.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
30 Nisan 2009 Perşembe

Masumiyet

Uzun hikaye, karışık... Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı’da. Babası zabıtaydı. Alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan... Bizim tuzumuz kuruydu, Hacı babam yapmış bi şeyler. Bi de Zagor vardı. Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi Yeşilçam'da. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. Ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa? Hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı... Sonunda o da geldi gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... Nikahlandık. İki taksi bi dükkan verdi peder. Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bi gün bu orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... Pırlanta anlayacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bi soruşturma... Dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede ama asıl Zagor’a kesikmiş. Zagor’da kaftiden içeride o sıra. Bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs, otobüs, geldik Sağmalcılar’a; benim içimde bi sıkıntı. İşi anladım tabii: Zagor’u ziyarete gidiyor. Bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım, çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içerden çıktı. Sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. Altı ay mı bi sene mi; kayıp. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkana gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna. Arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle... Önce öldü dediler Zagor’a, sonra komalık. Ankara’da oluyor bunlar. Bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. Bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyor. Önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornaya yemiş gibi oldum. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... Ama bu sefer başka güzel orospu. Oranın şarkıları gibi. Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi "para lazım", "çok para". Zagor’a avukat tutacakmış. İleride öderim dedi. esnafız ya bizde, “nasıl?” diye sormuş bulunduk. "Orospuluk yaparım" dedi, "istersen metresin olurum". İçime bişey oturdu ağlamaya başladım, Ama ne ağlamak! İşte o gün bu günden beri bu orospuyla tam yirmi yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor’a müebbet verdiler. Ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Orospu da peşinden. Sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... Önce dükkan gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu durmuyor hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyor milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, Zagor’a bakarız: yok. Kancık köpek gibi izini sürüyor itin. N’aptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul’a. Yeminler ettim. Doktorlar, hocalar kar etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, ohh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyor. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyor başka bişe demiyor. Sinop’ta oluyor bunlar. Ben de döndüm İstanbul’a. Doğumuna yakın, Zagor bi isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır Cezaevi'ne postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyor gene; o haliyle kalk git sen Diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol... Herif kafayı yiyiyor tabii. Dönünce bi dayak buna: eşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyor. Uzun zaman anlaşılmamış. Ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır’a, Zagor’un peşine. Allahtan herif delikanlı çıkıyor da şikayet etmiyor. Ben o ara istanbul’da taksiden yolumu buluyorum. Epey bi zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu. Zagor’un Diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra. Bi gece bi büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabi. Bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyor. Bi daha açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, Diyarbakır’a geldik diyor. Baktım, sahiden Diyarbakır’dayım. Bi soruşturma... Kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiç bişe demedik. O gece oturup düşündüm. Oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte... Zeki Demirkubuz

6 Yorum:

yunus dedi ki...

bu da o tirad:
http://www.youtube.com/watch?v=cfu4Hq6kzcI

burak dedi ki...

hayatımda izlediğim en güzel aşk filmi, tabi ki büyük bir beşiktaşlı Zeki Demirkubuz imzalı...

izlediğim en iyi türk filmi diyeceğim ama başkalarına da haksızlık etmek istemiyorum ama tartışmasız en iyilerinden biri...

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=5807

che ya da feyyaz :)

Kartal Bafiler dedi ki...

Hep sevdik Zeki Abi'yi...
http://www.flickr.com/photos/soccermania/3413400745/

shelbyl dedi ki...

Turk sinemasi denince uc yonetmen sayarim yenilerden; Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Ezel Akay. Zeki Demirkubuz denince de ilk olarak Masumiyet cikar agizdan.

Yorum Gönder

Ara