asisttime aslında bütün bu süreci çok güzel özetleyen bir başlık atmış aşağıdaki post'unda
sonsuz anlamsızlıklar diyerek. Çünkü içinden geçtiğimiz sürecin açıklaması bu, ve bu zamanlarda Beşiktaş'tan ve hatta futboldan zevk alabilmek için beynin anlam vermekle uğraşan bölümünü kapatıp, omurilik soğanı ile hareket etmek lazım. Her Türk asker doğduğu için böyle bir melekeye sahip olduğumu varsayıp, aşağıya bir iki kelam edeyim:
Vaka-i Carlos Carvalhal:
Öncelikle, kendisine "geçici" görev biçilmesi, yönetimin bir jesti olarak görülebilir. Lakin, ben kulübün anahtarlarını Jorge Mendes'e teslim ettiğimiz bugünlerde, "geçici" kavramına dahi inanamıyorum.
Hani geçen sene Schuster "kariyerinde başarı yok" diye eleştiriliyordu ya? Heh, Carvalhal Schuster'in katmerlisi. Beşiktaş, 13 yıllık kariyerinde çalıştırdığı 13. takım. Kendisi tam 5 defa kovulma şerefine nail olmuş, en uzun ilişkisi 2 yıl sürmüş bir hoca. Kariyerinin en başındaki nispi başarılardan sonra, bir daha belini doğrultamamış gibi duruyor kağıt üzerinde. Eh, bu haliyle de tam Mendesci transfer politikasına uygun bir isim olduğu su götürmez.
Gene kariyerine baktığımızda, kupa formatındaki turnuvalarda nispeten başarı yakaladığını, lakin lig formatında pek de tatminkâr sonuçlar vermediğini gözlemliyoruz. Klişe tabirle; "bekleyip göreceğiz".
Vaka-i Kobe:
NBA lokavt görüşmeleri oldukça berbat geçiyor. İki taraf uzun zamandır ilk defa iki gün önce görüştüler, ve de görüşme 2 saatten daha az sürdü, sadece tarafların ne kadar ayrı uçlarda olduklarını teyit etti. Lig Aralık ayına kadar kesinlikle iptal, ve de bütün sezonun oynanmayacağı ihtimali daha da yüksek. Her geçen gün daha fazla sayıda NBA oyuncusu "Evet, ben yurtdışına giderim" diyor.
Bu ortamda, Kobe'nin Beşiktaş forması giyme ihtimali çok az da olsa sürüyor tabii. Ben hala daha Kobe'nin Beşiktaş'a gelmeyeceği kanaatindeyim, lakin 3 hafta önceki kadar güçlü bir kanaat değil bu. (%0'dan %1'e çıktım diyelim)
Kobe, çocukluğunu İtalya'da geçirdiği için ve zaten bir noktada İtalya'da oynama planları yaptığı için, herhangi bir İtalyan takımında teklif gelirse daha ucuza oraya gidebilir. Beşiktaş'tan tabii ki daha planlı olan İtalyan takımları, lokavtın uzama ihtimali arttıkça gözlerini NBA piyasasına çevirmeye başladılar. Onun haricinde, Kobe'nin yakın zamanda diz operasyonu geçirdiğini biliyoruz, bu da karar verme sürecinde bir olumsuz etken olabilir. Kendisinin dolaylı yoldan "Beşiktaş'ta oynama ihtimalim yüzde 0" açıklaması da oldu çok yakın zamanda.
Fakat bu belirsizlik ortamında, Türk Havayolları sponsorluğu, Deron Williams faktörü gibi şeyleri akılda tutup da "Neden olmasın?" diyenleri de anlarım.
Vaka-i Fon:
Fakir Fukara Fon'u, ya da kısa ismiyle FakFukFon, 1990'ların favori Selahattin Duman-Levent Kırca stayla espri malzemelerinden birisiydi. Muhammed, Necip ve Atınç'ın haklarının fona devredilmesinden sonra, kusura bakmazsanız ben de bu espriye başvuruyorum.
Olumlu argümanlar var elbet: Türkiye kulüplerinin oyuncu pazarlamadaki sıkıntısı, hiç yoktan gelecek para vs. Lakin bu devrin anlattığı iki net olgu var:
1. Artık Mendes'in borusu Sûr borusu gibi ötecek Beşiktaş için. Ne zaman birini getirmek/götürmek isterse emrine amadeyiz.
2. Beşiktaş, bir spor kulübünden çok bir ticari işletmeye dönüşür halde. Stabil olmayan bir transfer gündemi, ve -adı sık anılan- Porto ile benzeşmeyen bir yapıda, uzun vadeli başarı ihtimali düşer.
Neticede dediğim gibi, sevinmek isteyen için her zaman bardak az da olsa dolu olacaktır. Fakat bu şartlarda bardağı tezgahın arka taraflarına koymak, benim açımdan akıl sağlığım adına daha olumlu bir hamle gibi.