.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Batuhan Karadeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batuhan Karadeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ocak 2013 Perşembe

Karışık Hisler

Bugün haberler üst üste geldi. Önce Batuhan'a güle güle dendi (kendisinin Deportivo'ya 5 dakika süren transferi de ayrı bir hikaye cidden), ardından Batuhan'ın yerine mevcut durumda gelebilecek en iyi transferlerden biri geldi: Mamadou Niang.

Niang transferi gayet optimum, hele ki maliyeti de düşünülürse. Fakat bu sefer Dentinho transferine anlam vermek güçleşiyor, zira kendisi şu durumda ileri üçta şişkinlik yaratacak. Belli ki "yedek kulübesinden gelip fark yaratacak isim" olarak düşünüldü, lakin bu sefer de akla yabancı kontenjanı sorusu geliyor. McGregor, Sivok, Fernandes, Almeida, Niang, Holosko, Hilbert ve Dentinho 8'lisinin forvet kısmında ilginç denklemler var.

Eğer Niang sol forvet oynayacaksa, Holosko ya da Olcay kesik yiyecek, bu sefer Dentinho burada 3. tercih konumuna düşüyor. Yok eğer çift forvete geçeceksek sene başında öngörüldüğü gibi, bu sefer de iyi kötü oturmuş sistem baştan yaratılacak ve ortasaha için yeterli alternatifimiz var mı emin değilim (daha doğrusu şöyle diyeyim: o kadar çok alternatif olacak ki dengeyi bulmamız ne kadar sürer emin değilim)

Bir de en büyük sorunumuz devam ediyor hala, skor tutmamıza yardımcı olacak bir kazma/çapa/izbandut ne dersek diyelim. Serdar Kurtuluş ismi telaffuz edildi, hem sağ bek hem çapa alternatifi olacağı için iyi bir düşünce olabilir, lakin zaten vidaları sökülecek olan takıma bir de maç bazlı müdahale yapmak ne kadar verimli olur, bilemiyorum.

Neyse, neticede transfer dönemi kapanırken, bize sadece bu gelişmelerin nasıl sahaya yansıyacağını bekleyip görmek kalıyor. Umarım takımın ilk yarıda şahlanmasının bir sebebi olan kadro istikrarı ve rol belirginliği müessesesi fazla zedelenmez.
14 Ağustos 2012 Salı

Vaka-ül Batuhan ve Düşündürdüğü

Batuhan'ı sevmiyorum. Sevmedim. Sevmeyeceğim. Daha önce bu konudaki görüşlerimi de gene bu sertlikte yazmıştım zaten buraya. "Kırmızı ışıkta geçiyorum, parası neyse veriyorum" kafasında, saha içinde defaatle saçmalamış (el sıkmalar/sıkmamalar, penaltı muhabbetleri...) bir adamı takımımda da görmek istemem.

Şimdi bu benim görüşüm, ama Batuhan'ı Beşiktaş'ın da üzerine koyamam. Beni Beşiktaşlı yapan tek bir oyuncu değildi çünkü, ya da tersine çevirelim, Fenerbahçe ya da Galatasaray'dan da bir oyuncu sebebiyle hoşlanmıyorum diye bir durum yok. Gene kategorik olarak Fenerbahçeli ya da Galatasaraylı oyunculardan nefret etme gibi bir durumum da yok, Alex'i, Umut'u vs. severim mesela.

Bu -ümidimce durduğum yeri anlatan- girizgahtan sonra, Batuhan transferine cidden anlam veremediğimi de söylemem lazım. Almeida'nın yedeği mi olacak, ucuz diye mi alındı, ortasahadaki kısıt ortadayken 6 tane forvete gerek var mıydı gibi sorular aklımda. Lig öncesi maçları pür dikkat izlemediğim ve taktiksel yanımın hiçbir zaman güçlü olduğunu iddia etmeyeceğim için bu sorulara cevap veremiyorum, ama makul sorular olduğunu düşünüyorum.

Bir de işin taraftar yönü var. Eğer taraftarın çoğunluğu bir oyuncuyu istemiyorsa, o oyuncu gene alınmalı mıdır? Taraftar bu takımın sahibiyse, taraftar bu oyuncuların maaşlarını ödüyorsa, ve içinde yaşadığımız dünya idealse, hayır. Peki bizim kulüp idealin kaç km uzağında? Yönetimin taraftarla ilişkisi, #feda ötesine geçecek mi? En baştan beri sorulan bu soruların şiddeti hafiflemiyor hiç.

Fikret Orman yönetiminin "zor günde Beşiktaş'ı kurtaracak adamlar"dan "Demirören zihniyetinin emanetçisi" tarafına salındığı pendulumda uçtaki topun nereye düşeceğini merak etmeye devam ediyoruz. Biz de mey'us taraftar profilinden mütefekkir taraftar profiline kaydık bu sene.

En azından geçen seneki yabancılık yok henüz. "Henüz".
4 Kasım 2010 Perşembe

Kurtuluş...

İzleyen izlemiştir zaten, yine de buraya koyacağım... Kenara bir yere yazmış olalım. 1 Milyar dolarlık ligimiz neden sahada eziliyor, neden Azerbaycan'a yeniliyoruz, bir de bu tarafından anlayalım... Batuhan Karadeniz Lig TV ropörtajı...

http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=81443

Bu kafadaki topçulara benim gibi ümit bağlamak zorunda kaldığımız sürece, Inter'i, Milan'ı, Manchester United'ı, Barcelona'yı en konforlu en güzel stadyumlarda izlemek için verilen paraların on katını gözümüzü kırpmadan her maça verdiğimiz sürece, futboldaki kapalı piyasa ekonomisini kırmadığımız sürece bu iş düzelmeyecektir... Batuhan'un bugün dünya futbolunda ederi sıfırdır. Bakın 1 milyon değil, sıfır... Türkiye'de ederi 18 yaşında bir Ferrari aldıracak kadar vardır... Suçu öven, medeniyet göstergesi trafik ışığını - eminim o ışıkların yerine medeniyetsizliğin simgesi üst geçit koymamalarına şaşmıştır - eleştiren, 63 saniye beklememek için başkalarının canını tehlikeye attığını gerine gerine anlatan bir genç adam...

Türk futbolunun kurtuluşu yabancı sınırını kaldırmaktan geçiyor. Futbolda bu kapalı piyasa ekonomisi kafası devam ettiği sürece ileri doğru tek bir adım atamayacağız. Yetenekli çocuklar sadece iki kuruşluk yetenekle değil, yaşam kültürüyle bir yerlere gelebileceklerini öğrenene kadar türk futbolu bugünden öteye gidemeyecek... Bugün buradan ekmek yiyenler futbolu da yönettiklerinden, bu söylediğimin gerçekleşmesi bir ütopya! Sergen Yalçın'ların ve hatta efsaneleşmesi için sahaya çıktığı 100 maç yeterli olan Rıdvan Dilmen'lerin değil, kariyerleri boyunca sahada olmak için hayatlarını düzenleyen, planlayan Mehmet Özdilek, Tugay Kerimoğlu'ların örnek olduğu futbolu görmenin birinci yolu rekabettir... Bugünün ekonomisinde her yere rekabeti sokarken, futbola yapılan bu ayrıcalık, bu gümrük memuru zihniyeti fazladır...

Bir de futbol takımlarındaki Türk sayısıyla rekabetin, formaya bağlılığın doğru orantılı olduğunu düşünenler var... Son yirmi yılda bunun böyle olmadığını yüz kere gördük zaten... Soralım o zaman, Ernst mi, Nihat mı? Ferrari mi, Ekrem mi? Sivok mu, Nobre mi? Bak Guti, Bobo, Quaresma demiyorum... Tümer gibilerin  yerli futbolcu bağlılığını ne yapayım ben?

100 bin euro edecek topçular 100 bin euro kazandıkları gün; Türk futbolcularının akıllarının başlarına geldiği gün, eğer ki ayağa kalkacağı varsa, Türk futbolu ayağa kalkacak... Aksi durumda kulüplerimiz ve dolayısıyla futbolumuz sonsuz güce sahip yerli oyuncuların oynarken de futbolu bıraktıktan sonra da oyuncağı olacaklar...
21 Temmuz 2010 Çarşamba

Takas Güncesi ve Global Hedefler

Söylentilere göre :
Batuhan' ı Eses' e verdik, sonra Tello+Zapo+Erkan Zengin karşılığı geri alıyoruz.
Daha sonra Fink+Delgado+Zapo+1 milyon Avro verip Tello' yu kaçırıyoruz.
Ardından Quaresma+Ferrari+Ernst' i verip Amare Stoudamire' ı alıyoruz.
Ordan gelen kaynakla Hilbert+Guti karşılığı bu üçünü geri alıyoruz.
En son, kulüp + 10 milyon Dinar verip LeBron James' i Miami' den 3+1 opsiyonlu alıyoruz.
Ve işte EkşiBeşiktaş' ın 40. yılı.

Ali Güneş

Hikaye bu ya işte... Nereden bulmuşsak bulmuşuz, Jean Tigana'yı takımın başına getirmişiz. Şimdi sorsan dünyada Yıldırım Demirören başkanlığındaki bir futbol takımına getirilecek son teknik direktör kimdir diye, cevabı bellidir. Beşiktaş gençlere dönmüş, 3 sene - 5 sene bu gençlerin gelişimleri beklenecek. Hikaye işte... Sergen Yalçın, Tümer Metin gibi kulüp içinde problem yaratan, çalışma disiplini olmayan oyuncular gönderilmiş, Burak Yılmaz, Gökhan Güleç, İbrahim Akın, Mehmet Sedef, Gökhan Zan gibi oyuncuların iyi birer profesyonel, iyi birer sporcu olmaları misyon edinilmiş... Beşiktaş'a bak nereden nereye... Beşiktaş'ta hikayeler zamanla "hikaye" olur! Şiddetli geçimsizlik... Tigana'nın suyu ısınır... Kapısına bir takıp karanlık adamlar yollanır. Canlı yayında "Siz Beşiktaş'ın teknik direktörü olmasanız Beşiktaş'ı izler miydiniz?" sorusuna cüret edilir.Tigana'nın babasının yaşayıp yaşamadığı sorulur...Tigana'nın şans verdiği, hatalarını sineye çektiği genç sporcular Tigana'ya ve profesyonel anlayışa ihanet etmektedir. İşler artık arap saçına dönmüştür... Beşiktaş camiasında Tigana'nın kredisi ve saygınlığı azaldıkça Ali Güneş'le olan meselesi artmaya başlar. Gün gelir ve Tigana Ali Güneş'i idmandan kovar. Ali Güneş artık teknik direktörünü açıkça eleştirmektedir. Bir maç sonu basın toplantısında Tigana'ya Ali Güneş sorulur. Tigana iki elini açarak Ali Güneş'in çeşitli bahaneler sunarak katılmadığı idman sayısını gösterir... Kendisini affedip affetmeyeceği sorusunun cevabı ise; "Benden değil, yalnız bıraktığı takım arkadaşlarından özür dilesin" olur... Ve Tigana 33. haftadaki maçın ardından takımdan gönderilir. Hatırlayamayanlar için ipucu vereyim; forumlarda insanların "abi bu maç Demirören'i protesto edelim, abiler ön ayak olsun..." dönemleri... Biz de "Demirören İstifa Mitingi" planlıyoruz kendimizce... Nerden bilelim Kü7'yi getireceğini! Takım ligin son maçında İnönü'de sahaya çıkar... O da ne? Tigana'nın profesyonelliğe aykırı davranmakla suçladığı, önce arkadaşlarından özür dilesin dediği Ali Güneş Beşiktaş'ın o anlı şanlı Siyah-Beyaz formasını terletmektedir... Ağlamak isterim ancak Ali Güneş'in o formayı giymesine mi tribüne mi bilemem... Zira tribünün temel meselesi şudur; "Aybaba'yı istemeyiz, Lucescu gelsin" Ali Güneş Beşiktaş'la sözleşme yenilemek istemez ve Almanya'ya döner. Alman ikinci ligi ekiplerinden Freiburg'da 2 sene oynar. 2009 yılında ise Kasımpaşaspor'a transfer olur. Ancak orada da tutunamaz. Kasımpaşaspor'un Fabian Ernst görünümlü başarılı sağ beki Keller'in yedeği konumundadır...
  • 11 Mayıs 2010 - Batuhan Eskişehirspor'da...
  • 2 Haziran 2010 - Mustafa Denizli Sağlık Sorunları Nedeniyle Görevinden Ayrıldı.
  • 21 Temmuz 2010 - Beşiktaş Batuhan'ı Geri Alabilir...
Batuhan'ı değil de, tarihi geri alabilsek keşke...
11 Mayıs 2010 Salı

Batuhan Eskişehir'de

Hafızamı biraz zorluyorum da her yaz transfer döneminde Jancker, Koller, Lokvenc, Kovacevic hatta Jankauskas tarzı adamları, kimi dönem ‘’ artık yaşı geçti’’ mazeretleri, kimi dönem de yüksek maliyetleri sebebiyle kadromuza dahil edememiş, lâkin hep ‘’keşke bu tip bir santraformuz’’ olsun diye iç geçirmiş, yolunu gözlemiştik. Bir Carew kolay mı geldi ? Gelinen noktada Beşiktaş'a belki 50, belki 100 yılda bir nasip olacak Batuhan gibi önemli ve yetenekli bir ''değeri'' 2 milyon euro karşılığında ‘’yeter artık uğraştığımız’’ diyerek Eskişehir’e sattık. Hem de hiç oynatmadan, şans vermeden ve ısrar etmeden ! Dahası çocuk denilecek yaşta olduğunu unutup, o'nu anlamadan, dinlemeden. Halbuki çok doğaldı yaşıtlarına oranla burnunun havada olması ve yanlış tercihler yapması; zira diğerlerinden üstün, farklı ve fazlasıyla popülerdi, bunu kaldırması, dengelemesi o yaşta '' tek başına '' kolay değildi; daha da önemlisi bu acı tecrübeleri şimdiden tatmasıydı gelecek adına herkesi umutlandıran. Zira yaşadı ve gördü, yanlış olduğunu öğrendi, çokca da burnu sürttü. Bu klubün bünyesinde çalışıp da milyon dolarları cebine indiriyorsa birileri, benim değerlerimi korumak, eğitmek ve milyonlarca Beşiktaşlının önüne sunma görevini de yerine getirmek ZORUNDAYDI ! Ne onlar üşenecekti, ne de Batuhan gocunacaktı zira bu sürecin sonunda Beşiktaş ve Batuhan kazanacaktı. ama her zaman olduğu gibi bu sefer de kolayı seçtik ... Şu çocuğu geçen hafta Serie A’da Roma - Cagliari maçında izlesek, bırakın gol atıp, asist yapmasını ‘’lan 19 yaşında kule gibi bir santrafor var, bizim yönetim neden böyle genç adamları araştırıp bulamıyor’’ diyerekten forumlarda transfer komitesine üfürmeye başlar, sonra da bir başkası gelip ‘’haklısın dostum, biz ancak 32 yaşına geldikten sonra eşini ikna edebilirsek getirebiliriz’’ falan derdi. ama artık diyecek bir söz de kalmadı ... 35'lik Yusuf'u kaptırmayalım diye 2 ay önceden bağladık, o'ndan yana sıkıntı yok.
22 Aralık 2009 Salı

Haydi Sen Dışarıda Oyna

Beşiktaş'la tamamen alakasız bir post bu. İnsan denilen canlının egoları var. Bu kadar kişi okuyorken kendimden bahsedesim geldi azıcık. Annem babam öğretmen. Manisa'nın köylerini sürgünle arşınlayan bir çocukluğum var yani. Yıllarca anneannem baktı bana, ana baba çalıştığından. Hasbelkader dedeme az biraz nazla okuma yazma seferberliği programını açtırıp öğrenmişim okumayı.(Eskiden TRT'de böyle bişey vardı işte) Yaşım 5 falan sanırım. Neyse okula gitmek için can atıyorum o yaşta, şimdki aklım olsa hayatta başlamam ya neyse. Ama babamla annem izin vermiyorlar ta ki okumayı öğrendiğimi farkettikleri güne kadar. Okula başlamak için yasal minimum yaş 6 diyorlar da okul müdürü babam olduğundan 6'ya az kala okula başlıyorum. Ovanın ortasında bir Ege köyü işte. Herkes çiftçi. Çocuklar okusa da okumasa da önemli değil. Etik yaklaşımla annem ve babam beni öğrenci oalrak almıyorlar. Zaten biri 2. diğeri 5. sınıfları okutuyor. Bir öğretmenim var yani annem baam dışında. Dersler başlıyor, 100 tane paralel çizgi çiz güzel yazı defterine, 200 bilmem ne yap falanla geçiyor günler. Ben sıkılıyorum tabii. Kadın haydi gözlük çizelim diyor ben bağırıyorum o B harfi diye, kadın diyor haydi merdiven yapalım ben diyorum o H bi kere. Sınıfı geç tüm okulun en başarılı öğrencilerinden biriyim, görünen o (en zeki demeyeyim diye kasıyorum, megaloman gibi olmayayım istedim işte). Neyse, ben bunun farkındayım. Anam babam farkında. Öğretmenim farkında. Öğretmenim sınıfın huzurunu bozduğumu düşünüyor, neticede disiplin sorunum var gibi oluyor tabii diğer çocuklardan daha iyi okuyabilince. Kontrol edilmem şart. O cici öğretmenim kendince muhteşem bir çözüm buluyor beni kontrol etmek için. "Haydi sen dışarıda oyna" diyerek bahçeye çıkarmak. Neredeyse 1 senem dışarıda heba oluyor, bir annemin sınıfına gidiyorum kısa yoldan bir babamın. Ama kendi sınıfıma döndüğümde sonuç hep aynı. Taa ortaokula kadar. "Haydi sen dışarıda oyna".
26 Temmuz 2009 Pazar

Batuhan'ın Gidişi

Beşiktaş'ın mevcut oyun dizilişinde ileri üçlünün ortasında oynayabilecek üç adet oyuncu var; Mert Nobre, Da Silva Bobo ve Batuhan Karadeniz. Kadro planlaması yaparken o bölgede ihtiyaç duyulacak oyuncu sayısı nedir derseniz, bunun cevabı da; 3'tür. Lakin Beşiktaş Batuhan'ı kiralama yönünde tercihini kullandı. Geriye Bobo ve Nobre kaldı. Son Lyon maçında Nobre'nin formda, istekli oyunuyla karşılaştık. Bobo'yla gireceği rekabet için kendi kozlarını iyi oynuyor. Yapabileceklerini maksimize edip Bobo'yla arasındaki forma savaşında avantaj kazanmayı hedefliyor, bu belli. Oynamak istiyor. Diğer taraftan Da Silva Bobo 2 sezondur sezon başı kamplarında çok silik bir görüntü çiziyor. Bu silik görüntü her sezonun son çeyrek dilimine kadar devam ediyor. O son virajda kendini bulan Bobo sezonu iyi bir şekilde bitiriyor. Yeni sezon başladığında da aynı senaryo. Besbelli Bobo bu takımda elini kolunu sallaya sallaya oynayacağına inandırılmış. Forma için mücadele etmektense alamadığı formanın ardından küsüyor ve kendi yokluğu üzerinden takımını ve seçicisini cezalandırmaya çalışıyor. Bir oyuncu kendine bakmayabilir, gece hayatı olabilir, futbolu sevmeyebilir. Bunların hiçbiri bizi ilgilendirmez. Ancak her sezon öncesi kampında şu çizgide oluşu kabul edilemez. İsterse idmana bile gelmesin. Önemli olan sahadaki faydası. Zaten sahada faydalı olabilmesi için idman yapılıyor ya, o da ayrı bir konu. Elbette Bobo'nun her sezon başında satıldı/satılmadı dedikoduları arasında kalması da performansını olumsuz etkileyen faktörlerden biri olabilir. Ancak zeki bir futbolcunun bu konuda alacağı tutum, çalışıp kendini gösterip transferini kolaylaştırmak olabilir. Sanırım o buna bile inanmıyor. Her haliyle taliplisi olacağına inanıyor. Neticede Batuhan'ın gönderildiği bir hücum hattında esas vurucu sayısı; 2. Bu kesinlikle doğru bir rakam değil. Batuhan'ın gönderiliş nedenleri tam olarak bilmiyor olsak ta ortaya çıkan tablo bakımından bir sakatlık olduğu kesin. Transfer dedikodularıyla kafası karışmış, bugün bile kalıp gideceği net olarak ortaya konulmamış Bobo ve tek tabanca kalmış Mert Nobre. Bobo'nun gidip yerine bir forvetin geldiğini düşünsek bile sayısal olarak yetersiz bir vurucu timimiz var. Burada yapılan hesabı anlamak gerçekten mümkün değil. Muhtemelen Mustafa Denizli'nin kafasında Bobo ve Nobre'nin olmadığı maçlarda Nihat ve Holosko gibi alternatifleri değerlendirmek var. Nihat'ın Ispanya'da arkası dönük oyunu öğrenmiş olduğunu varsaysak bile oralarda en ilerideki oyuncu olarak düşünülmediğini biliyoruz. Zaten Villareal'in Beşiktaş'tan ayrı bir oyun anlayışı olduğunu da ortaya koymak gerek. Burada bizim sağ bekimiz önünde her 3 metrelik boşluk bulduğunda orta yapmayı düşünürken muhtemelen Villareal bekleri o alanı pasla geçmeyi deniyordu. Bu bağlamda, demode ancak Beşiktaş seviyesi için kullanılabilecek pivot santrofor uygulaması da mümkün olmayacak demek ki. Hakan Şükür'e uzun top atmayı ezberine almış Galatasaray orta saha hattının Hakan Şükür'süz dönemde ne kadar zorlandığını hatırlayalım. Pivot santraforsuz maçlarda Beşiktaş'ın topu rakip sahada tutabilmek için pas yapması gerekecek. Topun rakip ceza sahası çevresinde dönmesi gerekecek. Topu gelişi güzel ortalamak yerine ceza sahasına yapılan koşularla pozisyon bulmayı denemek gerekecek. Lucescu döneminden beri bu tarz bir futbol uygulanamadı. Ailton'un değil Veysel'in başarılı olmasının nedeni de biraz budur. Neticede, Mustafa Denizli'nin Batuhan'ı gönderip, onun yerine de belli bir arayış içinde olmaması enteresandır. Bugünden o planın ne olduğunu, nasıl uygulanacağını okuyamıyoruz. Bu durumu okuyamadığım için Batuhan'ın gönderilmesini de yadırgadığımı belirtmeliyim.
23 Mayıs 2009 Cumartesi

Batuhan Karadeniz

Batuhan bu sefer de alkollü araç kullanırken polis çevirmesine takılmış, kaçmış ama yeterince kaçamamış yakalanmış. Göz altında olduğu için de Trabzonspor maçında oynayamayacakmış. Nobre gitsin, Batuhan gelsincileri oldum olası anlayamamıştım. Bu fikrin ne tür bir mantıklı strateji ürünü olabildiğini bilemiyorum. Nobre'nin maaşı şudur. Nobre o parayı etmez. Sonuç? Gönderelim gitsin. Peki gitsin, Batuhan mı gelsin? Kim gelsin? Mehmet Yıldız mı gelsin 5 milyon euro bonservisle? Bu mudur kulüp bütçesini gözeten transfer anlayışı? Batuhan'ın futbolcu olma ihtimali çok düşük. Beşiktaş gibi bir kulüp, planlamasının içinde Batuhan'a ne kadar yer verecek, temel mesele bu. Şahsi fikrim Batuhan'ın Beşiktaş kadrosunda yokmuş gibi ele alınması. Kesinlikle kendisine güvenip, onun üzerine veya onun da bir parçası olduğu bir strateji güdülmemeli. Çünkü Batuhan, sizi her an yarı yolda bırakabilecek bir potansiyele sahip. Biz Beşiktaş'lıyız. Amaç, Batuhan'dan alınacak verimi maksimize etmektir. Batuhan'ın yokluğu Beşiktaş için problem olmamalı. Bu nedenle Batuhan seneye gelecekse - Ben olsam kulübün kapısından içeri sokmam - en fazla 3. santrafor olarak konumlandırılmalı. Batuhan'ın durumu buyken, Nobre'nin maaşını konuşmak bana o yüzden anlamsız geliyor. Ha, Batuhan neden bu durumda derseniz, o işte bambaşka bir tartışmanın konusu... Batuhan'ın şu sorunları aslında kendisinden sorumlu altyapı hocalarının, bu yapılandırmada payı olan kişilerin istifalarıyla sona eren bir süreç olmalı ama hadi neyse...
15 Mayıs 2009 Cuma

I Have A Dream

I have a dream; aslında paran olacak eve bilardo masası alcaksın.. Değil tabi ki diyeceğim. Bu hafta Eskişehirspor-Antalyaspor maçındaki golleri görünce biraz gaza geldim, ne yalan söyleyeyim. Hayal o ya, bizim Batuhan çocuk yaşta yaşadıklarının ardından kiralık olarak gittiği Eskişehirspor'dan tam bir profesyonel olarak dönüyor yuvasına. Doğum tarihine bakıyoruz, 24 Nisan 1991. Haylazlıktı, şımarıklıktı derken bir de bakmışız ki 20 yaşında Beşiktaş tarihinin en genç kaptanı oluyor iki sene sonra. Peki Batugol'ün arkasında kim mi var? 13 ocak 1995'te dünyaya gelmiş olan yeni solağımız, Muhammed Demirci. Batu kaptanlığı aldığında o da henüz daha on yedi, on yedi, 17'ymiş... Bekle ki olgunlaşsın ekolünden değil, çıkar çıkmaz çakan genç futbolcu ekolünden başlıyorlar takımı sürüklemeye. Kim bilir arkalarını orta sahada Necip Uysal süpürüyor, Batu'nun yanına Nihat Kahveci geliyor, "Özkaymak Forveti" oluşturuluyor vs vs vs..

Başkalarının gerçeklerinin bittiği yerde bizim hayalimiz böyle başlar ve hemencecik biter. Tekrar gerçeklere dönecek olursak; Beşiktaş U-14 Akademi Takımı bugün Bucaspor'u 3-0 yenerek Türkiye şampiyonu olmuş. İki gol, Muhammed Demirci'den. Tebrikler emeği geçen herkese.Bizim Mami videoda da göreceğiniz üzere bayağı büyüyüp, serpilmiş. Berbere de "10 numara saçı kes abi" demiş anlaşılan. Beşiktaş adına son yılların en heyecan uyandırıcı wonderkid'i yavaş yavaş ayak seslerini duyurmaya başladı, bakalım filmin devamı nasıl olacak?..

5 Nisan 2009 Pazar

Nobre Gitsin, Batuhan Gelsin!

1-Yeteneği kısıtlı, çalım atamayan Beşiktaş'ın oyuncu olmadığı her halinden belli Nobre gidiyorsa gitsin. 2-Bizim Beşiktaş'lı Batuhan'ımız var. 5 tane Nobre eder... 3- Raul / Casillas kaç yaşında forma giymeye başladılar? 4- Basın Batuhan'ın üzerine çok gidiyor... 5- O daha çocuk... 6- Genç dediğin gezecek... Ne dersiniz biz de seneye takımı Batuhan'ın etrafında mı kurarız takımı? Veya en olmadık yerde yaptığı en olmadık harekete ne kadar tahammul ederiz? Sizi bilmem ama benim çizgim hiç değişmeyecek. Bizden oraya, oradan şuraya, oradan da Real Madrid'e bile gidecek olsa arkasından ah çekmem. Altyapısı eksikmiş... Beni ilgilendirmiyor. Ben "Beşiktaş" takımının taraftarıyım. Beni Batuhan'ın kariyer gelişimi hiç ilgilendirmiyor! Batuhan Barda Sabahladı!
19 Ocak 2009 Pazartesi

Batuhan Karadeniz

Kendisi "Beşiktaş Şampiyon Olamaz" demiş Kanaltürk'e. Ben izlemedim, dinlemedim. Buna inanıyor olabilir de dile getirmesinin ne gibi bir faydası var onu anlamadım. Dün de Fenerbahçe - Eskişehir maçında iki oyuncumuzu dikkatli gözlerle izledim. Emre Özkan sağlam duruşu, topla olan yumuşaklığıyla bana 10 dakikada İbrahim Üzülmez'den daha iyi bir alternatif olduğunu gösterdi. Sonra baktık bir pozisyonda gereksiz bir tekme salladı sarı kart gördü. Aradan 10 dakika sonra kanadından adam kaçırdı, ayakları takıldı ve direkt kırmızı karttan oyun dışı kaldı. İşte dedim eksiği bu. Bir Beşiktaş-Fenerbahçe maçında yaşasaydı bu pozisyonu, kariyerinin bile sonu olabilirdi. O yüzden şimdilik gitsin Eskişehir'e puan ve puanlar kaybettirsin. Bizde şöyle kartlar görmesin... Batuhan Karadeniz'e gelince. Bu adamın kişiliğinden, tavırlarından hazzetmediğimi bilenler bilir. "Bu daha çocuk" diyenler de olabilir ben orada değilim. Ancak dün gördüm ki bu adam bu haliyle Beşiktaş forması altında forma giyermiş. Yazsan isimleri yanyana Batuhan, Nobre, Holosko, Bobo diye gider bence. Ki ben fanatik bir Nobre'ci olarak söylüyorum bunu. Çocuk her hava topuna vurdu, çoğunu da doğru yerlere indirdi. Deneyip başaramadığı hareketler bile bir düşüncenin ürünüydü. Bugün başaramaz, yarın başarır. Potansiyel denilen şey zaten tam da bu değil mi? Şimdi bir Fenerbahçe'li, Galatasaray'lı iki yüzlülüğüyle, Batuhan kalsın yıllarca hizmet etsin gidecekse öyle gitsin mi demeliyiz. Yoksa bu adam Türkiye'de sahip olduğu potansiyele ulaşamaz, gitsin o kendisine problem olacak "mental" özelliklerini geliştirsin ve biz de buradan zekle izleyelim mi demeliyiz? Ben gitsin kendini kurtarsın derim. O gencin bu mental yapısıyla Türkiye'de potansiyeline ulaşma ihtimali olduğuna inanmıyorum

Ara