.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
30 Aralık 2009 Çarşamba

ZevzekleşiYorum

Boş Beleş

Ho ho ho…. Selamlar herkese… Ho ho ho… Yılbaşı nedeniyle bu yazıyı noel baba kostümümle yazıyorum, farkında değilsiniz tabii. İnanmıyor musunuz? Ekşibeşiktaş kastı, webcam mi açalım diyorsunuz? Ho ho ho… Ona da varım. Zevzekleşiyorum, o halde varım!

Ah be sitemizin vefakar okuyucuları. Vefakarsınız vefakar olmasına da, daha bir cefakarlığınızı göremedik. Hazır liglere ara verilmişken artık kendi dertlerimden bahsetmek istiyorum. Beşiktaş, Beşiktaş diyerekten yedik güzelim 2009’u. Sonra bir bakmışım işten atılmışım, kız arkadaşımdan ayrılmışım, evimden olmuşum. Bu ne ya? Reva mı bu bana yapılanlar. “Ne yazmışlar lan siteye, yeni bir şey var mı acaba” diyerekten, civelek gibi koşturmasını biliyorsunuz da, şu siteye her tıklayan 1 lira verse, güzel kardeşiniz beautiful freak ve kendisi gibi perişan (başta spirit) nice yazarımız ekmek yese, fena mı olurdu?

Garip bir yıldı hepimiz için. Hadi şimdi gelin itiraf edelim, o kadar da kötü değildi. Biz ne yıllar gördük içinde kupa olmayan, ne kupalar gördük içinde şampanya olmayan. Fakat 2009 yılını öyle ya da böyle karlı kapattık. Neyse ki vefalı bir insanım da, iki kupayı unutarak yorum yapacak kadar şuursuzlaşmıyorum!

Haftalık değerlendirmeleri ile Turkcell Süper Lig’in adeta şifrelerini çözen ZevzekleşiYorum köşesi, bu hafta da haftalık değerlendirme bizi kesmez, devreyi de şöyle bir gözden geçirsene be hacı diyenler için, 2009-2010 yılının ilk yarısını masaya yatırıyor.

Sezona şampiyonluk parolası ile başlamayı isteyen ekiplerden Beşiktaş, uzun süre bu parolayı unuttuğu için lige oldukça geç başladı. Hep diyoruz, şu parolayı bir yerlere yazın diye ama dinleyen kim? İki kupa almasına rağmen yeni sezona da sancılarla girmeyi başaran Beşiktaş, pahalı transferleriyle kendi kendine dolandı ne yazık ki. Önce İsmail Köybaşı transferinde başlayan homurtular, “2009 yılı en saçma transfer ödülü”nün tartışmasız sahibi Rodrigo Tabata ile “Gaziantep’e başkan olsana” ‘ya kadar vardı. Bir de Nihat ve Ferrari gibi isimlerin de geldiklerinde tartışılır olması üzerine Türkiye’nin en kırılgan camiası, yaptı yine yapacağını ve henüz 8. Hafta geçilirken tribünlerde yaşanan çirkinliklerle 2009’un unutulmaz görüntülerinden birine ev sahipliği yaptı.

Kötü başlayan, oyun olarak pek umut vermese de, aralarında Fenerbahçe ve Manchester United gibi güzel zaferleri de kapsayan bir yükselişle devam eden, sonra yine aynı şekilde çakılmayla biten ilk yarının biraz olsun iç ferahlatan isimleri İsmail Köybaşı ve Ferrari idi. Tabata ve Nihat gibi iki moral bozucu ismin yanında, neredeyse kusursuz oynayan Ferrari ve genç yaşına rağmen oyun aklı ile geleceğe dair umutlar veren İsmail, Beşiktaşlıların transferdeki tek tesellileri idi.

İkinci yarı için Delgado’nun dönüşünü, Nihat’ın yeniden doğuşunu, Denizli’nin orta sahadaki sertliği bozmamasını ummaktan başka çaresi olmayan Beşiktaş için yeni yıldan en büyük beklenti gol’den başka bir şey olmasa gerek.

Ligin ilk yarısının lideri Fenerbahçe ise, bir ara bocalasa da, ilk yarıyı olabilecek en iyi şekilde bitirmeyi başardı. Üç kulvarda da yoluna devam eden Fenerbahçe, lige en iyi başlama rekorunu kırmasının ardından, kendisi de hafiften kırılınca devreyi ancak lider bitirebildi. İkinci yarı şeker gibi fikstüre sahip Fenerbahçe’nin bu senenin şampiyonu ilan etmemek için tek sebebim Beşiktaşlı olmamdır. “Evet, Beşiktaş’ın şampiyonluğuna inanmıyorum ama bir güç var” diyerek kendimi avutuyorum ancak ligin en dengeli kadrosuna sahip Fenerbahçe’nin önüne, bu fikstürle geçmenin çok da kolay olmadığını biliyorum.

Galatasaray ise başka bir alem. En keyifli maçlar gerçekten sahadakilerden biri Galatasaray ise oynanıyor ancak futbolda başarının net karşılığı her zaman zevkli futbol ile gelmiyor. Sene başında da çokça dile getirdiğimiz gibi forveti kaval, defansı şeşhane olan Galatasaray, başına gelen sakatlık şanssızlıklarına rağmen yine de makul bir ilk yarı performansı ile kapattı devreyi. Zaten birbirleri ile sürekli aynı skorları almayı başaran ezeli rakipler, yine benzer performansla lig, kupa ve Avrupa’da tatmin edici skorlar aldılar. Fakat kazandığı maçların çoğunda rakip forvetlere duacı olan Galatasaray, defansın ortasına ya da orta sahanın ortasına takviye yapılmazsa, yine sadece Kewell, Baros, Keita gibi isimleri övmekle geçen bir sezonun sonunda, ellerim bomboş şarkısını söyleyebilirler.

Sezon başı transfer sürecinde Beşiktaş ile papaz olan Kayserispor ile, kendi kendine gelin güvey olarak Beşiktaş ile papaz olan Bursaspor ise ilk yarının en başarılı Anadolu temsilcileri idi.

Kayserispor zengin olarak çıktığı Mehmet Topuz savaşından bir de Gökhan Emreciksin’i ganimet olarak almış, bunla da yetinmeyerek bir de Gençlerbirliği ile James Troisi savaşına girip kazanmıştı sezon başında. Elinde hali hazırda, Türkiye liginin sorunlu ama verimli yıldızlarından Cangele’yi bulunduran, yanına da Ariza Makukula’yı alan sarı kırmızılılar yıllardır sahip oldukları az yiyip az atan takım hüviyetinden sıyrılmayı başararak, az yiyip gol atabilen bir takım oldular nihayet. Böylece devreyi neredeyse lider bitireceklerdi ki, buna Şifo’nun Antalyaspor’u izin vermedi.

Bursaspor ise savaşan takım anlayışının ligdeki yegâne temsilcisi. Beşiktaş ile yolları kesişmiş birçok ismi bünyesinde barındıran camia, Sercan ve Volkan Şen gibi kendi değerleri ve İvan Ergiç gibi ligin en enteresan topçusu ile ilk yarıyı beklediğinden de iyi yerde bitirdi. Beklediğinden de iyi dedim ama belki de bunu bekliyorlardı da, ben beklemiyordum yahu. Gösterişsiz bir kadro, gösterişsiz bir teknik direktör ve gösterişli sonuçlar. Stat atmosferinin en üstte olduğu şehirlerinden biri olan Bursa, büyük ihtimal seneye Avrupa’ya gidecek takımlardan biri olacak.

Trabzonspor, daha baştan tutmayacağı belli olan bir mayayı uzun süre tutsun diye beklemeden yollarken, yıllardır her başı sıkıştığında döndüğü yerlinin de yerlisi formülünde, x yerine yine aynı ismi koyarak, Şenol Güneş ile bilmem kaçıncı nikahı kıydı. Kadrosunda bariz bir kalite sıkıntısı olan takımın, Şenol Güneş ile nerelere geleceği pek merak konusu olmasa gerek. 2010 yılında Trabzonspor için asıl beklenti, büyük ihtimal önümüzdeki devrenin sonunda başlayacaktır.

Ligin istikrarlı takımı İstanbul Büyük Şehir Belediyespor, yine istikrarını sürdürdü ve Beşiktaş’tan puan çalmayı başardı. Sivasspor’u kafa kola alıp, Tum ve Sylla gibi iki yabancıyı alan Belediye, mütevazi kadrosu ile yine ligi üst sıralarda bitirmeyi başardı. Ne ineyim, ne çıkayım derdindeki takımın şu an için en büyük misyonu, İstanbul’dan uzaklaşmak istemeyen futbolcuların sığınma kapısı olması, olsa gerek.

Gençlerbirliği ise, geçen sene bir kaynaktan iki takım çıkarayım derken düşmek üzere olduğu için, bu sene tek bir takıma konsantre olup, eli yüzü bir takım oldu çıktı. Ligin en iyi sol beklerinden Aykut, ligin yeni çalım çılgını Hurşit, Cm’cilerin yüzünü güldüren Harbuzi ikinci yarı çok daha yukarılara çıkabilecek bir Gençlerbirliği’nin anahtarları olabilirler.

Ligin hayal kırıklığı yaşayan takımlarından Gaziantepspor, bir dolu teknik adama sahip olmasından ötürü, önce göze hoş gelen futbol beklentisi doğurup, ardında da fare doğurarak orta sıradaki yerini sağlamlaştırdı. Bir dolu Güney Amerikalı ve Portekizli hocaları ile lige renk getirdikleri kesin ama kendi açılarından bakınca, renkli ligler puan durumu pek parlak sayılmaz.

Şifolu Antalyaspor emeklilikleri yaklaşan futbolcuların Antalya’da yazlık almasından istifade ederek kurduğu kadrosu ile kendinden beklenmeyecek şekilde başarılı olmaya devam ededursun, Atom Karıncalı Eskişehirspor kadrosunun kalitesiyle paralel bir başarı gösteremedi ilk yarı boyunca. İkinci yarı için Eskişehirspor’un daha yukarılara çıkması mümkünken, Antalyaspor için ise amaç en başta ligde kalmaktan başka bir şey olmasa gerek.

Gelecek yıl da zevzekleşiyorum köşesinde değerlendirilebilmek için çırpınan kulüplerimiz ise, Sivasspor, Ankaragücü, Kasımpaşaspor, Diyarbakırspor, Denizlispor ve Manisaspor da ulen ben bunları yazdım ya sanki, artık kendimi tekrarlıyorum galiba. İşte Bu gruptan Denizlispor ve Diyarbakırspor düşer diyerek fazla uzatmıyorum. Her takıma bir şeyler yazmak, ne kadar da sıkıcıymış be. Bana ne ulen Ankaragücü’nden, şu hale bak ya, resmen rezillik. Yarın yılbaşı yahu. Yeni bir yıl geliyor, neşe dolmam lazımken şu yaptığım işe bak.

Her neyse efendim, 2010 hepimizin yılı olsun. Öpüyorum hepinizi, her yerinizden.

7 Yorum:

shelbyl dedi ki...

Turkiyeli akliselim futbolseverler Gokcek faktoru sebebiyle reiki gondererek Ankaragucu'nu dusurecekti ki bu duruma uyanan Gokcek Umit Ozat'i takima getirerek 65 milyon Fenerbahceliyi arkasina aldi.

Ben ala daha Ankaragucu dussun istiyorum, Diyarbakirspor kalsin. Ali Ipek denen adamdan kurtulmak da Turkiye spor camiasi icin isabetli olacaktir.

shelbyl dedi ki...

"ala daha" yazarak Trakyali oldugumu da gostermisim lan. Ben de yeni küşe başlatçam zati, Zevzekleşiiüüm diye.

Eser Gokulu dedi ki...

Zevzekliğin lüzumu yok freak ! İÇERDE Kasımpaşa'dan 3 yediler - 7 olması işten değildi; İÇERDE 70 dakika aşamadıkları Sivas savunmasını ''ofsayt'' gol ile geçtiler. İÇERDE Ankaragücü'nü çizgiyi geçen topun devam ettirilmesi sonucu mağlup ettiler. Ben razıyım sürekli içerde oynasınlar. :)

Yok efendim, başarıyı gölgelemek değil amacımız, dilerseniz Beşiktaş'tan ve ligin son 3 haftasından da yola çıkabiliriz, söylemek istediğimiz çok açık ve net; Anadolu ekipleri ve 3 büyükler arasındaki kadro kalite farkı belki hala çok büyük ama oynanan oyun ve sergilenen mücadeleye baktığımız vakit koyar geçeriz demek ve fikstür avantajından söz edebilmek eskisi kadar kolay değil. Buna bir de ''biz büyüğüz, hücum etmeliyiz, elimizden geldiğince ofansif çıkmalıyız'' zihniyeti eklenince, daha İstiklal Marşını söylerken puanı garantileyen Anadolu takımlarına rastlayabiliyoruz.

Zaten M.Denizli olası başarılının küçümseneceğini bildiği için takip mesafesini bu kadar açıyor, yoksa cidden sıkıntı falan yok. Onun da fantezisi bu işte, 4.lükten 5.likten gelip Şampiyon olmak daha tatlı geliyor demekki :)

tanju dedi ki...

yazını gene sonuna kadar okudum (böyle ankaragücü, bursa filan da yazdığından, çuğusu paragraf atlıyor:) ve bence 2010 senin yılın olacak freak.

not: ankette de sana oy verdim.

Gökhan dedi ki...

@ beautiful freak

2010'da önce delgado geri döner,sonra da diğer problemlerin biter umarım,bir de blog un en iyimseri olarak sen bile f.bahçe şampiyonluğa yakın diyorsan biz ne yapalım ?

lakerda dedi ki...

Umarım bir izmir takımı artık süper lige çıkar, tercihim bağrından koptuğum k.yaka ama hiç farketmez.

Kara dedi ki...

Gençlerbirliği'nin bütün olayı bence Thomas Doll'den kaynaklı..Çok iyi bir teknik direktör..Türk futboluna lazım denebilecek kişilerden..

Ben de Lakerda'nın dileğine katılıyorum..Umarım bir İzmir takımı lige çıkar artık..Altay'ı çok isterim..Takip ettiğim bir takım olduğu için de çıkabilecek kapasitede bir takım olduklarını söyleyebilirim..Biraz dengesiz ve bence düşüşe geçecek Karabük var..Onların yerine ilk 2 de yer alıp süper lige çıkabilirler..Ancak yapılanma olarak en iyi gelen İzmir takımı da Bucaspor tabiki..Onlarında şansı azımsanmamalı..

Yorum Gönder

Ara