.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
9 Aralık 2009 Çarşamba

Saha Parselasyonu

Futbolun en temel gereksinimlerinden biri saha yayılımını iyi şekilde gerçekleştirebilmek. Zira o parselasyon kalitesi sizin sezon içerisinde yaptığınız çalışmaları ortaya koyuyor. Sporcuların belli prensipler ve planlar içerisinde hareket edip etmediklerini bu değerlere bakıp anlayabiliyorsunuz. Günümüz futbolunun geldiği noktaya baktığımızda takım içi görevlerin iyice belirginleştirildiğini görüyoruz. Avrupa'dan herhangi bir maçı açıp izlediğinizde orada görevlendirilmiş bir oyuncunun hangi bireysel taktikle sahada yer aldığını anlayıp yorumlayabiliyorsunuz. Bunu hem saha içinde görebiliyorsunuz hem de kadro planlamasında. Oyuncuların kulüp içindeki misyonları, kendilerinden beklenenler, takım içi rolleri belli. Bu zaten "görev dağılımı" prensibiyle çalışan tüm iş kollarında böyle, futbolla sınırlamak ta doğru değil; Görev tanımları yapılır, sorumluluklar tebliğ edilir ve o işin en iyi şekilde kotarılması için gerekli çalışmalar yapılır. Bu bağlamda bir takımın sahaya ne kadar iyi yayıldığı, o takımın ne kadar organize olduğuyla ilintilidir. Sahaya iyi yayılmak için iyi oyuncularınız olması gerekmez. İyi oyuncularınız varsa sadece bu çalışma süresini kısaltıp hızlı yol alırsınız, hepsi o. Bugün zaten Avrupa'da oynayan irili ufaklı bütün takımların benzer prensipleri temel aldıklarını görüyoruz. "Yetenek" adı verilen, çalışmayla kazanamadığınız değerler de sizin diğer takımlarla aranızdaki farkı ortaya koyuyor. Neticede yetenekle organizasyon arasında da işte böyle bir bağ oluyor. Yetenekli ama organize değilseniz gidebileceğiniz yer kısıtlı oluyor. Yeteneksiz ama organize iseniz yine belli noktalarda tıkanıyorsunuz. Hiç şüphesiz bunun ideali belli. Öyleyse bir futbol takımında veya her hangi bir takım sporunda organize olmayı temel alma gereği açık. Chelsea takımının dağılımına bakalım. Sol açık Ashley Cole rakip yarı sahada çizgide. Diğer kanatta aynı paraleldeki isim ise Branislav Ivanovic. Chelsea iki bekini öne çıkarmış. İki stoperin arasında John Mikel Obi var. 4-1-2-1-2 düzeninin "çapa" sı konumunda. Kağıt üzerinde orta göbekte oynayan Essien / Lampard / Joe Cole birbirine yakın şekilde olmaları gereken yerdeler. Drogba stoperlerin arasındayken Anelka ters kanattan forvet çoklayıcısı olarak ceza sahasına koşmaya hazırlanıyor. Peki ya Arsenal. Aslında saha içi düzeni üzerine söylenecek söz yok. Savunma tek hat üzerinde ve kontrollü. Sağ ve sol bek saha bir milim bile farklı pozisyonlarda değiller. Savunmanın önünün savunucusu Alex Song olması gereken yerde, onun önündeki dörtlü hat halinde sıralı ve ileride de tek forvet; Eduardo. 4-1-4-1 dizilimini net olarak görüyoruz. Şüphesiz Arsenal 4-1-4-1 oynamıyor, 4-3-3 ararsak bulamayız burada ama 4-3-3'ün saha içinde alabileceği şekillerden birini görüyoruz. Chelsea'nin karşısında Beşiktaş olsaydı ne olurdu bir de ona bakalım. Sol bek İbrahim Üzülmez kanattaki oyuncuyu değil, hemen 10 metre önünde olan forvet arkasını marke ederdi, zira top kendi kanadına gitmiş olsa dahi, onun markajcısı olduğu oyuncu Ivanovic değil. Anlayış bu olduğu için bizim sol önde oynayan oyuncumuz, misal Tello depar atıp fotoğrafa topun gitmekte olduğu oyuncuyu karşılamaya gelirdi. Oysa modern futbol bize bir başka hikayeyi anlatıyor. Alanını kaybetmemeyi, -bize geyik gibi geliyor ama- bloklar arası koordinasyonun kusursuzca yerine getirilmesinden bahsediyor. Şimdi bu alan parselasyonu, aylarca -belki yıllarca- yapılan çalışmalar sonucu elde edilen saha içi düzeni... Bizim Beşiktaşımıza ne kadar uzak kavramlar değil mi? Bırakın taktiksel kararlılığı, her hafta değişen oyuncu kadrosu bile bizim bu değerlere ne kadar uzak olduğumuzu ortaya koyuyor. Siz her maç değişik kadrolarla, değişik taktiklerle ve büyük küçük ayırt etmeden rakibe göre oynarsanız Manchester'ı, Fenerbahçe'yi "the maç" ta yenebiliyorsunuz. Uzun vaadede kaybediyorsunuz. Tıpkı Galatasaray gibi. Onlar da kısa vadede kaybediyorlar. Bu sezon büyük ihtimalle arkamızda kalacaklar. Ama bugün sorduğunuzda hepinizin anlatacağı bir Galatasaray ekolü vardır. Rakip yarı sahada oynayan, pasa dayalı bir futbol anlayışı. İşte böyle bir anlayışı oturtmak için bizim de bazı yılları kaybetmeyi göze almamız gerekiyor. Mustafa Denizli'yle maç kazanıyor olsak da zaman kaybediyoruz. Mustafa Denizli aksini iddia etse de, istatistikler bir çok gerçeği ortaya koyuyor. Pas ağının en aktif iki oyuncusu iki stoperimiz. Sol ve sağ beklerimizin en çok pas verdikleri oyuncular yine stoperler. Kaş aldığı topu Sivok'a atmış, Üzülmez aldığı topu yine Sivok'a atmış. Sivok dönüp Ferrari'yle paslaşmış ve iki tercihte bulunmuş; Ernst ve Bobo. Bobocuğumuz aldığı topları tekrar Ernst'e atmış. Beşiktaş'ın hücum planı işte böyle bir şey. Orta sahanın göbeğinde oynayan İbrahim Toraman'ın adı yok listede. Halbuki hücumda pres altında oynamayan tek oyuncu değil miydi o? Tello nerede listede peki? Dün en iyi oyunlarından birini oynayan Fink nerede? Unutmadan söyleyeyim Rüştü'den Bobo'ya atılan pasların benzerini neden göremiyoruz CSKA'da? Ruslar bilmiyorlar mı bu işi acaba? Gelelim saha dizilimine. Yukarıda Beşiktaş CSKA maçının sonundaki saha dizilimi var. Aşağıda da örneklendirmek açısından aldığım iki maç. Aşağıdaki saha dağılımlarına bakar mısınız? Peki yukarıda CSKA'nın dizilimine bir bakın. Dörtlü savunmayı kurmuş. Önünde iki oyuncu ile orta sahayı kapatmış. Son dakikada yaptıkları Dzagoev / Grigoriev değişikliği buraya yansımamış çünkü oyun hemen sona ermişti. Dzagoev'in de Necid'in arkasında görev yaptığını, görev tanımının, bireysel taktiğinin ne olduğunu ise söylemeye gerek yok zaten. Bir şu takımların dağılımına, bir de Beşiktaş'a bakar mısınız? Şu dağılımdan kişilikli futbol çıkar mı hiç Allah aşkına? Not: Saha parselasyonu ile ilgili resimler UEFA'nın sitesinden alınmıştır. Burada verilen değerler maçın son 15 dakikasındaki takımın dağılımını verir. Oyun genelindeki değil.

6 Yorum:

xabialanso dedi ki...

eline sağlık yazı güzel olmuş.Lucescu zamanında da savunma ön plandaydı ama çatır çatır da hücum yapar gol atardık,ilk 3 ay iyi futbol beklemeyin demiş ve 3 ay sonra takım yerine oturmuştu.luce bize kurmakta olduğu sistemi ömrü olmadığı için tamamlayamadı ama shaktar da o sistemi kurdu.MD göreve geldiğinden beri bir türlü bir sistem oturtamadı takıma. yani aslında tartışabileceğimiz bir sistem bile yok....

Bellamy. dedi ki...

takım çalışmıyor diyince çok bilmiş oluyoruz.bu takım kondüsyon dışında ne çalışması yapıyor acaba hala merak ediyorum!

korner organizasyonu yok, 20 tane korner atıyoruz maçta son 10 maçta korner golümüz yok.

saha içi dağılımı berbat. ibrahim kaş'ın nerede oynadığını bir türlü anlayamadım dün. hadi üzülmez adam adamaydı kaş ne yaptı, ilk golü yerken neredeydi?

şut çalışması yapılıyorsa bile komedi bir çalışma yapılıyor sanırım. bir takım bu kadar şut atar da gol atamaz mı. planı olmazsa, kim nereye koşacağını bilmezse atamaz.

kazanınca bazı şeyleri üstü örtülüyor evet ama jessie %100 haklısın, mustafa denizli'yle sadece zaman kaybediyoruz.

snn dedi ki...

son zamanlarda okuduğum en iyi maç analiz yazısı olmuş.

maç kaybedince o gitsin bu gitsin diye atıp tutanlardan nefret ediyorum. hiç bir dayanağı olmadan kelle kesenler yüzünden gram yol kat edemiyoruz.

ama önümüze böyle net analizlerle gelip "denizli ile zaman kaybediyoruz" diyebilen insanlara ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

eline sağlık jessie...

Erol dedi ki...

harika bir yazı. a4 e sığdırılıp kulüp email ve fax yağmuruna tutulabilir hatta.

sozcelykk dedi ki...

cska maçındaki oyun kurucu eksikliğini tribünden de buram buram hissedince delgadonun gelişini dört gözle beklemeye başladım. sanki delgado değil de karlı dağların ardından beyaz atına binmiş yalapşak saçlarıyla zidane gelecekmiş gibi hissediyorum

alper dedi ki...

bu yıl ki şampiyonlar ligi gruplarından abzı istatistikler.
Gol Krallığı; 6 g0l; C.Ronaldo - 4 gol; Dzeko, Owen, Krasic
Asist Krallığı; 4 asist; Fabiano, Necid, Vargas, Wendel - 3 asist; Gilardino, Seedorf, Malouda, Pjanic, Arshavin
En çok gol atan takımlar; Real Madrid(15), Fiorentina(14), Lyon(12), Arsenal(12)
En az gol yiyen takımlar; Bordeaux(2), Porto(3), Lyon(3), Barcelona(3), Sevilla(4), Chelsea(4)
En çok gol yiyen takımlar; Debreceni(19), Zürih(14), Rangers(13), A.Madrid(12)
En az gol atan takımlar; M.Haifa(0), Beşiktaş(3), A.Madrid(3), Juventus(4), APOEL(4), Rubin(4), Rangers(4), Olympiakos(4), AZ(4)
Topla oynama süreleri; (Tabii ki) Barcelona %69(50 dk), Liverpool %59 (34 dk), Manchester United %56(36 dk)
En çok kart gören takım; İnter (16 sarı/1 kırmızı), Real Madrid (17 sarı), Marsilya (14 sarı/ 2 kırmızı)
En az kart gören takım; Liverpool (3 sarı), Wolfsburg (3 sarı/ 1 kırmızı)
gol ve asist krallığı listesinde 2 cska lı olması ilginç.
en az gol atan takımlar listesinde bizle birlikte juve ve atletico madrid olması ilginç.
demekki hak eden hak ettiği yerde.

Yorum Gönder

Ara