.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
11 Ekim 2009 Pazar

Bizim Çocuklar

Milli takım arası bir süredir Beşiktaş için kurtarıcı oluyor. Şöyle bir 6 ay 1 sene her hafta milli maç oynansa hem oyuncular hem yönetim bayram yapacak! Bir bakalım bakalım bizimkiler ne alemde... Türk Milli takımında olan oyuncularımız belli; İsmail Köybaşı, Rüştü Reçber, Yusuf Şimşek, Nihat Kahveci. Ne acı bir tablo, bugün Rüştü, Yusuf, Nihat futbolu bıraksa kimse niye bıraktın demez. İsmail dışındaki milli oyuncularımız bunlar maalesef. Kaliteli yabancı oyuncu almak istediğimizde alamayıp 35 yaşındaki ihtiyar olanlarını alabiliyoruz ya o hesap. Yusuf, Nihat, Rüştü kariyerlerinin yerle bir olmadığı dönemlerde Beşiktaş'ta olurlar mıydı, sanmıyorum. Sadece şu görüntüye bakıp bile üzülebilirsiniz. Fenerbahçe ve Galatasaray Sercan'ın peşindeler biz Nihat Kahveci'nin, Galatasaray Caner'i kiralıyor biz Yusuf. Al işte Yusuf şampiyon yaptı seni, peki artık bugün olmuş dünün yarınlarını ne yapacağız? Prag semalarında ise güzel bir haber mevcut. Artık Tomas Sivok Çek takımının asli stoperlerinden biri olma yolunda uygun adım ilerliyor. Shaktar'daki Tomas Hübschman'la birlikte iyi bir ikili oluşturdular. Dün de Polonya'yı 2-0'la geçtiler. Beşiktaş'ta sarı kart görmeden rahat uyumayan Sivok orada onu da görmemiş, önemli bir gelişme. Peki Sivok oynuyor da kim oynamıyor diyeceksiniz, Hamburg'lu David Rozehnal. Bir de kötü haber vereyim; Çek Cumhuriyeti Dünya kupasında maalesef olmayacak. Gitme ihtimali San Marino'nun Slovenya'dan puan alma ihtimalinden düşük, düşünün. Enteresandır, Holosko'lu bir dünya kupası izliyor olacağız. Ben de merak ediyorum açıkçası kendisini. Matteo Ferrari İtalya, Fabian Ernst ülkelerinin milli takımlarında olmadıkları için onlarla ilgili bilgiyi Ümraniye muhabirimizden alabilirsiniz. Güney Amerika kıtasında enteresan işler oluyor gerçekten. Dün sabah oynanan Arjantin - Peru maçı maçtan öte felaket filmi gibiydi son 20 dakika. Ama öyle bir 20 dakika oldu ki ne kadar anlatsak boş. Bu arada, bizim Tello Kolombiya'daydı. Hatırlatayım 39'luk Oscar Cordoba'nın yedek olarak beklediği Kolombiya. Cordoba'yı hatırlatmak için, bizim efsane kaleci işte, maç sattı diye paketlenen... Bu arada, Tello'nun keyfi yerinde. Kolombiya barlarında takılmış, eğlenmiş işte. Kadroda yok yine. Kadro demişken 11 değil, 18'de yok arkadaş. Her defasında buradan oraya kadar gidip formayı bile giyemeden gezip eğlenip dönüyor. Sonra 4 hafta ara ki bulasın bu özel yeteneği...

30 Yorum:

Kalten dedi ki...

Önceden de buraya bu konuyla ilgili bir not düşmüştüm ama, Holosko sakat olmasaydı dün Türk Milli Takımı'nda maça ilk 11 başlayan Beşiktaşlı sayısı ile Slovakya Milli Takımı'nda maça ilk 11 başlayan Beşiktaşlı sayısı eşit (=1) olacaktı büyük ihtimalle.

Hata F. Terim'de değil yanlış transferler yapan bizde, katılıyorum, ama yine de bağ kuramıyorum bu takımla. Bu durumda çok da üzülemedim Milli Takım'ın G. Afrika'ya gidememesine, ne yalan söyleyeyim!

alpstein dedi ki...

Milli takimdaki oyuncularimizin Ismail, Rustu, Yusuf, Nihat olmasina aci bir tablo denmis. Ben anlamiyorum bu tablonun neresi aci. Turk milli takiminin oynadigi futbol ortada. Bu takima oyuncu gondermemek Besiktas'in kalitesi hakkinda ne kadar bilgi verebilir ki? Diger takimlarin gonderdigi oyuncularin performanslarini goruyoruz.

Hele milli takimin defansinin cogu GS'den geliyor ki, ben boyle defans dusman basina bile diyemiyorum.

Yusuf, Nihat, Rüştü kariyerlerinin yerle bir olmadığı dönemlerde Beşiktaş'ta olurlar mıydı diye sorulmus. Bence olurlardi, neden olmasinlar? Bunun benzeri oyuncular kariyerinin zirvesindeyken Besiktas'ta oynamadi mi yillarca. Yusuf'u, Rustu'yu zamaninda FB yerine Besiktas isteseydi gelmeyecekler miydi? Nihat'i satmasaydik Nihat Avrupa'ya gitmek istiyorum diye inat edip sozlesme yenilemeyecek miydi? Gecelim bunlari.

Besiktas'in GS ve FB'den geri bir takim oldugunu ima eden bu yazilara uzuluyorum ben. Fazla acimasiz elestiriler bunlar. Besiktas'in kadrosu cok kotu de "iki buyuklerin" cok mu iyi? Besiktas'in bu kadrosu bu ligde, butun yonetim yanlislarina ragmen, 12 puan geride olmasina ragmen, kafa kafaya oynayacak bence. Bu takim toparlanacak hem de bu elestirdiginiz oyuncular toparlayacak bu takimi.

Ha bu elestirilen oyuncular Besiktas'i bir Arsenal yapmaz. Ama Besiktas Arsenal olsun diye daha cok bekleriz. Takimimiza sahip cikalim, zira bu takim Turkiye sartlarinda yeterlidir.

Jessie dedi ki...

galatasaray ve fenerbahçe oyuncularını hiçbir zaman "beşiktaş'la kafa kafaya oynayabilecek düzeyde" diye yorumlamıyorlar.

biz olsak olsak onlar kadar iyi olabiliyoruz. bu olsa olsa bir denkliktir. lakin bizim arzumuz galatasaray ve fenerbahçe denkliği değildir.

milli takım seçimindeki yanlışlıklar.

ben de soruyorum milli takıma şu değil de beşiktaşlı şu oyuncu oyuncu alınmalı dediğiniz bir oyuncu var mı toramandan başka.

söyleyin bir tane.

serdar özkan?
uğur inceman?
ibrahim üzülmez?
ibrahim kaş?

hangi oyuncularımız fener ve galatasaraydaki oyunculardan daha iyi.

bence sorunumuz tam da bu.

beşiktaş bu mantıkla fener ve galatasarayla kafa kafaya oynadı. evet ama yenildi. çünkü yenmen için kafa kafaya oynaman yetmiyor, daha iyi olman gerekiyor.

alpstein dedi ki...

evet, fb ve gs kendilerini dev aynasinda goruyorlar ve besiktas'i rakip almiyorlar, katiliyorum. fb ve gs'nin besiktas'tan iyi olduguna dair bir mitoloji yaratilmis, fb ve gs taraftarlari da normal olarak bu mitolojiye inaniyorlar. biz de takimimizi acimasizca elestirerek bu mitolojiye katkida bulunuyoruz.

hangi oyuncumuz fb ve gs'den iyidir diye sorulmus. sozlukte galatasaray macindan once besiktas ve gs arasinda bir kadro karsilastirmasi yapmistim ("mesele sirtimi kesele" nickiyle), aynen aliyorum asagiya. forvetler disinda bu yazidaki fikirlerim degismedi. bence besiktas ve gs'nin kadrolari asagi yukari denktir.

GS macini kaybettik ama kazanabilirdik de. Takim bu donem formsuz, ayrica futbol bu, sans faktoru var, her maci kazanacagiz diye bir garanti yok. Bu takim gecen sene FB'yi kupa finalinde net bir sekilde yenmedi mi, GS'yi sans yardimiyla da olsa yenmedi mi (onlarin da bizi bu sene yenmesine sans yardimiyla denebilir pekala)?

Goreceksiniz bu takim FB ve GS'yi bu sene tekrar yenecek, hem de net bir sekilde.

Ama bizim hedefimiz FB ve GS ile denk olmak olmamali, ona da katiliyorum. Gonul isterdi ki Avrupa takimlariyla denk maclar cikartalim, ancak ona daha var gibi gorunuyor.

--------------------
(galatasaray-besiktas maci oncesi sozluk entry'si)

besiktas taraftarlarinin bu mac ile ilgili karamsarligini anlamak zor. galatasaray'in bu mactaki en buyuk avantaji kendi saha ve seyircisi onunde oynayacak olmasidir. onun disinda, galatasaray'in besiktas'a kagit uzerinde kadro avantaji var diyenleri anlamiyorum. ben kagidi kalemi elime aliyorum, nedense boyle bir sonuc cikmiyor.

defans olarak, ferrari, sivok, toraman uclusunun servet, zan, emre asik uclusunden bir gomlek ustun oldugunu dusunuyorum.

bek karsilastirmasinda, ekrem, ismail beklerinin sabri, hakan balta bekleriyle dengeli oldugunu soyleyebiliriz belki. ben yine de besiktas'in beklerini tercih ederim.

defansif orta saha olarak ernst ve fink ikilisi gs'nin defansif orta sahalarina ustunluk sagliyor bence.

ofansif orta saha (oyun kurucu) olarak tabata bence elano'ya bu mac icin ustunluk sagliyor. tabata bu ligde uzun suredir oynuyor, elano yeni geldi. genel olarak da tabata'yi elano'ya tercih ederim, sahsi kanaatim. bu pozisyonda bu macta arda oynarsa bu alandaki ibre galatasaray'a donebilir.

galatasaray'in en buyuk avantaji kanatlarda ortaya cikiyor. burada kewell (ya da arda) ve keita'nin tello ve holosko'ya (ya da nihat'a) bir ustunluk sagladigini soylemek mumkun. ama ne kadar bir ustunluk? iste macin sonucuna etki edecek en onemli faktor bu fark olabilir. diger bir kritik mesele de, besiktas'in beklerinin galatasaray'in etkili kanat oyuncularini durdurup durduramayacagi meselesi. bu mac icin (itiraf etmek zor olsa da) ibrahim uzulmez'in oynamasi daha uygun olabilir.

forvette de iki takim dengeli gorunuyor. baros ve nonda ile bobo ve nobre karsilastirmasinda ben net bir sonuca varamiyorum. formsuzsa (nonda disinda) iki takim forveti de formsuz.

sonuc olarak, kadro olarak iki takimin gayet dengeli oldugunu dusunuyorum. anadolu takimlariyla yaptiklari maclari olcu almak dogru degil. kapanan takimi acma becerisi baska sey (ki bunu galatarasaray daha iyi yapiyor), denk bir takima karsi kafa kafaya oynamak baska sey.

simdi yerden yere vurulan besiktas, hazirlik doneminde lyon'la porto'yla berabere kalmisti, fenerbahce ile kafa kafaya oynamisti. o zaman bu takimda tabata da yoktu. 1 ayda ne degisti de yorumlar bu kadar degisti, anlamak cok zor. kaldi ki besiktas bu 1 ayda oyun kurucusu olmadan oynadi. su anda tabata geldi ve yusuf iyilesiyor, bundan sonra her sey cok farkli olacaktir.

ben cok dengeli ve keyifli bir mac olacagini dusunuyorum. saha ve seyirci avantajiyla galatasaray bir adim onde gozukse de, her sey olabilir, enseyi karartmaya gerek yok.

Şekerli dedi ki...

Yazdıklarınız da sadece yapılan kısa vadeli transferlere karşı tepkinizde anlaşıyoruz. Onun dışında yazdıklarınızın hiçbir noktasına katılmıyorum.
Bu yazı bende kendi oyucusunu aşağalamak için yazılmış hissi uyandırdı. Bu durumda diğer gereksiz adamlarıda göklere çıkartmış oluyorsunuz.

TheRasco dedi ki...

Ne yani kötüye kötü demek ne zamandan beri yanlış oldu? Ben açıkcası Beşiktaşın geri kalmama psikolojisiyle yönetildiğini düşünüyorum.

Okula ödevini yapmadan gidipde, stres içerisinde, hoca sınıfa girmeden, son bir kaç dakikada sağdan soldan aldığın tiyolarla-bilgilerle "çakma" bir ödev yaparsınya, sırf yapmış olmak için....

ian dedi ki...

'pedro' rodríguez ledesma - barcelona altyapısı - barcelona taraftarı - futbolcuya özgüven kazandırmak.

ödeviniz; bu dört ögeyi bir cümle içinde kullanmak.

mrt309 dedi ki...

Kadro kalitesinden çok daha büyük problemler var ama bu yazıya katılıyorum.

Eser Gokulu dedi ki...

İyidir veya kötüdür tartışılır ama bu takımda oynayan 6 Ümit Milli oyuncu taraftar protestolarından nasibini almışsa kimse de çıkıp vay efendim nerede bizim çocuklar demeyecek.

ya da tüm bunları bir kenara bırakalım ve 2.ligden transfer edilen Hakan Balta, Gökhan Gönül gibi adamların ilk büyük takım hatta Süper Lig deneyimlerini bizde yaşamaları halinde ne tarz bir muamele ile karşılaşacaklarını itiraf edelim.

Jessie dedi ki...

beşiktaş oyuncunun pişme yeri değildir. gitsin paf takımında pişsin.

gökhan gönül bu oyunu oynamasaydı ben görürdüm fener tribünlerini.

galatasaray altyapıda 1 numara. sabri'nin gördüğü muamele de ortada. o takımlarda yeşerecek ortam buluyorlar da burada neden bulamasınlar. hikaye.

burak yılmaz'ı gördük işte. fenerbahçe tedavi edici camiadır lafları arasında postalandı gitti. bizde iyi oyuncu yok problem orada.

oyuncu iyi değilse doğal olarak kendine güvenmeyecek ve doğal olarak loser olacak. bu bariz. ben özgüven problemi yaşayan "iyi" oyuncu görmedim açık söyleyeyim.

serdar özkanmış... serdar kurtuluş nerede? antep'te bile 11'e giremiyor. bizde 11'de oynuyordu oysa. sonra tribün tepki gösterdi diye kızıyoruz.

hikaye. beşiktaş oyuncu yetiştirme yeri değildir. sergen yetişecek olsa anlarım, yetiştirdiğin adam da serdar kurtuluş, ibrahim akın falan yani.

burada suçlu taraftar değil. bi kere taraftarın suçlu olması için taraftarın "beşiktaş her sene 3. olsun ama her sene bi serdar kurtuluş yetiştirelim" fikrini kabul etmesi lazım. ama böyle bir şey yok.

slogan belli, kartal gol gol gol. o zaman gelin sloganı tartışalım. şampiyon olacağız bu sene tezahüratını tartışalım. o zaman hakkaten demirören haklı, adam 2 kupa aldırmış daha ne yapsın.

bugün mehmet topal 3 maç daha topallasın göreceğiz ıslıklanacak mı ıslıklanmayacak mı? yaa alex ıslıklandı bu ülkede siz ne diyorsunuz? ama alex ıslıklandı diye gökhan gönül özgüven problemi yaşamadı.

hakan balta da alisamiyene adımını atar atmaz düzgün bir oyun performansı sergiledi.

suçlu taraftar hikayesini geçelim artık.

beşiktaş'ın güçsüz bir yerli oyuncu kadrosu var. yabancılar da ha keza. şu takımda toraman-sivok-ernst-ekrem ve bir kaç oyuncu dışında iyi oyuncumuz yok.

bunu kabul edelim. bunu kabul etmediğimiz taktirde hücum hattımız mükemmel diyip 312 haftada 8 gol atmamızı açıklayamıyoruz. tamam 8 gol atabilmemizin tek parametresi oyuncu yeteneksizliği değil ama bu da bir parçası.

abdelkader keita geldi. çizgide adamını eksiltip attırdığı gole bakın eskişehir maçında. total futbolmuş, adaptasyonmuş cartmış curtmuş hepsi taça çıktı. iyi oyuncun varsa belli standartta oynar arkadaşım.

bi bize gelenler bu adaptasyon sorununu, özgüven sorununu, form tutma sorununu yaşıyor zaten arkadaş...

jtr dedi ki...

@jessie
"yetiştirdiğin adam da serdar kurtuluş, ibrahim akın falan yani."

Serdar Kurtuluş ve İbrahim Akın nerden yetişti???altyapıdan mı?

ian dedi ki...

bu takımın en parlak dönemini kendi yetiştirdiği oyuncularla yaşadığı gerçeğini gözardı ediyorsunuz. çok sevdiğiniz, alıntılar yaptığınız sergen yalçın "altyapıda çok yetenekli oyuncular var, beşiktaş'ın on yıl transfere ihtiyacı yok." dedi. kurtuluş altyapıdır, özkaynaktır. arda'nın deyimiyle aydın yılmaz ve serdar özkan kendisinden daha iyi (çünkü aynı zamanda hızlılar da). bu çocuklar neden özgüven sahibi değiller. ben taraftarların kesinlikle masum olduğuna inanmıyorum. sabri'nin burak'ın gördüğü muamele ortadaymış. sabri'yi ve burak'ı savunmuyorum, ama onlara o muameleyi gösterenlerden de iğreniyorum. aynen jessie'nin üstteki mesajındaki düşünce yapısından iğrendiğim gibi. aynen ismail'e inönü'deki ilk maçında el kol yapanlardan iğrendiğim gibi.

Jessie dedi ki...

Ismaile yapilaardan ben de igrendim. Ama gokhan zan in gitmesi surecinde zil takip oynayanlardan da o derece igrenmistim. Hani altyapi idi hani destekti?olmayacak duaya amin dememek lazim. Senin ozene bezene yetistirdigin, dunyaya sundugun adam serdar ozkan oluyorsa yemisim altyapiyi...

Eser Gokulu dedi ki...

Tigana döneminde pozisyon özürlü bir takım olmamıza rağmen 11 başlasın ya da başlamasın takımın en fazla pozisyona giren adamını ‘’topçu değil’’ eleştirileriyle silip attık. Evet Burak’tan bahsediyorum. Bizden ayrılıp Manisa’ya gittikten sonra attığı her golü özellikle takip edip, tekrar tekrar izleyen biri olarak girdiği pozisyonları orada nasıl golle sonuçlandırdığına tanık oldum, hem de ‘’aynı vuruş stili’’ ile.(Bizde girmeyen orada giriyordu) Bunun büyük takım ya da küçük takım oyuncusu olmak ile zerre alakası yok. Tamamen psikolojik.

Keza yine hatırlayın Burak, haftalarca gol atamıyor, kaleci ile karşı karşıya çok kolay pozisyonlarda dünyaları kaçırıyorken; zor ve hiç beklenmedik bir pozisyonda Trabzon deplasmanında çok şık bir kafa golü attı. O golün altında bile bir çok şey gizliydi; en başında da kaleci ile karşı karşıya kaldığı anlardaki ‘’ya kaçırırsam’’ korkusu ve ayağına hükmedememe sıkıntısını yaşamadı; çünkü bunları düşünmeye zamanı yoktu, kanattan gelen topa saniyelik yükselip vuruşunu yaptı; ki yeri gelmişken belirteyim hava hakimiyeti de bir kanat oyuncusuna oranla (bana göre) 10 üzerinden 7 ve yeterliydi. Hatta ilk geldiği dönem saç baş yolduran rakibe arkadan bodoslama dalıp orantısız güç kullanma hastalığından da kurtulmuş, Tigana o’nu sırtı dönük rakibini vücudu ile rahatsız etme konusunda eğitmişti hatta çevre kontrolü ve ofsayta yakalanma sıkıntıları da minumuma inmişti ama ikisine de yeteri kadar sabredilmedi deyip kapatayım. Söylediklerimden ‘’kalması gerekiyordu’’ sonucu çıkarılmasın. (O sözü edilen özgüven ve ihtiyacı olan moral de, Trabzon deplasmanında gelen golle ve iyi oyunla biraz kazanılmıştı ki, takip eden Porto maçı öncesi yaşadığı sakatlık olumsuz anlamda dönüm noktası oldu )

Evet Sabri’de ıslıklanıyor, Uğur Boral’da yuhalanıyor; ama taraftarla polemik yaşayan oyuncuların Beşiktaş’ta olduğu gibi biletleri kesilmiyor; o veya bu şekilde gönülleri alınıyor, tatsızlıklar kısa sürüyor; ama Serdar Özkan nefreti nasıl bir hâl aldıysa bu sezonun en başarılı isimlerden biri olmasına rağmen hala oyundan çıkarken ya da maç anında tepkilere küfürlere maruz kalabiliyor. Şunu artık kavramamız gerekiyor; bu takımda kenar forvet oynayıp da çizgiye inebilen ve adam eksiltebilen tek adam Serdar’dır. Ne Tello, ne Holosko, ne Nihat ne de bir başkası bunları yapabiliyor. Yani bu adam senin topçun o yüzden destek olmak zorundasın mantığının yanı sıra, bu adam senin oynamaya çalıştığın sisteme en yatkın adamlardan birisi; ama buna rağmen dışlama yolunu tercih ediyoruz. Enteresan ..

Eser Gokulu dedi ki...

Taraftarın sloganı sadece ‘’kartal gol gol gol’’ fikrine de katılmıyorum, ‘’bu ruhsuzları izleyeceğimize sürün gençleri onlar oynasın’’ denilen dönemlerde çok uzak değil, ki özkaynağa duyulan özlem herkesin malumu; M.Sedef ilk zamanlarında bir faule maruz kaldığında içimiz acırdı, evladımız psikolojisi ile sahiplenir, dağa taşa giden şutları bile alkışlanırdı, ama yarım sezon sonra ceza sahası yayından şut çekmeye korkar hale gelmesinin nedeni de taraftarın saçma sapan tutumundan başka bir şey değildir.

Bu çocuklar her ortamda itin bilmem neresine sokuluyor da tek kelime ağızlarını açmıyorlar; Mehmet Sedef’in geçirdiği uzun süreli sakatlık, kaçırdığı hazırlık kampı ve babasının vefatı çocuğu yerle bir etti, ama bizim beklentilerimiz hiç azalmadı; Serdar Özkan desen 12 yaşında ablasını 18 yaşında da babasını kaybetmiş, yaşadığı sıkıntıları tahmin etmek zor değil; kaç kişi biliyor ‘’beni Beşiktaş’tan koparmayın gerekirse 2.lige kiralayın’’ dediğini ya da kendisini çok isteyen G.saray’a gitmek yerine 3 otobüs değiştirerek Beşiktaş idmanlarına gittiğini, ama bu çocuk ŞAMPİYONLUK TÖRENİNDE BİLE YUHALANDI. O yüzden Serdar’a dair ne söylerseniz söyleyin onlar da bana hikaye gelecektir. Destek olma, sahiplenme ondan sonra da takımın en düşük maaşını alan adamdan Arda – Alex karışımı katkılar bekle. Yok öyle bir dünya ..

Serdar Kurtuluş da çapsız Ertuğrul’un Tigana kompleksinden ötürü harcayıp tükettiği adamlardan birisidir; yok yani bu adamın bir sezonda oynadığı 40 küsür maçı, orta saha performansını, Fransız kluplerinin tekliflerini, ve bizdeki performansı ile milli takıma yükselişini bilmesem eleştirilere hak vereceğim ama yok. Serdar Kurtuluş’un asıl mevki sağ bektir diye tutturan basın-medya, Ertuğrul ve bir kesim taraftar şayet bir kez olsun Serdar’ı Bursa’da sağ bek olarak izlediyse ben de bir şey bilmiyorum ..

Arda – Emre – Semih dışında yerli oyuncular arasında uçurum yok, o yüzden x takımdan adam almayalım, Anadolu’dan topçu getirmeyelim diyerek yerli oyuncu kalitesi arttırılmaz, çünkü ne Nuri’yi ne de Gökhan İnler’i ne de Hamit’i alıp getirme şansın var. O yüzden eldeki oyunculara sabredeceksin, güveneceksin. Serdar Özkan ve türevlerinin de bir Bordeaux bir Sevilla maçı kazandırmamaları ya da şampiyonlukta pay sahibi olmamaları için hiçbir neden yok, ama işte beklentilerin dozajını iyi ayarlamak gerekiyor.

Elbette sadece bize gelenler adaptasyon sorunu yaşıyor diye bir şey yok, ama İNÖNÜ’DEKİ İLK LİG MAÇINDA küfürlere maruz kalan 2.bir İsmail Köybaşı varsa da buyurun yazın. Şu Rıdvan, Gökhan Gönül’den çok daha iyi bir hücumcu bek olmasına rağmen bizim elimizde hiçbir *ok olamadan kaybolup gidecek ona yanıyorum.

ian dedi ki...

bizim taraftardaki bu quaresma'cı zihniyetle; bizde daha çok rıdvan şimşekler, ali kuçikler, ömer karancılar kaybolur gider.. umarım bu kokuşmuş zihniyeti tersine çevirecek bir adam çıkar gelir de milyon euroları batıya saçmaktan vazgeçeriz.. gökhan keskin'in demeçlerini takip ediyorum ve umutluyum.. he bi de ek olarak, bu sene mehmet ekşi'nin ayrılmasıyla; altyapıda 80lerin sonundakine benzer bir yapılanma var, yani sadece kendi oyuncularımızı yetiştirmeyip; diğer takımlardaki sivrilen genç oyuncuları da altyapıya kazandırma yoluna gidiliyor ki çok da doğru bir yöntem.. sonuçta yetenek bu, nerede ortaya çıkacağı belli değil.. önemli olan yetenek ile eğitimi kesiştirebilmek.. beşiktaş'ın da bunu yapacak gücü hayli var.

Müfit dedi ki...

"Beşiktaş oyuncu yetiştirme yeri değil"miş. Ben bu sloganı Fenerbahçe'den hatırlıyorum, hadi Demirören Aziz Yıldırım'a özeniyor da, Beşiktaş taraftarı Fenerbahçe taraftarına dönmesin bari.
Ha bir de Beşiktaş oyuncu yetiştirme yeri değil ama Barcelona'da Arsenal'de Manu'da filan oyuncu yetiştirebilirsiniz, onlar daha az rekabetin olduğu daha yumuşak liglerde oynayan daha küçük kulüpler ve hazır oyuncu transfer edecek paraları da yok çünkü...

Jessie dedi ki...

Ya serdar ozkanin yetismesini bekleyip, burak yilmaz'a sabredip 3.lugu kabul edecegiz yada bir baska yol izleyecegiz. Kulup yonetiminde, tribunde kimse bunu tercih etmiyorken kalkip sol kanat m.sedefle aydina emanet olsun demek olmuyor... Bir tercih yapacagiz. Ben ikisine de varim. Ama hem bunlar oynasin hem de sampiyon olalim diye bir ihtimal yok. Turk sporcusunu fazla abartiyorsunuz. Turk sporcusu her bransta kaybetmeye mahkumdur. Bu bir dilek degildir, durum maalsef budur.

alper dedi ki...

eser gokulu

burak yılmaz futbolcu ise ben tanrıyım.

burakın manisada attığı her golü tribünde izlemiş biriyim ben de canlı canlı.manisada attığı tüm goller durum ya manisa lehine farklı galibiyet varken yada manisa aleyhine farklı mağlubiyet varken atılmış gollerdir.oyun berabere ken attığı tek gol yoktur.yada skoru beraberliğe getiren tek golü yoktur.

tigana neler yetiştirmiş te haberimiz yok yahu.kurtuluş nerede mesela şimdi.burak nerede.hadi biz öküzüz demek ki diğer takımlarda öküz ki onlar bile bu yıldızcıkların kıymetini bilmiyor.tek dahi tigana.yerim ben o tiganayı.

ian dedi ki...

ya da oyunculara özgüven kazandırıp iyi oynamalarını bekleyeceğiz.. kazanmanın, 'amaç' olduğu kadar, yapılan olumlu hareketlerin ardından oluşan bir 'sonuç' olduğunu da unutmayacağız.. hem bunlar oynasın hem şampiyon olalım diye bir ihtimal yokmuş(!).. ben isimler üzerinde durma derdinde de değilim aslında, genel bir düşünce yapısını savunmaya çalışıyorum.. 80'ler sonu 90'lar başında çatır çatır şampiyon oluyodu bu takım, savunmaya çalıştığımız o düşünce yapısı ile. o yılları, şimdilerde kurumsal yapısına hayranlık duyduğunuz fenerbahçeli arkadaşlarınıza sorun.

hayretle okuyorum bugün yazılanları.. ben ntv spor'daki taraftar programını takip etmiyorum, ama blogda okuduğum kadarıyla katılanlardan biri de jessie nickli yazar.. "Turk sporcusu her bransta kaybetmeye mahkumdur." diyen biri, ülkenin ulusal yayın yapan tek spor kanalında konuşmacı olarak yer alıyor. bu ülkede onlarca genç pırıl pırıl beyin sesini duyuramazken hem de.. meseleyi milli boyuta çekmenin ucuzluğunu değinmek bile istemiyorum, ki bu olaydaki peşin fikirlilik başlı başına bir faciadır.. bi yaştan sonra futbol boş gelirmiş ya insana, o döneme biraz erken giriyorum ben sanırım.. neyseki tutunacak değerler var halâ..

yunus dedi ki...

Başarı için altyazpıdan oyuncuya gerek yok.Hollanda, portekiz diğer küçük avrupa liglerindeki gibi bir veya birkaç takımın ligi domine ediyorsa altyapıya gerek yoktur.Çünkü büyük takımlar liglerini tabiri caizse sömürürler.

Gel gelelim bizim lige.Biz bunlardan farklı olarak kendimizi ispanya, ingiltere zannediyoruz.Maddi olarak balon bir ligimiz var.Bu yüzden avrupada tutan bu mantık burada tutmuyor.Türk pasaportlu oyuncuların değerleri gözler önünde.Man Utd gibi bir takım üç büyüklerin elinden Sercan'ı alamıyor.Çünkü piyasası gereksiz yere artmış; adam bir şey başaramadan kulübünün bütçesinden fazla ediyor.

Kısaca burda paranı yabancıya yatırmak istiyorsan Türk kontenjanını büyük ölçüde altyapıdan oluşturmak zorundasın.Altyapı derken illa bebeklikten beşiktaşlı olacak değil, 16-17-18 yaşında getireceksin.


Bu arada bir not olarak verim, acun aktarmıştı:
Hagi bir sohpetinde Acun'a 'bu çocuk çok iyi topçu, iyi olacak bu adam ' demiş.Bu çocuk dediği bizim burak yılmaz.(sorulmadan söylim.bize gelmeden öncemi bize sonra mı onu bilmiyorum)

Müfit dedi ki...

2 küsür milyon euro alan beceriksiz Nobre'ye sabır göstereceğime, altyapıdan çıkıp çok daha düşük paraya oynayan Serdar Özkan'a sabrederim, beceriksizse ikisi de beceriksiz, Serdar'da kıçını Nobre kadar yırtıyor maçlarda. Bobo doğursun diye bekleyeceğime, Batuhan'ı direk ilk 11 oynatıp pişmesi için uğraşırım. Daha önce de yazmıştım, Ernst-Ferrari-Sivok kalitesinde üç yabancı daha bulup yanına altyapıdan çıkan ya da genç aldığımız çocukları koysak 1 sezonda yarısını kazansak kemik gibi 9-10 kişilik takım olur elimizde. Serdar Özkan'da onda bunda değilim, sorun bakış açısında. Oyuncu yetiştireceğim dersen adam gibi planlama yaparsan her sene kafaya da oynarsın. Bok attığınız Tigana zamanında Burak Yılmaz'lı Serdar Kurtuluş'lu kadro İnönüdeki Fener maçını kaybetmese şampiyon olacaktı az daha, son olayların travması hafıza kaybı yaratıyor sanırım...

Eser Gokulu dedi ki...

Alper,

Sallayacaksan biraz usturuplu sallayacaksın güzel kardeşim; atılan gollerin küçümsenip değersiz kılınması Delgado’dan alışık olduğumuz tartışmalar ama senin gibi işkembeden sallayanına ilk kez denk geliyorum.

Hadi ‘’Burak Yılmaz futbolcu değil’’ iddianı bir kenara bırakıyorum da , ‘’Manisa maçlarının hepsine gittim, attığı tüm goller Manisa farklı mağlupken ya da farklı galipken atılmış gollerdi, skoru beraberliğe getiren ya da oyun berabere iken tek bir golü yok’’ eleştirisini neremize sokalım ? Dalga mı geçiyorsun yoksa adam mı seçiyorsun ?

Ama yok yazalım sana tek tek gösterelim ki, sağda solda uydurmasyon yorumların ile başkalarının da canını sıkma.

Manisa: 3 – Denizli: 2

Burak Yılmaz: Hat trick ile maçı 0-0’dan 3-0’a getirmiş.

Trabzon: 2 – Manisa: 2

Burak Yılmaz: Oyun 0-1 devam ederken takımını 0-2 öne geçirmiş

Manisa: 1 – Sivas: 1

Burak Yılmaz: Karşılaşma berabere devam ederken takımını 1-0 öne geçirmiş

Manisa : 2 – Rize: 1

Burak Yılmaz: Takımını yine 1-0 öne geçiren golü atmış

Manisa: 1 – Kasımpaşa : 2

Burak Yılmaz: Takımı 0-2 mağlupken farkı 1’e indirmiş.

Yani tüm bunlar demek oluyor ki,

Ya sen sözünü ettiğin gibi bu maçları bırak stadyumdan izlemeyi, tv’den bile takip etmemişsin, ya da stadyuma giriş anında polis aramasına takılıp gollerin bir çoğunu kaçırmışsın.

Ama doğru söylemediğin şeyler de yok değil tabi; evet sözünü ettiğin gibi Burak, takımı farklı mağlup durumdayken Sami Yen’de ve Kadıköy’de de fileleri havalandırdı ama o zaman da sen stadyumda değildin; yani hiçbir şekilde bilinçli bir eleştiri söz konusu değil.Canın sağ olsun. Kaldı ki, Burak Yılmaz’ın attığı gollerin senin sözünü ettiğin şekilde gelmesi de (gelmedi de, gelmiş varsayıyorum) şaşırılacak bir hadise değil; zira Beşiktaş’ta yakaladığı pozisyonları hatırlayacak olursak da rakip defansın öne çıktığı anlarda arkaya sarkarak yaptığı koşularla geliştiğini anımsayacaksındır.

Ama bu ülkede Alex ve Ricardinho’dan fazla dünya kupası oynamış Kleberson ‘’pas özürlü’’ olmakla suçlanıyorken, Bundesliga’da gollerinin yarısından çoğunu savunma arkasına koşularla atan Ailton da ‘’ofsaytı bilmemekle’’ eleştiriliyordu; o yüzden X kişisi futbolcu ise ben de Süperman’im iddialarına fazla takılmamak gerekiyor. Sen de haklısın canım kardeşim. Esasında benim o mesajımda değinmek istediğim de Burak Yılmaz’ın takımda kalması gerektiği ya da kendisini çok beğendiğim falan değildi. Sadece taraftar baskısının futbolcu üzerindeki etkisine güzel bir örnek olduğu için kullandım.

Hee Serdar Kurtuluş şimdi nerede demişsin, onu da bir zahmet Ertuğrul’a soracaksın, ya da hiç ilgilenme boşver, nasılsa Tigana’nın Serdar’ı kullanmak istediği mevki, daha önce orada bir kez bile oynamamış adamın hemen alışacağı ve kaldıracağı bir bölge olarak tanımlanabilir; yok yav makara yapmıyorum ciddiyim; Serdar’da bizi böyle alıştırmadı mı zaten ? 2-3 maç sendeledi sonra tüm sezon boyu parmak ısırttı; işte tüm bunları yapan Serdar tam orada ritmini bulmuşken geçirdiği sakatlığa ve ardından sağ beke hapsedilmesine aldırış etmeksizin ihtiyaç duyduğumuz her an çıkıp orta alanda kendisini mili takıma yükselten performansını bıraktığı yerden sürdürmeliydi, ama başaramadı ah Serdar ah :)

ian dedi ki...

http://www.uefa.com/competitions/under19/fixturesresults/round=15351/match=304745/index.html

almanya u-19 (1) - (2) türkiye u-19

maç kadrosundaki bizim çocuklar;
2 Rıdvan Şimşek
6 Necip Uysal
11 Erkan Kaş

erkan kaş'ı bir kere canlı izledim. sol açıkta döktürdü resmen.

alper dedi ki...

Burak Yılmaz Manisada o kadar gol atmış yav.o yıl manisa sezon sonu ne yapmış acaba.onuda bir yazıversen ya.
burak yılmaz o yıl manisada kaç gol atmış ve o attığı gollerin kaçı manisaya puan kazandıran gol olmuş onuda bir yazarmısın canım kardeşim.
burak yılmazın o yıl manisada attığı golerin beraberliği yada galibiyeti getiren goller olarak attığı gol sayısı içindeki yüzdesini verebilirmisin..
burak yılmazın oynadığı tüm maçların kaç puan ettiğini ve gol attığı maçlarda manisanın kaç puan aldığını da yazarmısın güzel kardeşim.
histeri krizine tutulmuş gibi tigana ve onun mahluklarına sahip çıkma adına sert bir üslupla yazı yazmakla kendini haklı çıkarıcağını karşındakini küçük düşürüceğini sanmak ta en çok tiganaya yakışan bir davranış olurdu sanada sirayet etmiş demek ki.
kendi yazdığın yazıda verdiğin gollerdeki puan kazandırma anlamlarını birde sen yorumla be kardeşim öfkelenmeden sindirme politikasına başvurma cinliğini yapmadan punsterlik oynamadan.
senin yazın burakı savunma yazısı değil de tiganayıda el altından ancak bu kadar savunabilirsiniz işte.çıkıp iyi hocaydı be diyecek cesarete ve futbol bilgisine sahip olmadığın için şifrelerle anlatmya çalışırsın meramını.zaten tigana da kocaman bir şifre ve soru işareti dğeilmiydi.sen bakiyle 40 maç oynadı iyi hoca dersin bende bakiyle 40 maç oynayacağına her maç 10 kişi çıkıp oynasaydı derim.senin ertuğrul düşmanlığın burakı ve serdar kurtuluşu iyi futbolcu olarak lanse etmene sebep olabilir ama bu futbol bilmediğini gizlemez yine de.sen git chatman yaz daha da futbol izleme nasılsa senden süperman falan olmaz canım kardeşim.
bir de bu ülkede 3 kelimeyi yanyana getirip anlamlı tümce kurduklarını ve yazının içerisine birde sallamasyon-işkembe gibi terimler koyanların kendilerini futbol uleması sandıkları gerçeği d evar.bunuda kabul etmek gerek.ama oda senin kusurun olsun.tigana kadar zarar verecek değilsin ya.

Jessie dedi ki...

kim neye alınıyor anlamış değilim. türk sporcusu kaybetmeye mahkum evet. bunun nasıl aksini iddia edebiliyoruz. katıldığımız her finali futbol, basketbol, voleybol... itinayla kaybetmiyor muyuz? önem derecesi yüksek maçlarda türk oyuncularımızın tamamının dizleri titremiyor mu? sanki başka ülkede yaşıyoruz.

türk sporcusu bu haliyle kaybetmeye mahkumdur. serdar kurtuluş ekrem dağ'a kaybetmeye mahkumdur çünkü biri spor eğitimini yurt dışında almıştır diğeri türkiyede. serdar özkan kaybetmeye mahkumdur.

bunlara kazanmayı öğretmek te bugünden yarına olacak bir iş değildir. zaten bu misyon beşiktaş'ın da değildir. çok daha geniş çaplı bir organizasyon gerektirir.

ayrıca, 80'lerin futbolu artık oynanmıyor arkadaşlar. o dönemler yabancı hakkı son derece kısıtlıydı malumunuz. o dönemle bu dönemi karşılaştırmayı hiç anlamlı bulmuyorum.

bir hayal kurun, birden yabancı sınırlaması 0'a düşürülsün. takımlar sadece türk oyuncularla oynasın. beşiktaş kaçıncı olurdu? üçüncü olabilir miydi çok şüpheliyim.

1-galatasaray
2-fenerbahçe
3-trabzon
4-bursa - beşiktaş

diye sıralanacağını düşünüyorum.

ian dedi ki...

sen bana futbol, basketbol, voleybol dersen; ben de sana halter, güreş diyebilirim rahatça, ama konu bu değil. bu tarz şeylerin savunucusu olmak gibi bir amacım da olmadı hiçbir zaman. yazılan herşeyin cevabı saçmasapan örnekler, isimler üzerinden yapılan değerlendirmeler oluyor nedense. 80'lerin futbolu tabiki geride kaldı, anlatamamışız demekki ne demek istediğimizi. beşiktaş'ın misyonu kendi sporcusuna özgüven vermek olsun, oyuncu ihraç etmek olmasın diyoruz anlatamıyoruz.. bundan öncekileri kaybettik, daha da kaybetmeyelim diyoruz, iki günde olabileceğini de iddaa etmiyoruz.. hee sabırsızsanız, birkaç mağlubiyette kazan kaldıracaksınız, bazı noktaları kaçırıyorsunuz demektir. sıralama yapmak falan, bursa-beşiktaş, komik oluyorsunuz farkındamısız. lise sohbetlerinde konuyu hemen spektaküler bir yerlere çeken bitirim arkadaşlarımız aklıma geldi valla ne diyim.

Jessie dedi ki...

peki o zaman endüstrileşen futbolda 11 özkaynak düzeninden gelen oyuncuyla oynayın. kabul.

anlatamıyorum derdimi. bunu bana kabul ettirebilirsiniz. ama bunu sizden başka düşleyen insan yok. o insanlar hepimiz eminiz ki 2 mağlubiyetten sonra bu çocuklara sallayacaklar.

e madem sallayacaklar o zaman ona göre bir düzen inşa etmek lazım.

ben genç futbolcuya karşı değilim. ben başarısızlığa karşıyım. jean tigana neden başarısız oldu? çünkü türk sporcusuna güvendi. güvendiği adamların nerelerde olduğu ortada.

sorsan şimdi -belki roportajında söylemez ama- o dönemki türk oyuncuların nasıl onu yarı yolda bıraktıklarını, nasıl kendilerine ihanet ettiklerini söyleyecektir.

del bosque, ibrahim akın'ı soruyordu geçenlerde. sankı ki ibrahim'in ispanyol aklı var. oysa bize ne kadar komik geliyor del bosque'nin ibrahim'i sorması.

Eser Gokulu dedi ki...

Bu ülkede Ocak ayı transfer döneminde takım değiştirip, 15 maçta 9 gol atabilmek sık rastlanan hadiselerden olduğundan haliyle bok atmak için takımın o sene ligi nerede tamamladığına da kafa yormak gerekiyor tabi,(savunmadan sorumlu devlet başkanı Burak Yılmaz) ama sen sen ol bu sözünü ettiğim 15 maçın yaklaşık %50'sinde Rafael ve Metin Akan hatta zaman zaman Tiago'nun arkasında Burak'ın orta saha gibi oynadığını da gözardı etme, gerçi biliyorsundur sonuçta canlı izlediğin maçlar.

ah Taner Gülleri ah, sen git çuval dolusu gol at, ama takımını ligde tutmaya gücün yetmesin, sen git üç büyüklere sayısız gol at ama bu goller takımına puan kazandırmasın ..

NE İŞE YARADIN lan Taner !

* Sen hala daha Burak ve Tigana savunması yaptığımı düşünmeye devam et, olur da şu afaki yorumlarından vazgeçersen dilediğin taktirde Tigana'ya da sıra gelir, ama o teknik direktör ise ben de He-Man'im falan demeyeceksen.

Jessie inceden başlığına tecavüz ettik sen de kusura bakma :)

ian dedi ki...

jessie üstad.. demagoji yapıyorsun yine ama.. her altyapıyı savunan kişi 11 oyuncu da özkaynaktan gelsin diye birşey demez.. kendi sporcusuna özgüven vermek derken ben, büyük oranda özkaynak düzenini kastettim doğrudur, ama buna transfer edilen yabancıları da yerlileri de ekliyebiliriz. yabancı karşıtlığı yapmıyorum ama dış transfer işleri yörüngesinden çıkan bir spiral halini almaya başladı. altyapıyı hayati yapan olay biraz da bu diye düşünüyorum..

tamamen farklı düşünüyoruz bu konularda seninle.. del bosque'nin ibrahim akın'ı sorması bana komik gelmiyor.. tigana dönemindeki fener maçı sonrası akaretler yokuşunu içimden sinir cümleleri kurarak değil de sevinerek çıkmış olsaydım; şuan tigana, yerli topçular ve ihanet kelimelerini bir arada görmezdim sanırım.. ki halâ inanmıyorum, tigana beşiktaş kariyerini gayet başarılı görür kendisi, geçen senelerdeki röportajlarından okuduğuma göre..

Yorum Gönder

Ara