.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
15 Aralık 2009 Salı

ZevzekleşiYorum

Nasıl anlatsam, nereden başlasam? Kaç kişiydik o zaman, blog kurulalı bir sene olacak yakında, bakın kaç kişi olduk şimdi. Bir araya gelsek Abdi İpekçi Erkek Yurdu'nu aratmayacak cinsten yazar kadromuz ve sağolsunlar, var mı yeni bir şeyler diye F5'e basmaktan usanmayan okuyucu topluluğumuz ile gelinen nokta tatmin edici ancak, yeterli mi? Değilmiş meğer. "Bana sorsalar iyiydik ya böyle" derdim de, o kadar çok kafa var ki, her kafadan bir fikir çıkıyor. Yazarların kafası torba değil ki büzelim, çaresiz boyun eğiyoruz bazı fikirlere. İşte, iş bu yazıyla birlikte, her salı sizlerle futbol dünyasında yaşananları değerlendireceğimiz bu yeni köşemiz de az önce bahsettiğim fikirlerden sadece biri. Neymiş efendim, haftaya genel bir bakış yapılacakmış, gündemdeki konular esprili bir şekilde değerlendirilecekmiş vesaire, vesaire. Parası olmasa çekilecek iş değil gerçekten, ancak neylersiniz ki hayat gailesi... O yüzden hadi efendim, başlayalım.
Haftaya damgasını vuran olay kuşkusuz ki, Beşiktaş'ın Manisa'da 2 puan bırakmasaydı, dersek yalan olur elbet. Yani bana göre haftaya ıstampayı (ne uydurma bir kelime be) tabii ki içinde Beşiktaş'ın olmadığı bir konu vuramaz. Ne yazık ki kendimde sevmediğim iki özellikten birincisi çok fanatik olmam, diğeri ise mükemmelliyetçiliğim. Fakat az biraz düşününce, haftanın olayının tek kelime ile Fenerbahçe olduğunu söylemek, pekala da mümkün. Tabii şimdi, o nasıl olay lan! diyen arkadaşlarımız vardır. Var öyle lanlı, lunlu konuşan arkadaşlar aranızda, biliyorum. Bu yaştan sonra onlara bir şey demek de istemiyorum, kendileri bilirler. Ancak sadede gelirsek, Fenerbahçe'nin son zamanlarda başlı başına olay olduğunu kabul etmek gerektiği hususunda ısrarcıyım şahsen.
Eskişehirspor maçından sonra Aziz Yıldırım'ın hakemlere yönelik isyanı, seks partileri, Kazım Kazım'ın vukuatları, Önder'in içkinin şişede durduğu gibi durmadığını bilmemesi, Ankaragücü maçının son dakikasında yaşanan top kaleyi geçti mi, geçmedi mi tartışması (Piero aleti geçti diyor, ben de Del Piero'nun yalancısıyım) Roberto 'çakal' Carlos'un vedası.... Fenerbahçe değil sadece bu hafta, önümüzdeki 10 haftaya yetecek kadar malzemeyi kısa bir süre içerisinde üretmeyi başarmış gözüküyor. Eeee, sonuçta koca cumhuriyet. Napalım? Ezeli rakibimiz ve ebedi dostumuz Fenerbahçe camiası için iyi dileklerde bulunmak için gerekli olgunluğa erişemediğimiz için, içinde bulundukları kaosun büyüyerek devam etmesini dilemek en doğal hakkımız olsa gerek.
Ligin taze lideri Kayserispor ise ayrı bir alem. Beşiktaş için ilk haftalar şampiyonluk yarışından kopmakla geçedursun, o sıralar Kayserispor teknik direktörü Tolunay Kafkas da bıçak sırtında günler geçiriyordu. İlk üç haftada galibiyetle tanışamayan Kayserispor, öyle bir çıkışa geçti ki bir de baktık, lider olmuşlar. Halbuki daha sezon başında çok bilmiş otoritelerimiz, bu sene lig eskisi gibi olmayacak, ligde kopmalar olacak diye buyuruyorlardı. Ne haberrrr?
Beklenen kopmalar olmadı zira artık bu ligde herkesin kabul etmesi gereken bazı gerçekler var. Trabzonspor, Bursaspor, Kayserispor, Eskişehirspor gibi deplasmanlarda puan kaybetmemek çok zor, bunun dışında daha İBB ve Gaziantepspor gibi ne zaman, ne yapacakları belli olmayan takımlar da eklenince, artık üç büyüklerin kolay kolay kopup gidemedikleri bir lig ortaya çıkıyor.
İşte bu senenin sürprizi de Kayserispor. Yıllardır Tolunay Kafkas'ın kafasındaki önce defans anlayışının üzerine, Cangele, Gökhan Emreciksin ve Makukula gibi kaliteli isimler eklenince, ilk yarıyı lider dahi bitirme fırsatları ayaklarına kadar geldi. Bu arada şu ligin ilk 5'ine bakınca da garip bir tablo ortaya çıkıyor. İlk beşteki 2 takım ezeli rakibimiz, diğer iki takım da bir şekilde kavgalı olduğumuz kulüpler. Demek ki neymiş, Beşiktaş şu tabloda zirveye çıkarsa, normalden çok daha keyifli bir durum sözkonusuymuş.
Haftanın bir diğer ilginç olayı da, Bursa'da yaşandı. Çok konuşulacak hakem kararlarının ardından, Bursaspor, Ankaraspor'u üç gol ile...... Neyse, daha fazla uzatmaya dayanamayacağım. Zorla komik olmaya çalışıyorum sadece.
Antalya'dan zor bela üç puanla dönen Galatasaray cephesinde ise yeni bir şey yok. Komik defans hataları, her maç gol yeme alışkanlığı (tam olarak Beşiktaş'ın üç katı kadar gol yemişler) ve kazanmak için yıldızların ekstra performansına ihtiyaç duyan total futbolları ile bu haftayı bir şekilde kotardılar. Ancak gelecek için bu anlayışla pek ümitvar olmak mümkün değil onların adına. Kendi adımıza ise, ohh ohh Disko Disko...
Beşiktaş'a gelince. Eldeki en ideal kadronun sahaya çıktığı Manisa deplasmanında, ortalama bir oyun ile 2 puan kaybedildi. Belki karşıdaki takım Manisaspor gibi konsantre olmasaydı, bu oyunu kazanmaya yetebilirdi ancak büyük maçların gaz takımı Manisaspor, iştahlı oyunu ile bu fırsatı vermedi Denizli ve onun talebelerine. (Nasıl kalıp ama? "Denizli ve onun talebeleri", yaşlanıyorum galiba?)
Fakat bir tespitim olacak ki, Beşiktaş'ın şu ortalama futbolu dahi ezeli rakiplerinden daha derli toplu gibi. Şimdi katılmak zorunda değilsin, hemen polemik ortamı yaratma ancak, şu yakalanan standart maç tablosuna göre dahi, rakiplerine çok az pozisyon verip, her maç öyle ahım şahım olmasa da hücumdaki isimlerin kabız gününe denk gelinmediğinde bir şekilde golü atacak bir yapısı var Beşiktaş'ın. Kabız dedim de, aklıma bakın kim geldi? Kim olacak yahu, Nihat var ya, hani azcık boydan kısa, gözlerinin altı şiş şiş olan çocuk. Ha işte o, ondan bahsediyorum. Nobre değil, Nobre konusunu tartışmak yasaklandı, haberin yok tabii senin.
16 haftanın ardından atılan bir gol ve yapılan nice bencillik. Kibir golcüye yakışır dedi geçen bir arkadaş, çok güzel dedi çok da güzel iyi dedi amma ve lakin işte gol atamayan golcüyü de antipatik yapıyor şu kibir mereti. Nihat gibi yapabilecekleri ile yapamayacakları arasındaki çizginin net olarak çizildiği futbolculardan ümit, kolay kolay kesilmez. Zira gücünü toplayan bir Nihat, sadece şut yeteneği ile dahi gün gelir takımın en önemli parçası olur.
Kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut. Ligin alt kısımlarına gelirsek, Denizlispor haydı huydu derken bu sene sonunda özlemini duyduğu 2.lige gidecek gibi. Dile kolay, kaç senedir çabalıyorlar ama hep son haftalarda bazı şanssızlıklar yüzünden gidemiyorlardı 2.lige ancak, bu sene o şanssızlığı yaşamayacak gibiler. O sene bu sene, o takım bu takım galiba. Denizlispor'u biraz geride olduğu için ayrı koyarsak, ligden düşecek üçüncü takım olmak için kimler yarışmıyor ki? Geçen senenin lig ikincisi Sivasspor, efsanevi isimlerimizden Ziya Hoca'nın Diyarbakırspor'u, her lige çıktığı sene futbolseverleri "bir İstanbul takımı daha lige çıktı, keşke İzmir takımı çıksaydı onların yerine" şeklinde üzen Kasımpaşaspor ve 100 yaşında mutlu olamayan Ankaragücü.
Bu kıyasıya rekabette en şanssız takım şu an için Diyarbakırspor gibi gözüküyor. Ankaragücü'nün dağınık ama yetenekli kadrosunun devre arasında toparlanma ihtimali, Sivasspor'un havalar soğuyunca kış olimpiyatlarına ev sahipliği yaptığı stadında puanları toparlaması, Kasımpaşaspor'da Yılmaz Vural faktörü derken, ihale Diyar'a kalıyor gibi, sanki, belki, kısfmet...

12 Yorum:

Erol dedi ki...

kısfmet:)

Fekology dedi ki...

hehe güzel bi yazı okurken keyif aldım açıkcası..tabi bir de söylediklerinin tamamına yakın bi kısmı benim kafamdaki düşüncelerle aynı olması daha da güzel.. :)

tanju dedi ki...

ahahahha sen yazınca ben hep okuYorum bituful. epeydir yoktun ve sen yokken meye-vassel ikilisi savunmanın arkasına sarkmaya başlamışlardı :(

barış dedi ki...

tam olarak 3 katınız gol yesek de, averajımız sizinkinden fazla, bu futbol ligi kotarır anca da diyemiyonuz avrupada lideriz, neeaber? sezon başında nasıl hayvani formumuz varsa, şimdi de form düşüklüğü var, o ya da bu şekilde son haftaya kadar gider bu iş, sizin 2 ay önce ağlayan halinizi de biliriz.

romanista dedi ki...

Haftanın olayı bobo'nun golüdür.

@barış,
celallenmeden önce bi başlığa baksaydın keşke.
neyse ya...
ben Abdi İpekçi Erkek Yurdu'nda kaldım daha...hey gidi günler....

marpione dedi ki...

barış ironi mi yapıyorsun yoksa içindeki fenerli canavar mı uyandı bir anda hahahah. o nasıl bir gazdır öyle belli değil.

tathar dedi ki...

ellerine sağlık frikciğim güzel olmuş.

Jokond dedi ki...

frikciğim çok güzel çıkmışsın

frikçiğim bu ne lan gözüm gibi. mis gibi ajksgjdad

Fatih dedi ki...

ahaha, galatasaray'in yildizlarin ayagina bakan futbolu dedikten sonra besiktas icin de

"her maç öyle ahım şahım olmasa da hücumdaki isimlerin kabız gününe denk gelinmediğinde bir şekilde golü atacak bir yapısı var Beşiktaş'ın"

demek de ayri birseymis. ne fark var ikisi arasinda? iki takim da ayaklara bakiyor. ernst'in ayagina, bobo'nun ayagina ya da kewell'in keita'nin ayagina. tamam defans anlayisi guclu besiktas'in ancak gol atmasi da allaha kalmis, kismetse atiyor, degilse daglar taslar dovuluyor.

neyse, birinci yilinizi da bir galatasarayli olarak kutluyorum. blogunuz uzun omurlu olsun, besiktasli kardeslerimizin, gerci kardes diyince biriniz kiziyordu, dostlarimizin diyelim bakis acisindan hem bjk'yi hem de diger takimlari okumak zevk oluyor benim icin de.

barış dedi ki...

beni bilirsiniz, zevzekleşmek istedi canım.

Yorum Gönder

Ara