7 Ekim 2011 Cuma
Dünya Kupasını Kaldır Sen...
Türkiye'ye gelen ünlü yabancı sporcularda yaşanan en büyük problemdir. Sporcu, eğer çalıştığı kulübün algısıyla, kendi kariyerini ve kendini gördüğü yeri kafasında birleştiremezse, eşleştiremezse yaşanan problemler...
Ailton'la Kleberson'un Rize'deki muhabbeti... "Sen Dünya Kupası'nı kaldır, sonra gel burada oyna..."
Bu, bildik hikaye...
---
Korkarım, bu hikayenin bir başka versiyonuyla yeni tanışmak üzereyiz. Çok daha ciddi ve üzerinde durulması gereken bir konu; başkan konusu...
Yıldırım Demirören ilk başkan seçildiğindeki profiline bakın. Açıklamalarına, kulübün içerisinde kendisini nasıl konumlandırdığına... O dönemler, Yıldırım Demirören için Beşiktaş kulübünün başkanlığını yapmak bir şeref, bir onur meselesiydi. Bunu her hareketinden görebilirdiniz. Yine başarısızdı, ayrı mesele.
Oysa bugün gördüğümüz; Demirören'in Beşiktaş'a başkanlık yapmasının, Beşiktaş için bir şeref ve onur meselesi olması.
İnanılmaz bir değişim!
Sanki Yıldırım Demirören bu süreçte gitti Dünya Kupasını kaldırdı ve döndü Rize'de Ailton'la sohbet eder pozisyona geldi. Demirören şirketler grubunun büyümesi, diğer sektörlerdeki atılımlar, Avrupa futbol piyasasındaki kilit isimlerle futbol içi ve futbol dışı anlaşmalar, randevular...
Yıldırım Demirören şu süreçteki silkelenişinin çok büyük bölümünü Beşiktaş kulübü başkanlığına borçlu. Yani 7 sene evvel bu kulübe başkan olacaksınız, kulübün daha birinci günden size sunduğu imkanlardan faydalanıp sosyo-ekonomik statünüzü bambaşka bir noktaya taşıyacaksınız, saygınlığınız artacak, meseleler hakkındaki fikirleriniz hiç olmadığı kadar önemli olacak, sizi dinleyen birileri olacak, farklı sektörlere giriş yapacaksınız, ağırlığınız olacak...
Sonra döneceksiniz, sizi oraya getiren kulübün başkanlığını yapıyor olmayı bir "lütuf" olarak göreceksiniz. Tüm demeçlerinizde, tüm hal ve tavırlarınızda da bunu hissettireceksiniz. Sanki bir "ben yaptım, oldu" tavrı, çok net bir üstten bakış, bir buldozer etkisi, bir Tanrı yetkisi... Bu, 7 sene önce yoktu! Yıldırım Demirören 7 sene önce Beşiktaş'a böyle davranmıyordu.
---
7 sene önceki Beşiktaş armasına ve o armanın yanındaki ufacık Demirören fotoğrafına bakın.
Bir de dönün, bugünkü Demirören'in adına, o dev Milangaz afişlerinin yanındaki küçücük Beşiktaş armasına bakın...
Farkı göreceksiniz.
Ailton'la Kleberson'un Rize'deki muhabbeti... "Sen Dünya Kupası'nı kaldır, sonra gel burada oyna..."
Bu, bildik hikaye...
---
Korkarım, bu hikayenin bir başka versiyonuyla yeni tanışmak üzereyiz. Çok daha ciddi ve üzerinde durulması gereken bir konu; başkan konusu...
Yıldırım Demirören ilk başkan seçildiğindeki profiline bakın. Açıklamalarına, kulübün içerisinde kendisini nasıl konumlandırdığına... O dönemler, Yıldırım Demirören için Beşiktaş kulübünün başkanlığını yapmak bir şeref, bir onur meselesiydi. Bunu her hareketinden görebilirdiniz. Yine başarısızdı, ayrı mesele.
Oysa bugün gördüğümüz; Demirören'in Beşiktaş'a başkanlık yapmasının, Beşiktaş için bir şeref ve onur meselesi olması.
İnanılmaz bir değişim!
Sanki Yıldırım Demirören bu süreçte gitti Dünya Kupasını kaldırdı ve döndü Rize'de Ailton'la sohbet eder pozisyona geldi. Demirören şirketler grubunun büyümesi, diğer sektörlerdeki atılımlar, Avrupa futbol piyasasındaki kilit isimlerle futbol içi ve futbol dışı anlaşmalar, randevular...
Yıldırım Demirören şu süreçteki silkelenişinin çok büyük bölümünü Beşiktaş kulübü başkanlığına borçlu. Yani 7 sene evvel bu kulübe başkan olacaksınız, kulübün daha birinci günden size sunduğu imkanlardan faydalanıp sosyo-ekonomik statünüzü bambaşka bir noktaya taşıyacaksınız, saygınlığınız artacak, meseleler hakkındaki fikirleriniz hiç olmadığı kadar önemli olacak, sizi dinleyen birileri olacak, farklı sektörlere giriş yapacaksınız, ağırlığınız olacak...
Sonra döneceksiniz, sizi oraya getiren kulübün başkanlığını yapıyor olmayı bir "lütuf" olarak göreceksiniz. Tüm demeçlerinizde, tüm hal ve tavırlarınızda da bunu hissettireceksiniz. Sanki bir "ben yaptım, oldu" tavrı, çok net bir üstten bakış, bir buldozer etkisi, bir Tanrı yetkisi... Bu, 7 sene önce yoktu! Yıldırım Demirören 7 sene önce Beşiktaş'a böyle davranmıyordu.
---
7 sene önceki Beşiktaş armasına ve o armanın yanındaki ufacık Demirören fotoğrafına bakın.
Bir de dönün, bugünkü Demirören'in adına, o dev Milangaz afişlerinin yanındaki küçücük Beşiktaş armasına bakın...
Farkı göreceksiniz.
Etiketler:Gürcan Ulusoy | 10
Yorum
Taziyenin Ötesinde
Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesine yükselmesinde büyük işler başarıp başarmadığını tartışabiliriz. Recep Tayyip Erdoğan'ın son yılların en büyük ekonomik yükselişinin mimarı olup olmadığını veya böyle bir ekonomik yükseliş olup olmadığını da tartışabiliriz...
Lakin bunu, Beşiktaş kulübü resmi web sitesi üzerinden tartışamayız, değerlendiremeyiz, yorumlayamayız. Çünkü Demirören'in bu yorumları, taraftarın tamamının üzerinde uzlaştığı bir konu olmamakla birlikte, Erdoğan'ın siyasal yelpaze içindeki konumu da Beşiktaş kulübünün ilgi alanı içinde değildir. Recep Tayyip Erdoğan'ın Beşiktaş kulübü nezdinde tek bir sıfatı olabilir; Başbakan.
Bunun dışına taşan yorum ve görüşler, kişilerin şahsi görüşleridir ki, bunu web sitesi üzerinden sanki genel geçer bir kabulmüş gibi yansıtmak, en basit ifadeyle, Beşiktaş camiasına yapılan bir ayıptır.
En ufak bir eleştiride "Başkanlık makamına saygı" diyenler, o makama gerekli saygıyı göstermekte midirler?
Etiketler:Gürcan Ulusoy | 11
Yorum
5 Ekim 2011 Çarşamba
Futbol Takımı = Basketbol Takımı
Beşiktaş Milangaz dün skandal bir oyundan sonra Belçika temsilcisine elenerek Uleb Kupasına veda etti. Turnuvanın en büyük sürprizi gerçekleşti diyebiliriz, tabi maçları seyretmediysek. Seyrettiysek, orada o oyunla elenebileceğimizi tahmin edebiliyor olmamız gerekirdi.
Şahsen ben tahmin etmemiştim. Yok artık, o kadar da değil. 5 dakika dişlerini sıkar ve maçı bitirirler diye düşünmüştüm. Zira aradaki kalite farkı bunu gerektirirdi ama olmadı.
Maçı izlemeyenler, bir şekilde son 5 saniyede yaptığımız hücumu izleyebilirler. O hücum, Beşiktaş'ın tüm maç boyunca ne kadar organize, ne kadar istekli, ne kadar ciddi olduğunun belgesiydi.
Ben hayatımda böyle bir takım görmedim diyeceğim ama doğru olmayacak. Çünkü çok gördüm. Parasını alamayan oyuncuların "bazı" maçlarda sahada nasıl sağlıklı yaşam sporu yaptıklarına tanık oldum. 25-30 sayı fark yediğimiz alt klasman takımlarını gördüm. Avrupa kupası çeyrek finalinde parasını alamadığı için maç satan oyuncu gördüm. Hepimiz de gördük... Dün de bir başka bölümünü izledik.
Takımda ödeme problemi var mı yok mu bilmiyorum. Lakin dünkü maç, 4-5 senedir ödeme problemi içinde çıkılan maçlara ziyadesiyle benziyordu. Günahlarını almayayım, Beşiktaş hafızamız bize bunları çağrıştırdı. Eğer kulüp, vecibelerini yerine getirmişse sporcuların yaptığına ayıp kere ayıp.
Futbol takımımız yenildiğinde sağ bekimizin olmayışını, kalecimizin yanlış çıkışını, İsmail'in savunma yönünü, Quaresma'nın disiplinsiz oyununu, Simao'nun bitikliğini konuşuyoruz. Kaldı ki, konuşurken de haksız değiliz. Sonra onları yönetmesi gereken Carvalhal'a geçiyoruz. Quaresma'yı disipline etmediği, Guti'yi yönetemediği, İsmail'e fazla sabrettiği veya Ernst'i oynatıp oynatmadığı... Bu eleştirilerde de haklı olabiliriz, oturup konuşuruz.
Sonra basketbol takımımıza döneriz. Bir bakarız ki, aynı sorunlar orada da devam ediyor. Ciddiyetsizlik, uyumsuzluk, takım görüntüsünden uzaklık, bireysellik, yerli-yabancı ayrışması, sporcuların maç seçmesi vs...
Eğer bir kulübün futbol takımıyla basketbol takımları birebir aynı izlenimi yaratıyorsa, orada görev yapan sporcular veya onları oynatan teknik adamların kim olduklarının önemi kalmaz.
Sporda yenilmek, olabilecek en doğal sonuçtur. Burada mesele, nasıl yenildiğiniz... Hatta, o şekilde galip bile gelseniz eleştirilebilirsiniz. Futbol takımı Avrupa kupalarından daha farklı oynuyormuş... Burada övgü mü yergi mi var? Yergi olmalı, çünkü yerel turnuvada potansiyelini ortaya koyma gereği hissetmiyorsunuz demektir. Galip gelmek için illa potansiyelin ortaya koyulması da gerekmez ama o zaman da galip gelmeniz beklenir. Bizimkiler hem maç seçiyorlar, hem de seçtikleri-seçmedikleri maçı kaybediyorlar. Ciddi olmadan, takım olmanın gereklerini yerine getirmeden kaybediyorlar, işte hepsi kabul edilir ama bu edilemez!
O zaman isimleri kenara ayırmalıyız. Kemp sokak basketbolcusuymuş, Quaresma efektif değilmiş, Carvalhal öyleymiş, Ataman böyleymiş... Bu adamların hepsi kötü profesyonel olmadıklarına göre, sorun başka yerlerde. Aslında sorunun nerede olduğunu hepimiz biliyoruz ama bir kötü sonuç gerçekleştiğinde o sorunun ana kaynağını nedense unutuyoruz.
Beşiktaş kulübü bugün başarıya kapalı bir kulüp durumundadır. Quaresma'dan da iyisini getirseniz, Guti'nin profesyonelini de bulsanız, dünya üzerinde olmayan ama Mars'tan Deron Williams'tan daha iyi bir oyun kurucu getirseniz de kalıcı başarıya ulaşamazsınız.
Kulüp yönetimleri, başarının yeşereceği iklimi sağlamakla mükelleftirler. Ana varlık nedenleri budur. Sonra sporcular grubu ve onların yöneticileri o iklim içinde başarılı olurlar veya olmazlar... Oturur onları sportif çerçevede eleştiririz. Lakin her fırsatta camiaya birlik beraberlik mesajı veren zihniyetle, kendi sporcularını birlik içinde oynatamayan zihniyet, yine aynı zihniyet.
Beşiktaş'ın gol sorunu da, ribaund problemi de, smaçör eksikliği de tek bir kaynaktan besleniyor.
Bunu biz biliyoruz, siz biliyorsunuz...
Lakin insan o formayı bu kadar amaçsız, bu kadar hedefsiz, bu kadar başı boş, bu kadar üretmekten değil, tüketmekten yana bir zihniyetle görmek insanın içini acıtıyor.
Hepsi bu...
Şahsen ben tahmin etmemiştim. Yok artık, o kadar da değil. 5 dakika dişlerini sıkar ve maçı bitirirler diye düşünmüştüm. Zira aradaki kalite farkı bunu gerektirirdi ama olmadı.
Maçı izlemeyenler, bir şekilde son 5 saniyede yaptığımız hücumu izleyebilirler. O hücum, Beşiktaş'ın tüm maç boyunca ne kadar organize, ne kadar istekli, ne kadar ciddi olduğunun belgesiydi.
Ben hayatımda böyle bir takım görmedim diyeceğim ama doğru olmayacak. Çünkü çok gördüm. Parasını alamayan oyuncuların "bazı" maçlarda sahada nasıl sağlıklı yaşam sporu yaptıklarına tanık oldum. 25-30 sayı fark yediğimiz alt klasman takımlarını gördüm. Avrupa kupası çeyrek finalinde parasını alamadığı için maç satan oyuncu gördüm. Hepimiz de gördük... Dün de bir başka bölümünü izledik.
Takımda ödeme problemi var mı yok mu bilmiyorum. Lakin dünkü maç, 4-5 senedir ödeme problemi içinde çıkılan maçlara ziyadesiyle benziyordu. Günahlarını almayayım, Beşiktaş hafızamız bize bunları çağrıştırdı. Eğer kulüp, vecibelerini yerine getirmişse sporcuların yaptığına ayıp kere ayıp.
Futbol takımımız yenildiğinde sağ bekimizin olmayışını, kalecimizin yanlış çıkışını, İsmail'in savunma yönünü, Quaresma'nın disiplinsiz oyununu, Simao'nun bitikliğini konuşuyoruz. Kaldı ki, konuşurken de haksız değiliz. Sonra onları yönetmesi gereken Carvalhal'a geçiyoruz. Quaresma'yı disipline etmediği, Guti'yi yönetemediği, İsmail'e fazla sabrettiği veya Ernst'i oynatıp oynatmadığı... Bu eleştirilerde de haklı olabiliriz, oturup konuşuruz.
Sonra basketbol takımımıza döneriz. Bir bakarız ki, aynı sorunlar orada da devam ediyor. Ciddiyetsizlik, uyumsuzluk, takım görüntüsünden uzaklık, bireysellik, yerli-yabancı ayrışması, sporcuların maç seçmesi vs...
Eğer bir kulübün futbol takımıyla basketbol takımları birebir aynı izlenimi yaratıyorsa, orada görev yapan sporcular veya onları oynatan teknik adamların kim olduklarının önemi kalmaz.
Sporda yenilmek, olabilecek en doğal sonuçtur. Burada mesele, nasıl yenildiğiniz... Hatta, o şekilde galip bile gelseniz eleştirilebilirsiniz. Futbol takımı Avrupa kupalarından daha farklı oynuyormuş... Burada övgü mü yergi mi var? Yergi olmalı, çünkü yerel turnuvada potansiyelini ortaya koyma gereği hissetmiyorsunuz demektir. Galip gelmek için illa potansiyelin ortaya koyulması da gerekmez ama o zaman da galip gelmeniz beklenir. Bizimkiler hem maç seçiyorlar, hem de seçtikleri-seçmedikleri maçı kaybediyorlar. Ciddi olmadan, takım olmanın gereklerini yerine getirmeden kaybediyorlar, işte hepsi kabul edilir ama bu edilemez!
O zaman isimleri kenara ayırmalıyız. Kemp sokak basketbolcusuymuş, Quaresma efektif değilmiş, Carvalhal öyleymiş, Ataman böyleymiş... Bu adamların hepsi kötü profesyonel olmadıklarına göre, sorun başka yerlerde. Aslında sorunun nerede olduğunu hepimiz biliyoruz ama bir kötü sonuç gerçekleştiğinde o sorunun ana kaynağını nedense unutuyoruz.
Beşiktaş kulübü bugün başarıya kapalı bir kulüp durumundadır. Quaresma'dan da iyisini getirseniz, Guti'nin profesyonelini de bulsanız, dünya üzerinde olmayan ama Mars'tan Deron Williams'tan daha iyi bir oyun kurucu getirseniz de kalıcı başarıya ulaşamazsınız.
Kulüp yönetimleri, başarının yeşereceği iklimi sağlamakla mükelleftirler. Ana varlık nedenleri budur. Sonra sporcular grubu ve onların yöneticileri o iklim içinde başarılı olurlar veya olmazlar... Oturur onları sportif çerçevede eleştiririz. Lakin her fırsatta camiaya birlik beraberlik mesajı veren zihniyetle, kendi sporcularını birlik içinde oynatamayan zihniyet, yine aynı zihniyet.
Beşiktaş'ın gol sorunu da, ribaund problemi de, smaçör eksikliği de tek bir kaynaktan besleniyor.
Bunu biz biliyoruz, siz biliyorsunuz...
Lakin insan o formayı bu kadar amaçsız, bu kadar hedefsiz, bu kadar başı boş, bu kadar üretmekten değil, tüketmekten yana bir zihniyetle görmek insanın içini acıtıyor.
Hepsi bu...
| 15
Yorum
3 Ekim 2011 Pazartesi
Lig: Gaziantepspor - Beşiktaş


Pazartesi / 20.00 / Halis Özkahya
Gaziantepspor'un "yeni hoca motivasyonu"na karşı, zaten yorgun takımımızın sağ kanadının %60'ı Portekiz, Avusturya ve Slovakya'da olacağından, oldukça zor bir karşılaşma bizi bekliyor.
Stoke karşısında iyi oyun da rica etmiştik de, ben bugün oyunu falan salaldım, alınacak puan ya da puanlar beni mutlu edecektir.
Not: Ekrem ve Holosko'nun sorunu çözülmüş deniyor, erteleme rivayetleri de var. Ama mevzu Beşiktaş ise, başlama düdüğüne kadar hiçbir şeyden emin olmamak şarttır.
Bir de düşündüm de, Quaresma'nın ve Ekrem'in yokluğunu avantaja çevirme olasılığı da az değil hani.
| 23
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldık...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...11 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...12 yıl önce
-
-