.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
3 Haziran 2010 Perşembe

Bu Ülkeyi Tanıyan...

Bu lafı yakında çok sık duymaya başlarız yine eğer Mustafa Denizli söylendiği gibi görevinden istifa ediyorsa. Futbol klişeleri arasında yerini sağlamlıkla aldı "bu ülkeyi tanıyan teknik adam" söylemi. Bu söylemin ne kadar itirafçı olduğu zaten yeterince ilgi çekici. Diyor ki: "Biz öyle garip bir ülkeyiz ki, bizi tanımayan başarılı olamaz." Tabii ülkeyi garipleştirenler de, bu lafı sarf edenler aslında.
Bu trajik durumun ötesine biraz daha geçelim. Bakalım ülkeyi tanımayan kimler gelmiş geçmiş de başarılı olmuş bizim ligimizde:
Mircea Lucescu, tanımadan gelip de çalıştırdığı her takımda başarılı oldu. İlk sezonunda Galatasaray'a ŞL Çeyrek Finali oynattı.
Christoph Daum, Türkiye'ye geldiği ilk sene Beşiktaş'ı şampiyon yaptı. Daha sonra ise, ülkeyi tanımasına karşın şampiyon olamadığı seneler bol, Avrupa karnesine hiç girmiyorum.
Gordon Milne, ülkeyi tanımış ve de çok başarı elde etmiş olmasına karşın ikinci ziyaretleri Bursaspor ve Trabzonspor'a katkıda bulunamadı. Ha keza Hans Peter Briegel, Lazaroni, Lorant, Hagi tanımalarına rağmen başarılı olamadılar.
Branko Stankoviç, geldiği ilk sene Fenerbahçe'yi şampiyon yaptı. İkinci sene yapamadı. Sonra geldi bizi şampiyon yaptı.
Todor Veselinoviç, Türkiye'ye geldiği ilk sene Fenerbahçe'yi şampiyon yaptı. Sonra 1997'de tanıdığı ülkeye bir daha gelince başarısız oldu.
Zico, ülkeyi tanımadan geldi ve şampiyon oldu. Tanıyınca da kovuldu.
Parreira, ilk senesinde Fenerbahçe ile şampiyon oldu.
Derwall, iyi ki bizi tanımıyordu. Futbolun çimde oynandığını öğretti. Denizli ile Terim'i yetiştirdi.
Feldkamp, tanımadan geldiği ilk sene Galatasaray'ı şampiyon yaptı. Sonra ülkeyi tanıyarak bir daha geldi, teneke bağlanarak geri yollandı.
Hollmann, tanımadığı ülkede ilk defa bir takımın Şampiyonlar Ligi'nde oynamasını sağladı.
* * *
Bakın 90'ların öncesine çok gitmeden böyle bir liste çıktı.
"Ülkeyi tanıma" tam bir safsatadır. Ülkeyi tanıyan adam başarısız da olabilir, başarılı da. Akıllı adam geldiği ülke hakkında bilgi toplar, 3 ayda da anlar zaten nerede yaşadığını. Ülkeyi tanıyan her hoca başarılı olsaydı, bit pazarına nur yağardı. Konsomatris teknik direktörler en kral adamlar olurlardı.
Türkiye televizyonlarına kapak atmış olan yerli hocaların söylettirdiği bu düzenci lafa kanmayın. Milli Takım'a Hiddink'i istemiyorduk yahu yerli olsun diye neredeyse!
Tarih yalan söylemez. Bir yabancının ülkeye gelip başarılı olması/olmamasını belirleyen, "tanıma"dan farklı birçok faktör vardır.
Ki bazen ben bile tanıyamıyorum kendi ülkemi, o adam tanımamış çok mu?

24 Yorum:

Ozan dedi ki...

ah bir derwall daha gelse de adam gibi top oynasak derwallin türk futbol tarihindeki önemi büyük

QuaresmA dedi ki...

Lucescu 2 yılda ülkeyi tanıdıktan sonra bizi 1.5 yıl boyunca ülkenin tartışmasız en dominant takımı yaptı.

Daum bizde geçirdiği sürelerden sonra Fenerbahçe'de 2 şampiyonluk kazandı, 2 tanesini de son maçta kaybetti ve tereddütsüz biçimde o 2 şampiyonluğu hakeden takımı yarattı.

Ülkeyi tanımayan, çirkin futbol oynatan Hugo Broos gitti, yerine gelen Şenol Güneş birkaç takviyeyle ligin en iyi futbol oynayan takımını kurdu.

Hayır hayır, Del Bosque'den bahsetmeyeceğim bile.

50 tane de karşı argüman çıkar kısacası.

İç sahada çift forvet, deplasmanda çift ön libero, rotasyon yapma, serdar özkan'ı kadro dışı bırak, 60'ta tello'yu çıkar yusuf'u sok gibi ligimizin gerçeklerini bir kenara bırakırsak mesela schuster'in barcelona maçından önce "maçın favorisi barcelona'dır" gibi şapşal açıklamaları var. skibbe de ilk geldiğinde deplasmanda 1 puan iyidir falan diyordu. tamam doğru söylüyorlar ama "ligimizi tanıyan" birinin böyle bi açıklama yaptığını düşünsene. sonra uğraş dur tazminatıyla..

shelbyl dedi ki...

Ben sana dislerini duzenli fircalayan adamlarin daha uzun yasadiklarini kanitlayabilirim. Ama bunun sebebi, dis fircalama degil; dislerini duzenli fircalayanlarin zaten sagliklarina duskun olmalaridir.

Ligi taniyan adamlar ile ligi tanimayan adamlarin basarili olmasi arasinda fark yoktur. Ikisinin de bir suru etkeni vardir.

Yani burada ilk senesinde basarili olmayan bir benim listeledigim kadar teknik direktor listelersin; ama bu hicbir sey ifade etmez. Cunku onlari negatifleyecek bir o kadar da ornek vardir.

Teknik direktorun iyisi kotusu vardir. Adapte olani/olamayani vardir. Ama "ulkeyi taniyor" diye eski adamlari getirmenin faydasi olmadigi da seksen defa gorulmustur.

Bu bir takinti sadece.

Daum ilk geldiginde de basariliydi, simdi de basarili. Daum ulkeyi tanidi diye daha mi cok basarili oldu yani? Aradaki farki nasil
belirleyecegiz?

Senol Gunes'in basarili olmasinin sebebi, Trabzonlu olmasi ve de uzerinden baskinin kalkmasidir. Ulkeyi taniyan Ersun Yanal'i da yedi Trabzonspor camiasi, unutmayalim.

Bakiniz, "buyuk takim calistirmak" olgusu vardir. Cunku cok fazla baski olur, iliskiler, entrikalar vs. Fakat bunu "ulkeyi tanimak" duzeyine indirgeyip "Terim ya da Luce gelsin, baskasi olmaz" demek aymazlik olur.

Anlatabildim mi simdi?

theotheo dedi ki...

beşiktaş'ın başına fatih terim geçmelidir.

fatih terimle beşiktaş büyük başarılara ulaşacaktır.

Eser Gökulu dedi ki...

Gaziantep’in başına Portekiz’den Couceiro diye bir arkadaş geldi, (ki ben kalması halinde başarılı olacağına inananlardandım) adamın ilk icraati Olcan’ı sol bek, Murat Ceylan’ı da sağ beke koymak oldu. Schuster’in gelip de Necip’i sağ , Serdar Özkan’ı sol beke kaydırması gibi bir şey bu. Hoş, Denizli sağ olsun şaşırma duygumuzu yitirmiş durumdayız, ama işte bu takımın son 2 yılda aldığı eleştirilerin başında farklı oyuncu tercihleri, istikrarın yakalanmayışı ve oyunculardan gerekli verimi alamayıp, onların doğru şekilde kullanılamaması geliyor.

Kısacası sıkıntı büyük, bugün hangi yabancı hoca gelirse gelsin, geride bıraktığımız sezonun tüm maçlarını 5er kere dahi izlese eldeki mevcut oyunculara yönelik sağlıklı bir değerlendirme yapmasına olanak yok. Yapsa bile bunun hatırı sayılır bir zaman dilimi ve olası kayıplara mâl olacağı çok net.

Kaldı ki senin elinde vazgeçemeyeceğin Ferrari, Sivok, Ernst, Bobo gibi 4 yabancın var, yani sen tanıdığın bildiğin oyuncuları getirip onlarla başarıya koşmak istesen bile düzen buna izin vermeyecek.

Onun dışında Schuster Sivas’a 3 gün önceden gitmez, Antep’te kavrulacağını bilmez, Gençlebirliği ve Belediye’nin deplasman olmadığını, buralarda ev sahibi takımların o alışılagelmiş ilk düdükle ''ev sahibi'' takım kimliğine bürünmeyeceğini, Trabzon’un diğer tüm deplasmanlardan farklılığını ve işin psikolojik boyutunu bilmez.

Basının medyanın ne kadar aşağılık olduğunu, bunlara karşı nasıl davranacağını ve neleri ciddiye alıp-almaması gerektiğini hiç bilmez.

Hem artık Anadolu ile İstanbul arasındaki kalite farkı –oyuncu bazında- hala daha uçurum yaratsa da, oynanan oyun ve mücadele anlamında belirgin farklılıkların olmadığı ve bu farkın gün geçtikçe kapandığı da bir gerçek.

Akıllı olmazsan, her rakibi küçük takım gözüyle bir görürsen, iki maçta koltuğunun sallanması yetmediği gibi, kariyerin, kaliten, hocalığın, hatta adamlığın sorgulanır hale gelir.

Bunlar önemsiz gibi gözükse de yabana atılacak detaylar değil. Türkiye'de saha içini idare etmek ne kadar zorsa, saha dışı etkenlerle savaşıp, onları idare edebilmek de bir o kadar zor. İki haftada vay ak nereye geldim ben dedirtirler adama.

Hal böyleyken 2-0 geriden başlayacağımız gerçeği, bana göre geçmiş performans ve deneyimlerin kıstas alınmasıyla ortadan kaldırılamaz gibi geliyor.

AQ-47 dedi ki...

Fatih Terim'i getirenin tek handikapı yanında Mehmet Ağar'ı da geri getirmesi lazım yoksa Terim'i getirmek konu değil...

anuka dedi ki...

beşiktaş'ın başına samet aybaba geçmelidir.

samet aybaba ile beşiktaş çooooook büyük başarılara ulaşacaktır.

helldoradotcom dedi ki...

Dogru bir gozlem olmus fakat yorumcularin dillendirdigi "ulkeyi tanimak"tan kasit yukarida da belirtilen TSL'nin tum diger yan ozellikleridir. Bunlar elbette onemli yan faktorler fakat iyi bir kadro ile tum bu engeller kolaylikla asilir. Tartisilmasi gereken konu bence gecen yillardaki gibi yeteneksiz ama mucadeleci bir takim kurulacaksa Denizli gibi yonetimi de taraftari da gerektiginde uyusturacak bir TD gerekli, ama mucadeleci ve teknik bir takim kurulacaksa vizyonu olan bir TD ile (ulkeyi tanimasa da) basari gelecektir. Burada kesinlikle schuster'i isaret ediyor degilim, yanlis anlasilmasin. Yalniz gonlumden gecen tek sey terim'in bu takimin basina GELMEMESIDIR!

@Shelybl
Sen şimdi yabancı bir hocayla,Türk bir hocanın takımlarında geçirdiği ilk senelerdeki adaptasyon sürecinin aynı olduğunu mu düşünüyorsun ? O zaman her sene hoca değiştirelim.İstikrar,ligi tanıma vs.. hepsi yalanmış yani.

ster sevin ister sevmeyin Hıncal Uluç bu konuda herhangi bir teknik direktörn yanında "yanlış yapıyorsun, bu böyledir şu şöyledir, burada o dediğin böyle olmayabilir" diyecek adam yoksa, her dediğine he diyorsa yardımcılar orada başarı olmaz der.

o yüzden kukla yardımcı değil, etkin bir yerli yardımcı antrenör ile eski yeni ayrımı olmaz/kalmaz

Sade dedi ki...

Konunun, hocanın yönteleri ile futbolcuların bunu algılama süreleri ile alakalı olduğunu düşünüyorum.

Oyuncunun algılarını kısa sürede çözen oyuncusuna uygun olabilecek rolleri kendisine teslim edebilen ayrıca 22 kişilik grubu layıkı ile yönetmeye müktedir teknik direktörler herzaman başarıya daha yakındır. gibi...

Yoksa safi ülkeyi tanıyan tanımayan diye bir kısıtlı yargı yapmanın bir faydası yoktur.

EnisteKolaKoy dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
EnisteKolaKoy dedi ki...

(SON DAKİKA) ROBERTO HILBERT BEŞİKTAŞ'TA…
SİYAH BEYAZLI KULÜP, ALMAN FUTBOLCU İLE 3 YILLIK SÖZLEŞME İMZALADI
BEŞİKTAŞ, HILBERT İÇİN STUTTGART KULÜBÜ'NE BONSERVİS BEDELİ ÖDEMEYECEK

ozy dedi ki...

Hilbert transerfini ilk aşmamada olumlu buluyorum. Sağa sola para saçmaktansa 8 Kere Alman Milli olmus, 2007'de Stuttgart'ın yıllar sonraki şampiyonluğunda büyük katkısı bulunan ve bonservisi olmayan bir oyuncu transferi mantıklı görünüyor..

RuFF dedi ki...

Gazetede yazan herşeye inanmayın Allah aşkına.Aynı gazete 20 kere Quaresma Beşiktaş ta yazdı.

Hilbert'in bizim çalıştığımız menajerlik şirketiyle anlaşması var.Daha önce de adı bizle geçmişti.Haber yalandır belki ama olabilitesi var bu transferin.

RuFF dedi ki...

Abi bütün transferlerin olabilitesi var.Olabilite ayrı şey "Hilbert beşiktaşta" haberine direkt inanmak ayrı şey.
Quaresmanında olabilitesi vardı sonuçta.

Bunun dışında hiç izlemediğim için birşey diyemeyeceğim.Çok iyi bir oyuncu olsa Stuttgart bırakmazdı herhalde.Bu adamın yaşı da genç çünkü.

Ben de hiç izlemedim nasıl bir adam acaba.Stturgart'ın şampiyon olduğu sene neredeyse her maç oynamış.Simpson kadar oynasa bile yeterlidir bence.Bonservisine para verilmiyor zaten.

Borges zamanında Alman milli takım kadrosunu değerlendirirken şunları demiş :

5- Roberto Hilbert: : ihtimal odur ki Odonkor yerine bunu sececektir ama belli olmaz iste. Bizim buranin cocugudur, Fürth'ün her sene disariya, daha dogrusu Stutgart'a verdigi isimdir. Asistleri ile sag acikta iyi isler yapar. Stutgart'in sampiyonlugunda önemli isimlerdendi..

iboay dedi ki...

Zico, ülkeyi tanımadan geldi ve şampiyon oldu. Tanıyınca da kovuldu.


:)))

Gökhan dedi ki...

ilk yılında başarılı olup sonra düşşe geçenlere örnek olarak gerets de gösterileblir, önce 83 sonra 56 puan alabildi adam.

türkiye'yi tanımıyor diye yabancı teknik direktör getirmeye şimdi cesaret etmeyeceksek hiç bir zaman da etmemeliyiz o zaman.

azapaza dedi ki...

bu yazı hoca seçimlerindeki safsatalarla alakalı başyapıt olacak bir yazıdır.

shelbyl dedi ki...

Tabii ki Turkiye'nin nevi sahsina munhasir ozellikleri vardir, ama bu cozulmeyecek bir sey degildir.

tribal'in dedigi cok dogru: Ya ustune bir sportif direktor koyarsin basin isleriyle o ilgilenir, ya adam gibi bir yonetici koyarsin teknik direktorunu her konuda bilgilendirir, ya da saglam bir yerli yardimci secer adam.

Bu yazidan "istikrar kotudur" mesajina nasil ulasildi onu anlamis degilim.

Benim dedigim tek bir sey var: Istatistiki olarak, "ulkeyi tanima" faktorunun onemli oldugunu kanitlayamayiz, yok oyle bir sey. Varsa bile cozumu bulunmus baska takimlarca.

tvizle dedi ki...

güzel yazılar ve yorumlar var. cok begendim

Yorum Gönder

Ara