.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

asisttime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asisttime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Şubat 2011 Cumartesi

Platini'ye Açık Mektup


Sayın Uefa Başkanı Platini Bey;

Kaç zamandır yazmayı planlıyordum ama bir türlü fırsatını bulup size yazamıyordum. Malum devir de değişti artık öyle eskisi gibi mektup filan da kalmadı. Internet sayesinde herşey anında elininiz altında oluyor. Ancak bugün yaşadığım ve skandal olarak tabir ettiğim bir olaydan sonra mektup yazmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

Yavaş yavaş konuya girmek istersek; öncelikle naçizane bir olayı hatırlatmak isterim; yukarıda da fotoğrafını gördüğünüz pozisyon, herkesin hatırladığı gibi 2010 Dünya Kupasındaki Ingiltere - Almanya maçında Lampard'ın şutu sonrası verilmeyen golün karesi. Bu pozisyondan sonra sıkca dillendirilen konu teknolojinin artık futbola girmesi yönündeydi. Ancak sizin son olarak yaptığınız açıklamalarda;

Platini, İskoçya Futbol Federasyonu’nun web sitesine verdiği röportajda kale çizgisi teknolojisine karşı olduğunu söyledi. Bu teknolojinin kullanımının ‘Playstation Football‘ olgusuna neden olacağına inandığını belirten Platini, bu sorunun ekstra hakemlerle aşılabileceğini söyledi. UEFA başkanı, onlarca kamerayla takip edilen maçlarda hakem hatalarının fazlasıyla dikkat çektiğini, bu nedenle Şampiyonlar Ligi maçlarında iki ekstra hakem daha kullanarak hata oranını azaltmaya çalıştıklarını belirtti. Fransız başkan; klüplerin, futbolcuların, taraftarların ve basının hakemlere yardımcı olmasanı istedi.
DİĞER DENEMELER
FIFA, yaptığı denemelerin ardından tenis ve kriket gibi sporlarda kullanılan ‘Şahin Gözü’ benzeri sistemlerin futbolun yapısına uygun olmadığı gerekçesiyle gol çizgisi teknolojisini 2008′de rafa kaldırmıştı. FIFA, topun içine yerleştirilen bir mikroçip ile de testler yapmış ancak bu projeyi de çok karışık olduğu ve yeterli güvenilirlikte olmadığı gerekçesiyle iptal etmişti.

Ve en son Aralık ayında yaptığınız açıklamada;

Fransız TF1 televizyonuna açıklama yapan Platini, geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde başlatılan, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde de yapılan 5 hakem uygulamasından çok memnun olduğunu belirtti.

Platini, ''Bu bir evrim. 125 yıl boyunca hakemlikte değişiklik olmadı. Teknolojiye aşık olanlar için şunu söylemek isterim. Futbolda kararı orta hakem verir, televizyon odasındaki dostlarımız değil. Kesinlikle kararı veren sahadaki kişidir'' dedi.

Maçlarda tartışmalı pozisyonlarda tekrarların izlenmesiyle ilgili fikri sorulan Platini, ''Tekrarlara başvurulmasına hala karşıyım'' diye konuştu.




Anlaşılan teknolojinin futbola girmesine bayağı karşısınız. Sonuçta teknoloji insanların hayatlarını her alanda kolaylaştırmayı sağlar. Sizin teknolojiye karşı sunduğunuz argumanı da göz önüne alarak size bir tavsiyem olacak. Yok şahin gözüymüş yok kamera sistemiymiş bunlara hiç gerek yok. En ucuz şekilde çözeceğimiz bu tavsiye tam size göre madem ki futbolda kararlara televizyon odasındaki dostlarımız değil sahadaki hakemler karar verir diyorsunuz. Edison sağolsun 125 yıldır da kullandığımız lamba sayesinde o zaman size direk NHL'de ( Amerika Buz Hokeyi Ligi) uygulanan lambayı öneriyorum. Isterseniz lambayı dördüncü hakemin yanına koyun, isterseniz kalenin arkasına bu size kalmış. Top çizgiyi geçti mi geçmedi mi türü sorunlar da bu sayede tarihin tozlu raflarına kalkmış olur.

Ya Avrupalı hemşehrim bu zamana kadar nerelerdeydin sen dediğinizi duyar gibiyim. Aslında ne zaman size mektup yazmak için kağıdı önüme alsam, hemen aklıma adayı da olduğumuz Euro 2016 organizasyonunun ev sahibini açıklarken ki o tatlı gülümsemeniz geliyor ve bende de o anda bir dargınlık oluşuyor. Ancak bugün Türkiye Liginde Beşiktaş - Karabükspor maçında yaşanan pozisyondan sonra bütün dargınlıkları bir kenara bırakıp bu satırları size aktarıyorum.




Görüntüde gördüğünüz gibi Dünya Kupasında yaşanan pozisyonun bir benzeri bugün yaşandı. Artık bu tür pozisyonlara bir çözüm bulunamazsa bunun önünü alamayabiliriz. Sonuçta bu oyun futbol. Ne basketbol gibi 100'lü sayılar atılıyor ne de hentbol veya buz hokeyi gibi 20-30 lu goller oluyor. Topu topu bir maçta, ortalama olarak en fazla sen de 4, ben diyeyim 2 gol oluyor. Bu gollerin de bu tür pozisyonlarla güme gitmesi, milyon dolarlık yatırım yapan kulüplerin haklarının yenmesine neden olabiliyor.

Son olarak geçtiğimiz sene geçirdiğiniz kalp krizinden dolayı geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Bu konuya ilgi ve alaka göstermeniz dileğiyle...
16 Şubat 2010 Salı

Chatman'la Buraya Kadar

2010 Dünya Basketbol Şampiyonasına ev sahipliğimiz kesinleştiğinden beri, Türkiye Basketbol Liginde yaşanmadık olay kalmadı. Artık nazar mı değdi nedir son olarak da en büyük yaratıcı Besiktas taraftarlarından Ismail Er'in Antalya BŞB. maçı sonrası asparagaz haberinden sonra bütün dikkatleri üzerine çeken Mire Chatman'ın Tofaş maçı sonrası verilen numunesi pozitif çıkmasıyla artık Beşiktaş'da Chatman dönemi bitmiş oldu. Doping'in içeriği hakkında bilgi daha basına yansımasa da Chatman'ın itiraz etme şansı var ama bu itiraz olayı da biraz sakat eğer ikinci numunesi de pozitif cıkarsa 2 sene ceza alabilir. Beşiktas cephesinden değerlendirirsek, tek kelime ile artık taktik sistem vs. butun oluşumlar bitti diyebiliriz. Kalan kısıtlı sürede yeni gelecek guard ile belki de bütün sistemler sil baştan düzenlenecek . Biraz olsun hava yakalayıp Türkiye Kupasında da bi nebze olsun iddialı konumda olan Beşiktas'ın bu saatten sonra fast&break'e dayalı hücüm sistemi ile atarak kazanması cok zor. Artık Engin'in de önemli roller alacağını da düşünürsek çok yönlü set hücumları ile sete set oynunuda ki başarısı takım da ilerisi için ölçü olacaktır. Son olarak da Mire Chatman belki de Akatlar parkelerinin görüp görebileceği en iyi guardlardan biri idi. Açıkcası hem bizlere hem de ailesine çok büyük hayal kırıklığı yaşattı... edit: Federasyon yasaklı maddenin içeriğini acıkladı. Yasaklı madde performans geliştirici değil kafa maddesiymiş. Gerçekten yazık Beşiktas'ın da artık daha dikkatli olması lazım. Gecen sene Dennis Mims bu sene de Mire Chatman. 2 sene de 2 madde kullanımı ...
2 Ocak 2010 Cumartesi

Son On Yılın Unutulmaz Beşiktas Maçları

Öncelikle herkese mutlu yıllar; Acısıyla tatlısıyla hayatımızdan bir sene daha eksildi.Yeni yılın herkese sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yıl getirmesini dilerim. Malum futbol da şu sıralar ölü sezonu yaşasak da geride bıraktığımız son on yıl da Beşiktaş adına birçok unutulmaz maç yaşandı. Bunların arasından en dikkat çekenleri paylasmak istedim; 10) 19 MAYIS 2005 || Besiktas - Ulker (Beko Basketbol Ligi Yarı Final 1. Maçı) Listeye 10. sıradan giren maçımız bir basketbol maçı. 2005 yılına kadar ligimiz Efes - Ulker ve diğerleri olarak adlandırılırdı. Ama 2004-2005 sezonunda bu tabular yıkıldı. Sezon içerisinde 2 defa yendiğimiz Ulker karşısında Plyoff yarı finalinde eşleşmiştik. Saha avantajımız da bizde idi. El Amin - Varda ve Haluk Yıldırım'lı kadro harika bir sezon geçirerek bunun ödülünü final oynayarak almak istiyorlardı. Akatlar'da o gün inanılmaz bir atmosfer vardı. Salonda 5.000 kişi bi o kadar da insan dışarda idi. Maç başa baş giderken Ersan Ilyasova'nın benchden gelip aldığı cok onemli 2 hucum ribaundı ve arkasından gelen Stombergas ve Kerem'in uclukleri skorda bir anda Ulker'in öne fırlamasına neden olmuştu. Ama Akatlar galibiyete o kadar çok inanmıştı ki bir önceki sezonun MVP El Amin'in yüzünde ki hırs son periyot da ödülünü vermişti. Son periyoda kadar kafaları kurcalayan iki şey vardı; Biri El Amin'in ne zaman sazı eline alacağı bir diğeri ise hakemlerin tutumu idi. Son periyoda girilirken El - Amin'in 7 sayısı vardı ve son periyot da içine tek kelime ile T-Mac kaçmış gibi tam 26 sayı atarak takımı maça ortak etti. Ve unutulmayan son 4 saniye skor 71-71 ; Ulker kendi pota altından topu oyuna sokarken bir anda El Amin'in faulu geliyor butun salon bir anda ne olduğunu anlamıyor bench ise yüzlerinden; Ulan El Amin o kadar getirdin şimdi de ortalığın canına okudun gibi bir yüz ifadesi ile serbest atışların basket oluşunu izliyordu. Skor 71-73 olduktan sonra da salonda büyük bir sessizlik hakimdi. El-Amin pota altından topu alıp direk yarı sahayı geçip topu potaya yolluyor. Ve daha sonra hatırladığım bütün Akatların bir anda salona inmesi idi. Bu basket ise, bu maçın unutulmazlar arasına girmesini sağladı. 9) 16 Eylül 2000 || Beşiktaş - Fenerbahçe (3-0) Yine unutulmazlar arasına girmesi gereken bir diğer maç ise, Mustafa Denizli'nin Fenerbahçe'nin başında iken Balic - Rapaiç değişikliliği ile 6 yabancı kuralını ihlal ettiği ve 3-0 kazandığımız maç. Beşiktaş: Ike Shorunmu - Dimitri Khlestov, Ümit Bozkurt, Erman Güracar - Nihat Kahveci(dk. 63 Rahim Zafer), Miroslav Karhan, Tayfur Havutçu, İbrahim Üzülmez, Markus Münch - Ahmet Dursun (dk. 69 Mehmet Özdilek), Nouma 8) 2 Aralık 2001 || Fenerbahçe - Beşiktas (1-2) Bir takım düşünün üst üste 24 lig maçını kazansın ve bu konuda rekorun sahibi olan Arjantin'in River Plate takımının rekorunu egalini egale edip tarihe gömme şansını yakalasın. Işte bu unutulmaz maçında anlamı buydu. Yer Şükrü Saraçoğlu Stadı Beşiktaş cephesinde maç öncesi Daum'un istifası cebinde takım moralsiz biçimde gelmişti. Yağmurlu bir havada oynanan maçın ilk yarısında Fenerbahçe daha baskılı oynuyordu, ancak Norveçli kaleci Myhre 2 önemli pozisyonda gole izin vermedi. 34. dakikada ise saha karıştı, taç çizgisi kenarında Mirkoviç, Tümer'e arkadan çok sert girdi. Tümer de karşılık olarak Mirkoviç'e yerden tekme salladı. Olaylar yatıştıktan sonra hakem Orhan Erdemir, Mirkoviç ve Tümer'e kırmızı kart gösteriyordu. Dakikalar 50. dakika yı gösterdiği Abdullah Ercan'ın şansı yine yanında oluyor ve kullandığı serbest vuruş hiç kimseye dokunmadan ve meşhur Myhre bakışları içinde ağlara gidiyor ve Fenerbahçe bu golle 1-0 öne geçiyordu. Ama cevap geçikmedi ve Ali Eren !!! 'in ortasında Tayfur aşırtıyor ve Ronaldo ayak koyup skoru eşitliyordu. Daha sonra klasik hale gelen Bayram-Sertan değişikliği yaşandı. Ve 77. dakika da Sertan'ın yine duran top sevdası pekişip korner kullanmak için topun başına geçti, kullandığı kornerde altıpasın zuak köşesinde topla buluşan Ronaldo plase bir vuruşla hem kendisnin hemde Beşiktas'ın ikinci golunu atarak hem bu maçın unutmaz oyuncusu oldu hem de maçı unutulmazlar arasında yıllar sonra hatırlanmasını sağladı. Beşiktaş: Thomas Myhre- Ali Eren, Ronaldo Guiaro, Ahmet Yıldırım, İbrahim Üzülmez (dk.86 Ümit Bozurt)- Zübeyir Baya (dk.82 Dimitri Khlestov), Tümer Metin, Yasin Sülün, Tayfur Havutçu, Bayram Bektaş (dk. 70 Sertan Eser) - İlhan Mansız 7) 25 Şubat 2008 || Beşiktas73 -53 Hapoel Jeruselam (Uleb Cup 2.Tur 2. Maçı) Beşiktas basketbol tarihinin en pahalı kadrosunu kurduğu sezon da takımın başına da bu bütçeyi güvenebileceği ellere yani Ergin Ataman'a emanet etmişti. Normal sezonu liderlikle tamamlayan ve harika bir sezon geçiren Beşiktas Uleb Cup'da da yolu dolu dizgin devam ediyordu. Yenilgisiz çıktığımız grupta rakibimiz Hapoel Jeruselamdı. Ve Ilk maçı deplasmanda şansız biçimde 15 sayı farkla kaybetmiştik. 25 Şubat akşamı salon yine inanmış biçimde hınca hınç doluydu. Takımı bu noktalara getiren Preston Shumpert maç boyunca 4 sayıda kalmış ve tam farkı açarız dediğimizde de rakibin hamlesi ile karşı karşıya kalmıştık. Son periyot da ilk dakikada her iki ekipte sayı üretememişti önce Drobnjak sonra da Christian Dalmau'nuın basketiyle 33. dakikayı 59-48 önde geçti. Ve daha sonra kilit çozuldu taraftarının da desteğiyle rakibine büyük baskı kurup salondan 20 sayı farkla 73-53 galip ayrılıp unutulmaz bir zafere imza atılmıştı. 6) 24 Ocak 2004 || Beşiktaş - Samsunspor Unutulmaz maçlardan şimdi ki maçımız ise Türk Futbolu açısından olumsuz anlamda yerini alabilecek bir musabaka; Cem Papila'nın 5 kırmızı kart göstererek belki de Beşiktas'ın o sezon ki çöküşüne sebebiyet veren maç olan Samsunspor maçı sadece Beşiktaş için değil Türk futbolu için 2000'li yılların en acayip maçlarından biri idi. 5) 19 Eylül 2000 || Beşiktaş 3-0 Barcelona (CL Grup Maçı) Daha üç gün önce yine unutulmaz maçlar arasına giren Fenerbahçe'yi 3-0 yenmenin morali ile çıkılıyordu dünya devi Barcelona karşısına. Maç öncesi belki de yıllar boyunca hiçbir Türk takımının Barcelona'ya karşı başaramayacağı tarihi farkı akıllarından ucundan bile geçirmeyen Beşiktaş taraftarı ilk Milan maçının endişesi ile stadın yolunu tutuyorlardı. Maçın başında bu endişe takıma da yansımış gibiydi. Ilk 20 dakika bir türlü oyuna ortak olamıyorduk ama ilk 20 dakikadan sonra yavaş yavaş takım pas yapmaya ve pozisyonlara girmeye başladılar. Rivaldo ile adam adama oynayan Tayfur'un Rivaldo'ya nefes aldırmadığı ve Ibrahim Uzulmez'in Munch ile beraber solda Overmars'a nazire yaparcasına oyunundan sonra taraftarlar da iyice havasını bulmuştu. Ve 38. dakika da Nihat'ın jeneriklik ortasında Ahmet Dursun'un yine fırsatcılığı ile attığı gol belki de tarihi bir zaferin habercisi idi. Çunku o golden sonra istikrarsız bir sezon geçiren Barcelona tamamen dağıldı. Oyunun hakimi olan Beşiktas'dı ve 2.yarıda önce Ahmet Dursun sonra da Ibrahim Uzulmez'in sol çizgiden getirip yaptığı harika pasla Nouma'nın ikinci şansında attığı golle sahadan 3-0'lık tarihi bir zafer ile ayrılıyorduk. 4) 9 Aralık 2003 || Chelsea 0-2 Beşiktas (CL Grup Maçı) Ingiltere zaferlerimizin başlangıcı Chelsea maçı ile başlıyor diyebiliriz. Roman Abramovic'in yeni takımı satın aldığı zamanlar ve yapılan transferler bir kenara maç öncesi benim en çok merak ettiğim soru acaba Lucescu yine 3-5-2 sistemi ile mi takımı sahaya sürecek yoksa 4-4-2'ye dönüş yapacak mıydı sorusuydu ki kadroları açıklandığında 3-5-2 oynadığımızı görünce içimi bir korku saldı bir anda. Maçın ilk 25 dakikasının nerede ise 10 dakikasını pas yaparak geçirdik. Dakikar 25'i gösterdiğinde yine tarihi bir maç ve yine başrolde büyük kaptan Ibrahim Uzulmez vardı. Bir duran topta Ilhan Mansız kendisinden topu isteyen Ibrahim Uzulmez'in koşu yoluna topu bırakıyor ve Ibrahim Uzulmez de topu kale alanı önüne doğru ortalıyor ve Sergen kariyerinin en anlamlı gölünü atıyordu. O golden sonra Ingilizler büyük bir şaşkınlık içerisinde iken 2. gol geldi. Cordoba'nın aut atışından gönderdiği topu takip eden Sergen Yalçın önce topa müdahale etmek istedi ancak kaleci Cudicini boşa çıkıp savunma oyuncuları da topa müdahale edemeyince topu bir kez daha ağlara göndererek hem kendisinin hem de takımın 2.golünü atıp tarihe adını altın harflerle yazdırıyordu. 2. yarıda ise maç tamamen bizim yarı sahamızda geçmişti; Takım savunmasında inanılmaz bir direnç örneği gösteriyorduk ki Ilhan Mansız'ın düdükten sonra vurduğu ikinci topta gördüğü kırmızı karta rağmen takımın direncinde hiçbir eksilme olmadan tarihi bir zafere imza attıldı. 3) 17 Nisan 2005 || Fenerbahce 3-4 Beşiktas Bu unutulmaz maçın özetini direk vermek istiyorum; 17 Nisan 2005 gecesi saat 19.00'da Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda bulunan Fenerbahçeli, Beşiktaşlı taraftarlar, yöneticiler, futbolcular, görevliler ve televizyonları başındaki milyonlarca sporsever, sadece 90 dakika süren bir derbi mücadelesi izlemedi. Aynı zamanda Beşiktaş'ın yazdığı tarihin de tanıklığını yaptı. Derbi öncesinde çok şeyler söylendi; yazıldı, çizildi. Ancak hiçbiri gerçekleşmedi. Beşiktaş, tarihinin sayfalarına altın harflerle yazılacak bir doksan dakikaya başladı. Fenerbahçe Anelka ile Tuncay ile geldi. Alex ile Selçuk ile Cordoba'yı denedi. Binlerce Fenerbahçeli, Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı Beşiktaş'a dar etmek istedi. Ancak golün adı Tümer'di. 27. dakikada Tümer Metin yükseldi, topu rakibinden söktü. Luciano'nun üzerinden aşırdı. Kaleci Rüştü ile karşı karşıya kaldı. Kendisini takip eden savunmanın pozisyonu bozma çabasına, açıyı kapatmak için üzerine doğru gelen kaleciye karşın, muhteşem top kontrolü ve vuruşu ile Beşiktaş'ı 1-0 öne geçirdi. Kadıköy'de 1800 Beşiktaşlı sevinç çığlıkları atıyor, televizyonları başındaki Siyah-Beyazlılar havaya sıçrıyor, Fenerbahçe tribünleri buz kesiyor, Fenerbahçeliler'in ağzını bıçak açmıyordu. Ancak hiç kimse bu golün bir destanın başlangıcı olduğunu da henüz bilmiyordu. 34. dakikada Fenerbahçe Luciano'nun rövaşata golü ile skoru 1-1'e getirdi. Bu sefer sevinme sırası sarı-lacivertlilerindi. Ancak bu sevinç de fazla uzun sürmedi ve sahneye bu sefer John Carew çıktı. İlk yarının uzatma dakikalarında daha önceden çalışılmış bir organizasyonla Rüştü'yü mağlup etti. Beşiktaşlılar biliyordu; Kadıköy'de yenilmeyeceklerdi. Beşiktaşlılar biliyordu; tarih tekerrür edecek ve Fenerbahçe'nin rekoru bitecekti. Beşiktaşlılar inanmıştı; çünkü sahaya Hakkı Yeten ruhuyla, 100. yıldaki şampiyonluğun kutlandığı formalarla çıkmışlardı ve yenilmeyeceklerdi. 2. yarıda sahada kendine güvenen, galibiyete inanan ve atmosferden hiç etkilenmeyen bir Beşiktaş vardı. Beşiktaş atıp, kaçıyor. Fenerbahçe kovalamaya çalışıyordu. 69. dakikada yine böyle bir sahne yaşandı. Alex, Carew'in golüne yanıt verdi, skor tabelası eşitlendi (2-2). Dakikalar 76'yı gösterdiğinde Ahmed Hassan'ın çabasıyla kapılan top, İbrahim Akın'ın önüne geliyor, genç oyuncumuz da önce kaleye bakıp, atacağı yeri belirliyor, sonra da Milli kaleci Rüştü Rençber'in kapattığı köşeden meşin yuvarlağı ağlarla buluşturuyordu. Bu Kadıköy'de yazılan destana yakışır, muhteşem bir goldü. Yine Fenerbahçe tribünleri susmuş, Beşiktaşlılar ayağa kalkmış, tek bir ağızdan haykırmışlardı, "Biz Beşiktaşız, rekor tanımayız." Fenerbahçe, bu sezon Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda tam 14 maç yapmış ve hiç bir maçını kaybetmemişti. Fenerbahçe, üstelik bu 14 maçta sadece kalesinde 4 gol görmüştü. Ancak dakikalar 76'yı gösterip İbrahim Akın, fileleri havalandırdığında bu rekorlarının Beşiktaş'a sökmeyeceğini herhalde hissetmişlerdi. Maçın hakemi Bülent Demirlek, takdir haklarını Fenerbahçe'nin lehine kullanmasına karşın, en büyük hatasını Tuncay'ın ceza sahamız içinde kendisini yere atmasını O'na sarı kart göstererek değil de, Beşiktaş'ın aleyhine penaltı çalarak değerlendirmesiydi. İşte bu an Kadıköy Destanı'nın da yazıldığı andı. Cordoba'nın haklı tepkisini sarı kart ile cezalandırarak, Kolombiyalı kalecimizi 2. sarı karttan kırmızı kartla oyundan atan Demirlek, bir anlamda Pancu'nun kalede devleşmesine de fırsat tanımış oldu. 3 değişiklik hakkını kullanmış olan Beşiktaş, hem kalecisiz kalmış, hem de gol atması için oyuna aldığı ve diri futbolcusu Daniel Pancu'yu kaleye geçirmek zorunda kalmıştı. Penaltıyı Alex golle sonuçlandırıp skoru 3-3 yapmasına karşın, henüz Beşiktaş son sözü söylememişti. Beşiktaş'ın son sözünü söylemeden önce sahadaki kadro şöyleydi: Kalede; Daniel Gabriel Pancu Savunmada; Guiaro Ronaldo, İbrahim Toraman, Çağdaş Atan, Ali Güneş Orta Sahada; Ahmed Hassan, Koray Avcı, Tayfur Havutçu, İbrahim Akın Forvette; John Carew Fenerbahçe kalede Pancu'nun bulunmasını fırsat olarak görüp, şutlarla, kafalarla Rumen oyuncuyu denemesine karşın, Pancu'nun gol yemeye hiç niyeti yoktu. Yemedi de... Böyle bir mücadelenin, böyle bir özverinin, böyle bir ruhun hakkı elbetteki galibiyetti. O da Koray Avcı'nın muhteşem golüyle geldi. 2) 24 Ekim 2007 || Beşiktaş 2-1 Liverpool (CL Grup Maçı) Ve listede son iki maça geldik. Tigana gider ayak bize yaptığı en güzel iyiliklerden biri de 3 sene sonra Inonu'de bize Şampiyonlar Ligi maçı seyrettirmek olmuştu. Inönü ' ye gelen herkes bu özlem ile stada geliyordu. Ve bu heyecan ve özlem stad da maç boyunca inanılmaz bir atmosferin sağlanmasına neden oldu. Maçın başında yaşanan karambolde hatalar zinciri ile gelen gol, Chelsea maçında atılan 2.gol gibi yine bir zaferin işareti gibiydi. Golden sonra taraftarların inanılmaz desteği zaten maçı bırakıp taraftarları izlememize neden olmuştu. 2.yarı da ise bu durum değişmedi kontrollu oyunumuz devam etti. Dakikalar 75'i gösterdiğinde ise Tello'dan Higuain'e harika bir kısa pas geldi. Higuain süratle ceza sahasına girdi fakat Istanbul'dan kardeşine selam yollama şansını yakalayamadı ve mutlak bir gol pozisyonundan yararlanamadı. Bu pozisyonun hemen ardından daha çok risk alan Liverpool açıklar vermeye devam etti ve yine büyük kaptan Ibrahim Uzulmez'in (Barcelona 3.gol,Chelsea 1.gol) defansın arkasına Bobo'yu kaçırarak attığı pas ve gelen gol ile skor 2-0'a geliyordu. Daha sonra Liverpool'un baskısı ve gelen gol de sonucu değiştirmiyordu ve Inonu'de tarihi bir zafer yaşanıyordu. 1) 25 Kasım 2009 || Man.Utd 0-1 Beşiktaş (CL Grup Maçı) Ve bu unutulmaz zaferi anlatmak benim haddim değil diyip bizzat Ingiltereden maçı takip eden jessie ve yuki the zorba'nın izlenimleri ile sizi baş başa bırakıyorum; jessie@ Ingiltere Izlenimleri yuki the zorba @ sweet november and old trafford
27 Aralık 2009 Pazar

Tecrube = Tanjevic

Maç öncesi korktuğum birkaç konu vardı, bunlardan biri Fenerbahçe'nin alan savunmasına karşı ne kadar çok zorlandığı bilinmesine rağmen alan savunmasına geçilmemesi idi, maç boyunca da ne yazık ki Serhat bir numara oynarken bile hiç denemedik. Bir diğer konu ise; Koç tecrubesi. Burak Bıyıktay ilk defa sıfırdan kendi kurduğu bir takım ile sezona başlıyordu.Bu maçta maçın en kritik anlarında Tanjevic'in hamlelerine karşı cevap veremedi. Özellikle son periyot da yaptığı hamleler ne yazık ki yenilgiyi getirdi. Besiktas maça Newley'in yokluğunda klasik ilk beşi Chatman-Engin-Muratcan-Baxter-Cevher ile çıktı. Maça iki takımda pota altından oynayarak basladı. Iki takımın da amacı kısıtlı olan uzun rotasyonlarını faul problemlerine sokup ilerliyen dakikalar da oyunu içeriye yığacaklardı. Bunu Besiktas ilk ceyrek de bir nebze olsun başardı. Ilk 3 dakika da Chatman'ı Mrsic ile savunan Fenerbahce, Chatman'ın oyuna direk ısınması ile beklendiği gibi Omer Onan ile savunmaya başladı. Maç da Chatman'ı 2 numarada başlaması da Chatman'ın oyun genelinde direncini düşmemesini sağlayacaktı. Ilk beş dakika geçildiğinde ise Oguz Savas ve Mrsic 2.faulunu alarak kenara geldi Fenerbahce cephesinde Kinsey'in harika hucum performansı ile bir anda skorda öne fırladı.Aynı şekilde Muratcan Guler'de Besiktas adına ust uste buldugu basketleri ile Besiktas'ın skorda öne geçmesini sağladı. Ilk çeyrek bittiğinde oyun temposu ve skor Besiktas'ın istediği gibi devam ediyordu. 2. çeyrek te ise kalite farkı ortaya cıktı. Gordan Giricek ve Emir Preldzic hamlesi farkın bir anda farkın artmasına sebep oldu. Ozellikle Emir Preldzic'in Fletcher karşısında hucumda önemli katkılar yapması Besiktas'ın pota altı savunmasının bir nebze olsun direncinin dusmesine neden oldu ki o sırada Giricek'in de üst üste basketleri ile skor 38-30 a geldi. Bu fark devrenin sonuna kadar karşılıklı basketlerde devam etti. Ilk yarı sonunda da Fenerbahce'nin 54-45 lik üstünlüğü vardı. 2.yarı da ise tamamen Tanjevic Show vardı. Takımına resmen hamleleri ile galibiyeti getirdi. Ilk hamle 2.yarının başında geldi. Hücumları Semih Erden üzerinden oynattı bunun başlıca iki nedeni vardı birincisi Rasim veya Preldzic'in Cevher'i dışarı çekerek Baxter'a karşı olan boy avantajı idi. Ve ikincisi ise ilk defa uygulattığı bir hücum sistemi idi 5 dışarda hücum. Semih'i de dışarı çekerek Kinsey gibi veya ara ara Giricek gibi oyuncuların içeriye dalışları bu hücum sistemi oyunun belli bölümlerinde çok iyi katkı verdi. Fenerbahce ilk beş dakika da hücum da Semih endeksli hücumlar da başarılı oldu ve skorda Beşiktaş'ın yaklaşmasına izin vermedi.Ta ki Semih Erden 3.faulunu alana kadar.Semih Erden 3.faulunu alıp oyundan çıkmak zorunda kalınca guardsız oynayan Fenerbahce'ye karşı Beşiktaş 68-67 öne geçmeyi başarıyordu. Ancak 2 milyon euroluk Giricek bireysel kalitesi ile skor da tekrardan takımını öne geçirdi. 3. periyodun sonlarına doğru özellikle Baxter ve Chatman'ın inanılmaz gayretleri ile son bir dakika da oyun psikolojik açıdan da dengelendi. Son bir dakika da Baxter'a çalınan teknik faul takımın düzenini bir nebze olsun bozsa da son periyoda bir sayı farkla 74-73 önde giren taraf Beşiktaş'dı. Son çeyrek de Tanjevic'in belki de maçı koparan hamlesi geldi. Belli ki Tanjevic bu maçı kafasında bayağı oynamıştı. 4. periyodun başında Fenerbahce 4 şutor ile sahada idi. Ve bunun da karşılığını kısa sürede aldı skorda 87-79 öne fırladı. Ancak Tanjevic bu hamleleri yaparken Burak Hoca da herkesi şaşırtan hamleler yaptı. Farkın açılması süresince maçın en kritik dakikalarında önce Engin'i ardından da Chatman'ı kenara aldı. Eğer dinlendirmek için aldıysa bunu maçın en kritik dakikalarında yapması kısa ve net bir biçimde yenilgiyi getirdi. Takım tam düzeni oturmuş öne geçmişken takımın en kritik pozisyonunda oynayan ve oyunu çok iyi yönlendiren oyuncuların çıkması takımın ritmini bozdu. Tam o sırada Beşiktaş'ın molası geldi ve mola sonrası Muratcan Güler'in bir blok ve bir top kapması ile oyunda tekrardan dengeyi yakaladık ki Fenerbahce'nin molası geldi. Bu mola sırasında herkes bu savunma direnci ile maçı uzatmaya götürebileceğine hatta galibiyete bir nebze olsun inanmıştı ki ; mola sonrası ilginç biçimde Muratcan Güler'in oyundan çıktığını gördük. Tanjevic'in hamlelerine karşı Burak Bıyıktay'dan önce Engin sonra Chatman şimdi de Muratcan Guler değişikleri hayretler içerisinde bıraktı ki zaten Muratcan değişikliği ile hemen mola sonrası savunduğu kişi Kinsey'in önce bir hucum ribaundı ve gelen üçlük sonra da attığı basket ile son 3 dakika da skor tekrardan 94-83 e geldi. Maçın sonuna doğru da karşılıklı basketlerle 100-92 lik skorla kazanabileceğimiz maçı kaybetmiş olduk. Ve ikinci hedef maçımızdan da yenilgi ile ayrıldık.
15 Kasım 2009 Pazar

Besiktas 84-88 Efes Pilsen

Maçtan önce arkadaşlar ile sohbet ederken en çok değindiğimiz konu Efes Pilsen'in yavaş yavaş oturttuğu 4 kısalı sistem ve bu sistem içerisinde Shumpert ve Nachbar'ın rolleri idi. Maç suprizlerle başladı ilk surpriz salon dışında yaşandı ve ilk defa maça girerken kimlik kontrolu ile karşılaştım! Bu konuyu pek irdelemek istemiyorum çünkü maç içerisinde de takımı etkileyecek yönetim aleyhine çok fazla tepki de vardı. Yani neresinden tutsak artık elimizde kalacak bir konu şahsen iki tarafında bu konuyu abarttığını düşünüyorum. Neyse maça dönecek olursak ikinci büyük surpriz ise Charles Smith'in 6. yabancı olarak kenarda oturmasıydı. Charles Smith'in kenarda oturması demek dışarıdan oynanmayacağının işareti idi. Ve asıl surpriz ise maçın başında yaşandı Efes Pilsen bugüne kadar oynadığı maçlar dışında Besiktas'ı iyi etut edip ilk çeyrek boyunca çift uzunla oynayıp hep içerden oynayarak takımı içeriye gömerek oynadı. Maçın başında oynanılan 2 tane ikili oyunlardan sonra en kötü alan savunmasına geçip içeriye top aldırmayacağımızı düşünüyordum ki Kerem-Kasun ve Thornton-Kaya ikili oyunları ile birbirinin kopyası en az 10 sayı gordük ilk çeyrekte. Aslında Baxter ve Cevher gibi hem kuvvetli hem de hareketli uzunlarımıza sahipken bizim oynamamız gereken ikili oyunları hep Efes Pilsen oynadı. Ve Efes Pilsen bir anda oyunda üstünlüğünü ilk çeyrekte göstermiş oldu. Ta ki Kasun'un üçlemesine kadar. Mario Kasun'un üçlemesi ile Efes Pilsen bu kadar ikili oyun yeter diyip Thornton ve Rakocevic'in delici özelliğini kullanarak kısalara yöneldi ve bunda da başarılı olarak oyunu koparmak istediler. Ama ilginç biçimde maç boyunca da bunu yaşadık Efes Pilsen tam oyunu koparıyorum derken hep bir cevabımız vardı. Ilk ceyrekte de cevabımız Baxter'dı. Ilk çeyreğin sonunda inanılmaz bir mücadele vardı. Yunanistan deplasmanından yorgun gelen Efes Pilsen'in bu kadar yüksek tempoda maça başlayacağını da kimse tahmin etmiyordu. Işte boşu boşuna 1.5 - 2 milyon euroluk oyuncular olunmuyor. Yukarıda çizelge de isabet oranları yer almakta. Ilk çeyrekte pota altında Efes Pilsen'in 7 basketi gözükmekte bu da 14 sayı demek ilk yarının skoru ise 20-20 idi. Ikili oyunlara karşı bu kadar pasif savunma yapmamızın nedenini bir turlu anlamadım maç boyunca çünkü bunu Efes Pilsen sıkca denedi ve başarılı da oldu. Aklıma sadece 2 cevap geldi; Ya alan savunmasına hiç çalışmıyor bu takım. Ya da ikili oyunları sıkca oynamadığı için savunma yönüne de bir türlü önlem alamıyorlar. Ikinci çeyrek de ise Efes Pilsen yine maça çok hızlı başladı özellikle Ender'in oyuna girmesi ile Chatman'ı çok fazla yıprattı. Savunma da bu kadar yıpranan Chatman hucumda da pek ekstra oynayamadı. Engin Atsur'un yokluğunda da bir turlu dinlendirme şansı bulamamız da ikinci periyod da sıkca başımızı ağrıttı. 2. periyod da maç geneline yansıyan 2 olay gercekleşti. Bunlardan biri Efes Pilsen artık sayı olarak öne fırladı ve minimum 5 sayı farkta maç boyunca götürmesini bildi. Ve ikinci olay ise bizim serbest atış handikabımızın başlaması. Deplasman olsa bir nebze anlasılır ama sabah akşam idman yaptığın kendi salonunda bu kadar düşük serbest atış yüzdesi ile oynamanın pek bir acıklaması olamaz. Ikinci periyod da Efes Pilsen yine ikili oyunlarla ile 8 sayı buldu. Burak Bıyıktay'dan bir turlu beklenen hamle gelmedi. Herkes kenardan hamleleri bekler oldu; acaba ne zaman Ispanya - Yunanistan macında ki gibi veya Turkiye - Ispanya macında ki ikili oyunlara karşı yapılan ortaya uzun yana 2 hareketli kısa sistemine veya alan savunmasına ne zaman gecicez diye merak ediyordu ki bu sefer de imdadımıza Muratcan Guler'in ustuste bulduğu 5 sayı yetişti. Ve yine tam Efes Pilsen oyunu kopardım derken cevabımız gecikmedi ve devreyi 41-36 yenik kapadık. Ve 2.yarı da çok büyük bir mücadeleye sahne oldu. Bu sefer sahnedi 2 kişi vardı. Biri Bostjan Nachbar ve hakemler. 3. periyoda da Efes Pilsen cok hızlı başladı. Özellikle Efes Pilsen Nachbar ve Thornton ikilisi üzerinden 2 ayrı set oynarak neredeyse periyodu bitirdi; Newley'in ayaklarının yavaslılığını fırsat bilen Thornton hemen hemen her topta içeriye dalarak savunmanın dengesini bozarak bazen cizgiye Shumpert'e pası verip Shumpert'e yapılan uzun yardımını cok iyi kullanıp Nachbar'ı boş yakalayarak buldukları sayılar. Veya yine Thornton ile içeriye dalıp direk Nachbar'a inen toplar. Ve Nachbar'ın bireysel hucüm performansları. Bu dakika'ya bir türlü teknik heyetin ikili oyunlara karşı hamlede bulunmaması fırsat bilen Ergin Ataman Nachbar'ı da çok iyi kullanmasını da bildi. Ergin Ataman gerçekten Türk topraklarından yetişen en iyi basketbol koçu diyebilirim. 3 periyod da skor 58-50 ye geldiğinde oyun yine kopma noktasına geldi ve Efes tam oyunu koparıyorum derken bu sefer de cevap Haluk Yıldırım'dan geldi. Aslından Haluk'un kullandığı top çok yanlıştı ama girince oyun yeniden dengelendi. 3.periyodun sonlarına doğru pota oyun dengelendiğinde 2 ayrı hucum izledik biri Besiktas cephesinde diğeri de Efes Pilsen cephesinde idi. Efes Pilsen yine maç boyunca hep doğru yaptığı işi olan ikili oyunu oynadı ve basketi buldu. Bizde ise serbest atışlarda ki inanılmaz isabetsizliğin yanına 2 olumsuz şey daha eklendi. Biri Cevher Ozer'in performansı diğeri ise hakemlerin çalmadığı düdükler. Son periyot da ise diğer periyotların aksine Besiktas çok iyi başladı. Özellikle içerde Baxter'ın kişisel gayreti dışarıda da oyundan nerede ise hiç çıkmayan Chatman'ın oyunu kontrol altına alması ile ve taraftarın da inanılmaz desteği ile oyuna ortak olmasını bildik. Oyunun son bolumunde ise mücadele cok ust duzeye yukseldi. Oyun son bolumlerinde Efes Pilsen'i 3 defa yakalama şansı elde ettik. Birinde Haluk Yıldırım'ın 2 tane üst üste kaçırdığı üçlükler bir diğeri ise Cevher Ozer'in kacırdığı ucluk pozisyonu ve önemlisi ise maçın son 24 saniyesi idi. Son dakikaya kadar sabah akşam antreman yaptığın potalara serbest atış atmakta zorlanan takım rakibi fark 2 sayı iken hiç sana 24 saniyeyi kullandırır mı ?? Tabi ki kullandırmaz. Cok yanlış bir secimdi Chatman hemen yarı sahayı geçip içeriye dalacaktı en kotu faul alırdı ama hiç yoktan fark indirerek daha fazla sure kazandırabilirdi veya en iyi ihtimalle macı uzatacaktı. Ama ne yazık ki yine maç sonu ve yine taktisel bir hata ve kaybedilen bir maç. Son periyot da yine Nachbar'ın kişisel şovu devam ediyordu. Bu sefer Nachbar'a eşlik eden savunma da Kaya Peker oldu. Cok kritik bir blok ve çok kritik bir pozisyonda topa hamle yaparark topu ölü noktaya uzaklaştırdı. Ve galibiyet de en az Nachbar - Thornton ve Kasun kadar payı vardı. Maçı genel olarak ele aldığımızda ilk söyleyeceğimiz konu bence ne serbest atışlar ne hakemler bu maçın galibi Ergin Ataman'dır. Burak Bıyıktay ilk defa sezona koç olarak başlıyor ve Ergin Ataman gibi tecrübeli bir koç karşısında ilk sınavında (sıfırdan kendi kurduğu sistem ve takımla) başarısızlıkla ayrıldı. Özellikle Efes Pilsen'in uyguladığı her ikili oyun özellikle ilk yarı neredeyse basket ile sonuçlandı. Bir türlü Burak Bıyıktay'dan ikili oyunlara karşı hamle gelmedi. Yenilginin başlıca nedenlerinden biri de serbest atışlar. Böyle bir maçta sabah akşam idman yaptığın kendi evinde %60 ile serbest atış atmak psikolojik olarak da takımın direncini dusurur. Ve son olarak hakem hataları. Aslında bu kadar kotu serbest atış atmasaydık veya son saniyelerde bu maçı alsaydık hakemlere cok fazla yer verecektim. Hakemler inanılmaz hatalar yaptı. Gozumuzun önünde çalınmayan düdükler hele ki son periyod en kritik pozisyon da Shumpert topu elinden kaçırıp tekrar topu yakalayıp topu sürmesine steps çalmayan bir hakemin ya art niyetli olduğunu düşünürüm ya da basketbol bilgisinden şüphe duyarım. Yalnız bu kadar olumsuzluklara rağmen son 24 saniyede maçı çevirecek noktaya gelmemiz de büyük başarıdır. Orada da sana 24 saniyenin tamamını kullandırmazlardı ki kullandırmadılar da çok farklı bir hucum stratejisi belirleseydik şimdi 5 de 5 ile 12.haftaya kadar çok iddialı bir konuma gelebilirdik..

Ara