.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
18 Mart 2009 Çarşamba

Dalga mı Geçiyorsunuz, Maç mı Seçiyorsunuz?

2003-2004 sezonu ya da sürprizler yılı. Önce 8 puan öndeki Beşiktaş’ın tepetaklak gidişi, sonra şampiyonlar liginde Porto-Monaco finali ve en sonunda da o yaz Yunanistan’ın Avrupa şampiyonu olması. Avrupa liglerinde de o sene şampiyon olanlar bir daha bellerini doğrultamamış bu arada, Arsenal, Valencia, Milan son şampiyonluklarını 2003-2004 sezonunda almışlar. Dünya futboluna adını önce UEFA kupasını ardından da Şampiyonlar Ligi Kupasını alarak duyuran Jose Mourinho ve hemen akabinde gelen Rehhagel’li Yunanistan’ın zaferi bu sezonu bir milat olarak almamızı sağlıyor ve artık futbolda büyük takım, küçük takım ayırımı artık net olarak yapılamıyor. Bu sezonun ardından Türkiye’de de futbol değişiyor elbet. Zaten o sezon bile 23 galibiyetle şampiyon olmuş Fenerbahçe, fakat bunu daha sonra daha da geliştiriyorlar ve 20 galibiyetle dahi (70 puan) şampiyon olmayı başarıyorlar. Bu sene de şampiyon olacak takım da en iyi ihtimalle 72-73 puanla bitirir gibi ligi. Lucescu’lu Beşiktaş’ın o tek mağlubiyetle şampiyon olan takımından sonraki şampiyonlar için mağlup olmak pek sorun değil açıkçası. Değişen futbol düzeninin orta sahası ısıran, defansında alan parselizasyonu (selam olsun Ömer Üründül’e) iyi olan takımların artık her maça ortak olma şansları var ama Fenerbahçe ve Galatasaray camialarının bunu yorumlaması biraz daha farklı. Önce gününde olursa diye girdiler lafa. Gününde bir Fenerbahçe, gününde bir Galatasaray herkesi yener oldu. Baktılar bu gününde kalıbı biraz havada kalıyor, artık bu günündeler, ayda yılda bir geliyor bu sene bir de baktık ki yeni bir kavram girmiş futbolumuza. Kayserispor Fenerbahçe’ye 4 gol mü atıyor, hemen yapıştırın, Fenerli futbolcular maç seçiyor. Galatasaray Kocaelispor’dan 5 tane mi yiyor, hemen akabinde Galatasaray’lı futbolcular maç seçiyor beyanatı. Bu mudur yani aslında elinde Türkiye ligi şampiyonluğundan daha somut bir hedefi olmayan takımların değerlendirmesi? Elbette ciddi maçlarda daha başarılı sonuçlar alan Fenerbahçe ve Galatasaray’ın özel durumları vardır ama bu kesinlikle sadece “maç seçmek” bahanesiyle savuşturulmamalı. Büyük maçlardaki konsantrasyonla Fenerbahçe’nin orta sahasındaki boşluk yokmuş gibi görünebilir ya da aynı konsantrasyon ile Galatasaray’ın fazla hücumculu yumuşak on biri daha sert gibi gözükebilir ancak lig maratonunda er ya da geç bu defolar takımın kazanma ritmi yakalamasını engeller ki öyle de oluyor. Ama bunun yorumu sadece "maç seçmek" olunca, her sene şöyle teknik direktör değişiklikleri görüyoruz, babacan Zico gitti disiplinden taviz vermeyen Aragones geldi, yumuşak başlı Gerets gitti otoriter Feldkamp geldi...Değişen isimler değil de sadece mizaçlar sanki.

2 Yorum:

Rory Breaker dedi ki...

Ufak bir düzeltme, Yunanistan'ı şampiyon yapan Hitzfeld değil Otto Rehagel'di.
Olay bence maç seçme değil de motivasyon sorunu. Sonuçta öğrenci adam bile oturup Calculus ve seçmeli Tarih'e eşit zaman ayırmaz. Kredisi daha fazla olan her zaman daha ön plandadır. Futbolcuların düşünce yapısı da o hesap sanki.

ottmar,otto derken karıştırdık, çok teşekkür ederim..

ama demek istediğim, bir takım zaten 34 maçın hepsine aynı motivasyonla çıkmaz, eğer sistemi ya da kadrosu doğruysa motivasyona birincil derecede ihtiyaç duymadan ilerler ama şu an fenerbahçe ve galatasaray birçok eksiklerini hayat mamat maçlarındaki ekstra motivasyonu ile kapadığından, eksikler net olarak ortaya konamıyor bir türlü..gibi gibi.

Yorum Gönder

Ara