığı sadece bize benzeyen yabancılarla teşhis ediyor olman .

o senin bahsettiğin boşvermişliğe gelmeden önce kaliteyi artırmalı , sonra teknik taktik boyutta mesafe katetmeli üstelik bunları yaparken planlamayı da doğru yapmalıyız.

eğer ki beşiktaş doğru planlanırsa quaresma guti bobo 5 ay sonra tello - holosko - serdar özkan a yakınsamayacak.

Deniz dedi ki...

Ne zaman ki bir futbolcu "pas atacak arkadaşını aramaz", o takım çok büyük başarılara imza atar Türkiye'de.

Jessie dedi ki...

ben de diyorum ki, bunun 4-2-3-1'le falan alakası yok.

fenerbahçe işte. herkes yerli yerinde oynuyor. kazım sağ açık, stoch sol açık. golcüsü belli, ön liberosu belli. kaç senedir de böyle. bizden daha iyi bir yapılanmaları var. ama olmuyor.

mesele guti böyle olur mu olmaz mı değil. gutiyi sorgulamıyorum.

gutinin pas yapacağı adamlar zehirlenmişler bi kere.

Övünç dedi ki...

Bu zehirlenmenin o kadar çok alt başlığı varkı çözüme ulaşmak extreme sudokuyu 5 dakikada çözmekten daha zor :)

Kariyer hedefi demişsin mesela.Abi şimdi Tello-Holosko-Delgado-Baroni-Pino gibi adamlara yıllık 2-2.5 milyon € verirsen kim takar o saatten sonra kariyer hedefini.Adam 3 senede maç başılar primler filan 7-8 m € para kazanıyor üstüne kovulursa tazminat alıyor.Eee daha birşeye ihtiyacı yok adamın.Madrid'de oynarım ben diyen Burak Yılmaz,Batuhan 2 tane karı kız görünce kendinden geçiyor direk.Türk gencinin mental olgunluğu o kadar düşük ki kariyer filan umurlarında olmuyor zira o yaşta hemen herşeyi elde etmiş oluyorlar ..

Altyapı problemimiz çok bariz.Futbol kültürü demişsin ki çok önemli bir mevzu.Hep aynı maçla övünürüz.Ümitlerimizin Ronaldolu,simaolu portekiz'i yendiği maçla.Başka? hiçbir U-17,21 turnuvasına olimpiyata katıldığımızı hatırlamıyorum.Kendimizi kandırmayalım altyapımızda son derece başarısız.18 yaşında nerede duracağını bilmeyen adamlarla dolu rezerv kadrolar.Ajax altyapısında çocukların beraber hareket edebilmeleri için bellerinden birbirlerine bağlandığını okumuştum.Total futbolun temelinin böyle öğretildiğini.Bizde ise hızlılar forvete kazmalar defansa çıkın oynayın aslanlarım gaz sistemi var.Rijkaard-Schuster bu sistemi bilemeyen sakin adamlar olunca modern futbol ters tepiyor.

Ayrıca Ernst mevzusunada katılıyorum kesinlikle şampiyon olduğumuz sezondakinin %60'ı ile filan oynuyor.Ciddiye almamak adamın kanında yok ama kariyeri boyunca bundan daha az koştuğu bir sezon olmamıştır heralde.

Jessie dedi ki...

@sozcelykk işte kazım'ın yetersizliği, geldiğinin 6. ayından itibaren başlıyor diyorum ben de.

ve ekliyorum, stoch'u da 6 ay sonra görelim. yine stoch çok müthiş bir oyuncu mu, diğer oyuncularla arasında o kadar büyük mü fark var.

Jessie dedi ki...

ülkeye uyum süreci derler ya. aman uyum sağlamasın. olduğu gibi kalsın gelenler.

sozcelykk dedi ki...

kazım türkiyedeki ilk 6 ayında ben de inanılmaz bi etki bırakmadı , aynı seviyede olduğunu düşünüyorum kendini geliştirememesi de sorunlu futbolcu olmasından fenerde tutunamazsa da kezman gibi döner durur.

fabian ernst bize benzemedi zehirlenmedi.

şu an 31 yaşında 29.5 uğunda türkiye'ye geldi o gündür ilk 11 oynuyor fizik olarak bi yerde heralde düşecektir bu adam.

kaç yorumdur bahsettiğim doğru şablonda oynadığında elindeki neyse tamamını sahaya koyuyor , zehirlenmiş olsaydı iki metre yanındaki adama koşmaz sivokun koşmasını beklerdi.

sozcelykk dedi ki...

ilk 45teki performansına bak ernst'in

-zehirlenmiş bu adam

yanına necip'i koy

-ernst büyük topçu abi

Övünç dedi ki...

Ernst'teki düşüşün 31 yaşında olmsaından kaynaklandığını düşünmüyorum.Makalele,Van Bommel,Senna gibi adamlar buna iyi bir örnek.

Burda asıl sorun Ernst değil zaten,
Cisse'nin Bjk ve Marsilya performansları,Kleberson'un Bjk'dan ayrıldıktan sonra Brezilya Milli Takımına girmesi,fazla zehirlenmemiş Fink'in Genoa tarafından istenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

sozcelykk dedi ki...

ernstte bahsedildiği gibi büyük bir düşüş varsa ki ben düşünmüyorum fiziksel sorunlardır ,van bommel makalele gibi adamlar bölgesinin en iyi adamları ernstle kıyas etmeyelim.

fink iyi bir sezon çıkardı kötü oynadı demek mümkün değil her maçın en çok koşan oyuncu listesinde hep liderdi zehirlendiğini söylemek mümkün değil.

itin götüne soktuğumuz cisse ernst geldikten sonra takımı şampiyon yaptı , bizim beğenmediğimiz cisse bizim oynamıyor dediğimiz cisse ernstten sonra göze girdi.

iyi futbolcu doğru taktik neticeyi beraberinde getirir.

doğru oynattığın takımda iyi oyuncu zehirlenmez.

zehirleniyosa karakterinde problem var demektir.

güney amerikadan topçu almayın taraftarı çıldırtmayın.

AQ-47 dedi ki...

Zaten Guti gibi adamların alınmasının nedeni de aslında yazdıkların arasında gizli...Delgado, Baroni, Jo, Christian Santos, Keita vb. adamlar maalesef karakterleri gereği olsa gerek işleri sermeye bir maç oynayıp iki-üç maç yatmaya/saçmalamaya müsait adamlar, ki biz bu tür adamlarla yeterince vakit kaybettik. Guti, Alex, Hagi, Nouma, İlhan gibi adamlar ise etrafındakileri kendi seviyesine çıkartan/yükselten adamlar, yıldız mı deriz, lider ruhlu mu deriz, profesyonel mi deriz...bu tip adamlar gittikleri yeri kendilerine uydururlar belki hocanın bile üzerinde hakimiyet kurarlar. Bu sene yapılan transfer doğrularından biri de bu tip adamlardan birini almak. Belki takımınızda 10 tane potansiyelli (tello, holosko, fink, bobo) adam olabilir ama işte şu liderlerden bir tane olmazsa takım başı kesik tavuık gibi gezer sahada. Delgado ne kadar zayıf bir kişilikse Kleberson da bence öyleydi, Brezilya milli takımında oynaması da beni etkilemez, al işte elano da oynadı o takımda, gol de attı. Robinho lafı hala geçiyor, adamın ne kadar kaçak oynadığını hepimiz biliyoruz, bence alınmasın. İnsiyatif almayan adamlara kamyonla para verdik yıllardır. O nedenle ben çok para harcandı, demirören iyiden iyiye borçlandırdı kendisine, takımın sahibi oldu söylemlerini umursamıyorum, yılların hataları tek sezonda silinip atılamaz, para gerektiği kadar harcanacak...sanırım herkes potansiyeli çok yüksek bir takım kurulduğunda hemfikir, hocanın da yanlışlarda ısrar etmeyeceğini umalım.

AQ-47 dedi ki...

Cisse konusu biraz daha farklı, adamın karakteriyle ilgisi yok. Tmamlayıcı unsurlar devreye girdi o mevzuda, Cisse çok iyi bir kesici, bacakları uzun, kayarak müdahalelere gerek bile kalmadan topu çalıyor, bu hep böyleydi. Ernst gelince zaten bütün orta sahaya dinamizm geldi, Cisse'nin top çalmaları Ernst'in doğru pozisyon alıp pres yapması, oyunculara baskı kurması ile daha kolay oldu. Bak bu maçta da ilk yarı Ernst Cisse'nin eski hali gibi değil miydi, Necip girince adamaın ne olduğu ortaya çıkmadı mı? Doğru kadro kurulması oyuncuların potansiyelini ortaya çıkaran en önemli etken.
Stoch'a gelince, Jessie'nin dediği gibi olabilir, meziyetlerini kaybedebilir, koşmayabilir, topu bekleyebeilir, z,ra genç ve Chelsea'de oynamanın yükünü kaldıramamış gözüküyor, zaten öyle olsaydı kiralanmaz ve Fenere kadar gelmezdi. holosko gibi bir düşüşe geçebilir, o ihtimal maalesef var. Hemen yıldız ilan edilmemeli bu tip adamlar.

kma dedi ki...

bence gayet güzel bir tespit olmuş. fakat zehirlenmeyi sadece statik futbolla açıklayamayız. başka şeyler de var.

zaten 70 milyonluk ülkeden çıkan oyuncu ile 5 milyon insanımızın yaşadığı almanyadan çıkan oyuncu sayısını oranlayınca gerçek ortaya çıkıyor zaten. gurbetçiler onlar yetiştirdikten sonra değerleniyor. ama onları ligimizde oynatınca da olmuyor. sonra mesut olması gerekeni yapıp alman milli takımını seçince ihanet oluyor.
isviçrede kaç türk var bilmiyorum ama milli takımında 3 türk oynuyor.

futbolun basit doğruları var ama türkiyede onlar yok.

BJK4EVER dedi ki...

Bunu engellemenin en kisa yolu yabanci kontenjanini kaldirmak ve yerli futbolcularin takimlardan kesilmesi. Al 11 tane yabanci bak nasil oynuyorlar. Yoksa bu sistemi degistirmek icin ilk once mentaliteden, sonra altyapidan baslamak lazim ki bu yillar alir....

ceyhun dedi ki...

ibrahim toroman gibi oyuncular kalecinin pasını almak yerine sakip forvetin arasına girdiği için oyun mantalitesi dam dumun dışına çıkamıyor ve daha ilk maçında (vikingur) quaresma gibileri takım arkadaşlarına isyan etmek durumunda kalıyor.
parasını alıp sahada sadece koşarak veya birkaç pozisyonda rakibin üstüne atlayıp çok mücadele ediyoruz izlenimi bırakanlar sayesinde bu malzemeden berbat şeyler çıkıyor ve diğerleri de bize benziyor.

işte bu kültürün dışına çıkabilmek için en uygun dönemdeyiz son yıllar içinde. özellikle elinden gelenin en iyisini verme çabasında olacak oyuncuların takımlardaki çokluğu sebebiyle. belki de transfer olarak sadece futbolcu değil onların kültürlerini de transfer edebilmiş oluruz lig takımları olarak. umarım sadece beşiktaş olarak değil tüm türk takımları olarak ve rjkaard shuster ve aykut gibi hocalar sayesinde böyle bir adım atmış oluruz.

whodiedalone dedi ki...

her yeri düzgün takımda Ernst'i kusurlu bulan arkadaşlar ev adresini yazsın. Amaral yolluyorum birer adet.

nankörlüğün de bu kadarı.

ernst meselesinden bağımsız olarak, bir adet amaral rica edebilir miyim? oturur içeriz karşılıklı. arabesk akşamı düzenleriz:)

bi zehirlenmeden bahsediliyor. bunun sebebini biraz da 2 milyon avrolarda arayamaz mıyız? nobre gibi bir adama 2 buçuk milyon verirsen, 2 buçuk yıl uğraşsan o kalkmış götü bir daha indiremezsin.

stalker dedi ki...

"Bobo'nun 5 sene önceki halinden bir farkı olmaması..."

şahane gerçekten. böyle takıntı görmedim hayatımda.

TA dedi ki...

olay teknik adamda bitiyor ve başlıyor.gerisi hikaye.

mesela luce geldiği andan itibaren modern futbolı şak diye futbolcularına aşıladı.

kimin nerede duracağına kadar.ben bazı teknik adamların özel olduğunu düşünürüm her zaman.bunlar gelir ve hemen takıma pozitif katkı sağlar.

luce defansif katkı sağladı gelir gelmez.
skibbe ofansif katkıda bulundu.skibbeli gs daha önce görmediğimiz pas oyunu oynattı.kimlerle?

özetle oyunculara hiçbir zaman yüklenmemek lazım.mehmet demirkolun dediği gibi dünyada futbolcuların yüzde 99 u aynıdır.bundan bir helva yapmak teknik adama düşüyor.
taktikler dizilişler çok önemlidir.
c.ronaldo manu sisteminde parladı.aynı ronaldo barca sisteminde sırıtır.biz buna ronaldo barcaya gelince kendini saldı diyemeyiz.misal.

bir oyuncuyu değerlendiriken yanındaki arkadaşlarından çok takımın hangi sistemde oynadığına bakmak gerekir.

rijkaarddan umut yok.kocamandan da umut yok.schuster için daha erken yorum yapmak için.

türkiyeye gelmiş ve modern futbolu başarıyla uygulamış teknik adamların başında luce gelir.fark yaratan teknik adamdır luce.elindeki kadro kalitesine bakmaksızın kafasında taktik disiplini futbolcularına benimsetmiş bir hoca.
neden lucenin futbolcuları türkiye şartlarına uymadılar?böyle birşey yok.sergenden bile verim almıştır.

sanırım beşiktaş taraftarında da galatasaray taraftarı gibi futbolcuları kötüleme olayı başlamış.bu çok kötü bir hastalıktır ve istikrarı yok eder.
olay teknik adamda başlayıp teknik adamda biter.

TA dedi ki...

delgadoyu ernstin yanında oynatırsan delgado kendini salmış gözükür.

delgadonun yanında ernsti oynatırsanda ernst kendini salmış gözükür.

sistemler oyuncuyu kötü gösterir yada iyi gösterir.

onun için oyuncuyu değil sistemi sorgulamak lazım.

ilker dedi ki...

sadece bu post anlamında değil, sitedeki genel yaklaşıma bakıyorum da son günlerde..öngörmek güzel birşey de fazla önden-önceden görmeye çalışılıyor sanki..özellikle plzen maçı üzerinden düşünüldüğünde..bence schusteri ve olası beşiktaşını, varacağı noktaya yönelik olarak yorumlamak için erken..oyuncular üzerinden baktığımızda ise örneğin bobo bize geldiğinde yeniyetme bir futbolcuyken -bir kereliğine de olsa- brezilya milli takımı eksenine girebilmiş bir oyuncu..keza tello..şili milli takımında oynayan bir solbek olarak bize geldi, şili milli takımına hala seçilen bir sol açık, oyuncu kurucu vs.olarak es es'e gitti.önemli olan doğru sistemin kurulması ve katılan oyuncunun bu sistem içine entegre edilmesi..olur yada olmaz o ayrı, ama schuster de salt kendi tarzını yada ülke futbolu dinamikleriyle birlikte harmanlanmış kendi tarzının uyumunu deneyecek..beklemek-görmek lazım..sistem ve mantaliteyi ülke takımları olarak doğru kurduğumzda;zago,hagi,popescu,pancu,guinti vs.leri olduklarının daha da üstüne koyar hale getiren de yine bu ülke, ligdi. futbol ekolü olmayan bir ülke olmamamıza kdr gider ayrıca bu konu..baya birikmişim sanırım, uzun olmuş yorumum :) Beşiktaşı seven, düşünüp üzerine kafa yoran böyle bir site olması ayrıca sevindirici..

lakerda dedi ki...

Cok karışık bir yazı olmuş. Evet temelde problem var ama beşiktaş-plzen maçı, verilen bazı oyuncu örnekleri bu problemle örtüşmüyor.

plzen maçında futbolun gereklerini uygulayamadık ve gerçekler tokat gibi vurdu. evet. ama bunu yerleşik futbol kültürüyle bağdaştırmak erken,yanlış.

Ernst'teki performans düşüklüğü, fizik gücüyle oynayan ve yaşlanan bir oyuncu için beklenen,olası bir şey. Fink gönderilmesin isteğimdeki temel neden de bu. Sezonun geneli için konuşuyorum. Plzen maçında taktiksel sıkıntıdan dolayı ilk yarı zor duruma düştü.

Bobo'da 5 yıldır bir fark yok demeyelim büyük haksızlık olur, 2 yıldır diyebiliriz. Bobo'nun kapasitesinin sınırlarına ulaşmasıyla veya karakterindeki gevşeklikle açıklayabiliriz. Ben kendisinin daha çok şeyler yapacağını düşünüyorum,belki yanılıyorum ama onu böyle kabul etmeliyiz.

Stoch dediğin gibi hareketli olmazsa hiç bir özelliği kalmaz zaten adamın oyun karakteri bu. 3 ay sonra statik oynayacağını düşünmüyorum açıkçası. Bu arada yeri gelmişken, Young Boys-Fener maçını canlı izleme imkanı buldum, gözlerim çoğunlukla Stoch'un üstündeydi. Takım arkadaşlarıyla bir uyumsuzluk vardı. Çok fazla içeri sokuldu, oyunu ortada sıkıştırdı bana göre. Takım arkadaşları da onu doğru yerlerde topla buluşturamadı aslında. O koşularına cevap vermediler. Alex'le de bir uyumunu göremedim. Dönen toplar da hep o kanattan atak olarak geri geldi. Taktiksel olarak bir yanlış vardı, sonuçta stoch'tan aynı zamanda adamını kovalamasını, kanadını savunmasını beklemek mantıklı olmaz. Emre'den baya fırça yedi.

Konuya dönersek, her şey parçalardan iyi bir bütün oluşturmakta, bir harmoni yaratmakta bitiyor. Bu da teknik direktörün işi. Bazı istisnalar dışında futbolcuların performans düşüklüğünü, geriye gidişlerini ben teknik direktörlere yoruyorum.

merihli dedi ki...

" Stoch, Avrupa'daki meslektaşları gibi, topu beklemedi, topa gitti. Kendini boş alana çıkarttı, rakip pas açısını kapattığında hemen kendisine yeni bir yer seçip oraya yöneldi ve hep boş pozisyonlarda top alabildi. Top aldığında doğru pası verebilecek zamana sahip oldu, hem isabetli pas alabildi hem de aldığı pası doğru kullanabildi."

Yapma Jessie, sunu en dandik futbol okulunda bile ogretirler.
Eger bir futbolcu kendini bosa cikarmiyorsa, bu bilmediginden degil, sorumluluk almak istemediginden, topu kaybetmekten korktugundan,ya da yoruldugundandir.

Shaman dedi ki...

Genel olarak haklı bulduğum bir yazı. Schuster, Guti gibi isimlerin ise bu sorunun çözümüne katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Ernst ise farklı bir mevzu. Ernst hiçbir zaman aşırı koşan, sürekli pres yapan, mücadeleci bir adam olmadı. Ernst doğru pozisyon almasını bilen, oyunu iyi okuyan, orta sahada rakibin aldığı paslarda doğru müdehaleler yapan bir adamdır. işte bu yüzden yanında fink gibi daha çok koşan ya da necip gibi genç ve mücadeleci bir adam olduğu zaman kendisini biraz geriye çekip fink'in baskı yaptığı adamın attığı paslara doğru müdehaleler yapabildi.
ernst bir gattuso değildi hiçbir zaman. dolayısıyla yanında tamamlayıcı bir oyuncu olması şarttır. performans düşüklüğünün de doğrudan konusu budur. ernst i tek başına bırakırsanız orta sahada neden böyle oldu diye düşünür durursunuz...

Crow dedi ki...

tiganayla geçirdiği süre boyunca 'brezilyalı avukat'tan brezilya milli takımı'na yükselmiş boboyu, aynı dönemde benzer bi hızla olgunlaşmış serdar kurtuluşu görünce hocanın etkisinin bu konuda göz ardı edilemez olduğunu düşünüyorum.

trlogic dedi ki...

Futbolcular sadece oyuna konsantre olmaları gerekirken, kafalarında bi dünya şey dönüp dolaştığı için, boşa kaçmayı düşünemiyor bile...
Hilbert ilk maçında etrafında boşa kaçan adam göremeyince ellerini yana açıp gelsenize diye bağırıyordu. Şimdi Hilbert'a kötü diyoruz, top atacak adam bulamıyor. Statik oynasa iyi transfer derdik.
Futbolcular da taraftar da statik :)

jessie nin yazdıklarının hemen hemen aynısını yaklaşık 3 dakika önce(04 ağustos 23.42) mehmet demirkol ezberlemiş gibi aynen tekrar etti:)(ki blogda batuhan konusu hariç görüşlerini en çok desteklediğim ve fikirlerime en yakın hissettiğim arkadaş eserdir)

sozcelykk dedi ki...

o değişimi yaşayan futbolcular: roberto carlos , deivid, baroni , andre santos , tello, delgado , elano , jo.

ernst fink sivok gibi oyuncuları bu isimlerle birlikte anmayalım aynı değişimi yaşamışlar gibi göstermeyelim çok rica ediyorum.

Yorum Gönder

Ara