.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Yerli Fetişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yerli Fetişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mayıs 2013 Çarşamba

Yerli fetişinin ekonomisi

Türkiye'nin ekonomisi, 1960-1980 yılları arasında ibretlik bir dönem yaşamıştı: Benimsenen ithal ikame politikası ile ithalat yasaklanmış ya da buna ciddi ket vurulmuş, yerli üretici ucuz kredi, vergi muafiyeti vs. ile teşvik edilmişti. Bu politikanın sürdürülebilmesi için gerekli döviz de tarım ürünlerinin ihracatı ile karşılanıyor, yeni tarım arazileri yaratılarak bu döngü devam ettiriliyordu. Bu politikanın sonucunda Koç, Sabancı gibi devlet destekli şirketler parlamış (bakmayın siz bir karpuz aldı iki karpuz sattı hikayelerine), iç pazar korunduğu ve değirmenin suyu da döndüğü için memur ve işçi ücretleri yüksek kalmıştı. Bir de üzerine Avrupa'ya işçi ihraç etmemiz ve de onların geri döviz yollaması eklenince, ortam müthiş hale gelmişti.

Lakin 70'lerle birlikte artık bu politika tırtlamaya başlamıştı. Petrol bunalımı, Vietnam savaşı vs. üst üste gelen şoklara karşı Türkiye talebi kısmak ve yapısal önlemler almak yerine tüketimi arttırıp daha çok borç alma yoluna sapmış, sanayi iç pazara yönelik üretim yapmaya devam etmiş, işçilerden gelen döviz de iç talebi ve dolayısıyla fiyatları da körüklemişti. Günü kurtarma politikaları, Avrupa'nın işçi talebi azalınca ve Kıbrıs vs. meselesiyle dış şoklar artınca da devam etmiş, özel sektörün bulduğu borçlara kur garantisi sağlayan devlet ayağına sıkmıştı.

Özetle şöyle bir sistem vardı: Özel sektör borçlansın, yükünü kamu üstlensin; bu özel sektör sadece iç piyasaya yönelik üretim yapsın, memur ve işçi ücretleri yüksek olduğu için talep de karşılansın, enflasyon artsın lakin alınan borçları kompanse edecek hiçbir yatırım yapılmasın. Deniz bitince, felaket geldi.

Bir futbol blogunda bu yakın dönem ekonomi tarihinin ne işi var? Çok işi var, zira günümüzde pompalanan, gerek hocasıyla, gerek futbolcusuyla desteklenen "yerli" fetişizmi ucuz bir milliyetçilik değil sadece. Burada müthiş bir döngü var: Türkiye futboluna getirilen "yabancı kısıtlaması" ile yerli oyuncuların fiyatlarının şişirilmesi sağlanıyor. Bu oyuncuların menajerleri ve kankaları teknik direktörler transferleri yapıyor; hem Anadolu kulübü kazanıyor, hem de oyuncu ve bütün nemalananları. Bu leşlik o kadar kanıksanmış ki, bulaştığı skandaldan sonra bir daha futbol topu görmemesi gereken Bülent Uygun hala takım çalıştırıyor. Bu korumacı politika, yerlilerin sahte bir değer kazanmasına yol açıyor: Koç'un çakma kuşlarına iki katı para bayılıyor tüketici. Bu deniz de hiç bitmiyor, zira Anadolu kulübünün işleteceği "yıldız" çok: Tarık Daşgün'den beri. Ayrıca işçi dövizi olarak Almanya'da, İngiltere'de yetişmiş gurbetçilerimiz de var.

Türkiye futbolu, uzun süredir duraklama döneminde. Gerek kulüplerin, gerekse millî takımın durumu iç açıcı değil, 5 senede bir hasbelkader elde edilen "başarı"ların gazı ile sistem işletilmeye devam ediliyor. UEFA kriterleri çok ciddi bir dış şok kalemi olacak, Beşiktaş'ın ağzı yandıysa diğerlerinin de yanabilir. Yurtdışından gurbetçi ithaline bir şok gelirse işimiz iş..

Buna karşılık gene yabancı sayısında azaltmaya gidiliyor, gene "işte yerli hocalarımız" gazı her yerde, gene Alper Potuk 6.5 milyon Euro + iki futbolcu ediyor. Bu korumacılık ekranlardan 7/24 pompalanmaya devam ediyor: Digitürk yayın ihalesini çıkarmak için fiyatları arttırıyor, "too big to fail" kulüplerimiz pohpohlanıyor, tüketici, artan refah ortamında daha da para veriyor. Alan razı, satan razı.

Bu deniz bir gün bitecek. Şuraya esaslı bir çomak sokacak bir takım lazım. O takım da umarım, son birkaç gündür attığı hamleler uyarınca, Beşiktaş olur. Şu zamanlar bu takımın en çok sahiplenilmesi gereken zamanlar. Üzerinden geçinenler kargalar gaklamaya, durum azıcık düzelince vitrin yapmaya başladılar zira.


16 Kasım 2010 Salı

cCc Rıdvan Reis cCc

Rıdvan Dilmen. Türkiye'yi çok iyi tanıyan, Türkiye Ligi'ni çok iyi bilen yorumcu. Bu tanıma tilt olurdum ama, bugün anladım ki hakikaten öyleymiş.

Bakın Rıdvan Galatasaray'ın sorununu nasıl tahlil ediyor:

" Kewell, Baros, Elano, giden Keita, hatta arada gelen Santos ve Jo gibi oyuncuların gayriciddi tutumları, Galatasaray'daki en büyük problem. Çiftlik gibi görüyorlar maalesef. İhale de kalbiyle, maksimumunu vermek isteyen oyunculara kalıyor ...  Barış, Cana, Ayhan, Mustafa Sarp gibi isimler, maksimumunu vermeye çalışıyorlar. Benim ölçülerimde Türkiyenin en iyi yerli stoperi Servet. Bir iki şahsi hata yaptığında da ihale ona kalıyor. Oyun içerisinde yaptığı pozitif işler de artık gözükmemeye başladı."


Yabancılar gayriciddi, Galatasaray'ı baltalıyorlar. Halbuki yerliler öyle mi? Canlarını veriyorlar forma için. Servet "bana güvenilmiyorsa ben de oynamam" mealinde laflar etmiş olabilir ama o hala canını dişine takıyordur tabii. Galatasaray bu sene daha hala küme düşme potasında değilse yatıp kalkıp dua etmeleri gereken iki isim Kewell ve Baros ise inanılmaz lakayıt adamlar.

Rıdvan bu noktaya bir günde gelmedi tabii. Önce can simidi niteliğinde bir söylem olan "düz adam"ı yarattı. "(Herhangi bir yabancı) düz adam ya, bundan bulursun Bank Asya'da." Biri de demedi ki "Abi zaten kulüpler o buldukları adamlardan verim alamadıkları için başkasını alıyorlar." Gören de sanki her Bank Asya'da bulunan adam büyük kulübe gelince formunu katlayarak yükseltmiş sanacak. Ama işte Türkiye futbolcusu çok olgun, çok fundamentalli ya; aslında hepsi birer yıldız da düz yabancıların gölgesinde kalıyorlar, yazık.

Yerli hoca, mücadeleci, kankalık vs. derken artık Rıdvan bugün zenofobinin zirvesine ulaşmış durumda. Galatasaray'ı kurtaracak futbolcular kümesi yerliler, batıranlar yabancılar. (Araya Cana'yı da Kurban Bayramı şerefine Müslüman kontenjanından katmış yerliler arasına)

He Rıdvan'ım, he aslanım. Körükleyin vatanperver yiğitlerimizin duygularını, daha fazla reyting gelecek, verin gazı kesmeyin.

Ara