.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
25 Haziran 2010 Cuma

Karadeniz Kanserden Ölmesin Yeter Ulan!

(Geçen sene bugün kaleme almıştım. Kazım Koyuncu'nun ölüm yıldönümü, Karadeniz'e inşaası düşünülen santraller için bir kez daha...)
Bir gece öncesinde meteroloji her zaman yaptığı gibi uyarmaktaydı, ancak bu kez çok ciddi ve iddialılardı. Bir sonraki gün için saat 19.00 sıralarında hava sıcaklığının 10 dereceden birden düşüp -7 civarında seyredeceğini belirtiyorlardı. Hadi lan diyerektek stadın yolunu bulduk, içimde 2 kat kazak üstümde çubuklu formamla; henüz 15. haftasında olmamıza rağmen havlu atmış olmamıza rağmen Trabzonspor'u konuk etmek üzere mabedin yolunu tuttuk. Maç başlayana kadar süren geyik sekansından sonra takımlar tekrar sahaya çıkmak üzere soyunma odasına indiler. O an bir şeyler oldu anlamadığım, soğuğun kemiğime işlemeye başladığını farkettim. Sanki kıyamet günü temalı Hollywood filmlerindeki gibiydi, soğuk adeta acıtıyordu. İşte tam o sırada, yeni açıkta dünyanın en güzel gözlü Karadenizli'sinin posteri ve yazımın başlığını oluşturan pankart açıldı. Gözümden bir damla yaş süzüldü, ancak akamadı, yanağımdan aşağı doğru süzülürken dondu kaldı. O donan gözyaşı, belki de doğup büyüdüğüm memleketimin hiç kapanmayacak yarasının verdiği ve ne yazık ki vereceği acıların sürekli olacağını gösterir gibi kristalize oldu yüzümde. Dahil olduğum taraftar grubundan dolayı onlarca kez gurur duymuştum, ancak hiçbiri bu kadar yürek burkucu olmamıştı... 26 Nisan 1986'da, kendilerini kusursuz gören Sovyet Rusyası bu kez bir kusur işledi. Çernobil Faciası olarak tarihe geçecek olan olay yaşandı, Çernobil Santrali'nde patlama gerçekleşti. 14 Mayıs 1987'de, Çernobil'in takriben 1.000 km olarak iz düşüm olarak güneyinde olan evimi; 3 yaşında olmama karşın adını benim koyduğum kardeşim şenlendirdi. O dönem doğmuş olan bir çok bebek ne yazık ki yaşını doldurmadan nedeni anlaşılmadan(!) ötürü terk-i diyar etmekteydi. Şükürler olsun ki 2 kiloluk yavru bir Hint fakiri olan bendenizden sonra, 3,5 kg'luk bu ufaklık çokça sağlıklı gözükmekteydi. Ancak, bir süre sonra çıkartmaya başladığı hırıltı bizleri çok korkutacak, aylar süren hastane safhalarına karşın nedeni anlaşılamayacak ve sonrasında kendiliğinden kaybolacaktı. Şimdi anlıyorum ki o hırıltı, Aslı'nın bitmek tükenmek bilmeyen homurtularının küçük bedenine olan yansıması imiş yalnızca. Şaka bir yana, çok korkup bunaldığımız zamanlardı. Bebek ölümleri geride kalmıştı ancak Karadenizli ne çayını iç rahatlığıyla yudumlayabiliyor ne de göbek marulu kütür kütür mideye indirebiliyordu. Sonra, dönemin sanayi ve ticaret bakanı Cahit Aral TRT ekranında canlı yayında içti çayı, bir şey yok dedi, için dedi. Yedik, içtik... Acaba o bakan; hemoglobinin kandaki ideal rakamlarının kaç olduğunu biliyor muydu? Veya lökosit, trombosit gibi terimlerden haberdar mıydı? Hayatının hiçbir döneminde bir günde 40 ünite aynı grup kandan insanı bulup, onları 2 minibüse doldurup kilometrelerce ötedeki hastaneye taşımış mıydı? Umarım bu soruların tamamının cevabı olumsuzdur. Zira kendisi, mevcut düzenin devamına uğraşan sıradan isimlerden biriydi, canlı yayında çay içmesi belki bir parça kalmıştır akıllarda, ancak adının hatırlanma yüzdesinin LDP'nin son seçimlerdeki oyu oranında olduğunu tahmin etmekteyim. O sorular bana veya ailemden birine sorulsaydı; ne yazık ki 3'ü için de olumlu cevap verecektik. Onkolojinin ne demek olduğunu bilmeyi istemezdik hiçbirimiz. Hemoglobin oranı çift haneli sayılara geldiğinde sevinmeyi de istemezdik. Kanın da, memenin de, lenfin de, beynin de, testisin de, akciğerin de ayrı ayrı başka türler olduğunu da bilir olduk ne yazık ki... Sevdiklerimizin renklerinin sarardığını, bakışlarının donuklaştığını, kemiklerinin belirgenleştiğini elimiz kolumuz bağlı şekilde seyrettik yıllarca. Isırgan otlarından, dut pekmezlerinden mucize bekledik durduk. Kader dedik, takdir Tanrı'dan dedik, ağladık sessizce. Sesi ilk gür çıkan Kazım Koyuncu ise, ne yazık ki sadece gönüllerimizde yaşar oldu aynı illetten kaybettiğimiz bir dolu sevdiğimiz gibi. Ölüyor Karadeniz, sağlık sigortası olanlar yine güçleri yettiğince kapışıyorlar o şerefsizle sahip oldukları Karadeniz inadını da arkalarına alarak. 1997'de, Ramazan'la tanışmıştım. Benden 2 yaş büyüktü. Dedemin oda arkadaşıydı, onkoloji bölümünde... Babası çiftçiydi Ramazan'ın, sağlık sigoratası da yoktu, babası bir önceki yılın hasılatını cebine koyup gelmişti 19 Mayıs Tıp Fakültesi'ne. O para 10 gün yetti Ramazan'ın tedavisi için, çaresizlerdi, bizden bile daha çaresiz. Memleketleri Tekkeköy'e dönmek zorunda kaldılar. En son olarak dedemi; helallik almak için aradı Ramazan, 1 gün sonra da acı haberi geldi. Devlet ona git bu diyardan dememişti belki ama, kalması için de en ufak bir şey yapmamıştı. Sigortasız olan bir çok çaresizin yaptığı gibi, o da çaresizlik içinde el sallamıştı sevenlerine... Aynı devlet, kalbimizi yoklamakta bu aralar. Karadeniz'in en ortasına, Sinop'a nükleer santral kurmak istemekteler. Güvence veriyorlar, bir de Türkiye'nin en gariban şehrinde istihdam sağlayacaklarını vaadediyorlar. Ben güvenmiyorum, öyle ya süper güç Sovyetler'in beceremediğini AB'nin kapısında 50 yıldır dolaşan T.C.'nin becerip tam güvence verebileceğine inanmıyorum. Bu illete karşı sesi ilk kez gür çıkan güzel insan buralardan gideli tam 4 yıl olmuş. 2 güzel Kazım'a, Kazım Kanat ve Kazım Koyuncu'ya, dedeme, Ramazan'a; bu illetle baş edemeyip Bafra Asri Mezarlığı'nı zorunlu ikamet etmek zorunda kalan neredeyse 20 kadar sevdiğime selam olsun... Buluşacağımız güne kadar özlemek sözümüzle... Vedat Abi sen de kalk artık o yataktan...

12 Yorum:

yuki the zorba dedi ki...

Bam telimize dokunmuşsun...

Rory Breaker dedi ki...

Usta gece gece dağıttın vallahi...

birkan dedi ki...

Allah şifa versin sizlere ve oradakilere.Çernobil bir sabotajdır zaten yapılan açıklamalara bakın saçmasapan şeyler söyleniyor o kadar büyük ihmal olamaz.Tabiki sebebi ne olursa olsun bizim canımız yandı ben burada kimseye güvenmemeyi bu sebeple öğrendim çünkü yıllar sonra bize okulda dağıtılan fındık ordan gelme olduğu açıklandı.Sana saygı duyuyorum aynı şeyler benim başıma gelse ne kadar dayanırdım hiç bilmiyorum.

attika dedi ki...

Sinop'a nükleer santral için çok direndik, hala da direniyoruz, kurdurmayız memleketimize nükleer santrali.Zaten Mersin Akkuyu dünden razı santral için.Bir de sevgili threepoint ülkenin en gariban ili demişşin Sinop için, değildir be, gerçekten değildir, evet devletten en ufak bir yatırım ve istihdam olanağı görmüş değilizdir ama, hiç de dert etmeyiz bunu.Galiba kaderidir her karadenizlinin gurbet...

theotheo dedi ki...

doğru yazmışsın da biraz da insanlar kendilerine dikkat etmeli.

vedat abi'yi yakından tanıyan biri olarak söylüyorum ki, gereğinden çok fazla içki içiyordu. 64 gibi çok genç bir yaşta bu duruma gelmesinin en büyük sebebi odur.

umarım bir mucize olur tekrar geri döner, vedat abi.

Kartal Bafiler dedi ki...

Fena oldum,çok fena...

MyT dedi ki...

Çernobil felaketinin yol açtığı zararları yerinde görmüş + yaşamış biri olarak gayet sağlıklıyım şükürler olsun ki. Hastaların halen devam etmekte olan tedavilerinin de bir an evvel başarıya ulaşması en büyük temennim.

NOT: 13 Mayıs 1986'da Rize/Pazar'da doğdum ve çalışma alanım olduğundan Ukrayna'yı, Çernobil'i ziyaret ettim.

krasotkin dedi ki...

@attika

işte bu mantıktan kurtulmalıyız sevgili dostum. sinop halkı şehirlerine nükleer santral yapılmasını istemiyorlar. bu doğrultuda bir irade koyuyorlar. ama "buraya yapmayın, gidin başka yere yapın" anlayışı ne demek oluyor?

nükleere karşı olan insanların temel kaygısı güvenlik konusudur. bu işten canı yanan (yanmakta olan ve uzmanların belirttiğine göre yakın bir gelecekte daha çok yanacak olan. çünkü nükleer bir felaket asıl yıkıcı etkisini uzun vadede gösterir diye biliyorum) karadeniz bölgesi bu konuda daha hassas. ama nasıl oluyor da binlerce insanını nükleere kurban eden bir halk gidin başka yerde yapın, akkuyuda yapın diyebiliyor, buna anlam veremiyorum. ve bu tür fikirleri gördükçe gerçekten üzülüyorum.

@threepoint
bu konuyu gündeme getirdiğin için tebrik ederim. beşiktaş taraftarının hassasiyetleri sadece tribünde açılan pankartlarda kalmamalı, elden geldiğince bu tür platformlarda uzun uzadıya konuşulmalı. yapılacaklar tartışılmalı. saygılar.

Veinsea dedi ki...

belki bu konuda çok yaralı olduğumdan gözlerimin dolmasını engelleyemedim yazını okurken. ellerine sağlık. Karadeniz ölüyor, ama sanırım daha doğrusu Türkiye ölüyor, son zamanlarda bundan başka hastalık görmüyorum ortalıkta, ege, uludag hep dolu.. Türkiye'nin hiçbir yerinde santral istemiyoruz. eksik olsun. rüzgarımız güneşimiz suyumuz bize yeter.

threepoint dedi ki...

Yorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar.
@ attika
Sinop'a en ufak bir yatırım yapılmaması beni hep üzmüştür. Yazıda da geçtiği üzere Bafralı'yım. Yazlığım da, sen bilirsin belki Yakakent'in ilerisinde Çamgölü'nde. Ve Sinop ömrümde gördüğüm en gariban memleket, elbette kabahatli olan Sinop halkı deil, en azından 1. derecede. Sadece şehir merkezini düşünme, atıyorum Bektaşağa'yı düşün, daha da beteri Dikmen'i. Ve çok daha beteri gariban köylüleri. ve krasotkin'in de dediği gibi, bize kurulmasın nereye kurulursa kurulsun zihniyeti de yanlış ve bencilce. hele ki bizim gibi bir ırmak ülkesinde.

@theotheo
Vedat abi de bildiğin üzere kanser, ancak yazıda geçen rahmetli Ramazan henüz 15 yaşındaydı hocam :(

Bu yazıyı feysbuktaki notes bölümünmde ve memleketimin haber sitesinde yazmıştım, biraz kişisel biraz da spor dışı olduğundan burda paylaşmamıştım. vedat abiyi ziyarete gittikten sonra çok cnm sıkıldı, ve bu yazının buraya da yakışacağını düşündüm, yorumlarınızdan yanılmamışım, övgüleriniz için eyvallah arkadaşlar. burada yazmayı ve burdakileri okumayı çok seviyorum, Vedat Abi ne diyordu, "Benim en yakın akrabalarım Beşiktaş taraftarıdır." Ailesi destekten ötürü büyük memnuniyeti duyuyor, Asuman Ablamız'a ve Suat Abimiz'e destekte bulunmaya devam edelim arkadaşlar, ve mucize için dua etmeye devam edelim.

simplextablosu dedi ki...

hay sokayım, arka arkaya 3 tane kazım koyuncu şarkısı bile dinleyemiyorum artık, fena oluyorum, mecburen kapatıyorum. yağmur altında açılan o pankart inönü'nün nişanıdır.

Yorum Gönder

Ara