.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
21 Ocak 2010 Perşembe

Samsun Asfaltı... Çakallı Virajı...

Daha evvelki yazılarımda da geçtiği üzere Bafralı'yım ben, bundan 21 yıl önce, Bafram'ın bağlı olduğu Samsun'un futbol takımı tarihinin belki de Türk futbol tarihinin en kara gününü yaşadı...

Son 7,5 yıldır ise İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul-Bafra arasındaki 850 km'yi kaç kez teptiğimi bilemiyorum, öyle ki sayısız desem yeri... Eğer otobüsle gidiyorsam, Çorum Osmancık benim için 2. molanın müjdecisidir, evime 4 saat kalmıştır, adrenalin de özlem de doruktadır artık. O son 4 saati her daim uyuyarak geçirmeye çalışırım, çoğu kez de ilk 8 saatlik süreçte 1 dakika bile uyumamışımdır zaten. Kalan 4 saatte uykuya olan inadım, ne özlemin neden olduğu zamanın izafiyete dayalı uzamasıdır ne de yorgunluk... Çakallı denen virajı gözüm açık almak istemem ben.

20 Ocak 1989 tarihi aklımda mıh gibidir unutmak şöyle dursun, Bafra'da dedemin mezarını her ziyaret ettiğimde, güzel dedemle beraber Muzaffer'e, Mete'ye, Tomiç'e, Nuri Asan'a, adını hep unutsam da Asım Özkan'a gider benim dualarım. Güzelinden bir Samsunsporlu abimiz olan Timofte 1965'in youtube'a koyduğu video'yu 2-3 ayda bir açar nemlendiririm yanaklarımı, belki hatırlamak istediğimden izlerim, belki de zaten gözlerde birikmiştir o yaşlar da bir dokunuş ister en derine sadece...

5 yaşımdaydım kaza haberi geldiğinde. Evde oturuyorduk, telefon açıktı, ben Almanya'da gelen Transformers oyuncağımla oynuyordum, Optimis Prime'mış meğer kendisi, hoş henüz çizgi film yayınlanmaya henüz başlamadığından pek bir anlam veremiyordum robot kamyona. Babam olamaz diye ayağa kalktı, babasını 24'ündeyken kaybetmiş olan ve o andan sonra bir daha ağlamadığını söyleyen koca babam hüngür hüngür ağlıyordu. Futbol topunu görse bomba zannedecek annem elini ağzına götürmüş gözyaşları içinde babama sarılıyordu. Küçüktüm, anlamıyordum ama kötü bir şey olmuştu. Futbol hakkındaki bilgim Feyyaz'dan ve Beşiktaş'tan ibaretti, evde topa vururken Feyyaz diye bağırmanın dışında annemin anladığından fazlasını bilmiyordum. Televizyonda 0302 otobüsün pert görüntüleri vardı, Muzaffer'in fotoğrafı belirdi sonra da... Daha birkaç ay önce babamla Bafraspor'un sezon açılışında karşılıklı oynayan Muzaffer'in resmi de televizyonda belirince babam iyice koyverdi. Hayattan da futboldan da anlamıyor, hatta Beşiktaş'ı sadece Feyyaz'dan ibaret zannediyordum. Ama ölüm ile ilk tanışmam o an oldu.

O gün babam pek az konuştu, cenaze evi kavramını ilk kez o beter günde öğrendim. Teyzemin eşi olan bir abim geldi, kendisi Bafraspor'un kumbara lakaplı kalecisiydi, babamla karşılıklı ağlaştılar. Ahh be Nuri Hoca diye ağlıyorlardı. O anlar belleğime çok net kazanmış, belki de benliğimin sarsılmazı babam böylesine dağıldı diye işlemiz zihnime bahsettiğim anlar. Nuri Hoca'dan bahsettiler, 2 sezon önce Bafra'yı çalıştıran bu güzel ancak tatlı sert adam hakkında hatıralar dinledim. Kulübenin içinde duramazmış pek Nuri Hoca, sağ eliyle "Hadiii hadiiiii" diyerek hücuma teşvik edermiş takımını hep. O gün defalarca "Hadiii hadiii" dedi babamla eniştem birbirlerine gözler dolu dolu. O anları hep çocuk mantığımla hatırlıyorum, bu yüzden anlatışımda da bir parça çocukluk hissediliyor olabilir. Ben kendi odama geçtim, bana o sıralar aptalca gelen ancak sonrasında çok seveceğim kamyon robotla oynamaya devam ettim.

Babamlar cenazeye gidip geldiler ertesi gün. Eve döndüğünde gazeteyi eline aldı babam ve sövmeye başladı. "Kasap Muzaffer öldü" diye bir şey yazıyormuş gazetede, ben henüz sökememiştim okumayı, gazeteyi çok da hatırlamıyorum, (o dönem eve giren gazeteyi hatırlıyorum ama burayı bilen birisi doldurur umarım) Samsun'da o gazeteye bir süre boykot uygulanmıştı.

Tomiç günler süren bir mücadeleye girdi Azrail'le ancak atamadı çalımı... Takım kaptanı Emin felç olmuş ve belden aşağısını kullanamaz hale gelmişti. Bugün bile Samsunspor'un maçlarında kenarda kırmızı eski bir Opel görürsünüz, Emin'in özel arabasıdır işte o. Yüksel’in de futbol hayatı bitmişti. Yedek kaleci; bidon lakaplı Şanver ise yaralı kurtulduğu kazanın ardından Altay formasıyla milli takıma kadar yükseldi. Milli kaleci, bir dönem Beşiktaşımız'da da oynamış Fatih Uraz'ın kaburgaları kırılmıştı, futbola devam etti ancak bir daha form tutamadı. En trajik hikaye ise Nasır'a düştü. Nasır kazadan sonra Kayseri'ye transfer olmuş, transfer parasıyla da spor bir araba almıştı kendisine, o arabayla bir kaza daha geçirdi Nasır, yüksek hızla giderken, perte çıkan arabadan sağ kurtuldu ancak hız tutkusundan vazgeçmedi, sonu ne yazık ki yine bir trafik kazasında gerçekleşti. Final Destination tadında adeta Azrail peşine takılmıştı Nasır'ın, ama bu film değildi, ölüm buz gibi soğuk bir sondu...

Samsun'da kaza unutulmadı diyebiliriz en azından şekil itibariyle. Şehrin hemen girişinde 20 Ocak parkı vardır o kara günün ve kaybedilenlerin anısına. Muzaffer Badaloğlu halı sahası vardı bir dönem hala açık mı bilmiyorum gerçi, bir de unutmadan ekleyeyim Samsunspor'un tesislerinin adı "Nuri Asan Tesisleri"dir. Ve en çok da kırmızı beyazın yanına 3. renk olarak eklenen matem rengi siyah unutturmayacaktır 20 Ocak 89'u.

Çok küçüktüm, 5 yaşımdaydım... O günden aklımda kalan en net imge, babamın Nuri Asan'ı anarken defalarca kolunu makara şeklinde kullanarak "hadiiii hadiii" deyişiydi.

94'te kaybettiğimiz altın saçlı güzel çocuk Müjdat Gürsu'yu da analım 20 Ocak vesilesiyle.

Futbol şehitlerinin anısına... Mekanları cennet olsun...

5 Yorum:

tathar dedi ki...

çok güzel ve içten bir yazı olmuş...

AQ-47 dedi ki...

O günleri Samsun'da yaşamak ne kadar anlamlı, yıllar sonra lige dönen takımın bir de Müjdat'ı kaybetmesi ne kadar hazin...Binbir güçlükle kurulan o kadronun zaman geçip de küme düşmesi ne kadar ayıp...Otogar'ın yeri değişmeden önce her Samsun'a girişimizde o parkı görmek ve o acıyı Samsun'a gelmenin mutlluğuyla beraber yaşamak...O yas artık Samsun'da yaşayandan çok memlekete dönenlerin aklındadır artık, her eve dönüşte deşilir yaraları...

Dovvah dedi ki...

Bir Samsun'lu olarak bu paylaşımı için Bafra'lı hemşerime teşekkürlerimi sunuyorum..

Bu ve bunn gibi acıları hatırlamak ama bir daha yaşamamak...

AQ'nin de dedigi gibi Samsun'un girişinde, limanın ordaki Gençlik Parkı'ının önünde (şu anki raylı ulaşım inşaati nedeniyle onun da önü kapandı ya, hoş) yer alan levhaya her bakışımız, o yürek acıtan kazayı zihnimizin en ön sırasına işliyor...


bir daha yaşanmaması adına...




deplasmana gideceklerdi ... :((

threepoint dedi ki...

ben teşekkür ettim hemşom.

alttaki pankartta göreceğin üzere, biz Beşiktaşlı'yız.

yazıda unuttuğum bir ayrıntıyı hatırlatmak da isterim, fenerli Turan Sofuoğlu o sene takımının 100. golünü atmış, karşılığında ödül olarak kazandığı arabayı Samsunspor'a bağışlamıştı.

Dovvah dedi ki...

evet evet, ben de hatırlıyorum Turan'ın 100. golünü ve Samsunsopr'a bağışladıgını..

dipnot için de ayrıca sağol.. ;]

Yorum Gönder

Ara