.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
9 Mart 2009 Pazartesi

Hacettepespor Maçı Taktik Analizi

Takımımız karşılaşmaya artık klasikleşmiş kadrosuyla çıktı. Toraman-Zapotocny stoper ikilisi, Sivok-Ernst ortasahasını üçleyen Delgado ve ileri üçlü Bobo-Nobre ve Tello. Ben açıkçası Denizli'nin Nobre ısrarını anlamakta güçlük çekiyorum. Bırakın bu haftayı, önümüzdeki haftaki maça yetişmesi zor denilen bir oyuncunun 11'de başlaması benim içime sinmiyor. Bu hafta Holosko oynamayacaktı da hangi hafta oynayacaktı? Nobre eğer sakat sakat bile Holosko/Bobo'dan daha çok katkı veriyorsa futbolu bıraksın bu adamlar... Nobre'nin 3 sarı kartı var. Mümkün değil ki bu 3 sarı kartla ligi bitirsin. Yarın öbür gün Sivas / Fenerbahçe / Galatasaray / Eskişehir gibi çok zor maçlar oynayacağız. O maçların hepsinde kadroya yazılması gereken 1. oyuncu Nobre kart cezalısı olursa ne olacak? Nobre neden 4. sarı kartı Hacettepe maçında almadı anlamak mümkün değil. Şimdi içerideki Gençler maçında kart görüp Sivas'a gidemezse vay bizim halimize. O sahada, o atmosferde Bobo'lar falan tekmeye kafa sokarlar mı soru işareti. Şimdi Nobre kart görürse de benden bilirsiniz siz. Açtın şom ağzını diye. Lakin planlama böyle bir şey zaten. En kötüsünü düşünüp ona göre plan yapılır... Artık Mustafa Denizli'nin klasiği haline gelmiş bir başka taktik anlayışına da sahibiz. Maç iyi gitmiyorsa, gol pozisyonuna girilemiyorsa veya çok fazla pozisyon veriliyorsa. Yani sahada ne olursa olsun, Denizli oyunun akışına müdahale etmek için üçlü savunmaya dönüyor. Dediğim gibi, bunu belli bir plan dahilinde değil, oyuna müdahale etmek için yapıyor. İBB maçında kötü bir ilk yarının ardından Sivok'u arkaya çekip başka bir anlayışa döndü. Bu maçın da devre arasında aynı uygulamayı gördük. Ama gariptir, bu uygulamanın oyuna ne gibi bir katkı sağladığını göremedik. Yani üçlü savunmaya döndük te şunu şunu farklı yaptık diye bir şey söylememiz mümkün değil. Skor 1-2 iken direkten dönen Hacettepe şutu maçın kırılma anı sayılabilir. O gol olsaydı muhtemelen çok sıkıntılı bir sürece girmiş olacaktık. Hatırlayın 2 sezon önce Cangele Sakaryaspor'da oynarken Baki Mercimek'e güzel bir çalım atıp 2 puanımızı almıştı. Hani o Runje'nin tribünlere el hareketi çektiği maç. İşte bu maç ta o maça dönüyordu az kalsın. 3 Puanın cepte olduğunu düşünen oyuncu topluluğu, rolanti maç, zayıf rakip, kalede görülen tehlikeler, galibiyete olan inanç... Evet o direkten dönen topta hiç heyecanlanmadım. Çünkü o golü yesek te atacağımızı düşünüyordum. Düşünüyordum da Sakarya'da da yenileceğimize ihtimal vermiyordum. Neticede 90 dakikalık bir oyun bu. Bitiyor bir yerde. Mustafa Denizli'nin 3-1-3-3 taktiği için ise söylenecek söz yok. Klasik bir Denizli uygulaması. .......Toraman Zapo Sivok......... Serdar.............................Ekrem .....................Ernst...................... Tello...........Delgado...........Bobo .....................Nobre.................... Aylardır Beşiktaş'ın şampiyon olabileceğinden bahsedip duruyorum. Ancak itiraf etmem lazım. Bu Beşiktaş değil, Ernst şampiyon olacak olursa. Dünyada 10 oyuncunun 1 oyuncu için fazla mesai yaptığını çok gördük. Ancak 1 oyuncunun 10 oyuncuyu kapatmaya çalışmasına ilk defa şahit oluyoruz. Toraman Zan Sivok orta alan direncini değil, alan parselasyonuyla geri kaçmakla meşgul olacaklar, Serdar / Ekrem rakip hücumda kimi karşılayacaklarına karar verememişler devamlı birileri boş kalıyor. Delgado garibim bir Hafta Hürriyet'in diğer hafta Tjikuzu'nun peşinden koşturup duruyor. Ernst mavi ekran vermeye başladı. Ön libero sözü her ne kadar Liberasyondan da geliyor olsa bu kadar serbest rolü olan bir ön libero görmemiştim. Sağ Bek / Sol Bek / Sağ Açık / Sol Açık... Top neredeyse Ernst orada. Takımda bir adaletsizlik varsa bu eninde sonunda bir yerden patlıyor. Tello ilk geldiğinde çakı gibi bir oyuncuydu. Hem koşuyor hem pas yapıyor hem de ayakta kalıyordu. Ancak arkasına İbrahim Üzülmez geçince işler değişti. İbrahim belki koşuyordu ama pas yapamıyordu. Gördüğümüz tablo gerçekten içler acısıydı; Top Üzülmez'e geldiğinde hemen ona yaklaşan Tello topu alıyor, pas yapıyor, oyun kuruyor ve kendi bölgesi olan sol açık bölgesine doğru da koşu yapıyordu. Top rakibe geçince ise geri topun peşinde koşuyordu. Bir oyuncuya yüklenebileceğinden fazla yük verirseniz oyuncu çöker. Tello da çöktü işte. Takımın tüm iç saha problemini bir oyuncu üzerinden çözmeye kalkarsanız böyle bir sonuçla karşılaşırsınız. Şimdi de yeni günah keçisi; Fabian Ernst. Birileri hücum edecek, birileri savunma yapacak arada da Ernst her şeyi yapacak. İşte sisteme değil de isimlere inanan teknik direktörün olunca bulunan çözüm de böyle oluyor. Gol atamıyorsun forvet al, ortasahada sıkıntı var; Cisse gitsin daha iyisi gelsin, savunmada sıkıntı var; İtalya ligi görmüş Zapotocny'i al. İşte yıllardır olan şey, her senenin tekrarı değil mi? Kleberson'a futbolu bıraktıran Beşiktaş'taki bu abuk saha içi sorunları değil miydi? Bakın bunlar Ernst'in iyi günleri. Ernst bir makina değil. Hiç bir futbolcu makina değil. Elbet patlayacak bir yerde. Cisse moduna dönecek. İnsan bu. Ernst'in önemli özelliği koşu performansı olabilir. Ancak tek özelliği bu değil ki. Onu bu kadar koşturmak diğer meziyetlerinden feragat etmesini istemektir. Bunu Fabian Ernst'e değil, her hangi bir futbolcuya yapmaya hakkımız var mı? Mustafa Denizli yeni denemelerini, "ben kazandım" egosunu bir kenara koyup bu saatten sonra mevcut oyun planını daha mükemmelleştirmekten başka işi olmamalı. Sivok-Ernst nasıl olur da daha iyi oynar, Stoperler nasıl birbirini tamamlar derdinde olunmalı. Hacettepe karşısında dörtlü defanstan üçlü defansa dönen bir futbol takımı benim futbola dair aldığım keyfi baltalıyor. Futbolda böyle keskin geçişler yok. Dünya futbolunda dörtlü / üçlü defansı devrelik değişmelerle yapan başka bir futbol takımı var mı bilmiyorum. Bi bizim takım mı uygun buna? Bunu bir bizim teknik direktör mü biliyor? Biz dünya futbolunun 10 yıl önünde miyiz ki yeni icatlar peşindeyiz? Beşiktaş şampiyon olacak olmasına ama bunu yapacaksa Toraman-Sivok-Ernst-Nobre yapacak. Bu başarıyı sahiplenecek başka kim varsa güler geçerim. Denizli'nin bu takıma yaptığı en ciddi katkı, psikolojiktir. Bunun da ne derece etkili olduğunu önümüzdeki haftalarda daha iyi göreceğiz. Ben Beşiktaş'a baktığımda Mustafa Denizli'yi görüyorum. Evet Arsenal'e baktığımda da Arsene Wenger'i görüyorum. Ama Wenger o futbolcuları o ahenkle oynatıyor ki, o futbolcuların her güzel hareketinde görüyorum Wenger'i. Denizli ise bundan tamamen farklı. O, Wenger gibi kurduğu düzenle değil, bir elinin devamlı sahanın içinde olmasıyla takımın önüne geçmiş durumda. Arsenal bugün şampiyon olsa kimse Eboue'yi, Gallas'ı konuşmaz. Genel olarak Wenger'den bahsedilir. Ama Wenger'de hiç bir zaman Adebayor varken Bendtner'i, Fabregas varken Song'u oynatmaz. O inşa ettiği sistem üzerinden Emirates Stadyumu'nun tepesinde bir yerdedir. Sistem kendiliğinden işler. Elbette bilmem kaç yıllık Wenger'le 5 aylık Denizli'yi bir tutacak değiliz. Lakin soru şu dur; Mustafa Denizli 20 yıllık bir Arsenal teknik direktörü olsa idi bugün var olan Arsenal stratejisinin kaçta kaçı olurdu veya Wenger 5 aylık Beşiktaş teknik direktörü olsa idi; Sivok 34 dakika libero, 42 dakika stoper, 14 dakika ön libero performansı sergiliyor olur muydu? Dilerim şampiyon oluruz, Demirören ve Denizli en tepedeyken bırakırlar... Zan (27) - Toraman (27) - Ekrem (29) - Sivok (26) - Zapotocny (29) - Ernst (29) - Nobre (28) temelinde Aragones/Gerets/Tigana/Del Bosque/Skibbe/Ersun Yanal tarzında "sistem" e inanan bir hocayla 5 senelik bir planlama ile belli bir yörüngeye gireriz. Bu oyuncuların en yaşlısı 29 yaşında. Yanına da dönemin genç oyuncularını serpiştirsen her sene kafaya oynarsın. Fener gidip her sene Guiza'ları, Galatasaray Kewell'ları alırken sen doğu blokundan gelen bir futbol takımı gibi çatır çutur oynarsın. Yeter ki bir seçim yapılsın. Yeter ki bir yola girilsin...

6 Yorum:

Starks dedi ki...

Guzel yorum. Besiktas oyunu kontrol edemiyor bunun icin lider oyuncular gerekir.

Kolunda kaptanlik pazubandi olan oyuncumuz bir korkak. Isler sarpa sarinca ne top almaya gidiyor, ne kendi takim arkadaslari uzerinde, ne hakem ne de rakip uzerinde bir etkisi var.

Liderlik ozelligi daha fazla olan oyuncularin ise teknik becerisi takimi rahatlatacak duzeyde degil.

Sonuc olarak bu takim ancak paldir kuldur oynayarak mac kazanabilir, zaten oyle de oluyor.

çok güzel yazı jessie.
daha şimdiden mustafa denizli ile sözleşme yenileme planları yapılıyormuş ki şampiyon olursak kesinlikle yenilerler ve kasım-aralık gibi gönderirler.
Tigana içimizde hala 1 yaradır, hala takımın başında olsaydı neler olurdu düşünemiyorum bile ama bizim sistemimiz sistemsizlik, plansızlık, random yönetiliyoruz malesef

-gordon die bi adam varmış napsak?
-alalım alalım!
-ernst die bi adam varmış napsak?
-alalım alalım

transfer politikamız budur.

theotheo dedi ki...

denizliyi bilmem de demirören kadar beşiktaşa emek vermiş bir adam gidemez gitmemeli. büyük başkan demirörenin her zaman arkasında durdum bundan sonra da duracağım.

jessie ersun yalan gibi bir ismin beşiktaşın paf takımı ile ilgili bile olsa beşiktaş ismiyle birarada anılmasını istemem. bunu da belirteyim.

takım yavaş yavaş oturuyor. büyük maçlarla ilgili bir sıkıntımız var ama bu sene kadro güçlü bu sıkıntıyı aşacağımızı umuyorum. umarım şerefsiz asker bülente koyduğumuz zaman burada liderliği kutluyor oluruz.

turan tunç kipi dedi ki...

Toraman-Sivok-Ernst-Nobre tespitine sonuna kadar katılıyorum jessie.

bu adamlar ne kadar ister, ne kadar arzular, ne kadar izin verirlerse o kadar şampiyon olacağız biz.

shelbyl dedi ki...

En buyuk korkum Ernst'in sakatlanmasi, bikmasi vs. Almandir, disiplinlidir tamam da; bu kadar da uzerine gidilmez bir adamin, siktiri ceker oynamayi birakir, sonra da medyanin gaziyla "Ernst gitmek istiyor", "Ernst kariya kiza daldi futbolu unuttu", "Karisina Sultanahmet'te laf atmislar", "Cocuklari baba baba Almanya'ya donelim diyormus" haberleri cikar. Biz de "Lan bu Kleberson geldiginde iyi oynuyordu, n'oldu bu adama? Ailton her hafta gol atiyordu, Allah Allah." falan deriz.

delgado dedi ki...

"Ben açıkçası Denizli'nin Nobre ısrarını anlamakta güçlük çekiyorum."

ahaha, dedim artık bu jessie de aklını kaybetti sonunda :) yazının devamı açıklık getirdi çok şükür :D

Yorum Gönder

Ara