.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
27 Aralık 2009 Pazar

Bir İlhan İrem Vardı: Kuntz-Kuntz-Kuntz!

Şu günlerde biz Beşiktaş’ın çıkan çivisi nerede diye ahlayaduralım, o çivinin hafiften sallanmaya başladığı yıllarda çivi gibi bir Alman golcüsü gelmişti İstanbul’a. Kuntz. Stefan Kuntz. 11 Numara Stefan Kuntz. Çivinin sallandığı yıllar dedim, zira sahada sonuçlar çok kötü olmasa bile, taraftar artık değişim istiyordu. Fazla tevazudan sıkılmışlardı. Yıldız yabancı, gösterişli transfer ve Avrupa’da başarı derdine düşmüşlerdi. Üç sene üst üste gelen şampiyonluk ve efsane Beşiktaş çok uzakta değildi ama o efsanede ne bir yabancı yıldız vardı, ne büyük transferler, ne de Avrupa başarısı... Edirne köprüsü taştan, var mı büyük Beşiktaş’tan? Galatasaray’ın altın tepside Beşiktaş’a sunduğu şampiyonluğu, Asena’nın poposunu elleyerek kutlayan Herr Daum, aldığı o gazla şampiyonlar liginde oynayacak takıma Johnsen, Aumann ve Kuntz gibi üç tane kalburüstü yabancı almıştı. Gerçi Aumann’ın pili çoktan bitmiş sonradan anladık, Johnsen deseniz kıymetini bilemedik, Kuntz’a da ilk geldiğinde yaşından dolayı burun büktük ama meğersem sadece bir sene kalan bu panzeri öyle kolay kolay unutamayacakmışız. Belleklerimize kazınan ilk Alman fidbolcu olacakmış, Marcus Münch ve Fabian Ernst’ten önce. Alman panzeri Beşiktaş’a transfer olduğunda yaşından dolayı şüpheler olsa da, yine de pek fazla çatlak ses çıkmamıştı gelişine. Yaşına başına hürmetten ötürü değildi elbette bunun sebebi. Alman Kuntz (bkz: alman ernst), elinde deyim yerindeyse kapı gibi bir özgeçmişle gelmişti. Bundesliga’da iki kere gol kralı olmuş, iki kere şampiyonluk kupası kaldırmış, bir kere yılın futbolcusu seçilmiş ve en çok gol atanlar listesinde de ilk ona girmiş bir futbolcuydu en nihayetinde. Rivayet odur ki, onun da özel seyircisi varmış ve sırf Kuntz’u izlemek için Almanya’dan kalkıp gelirlermiş İnönü’ye. (Var mı gerçekten böyle insanlar bilmiyorum ama Allah akıl fikir versin diyorum kendilerine, eğer varlarsa.) Şampiyon bir takıma gelmişti Kuntz. Ancak geldiği takım yukarıda da belirttiğim üzere, bir geçiş sürecindeydi. Yıllardır alt yapısıyla övünen takım artık yavaştan rakipleri gibi transferde adını duyurmaya başlamıştı. Ertuğrul Sağlam, Orhan Kaynak, Oktay Derelioğlu gibi bir Karadeniz hücum ekibi kurulmuştu. Defansta, ilk görevi maç öncesi yapılan “Alpay Kuntz’u buraya getir” tezahüratıyla, Kuntz’u tribünlere götürmek olan Alpay Özalan vardı. Bu isimlere eşlik eden öz Beşiktaşlılar ise Şifo, Takoz Recep, Sarı Fırtına, Atom Karınca ve Gökhan Keskin ile bir de o zamanların gencecik yıldızı Ali Rıza Sergen Yalçın idi. Şimdi kâğıt üzerinde tekrar bakınca, ne güzel bir kadroymuş diyor insan ama… Alman Kuntz, 1.80 boyunda, civan gibi bir delikanlıydı. Ne uzun, ne kısa sayılırdı ancak ligde bir tane dahi kafa golü atmaya muvaffak olamamıştı. Beşiktaş formasıyla attığı tek kafa golü, Rosenborg’u 3-1 yendiğimiz o makûs maçtaki açılış golüdür. Birden neden takıldım bu konuya bilmiyorum ama kafa golü atamamasının muhtemel nedeni Herr Daum’un getirmiş olduğu 3-5-2 sistemi olsa gerek. Şimdi atıp tutmanın manası yok, o zamanlar benim yaş 14. Futbol deyince anladığımız şey, haydi saldır Beşiktaş, ölümüne Beşiktaş’tan ötesi değil. Ancak geriye dönüp bakınca, golcülük hisleri Klinsmann’a benzer şekilde kurt gibi olan, Almanya’da bir dolu kafa golü atmış bu adamın Beşiktaş’ta kafa golü atamamasının sebebi daha ne olabilir ki? Her neyse, gereksiz yere uzatmanın manası yok. Şimdi Kuntz’u görmemiş arkadaşlara ne uzun, ne kısa dedik. Klinsmannvari gol koklardı dedik ve fakat yeterli olmaz bu tanımlar Kuntz için. Kuntz, Münch’ün temposunu, Ernst’in yüreğini, Klinsmann’ın gol koklayışını tek potada eritmiş bir futbolcuydu. Sanmayın ki Beşiktaş’ta sadece forvette oynadı. Takımda o kadar çok hücum oyuncusu var ki, Kuntz hücumdan kalan boş vakitlerinde sağ bek, sağ açık, orta saha, nerede boşluk varsa oraya yerleştirildi vatandaşı Daum tarafından. Tipik bir Alman olduğundan da ne ağzını açtı, ne işten kaçtı. Alman olmak zor iş gerçekten, ben olsam dakikasında kaçardım. Gel gelelim Kuntz’un Beşiktaş karnesine. 30 lig maçında 9 gol. Büyük maçlarda attığı tek gol, Galatasaray’a İnönü’de 2-1 yenildiğimiz maçta gelmiş. O maçın sonunda, stat Kuntz-Kuntz-Kuntz şeklinde inlemiş. Avrupa’da ise 2 golü var. Ne etti, 11. Böylesi ballandırılarak anlatılan bir forvet oyuncusu için çok fazla değil, değil mi? Evet, değil ama zaten o zamanın karman çorman olmuş Beşiktaş kadrosunda, yüreğiyle parlayan bir futbolcuydu Kuntz. “Asla pes etme” pankartının sahadaki resmiydi. Herkesin general olduğu, Şifo ile Sergen yan yana oynar mı polemiğinin tavan yaptığı bir dönemde lige çok kötü başlayan Beşiktaş’ta, azmiyle öyle bir fişekledi ki takımı ve taraftarı, 15 maçlık bir periyotta 14 galibiyet alan Beşiktaş’ın şampiyonluk potasına girmesinin mimarı oldu. Beşiktaş durmadan kazanıyor, statlar Kuntz-Kuntz-Kuntz diye inliyordu. Ligde artık sadece beş maç kalmıştı. Beşiktaş ve Fenerbahçe aynı puanda, hemen Trabzonspor’un arkasındalar. Daha da Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında maç yapılacak. Anlayacağınız camia şampiyonluk havasına girmiş. Rakibimiz ise o zamanlar oynadığımız her maçta, bizi biraz daha yaşlandıran Kocaelispor. Ankara’da, evimdeyim. Radyodan dinliyorum maçı. Garip totem denemelerim o zaman da varmış demek ki; maçı odamda, ışığı yakmadan dinlediğimi hatırlıyorum çok net. Maçın başları, tak Kuntz atıyor bir tane. Ben aman şımarmayayım, aman sevinmeyeyim, yoksa şimdi karma cezalandırılır diyemeden, şerefsiz karma daha bir dakika geçmeden Kocaelispor’a al da at dercesine bir pas veriyor ve beraberliği sağlıyor. Çok geçmeden bir gol daha… Karanlık odamda, dünyam kararıyor aynı zamanda. Dünya benim etrafımda dönüyor ya! Hep kendimi suçluyorum. Hatanın nerede olduğunu bulmaya çalışıyorum. İkinci yarı başlıyor, karma iyice insanlıktan çıkıyor. Durum 3-1’e geliyor. Bir umuttur insanı yaşatan dercesine ne ben, ne tribün ne de Kuntz maçı bırakıyor. Kuntz durumu 3-2 yapıyor, O sezonun gol atmak sevdasından, defansı sallamayan ismi Alpay 3-3 yapıyor. Tamam lan, oldu bu sefer derken bir de bakıyoruz maç 3-5 Kocaelispor üstünlüğü ile bitiyor. Allah belasını versin karmanın da, totemin de, şansın da. Ağladığımı da çok net hatırlıyorum, maç bitiminde stattaki Kuntz tezahüratlarını da… Geriye kalan haftalarda takım hepten koy götüne rahvan gitsin moduna girdiğinden, 5 maç üst üste kaybediliyor ligin sonunda. Tabii o zaman düşen Bursaspor olmadığından, Beşiktaş’a maç sattın diye sataşan yok, rahatça 3 yiyoruz Altay’dan, 4 yiyoruz Denizlispor’dan. Bu arada Daum ülkesine postalanıyor kibarca, Kuntz da milli takımla koşuyor euro 96’ya. Özgeçmişinde birçok başarı bulunan Kuntz, bu şampiyonada bir satır daha ekliyordu başarılarına. Yarı final maçında, ev sahibi İngiltere’ye karşı altı pastan attığı beraberlik golünün ardından Almanya ile Avrupa Şampiyonluğunu da yazıyordu hanesine. Yazıyordu yazmasına da; bizim yaşlı kurt daha bitmemiş diyen Almanlar, Beşiktaş ile bir yıllık daha sözleşmesi bulunan Kuntz’u yuvasına çağırıyordu. Yaşlı kurt da bunun üzerine topladı tasını tarağını ve akabinde de gittiği sezonda “yaş 35 iş bitmemiş” dedirtecek şekilde Bielefeld’de 14 golle tekrar selamladı Almanya’yı. Sonrasında da iki sene daha oynayıp (bir Bielefeld bir Bochum), 37 yaşında kariyerine güzel bir uğurlama ile noktayı koydu. Futbolculuktan ancak 37 yaşında kopabilen Stefan Kuntz, futboldan öyle kolay kopamadı tabii ki. O ne yapıyor dendiğinde, teknik direktörlük yapıyor dendi ama pek de başarılı olamadı ki, nerede yaptığının bilgisine ulaşılamadı. Sonrasında da duyduk ki başkan olmuş bizim Kuntz efsane olduğu Kaiserslautern’e. Futbolculuk, teknik direktörlük, başkanlık. Bu hayat sana güzel be Kuntz, bu hayatı sen yaşadın valla. 9 yabancımız olmasaydı hali hazırda, belki de yabancı başkan transferi yapabilir, tekrar aramızda görebilirdik seni ama imkanlar dâhilinde değil ne yazık ki… Neyse, yapacak bir şey yok. Sen mutlu ol yeter bize.

11 Yorum:

AQ-47 dedi ki...

Kuntz da "faydalanılaayan kaliteli adamlar" sınıfınden bir abimizdir. Kafa golü atamamasının nedeni basit, kanatlarda sertan eser gibi adamların oynaması...O sene sezon başlamadan Sanlı Sarıalioğlu gibi abilerimiz "Madida gibi Sverisson gibi adamlarla şampiyonlar ligine gidilmez" deyip son yıllarda yaşadığımız transfer çılgınlığının bir benzerini körüklediler. Bir de Johnsen sezon başında yoktu sonradan geldi diye hatırlıyorum, başkası vardı...Aumann, Kuntz ve başkası...ama kim?

algon dedi ki...

Kuntz! Kuntz! Kuntz!

O Kocaelispor maci sirasinda ben de 12 yasindaydim. Sonrasinda kafami yastiga gomup uyumaya calistigim, sabaha kadar gozume uyku girmemesine sebep olan tek mactir. Muhtemelen ilk depresyon deneyimim.

ercan dedi ki...

O sene 2-1 kaybettiğimiz gs maçında attığı gol unutulmaz.

Gökhan dedi ki...

hayatımda hatırladığım en eski maçlardan biridir o kocaeli maçı,belki de en eskisi.ben de abimle beraber radyodan dinliyordum maçı ve abim çıldırmıştı,o ana kadar abimi hiç öyle görmemiştim,sonradan anladım tabi o maçın ne kadar önemli olduğunu.


Sanlı Sarıalioğlu gibi abilerimiz "Madida gibi Sverisson gibi adamlarla şampiyonlar ligine gidilmez" deyip son yıllarda yaşadığımız transfer çılgınlığının bir benzerini körüklediler.

bu sanlı sarıalioğlu da o zamanlar da bombaymış demek ki :)

jahro dedi ki...

bence geri çağıralım gelsin başkan olsun. bi taşla 2 kuş vurmuş oluruz.

kuntz oynadığında ben de 11-12 yaşlarındaydım,maçları detaylarına kadar hatırlamıyorum ama kuntz adı geçtiğinde "abi adam süperdi ya" cümlesi gayri ihtiyari çıkıyor ağzımdan.

occasion dedi ki...

Kuntz oynadığında ve meşhur kocaeli maçında ben de 13-14 yaşlarındaydım. o maçı cine 5 ten şifreli şifreli izlemiştim. kısacası izlemek değil de sesini dinlemiştim diye hatırlıyorum. çünü cine 5 sese şifre koymuyordu. görüntü de çizgilerden ibaretti ama top belli oluyordu yine de.

şimdi uzağı görememem de o çizgili görüntülerin de etkisi vardır .

:)

böyle insana tren çarpmış hissi veren çok maç vardı. kocaeli maçı da onlardan biriydi.

ercan taner in stefan kuntz telaffuzu da güzeldi ama. bastıra bastıra söylerdi..

occasion dedi ki...

bir de kuntz un hiç fotosu yok nette. o malum fotodan başka bjk formasıyla fotosuna rastlamadım. halbuki çok eski bir zaman değil oynadığı tarih.
foto fakiri garibim. madida da öyle gerçi.

plasmodium dedi ki...

Kuntzun antebe attığı bir kafa golü daha var.Deplasmanda dar açıdan attığı muhteşem bir goldür

alper dedi ki...

kuntz u kuntz yapan o gs maçında oynadığı oyun ve attığı goldür.pascaldan önce o vardı.o maçta resmen asılmıştı adam be.koparana dek kendini asılmıştı.ama olmadı o gün çok rezil oynamıştık.
bize transfee olduğunda bıyıklıydı.sezon öncesi kesmişti bıyıklarını.futbolculuktan önce polislik yaptığını okumuştum.demekki hak ve adalet kavramlarına çok hakimmiş ki o gs maçında ondan oynamış o unutulmaz performansını.ee tabi karşısında haktan adaletten nasibini almamış bir takım görünce..

Gökhan dedi ki...

@ alper

yine çok ince bir yerden bağladın olayı gs ye,takdir ediyorum :)

Shaman dedi ki...

euro 96 da, alman milli takımının yurtdışında oynayan tek futbolcusuydu. bir de bu adamı daum uzun süre "sol bek" oynattı. dahi daum.

Yorum Gönder

Ara