.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
14 Ekim 2009 Çarşamba

Tribün Protestosuz Olmaz

Önce açıklamalar...Geçen hafta yurtdışındaydım, çok yoğundum, yazamadım. Yazımın çıkmamasının başka nedeni yok. İkincisi, bir süredir İnönü’deki maçları Yeni Açık’ta izliyorum. Popülizm gösterisi için değil. Orası en özgür tribün. Sade bir taraftarsınız. Denizlispor maçına ise gitmedim. Protestolar olacağı belliydi. Fırsatçılık yapıyor gibi gözükmek istemedim. Düştüğüm duruma bakın. Konumuza geçelim. Tribünler bir mecra... Taraftarın, futbolseverin kendini ifade ettiği bir mecra. Televizyondaki canlı maç yayınlarıyla birlikte bütün dünyayı kapsadı tribünlerin erişim alanı. Dili de futbol gibi basit. O yüzden tribünlerin ürettiği bir mesaj yıldırım hızıyla yayılıyor ve algılanıyor. Tribünlerde başka bir maç oynanması, her fırsatta bir gösteri sergilenmesi bundan. Kameraların sürekli tribünlerde dolaşması bundan. İkiyüzlülük denizinde Beğendiğini desteklerken beğenmediğini protesto etmek ise tribünlerin en temel hakkı... Başkasının maç izleme hakkına engel olmadığı, rakip taraftarı, takımı ve oyuncuyu taciz etmediği sürece tribün bu hakkını kullanabilir. Haa, bu protestolar yapıcı olmuyormuş, yıkıcı oluyormuş. Size göre öyleyse eleştirirsiniz, hem tribünde hem de öteki mecralarda. Bir kültür sorunudur bu. Ülkede insanların tepkilerini sağlıklı biçimde gösteremediklerine işarettir. Ancak “Tribünde protesto olmaz” derseniz, maça gelen insanların en temel hakkını gasp edersiniz. “Tribünlerin neyi nasıl bağıracağını ben belirlerim” noktasına gidersiniz. “Aman ne ayıp” diye ahlakçı kesilmenin, “Eskiden ne güzeldi” diye olmayan bir ‘altın çağ’a ağıt yakmanın zamanı değil. Somut koşulların somut çözümlemesini yapalım. Denizlispor maçında yönetimi protesto edenler, güdümlü bir avuç taraftar değildi. Kapalının orta üst ve altında yer alan gruplar iktidar kavgasına dalmışken ‘yönetim istifa’ sesleri stadın her yanından yükseliyordu. Taraftar sadece protesto etmekle kalmadı. Tarihe geçecek bir yaratıcılıkla, ‘yapıcı bir öneri’ de getirdi; Gaziantep başkanlığını önerdi Demirören’e... Özellikle yabancı takımlara karşı, kimi kez ırkçılığa varan karşı tezahürata “Bravo, harika...” Ucu size dokunan tezahürata “Ayıp, bu seyirci adam olmaz...” İşinize geldiğinde “Bizim taraftar bir tane”, işinize gelmediğinde “Bu işlerin konuşulacağı yer genel kuruldur...” Hangi genel kurul? Fahiş giriş aidatlarıyla kulüplerin kapılarını halka kapatıyorsunuz, sonra da “Genel kurulda konuşun” diyorsunuz. Ayrıca neden 3 yılda bir yapılan genel kurulu beklesin ki taraftar? Bizim gençliğimiz “Siyasete meraklıysanız, parti kurun, seçimlere girin” laflarını dinlemekle geçti. Şimdinin 12 Eylül mirası, partiler ve seçim yasalarıyla nasıl giriyorsunuz ki meclise... Bakın zar zor Meclis’e girenlerin de partileri kapatılıyor, milletvekillikleri kaldırılıyor... Kaldı ki siyaset hayatın parçası. İlla Meclis’te mi yapılır? Üzerine vazife olmayan devlet kurumları siyaset yapabilir ama vatandaşa yasak. Neyse tribün ve taraftar konusunda medya da bir âlem. Bazı adamlar var. Fikirlerini doğruladığında tribünleri en büyük ve tartışılmaz tanık olarak gösteriyor. Tribün farklı düşündüğünde, “Bu taraftar adam olmaz, statlardan atılmalı” diye buyuruyor... Bazılarının ise bütün derdi taraftarı kışkırtıp kendi aleyhleri bağırtmak ve böylece “Adam yerine konmak...”Sonra da ahlakçı kesilip bütün taraftara, genel olarak seyirciye sallamak... Bunun adı fırsatçılık. Bunun adı ikiyüzlülük. İkiyüzlülük denizinde yüzdüğümüz için nedense pek aldırmıyoruz böyle şeylere. Manipülasyonun son perdesi Denizli maçında Kapalı’nın ortasında olan kavgalar ise ayrı bir hikâye. Hürriyet gibi koskoca bir gazete, olayın baş zanlısına sayfalarını açarken, Medyaspor sitesinde ve TV programında Tuğrul Yenidoğan tek başına uğraşıyor bunlarla. Yenidoğan’ın görüntülerle ortaya serdiği gerçek basit: Protestolardan korkan yönetim kapalı alta, protestoları bastırmak için bir grup sokuyor. Üst ile alt tribün arasında aslında kilitli olması gereken kapılar açılıyor. Güvenlik tribünden çekiliyor. Protestolar başlayınca, başka takımın formasını giymiş kişilerin de arasında bulunduğu grup yukarı çıkıp oradakilere saldırıyor. Amaç kapalı ortayı ele geçirip protestoları bastırmak, yönetimi destekleyen ve önceden hazırlanıp stada sokulduğu belli olan pankartı açmak. Sebep, kapalı ortada tezahüratları yönlendiren Çarşı liderlerinin, taraftarın artan memnuniyetsizliğini kontrol edememesi... Nereden bakarsanız bakın, tribünleri manipüle etmenin, yukarıdan yönlendirmenin vardığı son nokta... Tribünlerin katli. Aslında Demirören yönetimi, tribün liderleriyle pazarlıkla yönetime geldi. Çarşı liderlerinin yönetimle iç içe olması ve çeşitli ayrıcalıklar elde etmesi, bu özgün tribün topluluğunun da sonu oldu. Kendi içlerinde bir iktidar kavgasının içine düştüler. Ancak yönetimin sıradan taraftarın baskısını, özel timlerle bastırma çabası yeni değil. Demirören yönetiminin ilk yıllarında bir Bolton maçından sonra bu ‘özel tim’ bu kez numaralıya sokulmuş, orada terör estirmişti.Görüldüğü gibi, Denizli maçında kapalının ortasında olanlar bir spor karşılaşması olayı değil. Öyle uyduruktan para cezalarıyla geçiştirilecek bir olay da değil. Düpedüz bir güvenlik olayı... Stat güvenlik kameralarına, yayıncı kuruluşun kayıtlarına bakarsınız, olayın faillerini bulursunuz. Faillerden de asıl onları yönlendirenlere ulaşırsınız. Sorumlu olduğunuz halde bunları yapmıyorsanız, siz de suça ortaksınız demektir. Bundan siz de yararlanıyorsunuz demektir. Kılıçla yaşayan... Tribünlerde olanlara geniş ölçekte bakınca, muktedirlerin bizzat tribün manipülasyonundan güç aldığını görmemek mümkün değil. Uzağa gitmeyin. Milli maçlara bakın. Milli maçlarda tribünlerde estirilen militarist ve milliyetçi hava ve önceden hazırlanan pankartlar sıradan taraftarın işi mi, yoksa bir merkezden örgütlenmiş ve finanse edilmiş bir iş mi? Milli maçlar öncesinde bedava biletleri kimler dağıtıyor, tribün gruplarına pankart ve bayrak yardımlarını kimler yapıyor? Örneğin, İsviçre maçında konuk kafilenin havaalanından stada kadar taciz edilmesini sokaktaki insanlar mı örgütledi? Fenerbahçe yönetimi, saldırgan bir grubu içeri sokarak tribünleri ‘terbiye’ etmedi mi? Avrupa ölçülerinde bile fahiş sayılacak 45-55 liralık kale arkası tribün bileti satmak sıradan taraftarı stattan uzak tutmak anlamını taşımıyor mu? Diyarbakır-Fenerbahçe maçında, taraftarın kendi eliyle yazdığı “Bu açılımda biz de varız” pankartını kaldırtan kafa, takımların eline ‘güçlü ordu, güçlü ülke’ gibi ideolojik pankartları vermekten kaçınmıyor. Maçlardaki ırkçı ve militarist pankartlara ses çıkarmıyor. Bursaspor-Diyarbakırspor maçındaki, resmen ırkçı pankart ve gösteriler o anda mı örgütlendi? Yoksa “Dağa çıkarız” diye kurusıkı sallayan ve varlıklarını Kürt düşmanlığına dayayanların kısa yoldan ‘tribüne çıkma’ girişimi miydi bu? Federasyon kulağı üzerine yatıp, kendi yönetmeliğini çiğneyerek para cezasıyla geçiştirdi bunu. Suça ortak oldu. Şimdi olayın içinde olanlar, milli kahraman gibi ortalarda dolaşıyor. Bursa Valisi bugün oynanacak Ermenistan maçında tribünlerin ücretsiz olacağını açıkladı. Maçın ücretsiz olmasıyla bedava bilet dağıtmak arasında ne fark var! Ben de ihbar ediyorum: Devlet bedava bilet dağıtıyor. Sonra ekliyor Vali: “Taraftar seçilerek içeri alınacak.” Herhalde iyi hal kâğıdı, güvenlik soruşturması falan soracaklar. Belli ki, tek parti dönemi artığı 29 Ekim törenleri gibi bir devlet tribünü hazırlığı içindeler. Aslında, koltuklara bırakılan ve çeşitli şekiller yapılan kâğıtlar gibi plastikten seyirci koysalar tribünlere çok rahat ederler. “Kılıçla yaşayan kılıçla ölür” derler. Bizde ise paralı askerlerinin eline tutuşturdukları kılıç muktedirleri değil, futbolu sevdiği için maça gelen sıradan taraftarı kesiyor. İbrahim Altınsay Link

7 Yorum:

Deniz dedi ki...

Acaba düşünmüyor mu artık Beşiktaş'ta görev almayı...

Jessie dedi ki...

murat aksu'yla beraber deniyor.

johnwayne dedi ki...

sağlam bi yönetim kuruluyla başkanlığı düşündüğünü biliyorum ama o oluşum da zor görünüyor.

aa dedi ki...

böyle injsanlara her zaman ihtiyacımız var.

Feridun Bitir dedi ki...

bu adam futboldan da cok iyi anliyor, gel kurtar bizi ibrahim altinsay, seni yeniden yönetimde görmek istiyoruz. cikin artik ortaya. öyle sadece gazetede yazmak yetmiyor.

Jessie dedi ki...

ibrahim altınsay için futboldan anlıyor demek yetersiz kalır. futboldan anlayıp anlamadığı da tartışmalıdır. ayrıca teknik direktör aramıyoruz bir yönetici arıyoruz. futboldan anlamayan biri bile iyi bir spor yöneticisi olabilir. altınsay bu mudur değil midir ona bakmak lazım.

ibrahim altınsay sadece türk sporunda değil, türkiye'nin her alanında ihtiyaç duyduğu yönetici profilidir. "aydın" dır, aydınlanmıştır en basiti. işte o yüzden onun gibiler bu ülke şartlarında gelmeleri gereken yere gelmezler, demirören gibi yöneticilerimiz olur.

altınsay gel bizi kurtar demek yetersiz ve aslında yanlış. bize düşen bir görev var zira. altınsay'ın başkan olabileceği bir beşiktaş oluşturmak. bu oluşmadığı sürece altınsay beşiktaş'a başkan olamayacağı gibi olsa bile gerekli farklılığı yaratamayacaktır.

biz ne yapabiliriz buna bakmamız lazım. beşiktaş'ın altınsay'ın başkan olabileceği bir kulüp yapısına ulaştırmak için yapılması gerekenler neler. bunları tartışmak lazım.

bu zemini oluşturmadan ne altınsay başkan olmak ister, ne aday olsa başkan olabilir ne de başkan olsa başarılı olabilir.

MIRAT dedi ki...

Şu kilitli olması gereken kapılar konusuna açıklık getirmek gerekiyor sanki. Yaklaşık 3 yıldır, buna avrupa kupası maçları ve derbiler de dahil, kapalı alttan üste geçemediğim maç sayısı bir elin parmakları kadardır. O kapılar hep açık. Ayrıca sözkonusu durumda kapılar kitli olsa ne olacak? Üste çıkmak isteyen hertürlü çıkar.

Yorum Gönder

Ara