.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
14 Eylül 2009 Pazartesi

Kaybeden Her Zaman Haksızdır

Iska 1… Süper Kupa’da Fenerbahçe ile oynanan maç. Yenildik ama iyi oynadık, geleceğe umutla bakıyoruz. Bu defans bu sene zor gol yer, takım yol aldıkça elbette ki gol atmayı da hatırlar. Hem verilmeyen kırmızı kart ve penaltı da cabası. Neyse, sağlık olsun.

Iska 2… Ligin ilk maçı, takım hiç gaza basmadan oynadı, rakip takım kaleye sadece bir kere geldi o da gol oldu, Beşiktaş ise kazanacak kadar pozisyon buldu ama atamadı. Neyse, sağlık olsun.

Iska 3… Gençlerbirliği deplasmanı. Takım koca 90 dakikada hiçbirşey yapmadı, forvetteki eksikler ve formsuz futbolcular can sıkıyor ama ümitvar olmaya devam edelim. Sağlık olsun.

Iska 4… Rakip Gaziantepspor, Beşiktaş bu sezon ilk defa seyircisiyle buluşuyor. Hedef mutlak galibiyet. İki kez direk izin vermiyor. Son 15 dakika rakip sahada oynanıyor ama nafile. Bu sezon Gaziantepspor’a13.5 milyon avrodan sonra bir de 2 puan verilmiş oluyor. Ama olsun, takımdan hala ümitliyiz.

Ve işte son hafta, Iska 5.

Halbuki fikstür çekildiğinden beri sabırsızlıkla bekliyordum 5. haftayı. Kibir zaten tek başına çekilmez bir şey iken, bir de üstüne üstlük altının boş olduğuna inandığımdan hepten antipatik bir camia haline geldi benim gözümde Galatasaray. Biraz bu yüzden, biraz da savunması iyi takımların hücumu iyi takımlara genel olarak üstünlük sağlamasından bu maçın ertelenme söylentisi bile rahatsız ediyordu. Neyse ki erteleme olmadı, ne hafta içi Avrupa bahanesi ne de sel felaketi mani oldu maçın başlamasına.

Tavşan zaten adettendir. Olmazsa olmaz. Ülkenin tartışmasız en kariyerli iki yerli teknik adamı, basit doğrular yerine “futbolu en iyi ben bilirim” demek için kadro kurduklarında işleri hep ters gidiyor. Tabii sadece onların işleri ters gitmiyor, benim gibi takımına güvenenler de âlemin tavşanı oluyor beri yandan.

Oysa Beşiktaş’ın geçen sene başarıyla uyguladığı sistem, eldeki kadronun avantajları ve dezavantajları apaçık ortadaydı. Fakat medya mensuplarına “sizin bildiğiniz kadar benim unuttuklarım var” diyen Denizli’nin unuttukları arasında ne yazık ki bu doğrular da vardı. Bu takım şampiyonluk anahtarını sahaya gömdüğünde, ortadaki ikilisiydi en çok umut veren. Şimdi de güzel bir ikili var ancak, Gençlerbirliği deplasmanında 3 ön libero ile oynayan takım, Galatasaray maçına tek ön libero ile başlıyordu.

Takımın diğer olmazsa olmazları, mücadelesi, sertliği ve isteğiydi. Bunları yapabilecek futbolcular, Yusuf ve Nihat gibi sakatlıktan yeni çıkmış isimler değildi elbet. Maç başlamadan önce kafada kurulan senaryolarda, Galatasaray’ın hünerli ama yumuşak yetenekleri Beşiktaş karşısında etkisizleşecek, Beşiktaş da önde zaten dengesizlik yapmaya çok müsait Galatasaray defansını zor duruma düşürecekti fakat niyet ne idi, akıbet ne oldu? Sahaya çıkan kadro tüm doğruları inkar eder vaziyetteydi. Ancak tabii ki futbolda her zaman doğru hamleler, doğru sonuçları getirmezken, yanlış hamleler de bazen doğruları getirebilirdi. En azından bu umutla izlemeye koyulduk maçı. Ne var ki, Rüştü sağ olsun, tüm yanlışların üzerine bir kişisel hata da o ekledi ve zaten sahaya yanlış tertiple çıkmış olan Beşiktaş, bir de hiç gereği yokken 1-0 geriye düştü.

Senaryodaki Beşiktaş zaten yönetmen tarafından tahribata uğratılmışken, bir de Galatasaray’ın erken gol avantajı, arka tarafı pek sağlam olmayan Galatasaray’a kontrollü oynama imkânı sunarak işleri tamamen zorlaştırdı. Tüm bunlara rağmen Beşiktaş eski gücü ve sertliğinde olmasa da, isteğiyle bir şeyler yapmaya çabalayıp, golden sonra oyunda dengeyi kurup, beraberlik yakalayabilirdi. Olmadı.

İkinci yarıya Beşiktaş “ben bilirim Denizli” yerine doğruları hatırlayan Denizli sayesinde çok iyi başladı. Tek sorun, takımda gol atabilecek gibi görünen tek isim olan Tabata’nın olmamasıydı. Orta sahada ikinci topları alan, önde varyasyonlar yaratabilen bir Beşiktaş, Rüştü’nün abuk hatasına dek her an golü yaratabilecek şansa sahipti.Hepimizin malumu, Serdar Özkan bir pozisyonda topu auta, bir pozisyonda da “ceza sahası dışında” Leo’ya teslim edince o şanslar da ıskalanmış oldu ve ıska 5, 3-0 gibi hak edilmeyen bir sonuçla geldi.

Iska 5 önemliydi elbet. Hem derbi, hem de ligdeki durum açısından. Kaybedenler her zaman haksız olduğundan ne Beşiktaş’ın defansının iyi olduğundan, ne maçta kimin daha iyi oynadığından, ne Beşiktaş taraftarının Ali Sami Yen’e girerken çektiği eziyetten ne de hakemden bahsetmek çok anlamlı. Şimdi yapılabilecek en iyi şey, halı sahaların değişmez repliği “beyler sakin”i sık sık tekrarlamak.

Hayatta üzerine kafa yorulan birçok konu, yapılan birçok tartışma genellikle havada kalır, pek sonuçlanmaz. Futbol ise bunlardan biri değildir. Bugün bir şey iddia ediyorsanız, yarın sahada görürsünüz. İddia edilenler, havada kalıyorsa bahanesi çok olabilir, o ayrı konu. İddiam şu ki; ne Beşiktaş bazılarının abarttığı kadar kötü bir durumda, ne de ligin tepesindeki iki takım yine o bazılarının abarttığı kadar çok iyi. Bu takım elbette ki vites yükseltecek, elbette ki rakiplerini yakalama şansına sahip olacaktır.

O şansları da ıskalamazsa, size söz yine baharlar gelecek, size söz ateş sönmeyecek…

11 Yorum:

Bu hafta avrupa maçlarında zaten ligimizin kalitesizliği gözler önüne serilecektir....

delgado dedi ki...

çok karamsar olmak için büyük bir sebep yok, futbol olarak galatasaray bizden üstün değil kesinlikle, dün zaten değildi. fenerbahçe zaten hiç değil. 9 puan ise kesinlikle fazla değil.

mustafa denizli'ye bel altı çalışanların çoğunluğu ve o çoğunluğun söyledikleri belli. lig tv'de onlardan biri konuşuyo hatta şuan. şu yazıyı yazmamın sebebi de dur durak bilmeyen bu acınası yaratıklar oluyor. yaratıcılıktan yoksun zeka kavramı olmayan birileri "karga marga national geography delgado olmasa beşiktaş yapamazdı rüştü sitirsingitsin serdar özkan çok kötü bir oyuncu yakışmıyor beşiktaş'a(ulan sen kimsin de buna karar veriyosun ayı herif, beşiktaşlı mısın ne sıfatla diyebiliyosun bunu) gitsin mitsin" diye bi beyin fırtınası yaptı şuan kendisi 30 saniyede. mustafa denizli alayına kapak yapacakmış gibi geliyor bana, takım iyi sonuçlar almadığı ve camiada hava iyi gözükmediği için şu an binbir türlü saha dışı etken düşünüyor olabiliriz. ama madem basın mustafa denizli'nin beşiktaş'a gelişini, 3 büyük takımı şampiyon yapıp efsane olmayı ve kariyerinin sonlarındaki büyük düşüşünün kendisinin imajını büyük ölçüde zedelemesi ve insanlar üzerinde artık bıraktığı sönük etkiyi silmeyi istemesinden dolayı "bencillik" olarak yorumlayan vardı. e aynı tarz eleştiriler şimdi de var, ama kimse mustafa denizli'nin ortamın bu halinden etkilenip hırslanarak bu ezberi bozmak isteyeceğini göz önünde bulundurmuyor. nedir bu kalıplar, ezberler. mustafa denizli 2.sezonda sıçar, şampiyonlar liginde sıçar, takımı rehavet kaplar takımdaki dengeler bozulur. beceremez yapamaz vesaire. bir de bunlara son dönemde denizli'nin çeşme tatili eklendi, yok takımı şampiyon yaptıktan sonra hiç düşünmemişmiş bırakmışmış şezlongda uzanırken son anda sözleşme imzalanmışmış. o yüzden kesinlikle konsantrasyonunu sağlayamazmış, yalan olurmuş. kendisi sırf bu lafları bitirmek, kargaları susturmak için artık günde 16 saat değil, 20 saat mesai yapar. gecesini gündüzünü beşiktaş'a verir. her hafta vurguladığı gibi "ben bu takımın neler yapabileceğini biliyorum" derken çok düşünmüştür, çok denemiştir kafasında her şeyi. son bu tavşanlar ise yazıda belirtildiği gibi mustafa denizli'nin kişisel özelliklerinden ve ters köşeye gönderme isteğinden dolayıdır. ve ayrıca ali sami yen'de sahaya çıkan son tavşanların da galatasaray'ı sahasına mahkum etmesinin sebebi de yine denizli'dir. çok kolay öyle kargaların yaptığı gibi denizli'nin katkısı takıma sıfır demek, bilmiyor istifa etsin demek. çünkü takımı mustafa denizli hazırlıyor ve maçtan 5 dakika önce onbiri sen belirliyosun yaaaa. aynı geçen sene cisse-fabian ikilisini bozma yanlışı ve bunun yanında hatırlamadığım birkaç yanlışı gibi, bu son hatalarından da ders çıkaracaktır, çıkarmaması için sebep yok ve lig çok uzun. kargalar alınmasın evet; mustafa denizli gerçekten de onlardan tek bir harf bile öğrenecek değil. belki kendi bildiğini okuduğundan dolayı o da ders almıyordur, ders veriyordur.. veya ders aldığı kargalar değildir, tecrübeleri ve taze yaşadıklarıdır. kendi kendine ders veriyodur denizli.

jim dedi ki...

ama futbol bir sonuç oyunu bildiğiniz üzere ve somut bir gerçek olarak 9 puanlık ciddi bir fark var artık zirveyle aramızda. ben de umutluyum, bobo ile tabata ile üretkenlik de artacaktır ama bu kadar kayıpla başlamamalıydık yine de, bastı gitti adamlar.

shelbyl dedi ki...

Unutmayalim ki daha Fenerbahce ve Galatasaray'in birbiri ile oynayacagi iki mac var, yani puan kaybetmek zorundalar. Bize dusen, kalan maclarimizin hepsini kazanmaya calismaktir. Bu sene sampiyonun 80 puan gorecegini varsayalim. Bu bize daha 13-15 kusur puan kaybetme hakki verir. Daha 4 maglubiyet, bir-iki de beraberlik alma hakkimiz var. Maglup gelmedikce beraberlik kredimiz de artar.

5. haftadan 9 puan fark cok gibi gozukuyor; ki evet, cok. Ama daha kurtlar sofrasi kurulmadi, daha Fenerbahce ile Galatasaray birbirini yemedi. Sabir sadece.

Her zaman oldugu gibi (Delgado hususu haric) Freak'in yazdiklarinin altina imzami atiyorum.

Ha bir de, degil gecen sene, son 10 yilin en iyi futbol takimi Barcelona bile 38 takimli ligde 87 puanla sampiyon oldu. Siz bakmayin basinda esen "Fener ile GS 100'er puanla sampiyon olur" havasina. Her kulvarda ucup gidip kayip yasamayacak takim yok daha, gormedi tarih bunu.

SeLo dedi ki...

Maçın başında rüştünün hatasından yediğimiz gol tüm oyun sistemimizi bozdu.Peki denizlinin amacı neydi?Ardayı ekremle kilitlemek,tabata ve yusufla orta saha pas trafiğini düzenleyerek bu ikilinin hızlı oyuncular olan nihat ve serdarı gol pozisyonuna sokmasını sağlamaktı.

Bireysel hatadan bir gol yedik çabuk toparladık da diyebiliriz dakika 11 de ilk net pozisyonumuz serdar özkanla geldi.Nihat gs savunması arasında kayboldu.İkinci yarıda fink orta sahaya dinamizm getirdi bobo'da gs savunmasının öne çıkmasını engelledi.gs boğuldu denizlinin ikinci yarı yaptığı doğru hamleler maçı döndürmek üzereydi.Hatta biraz şanslı olsak veya hakem karakterli olsa 2.golü yediğimiz 65.dakikaya kadar 1-2 öne geçerdik.ve yine bir bireysel hata ve yine rüştü.Bu dakikadan sonra moral motivasyon bitti.

Bu kadar övgüyle söz edilen yenilgisiz şampiyon olur gol rekoru kırar denilen gs bu muydu yani???

Nevio scala dönemini hepimiz hatırlıyoruz sanırım.ilk 12-13 hafta çok iyi gitmişti takım peki ya sonra ne olmuştu? erken form tutmanın yan etkileri...

gs yide fb yide çok rahat yakalarız yeterki biz ilk yarının sonuna kadar kalan maçlarımızı kazanalım.

Turgay dedi ki...

En çok da zoruma giden şey cinconların kötü oynayarak bizi 3-0 yendiklerini söylemeleri... Hakikaten ağrıma gidiyor...

Pamukk dedi ki...

polyannalar.

barış dedi ki...

hakikaten buradaki bazı beşiktaşlıların iyi niyeti inanılmaz, galatasarayla fenerbahçeye hala içi boş, balon takım muamelesi yapmaya devam edin siz, sezon sonundaki farkı göreceksiniz. bu fark takımların birbirine olan üstünlüğünden kaynaklanmayacak ama galatasarayın daha yüzdeli ve bitirici hücum ettiği bir gerçek, galatasarayın duran top ve kontrataktan attığı gollerin sayısına bir bakın isterseniz. bu her şeyden önce organize bir hücum hattı demek ki, asıl farkı yaratan da bu oldu şimdiye kadar. zaten bizim de galatasaray taraftarı olarak ümitli olmamızın sebebi şimdiye kadar oynanan oyun değil, yepyeni bir takımın ilk zamanlarında bile bu kadar çok gol atabilmesi, ve asıl orta sahamız 3lü oynamaya ve sahaya yerleşmeye alışabildiğinde o zaman tartışabiliriz olacakları. ayrıca sizin elinizde galatasaray maçı dışında umut vaadeden bir oyun da yok. galatasaray en kötü olduğu ankara maçında bile beşiktaşın diğer maçlarından daha çok pozisyon üretebilmiştir, yani bu da demek ki, ligde takımların birbiriyle kıyasından çok anadolu takımlarına karşı karakterleri şampiyonu belirleyecek. geçen sene derbi kaybetmeyen ama ligde havlu atan fenerbahçe örnektir mesela buna. kaldı ki beşiktaşın aslında birebir kıyasta da üstünlüğü yoktur galatasaraya, haftasonu o maç özelindeki dinamikler o oyunu ortaya çıkarmıştır ve hiçbir takım sadece şansla 3-0 galip gelemez, tüm pozisyonlar toplamında pozisyonlar eşittir zaten sadece oyun olarak beşiktaş topa hakim olmada üstünlük kurmuştur. siz ne kadar balon muamelesi yapsanız da galatasaray 10 maçta 32 gol atmış, beşiktaş 6 maçta 3. bu bile bazı şeyleri anlatmaya yetiyor olmalı.

şimdi barış, bu sitede, hatta genel olarak beşiktaş taraftarlarına bakarsan, benden başka iyimser birini göremezsin. işte pamukk da, standart bir beşiktaşlı olduğu için polyanna demiş bana. bunun tam tersi olarak da, galatasaray'a da bakarsan bir tane kötümser taraftar bulamazsın, herhangi bir konuda endişe duyan, yeni futbolcuların kalitesinden en ufak bir şüphe duyan. bu iki camianın temel farkıdır. bir tarafta sonsuz bir özgüven, diğer tarafta ise sonsuz bir kuşkuculuk...

işin futbol kısmına gelirsek, işin komedi kısmı sanki galatasarayın geçen sene 5. olmuş kadrosu çok değişmiş gibi davranılıyor. yahu olan biten defansa zan takviyesi, orta sahaya sarp takviyesi, ileriye de elano ve keita takviyesi yapılmış. elanonun daha pek numarasını görmediğimize göre, tek başına bir keita transferi ile bir takım nasıl dünya takımı hüviyetine bürünür, bu dediğim gibi psikoloji ile açıklanabilir. iyi oynamadığımız maç ankaraspor maçı demişsin, izlediğim maçlarınız antep, kayseri maçlarında iyi oynadınız da haberimiz mi yok allah aşkına? e ekle buna beşiktaş maçını da... ha kötü halimiz bu, iyi olunca siz görün denilecek bir durum da yok ortada zira galatasarayın dengeli bir kadrosu yok. bazı taraflarda şişkinlik, bazı taraflarda da zayıflık var. ha şimdi dediğim gibi, şu tabloda alemin tavşanı ben oldum ama daha dur, bu ligin 5. haftası. kıt kanaat, kendi aklımca diyorum ki bu takım galatasaray'ın altında bitirmeyecek bu ligi. aksini iddia eden edebilir, sonuçta ben göt olmayı göze alarak net birşey söylüyorum. ha fenerbahçeye de balon dediğim falan yok, çünkü çok daha dengeli ve zengin bir kadroları var. o yüzden balon olan tek takım galatasaray diyorum, bakalım görelim:)

barış dedi ki...

bence gaziantep maçında gayet iyiydik, sonuçta sezon başı saat 19:00da antep gibi bir yerde ligin kalbur üstü takımlarından biriyleydi maçımız ve antep 2 gol atmayı hak etmemişti. ikincisi de şu ki, geçen sene bundan çok da farklı olmayan kadro uefada çeyrek finali saçma sapan bir yenilgiyle kaçırdı, ligde başarılı olamamamızın sebebi ise yabancı-yerli çatışması, otorite eksikliği, fizik olarak takımın yerlerde sürünmesi gibi sebepler vardı. kaldı ki sakatlıklar yüzünden ideal kadromuzla oynadığımız maç oldukça sınırlı olmasına rağmen, sadece servet sezonun yarısını kaçırmasaydı ligi daha iyi bir yerde bitirebilirdik muhtemelen. elde sadece keita var demişsin ama onun oynadığı bölgede geçen sene ne kewell ne de arda tam performansla oynayabildi, idealimiz yoktu orada hatırlatırım. ayrıca elimizde(transfer yok diyordun ya) rijkaard ve barcelonanın eski kondisyoneri olduğunu da unutmamak lazım, kornerlere ve hücum varyasyonlarımıza bakarsan nasıl organize olduğumuzu anlarsın, maç sonlarındaki istatiksel üstünlüğümüz de geçen senenin bir hayli üzerinde, yürümüyor takım artık son dakikalarda. bunun dışında şu an oynadığımız oyunun çok da iyi olmadığını biliyorum, oyuncular henüz sistemi kavrayamamış durumda ama topu son bölgeye getirince beşiktaşa oranla çok daha iyiyiz mesela çok kötü oynadığımız ankara maçının ilk 60 dakikasında bile 3-4 net pozisyonumuz var. ben diyorum ki bu kadro sezon sonuna kadar fenerbahçe ile çekişip 80 üstü puanlar alacaktır, kalbur üstü takımlarla yaptığı maçlarda iyi performans sergilemese de. zaten çok da süper olmamız gerekmiyor bu ligde şu performansı gösterebilmek için ama beşiktaş şu an onu bile sergileyemiyor, şu ligde 5 maçta 3 gol atmış, galatasaraysa 16, zaten ligimizde şampiyon olan takımlar çok da iyi mi performans sergiliyordu da galatasaray balon oldu anlamadım ben.

deniz aslında balon demek de yanlış.. yani galatasaray'ın kadrosunda çok iyi adamlar da var, ama yaratılan havadan bahsediyorum ben aslında. yani öyle bir hava yaratıldı ki, sözlükte biri yazmış çok güldüm, bu sene avrupa ligini almayalım, seneye şampiyonlar liginde rehavete gireriz falan demiş, işte bu yazılan tam olarak girilen havanın karşılığı. herkes senin gibi mantık süzgecinden geçirip yorumlamıyo ki, ve bu herkesin içinde medya da var. e böyle olunca, dışarıdan bakan biri olarak ben ifrit oluyorum, çünkü beşiktaş kadro dengesi ve kalitesi olarak kötü bir takım değil ancak işte mesela senin geçen senenin başarısızlğında gösterdiğin sakatlık nedeni gibi nedenlerden ötürü şu an kaliteisni yansıtamamakta fakat geçen sene galatasaray ve fenerbahçenin itin götüne sokulmadığı kadar, kötüleniyor.

e böyle olunca da delleniyor insan, takdir edersin ki

Yorum Gönder

Ara