Söylesene hoca bu takım ne oynadı?
Her Boku Bilen Adamın Maç Notları
TSL 12. Hafta Trabzonspor 0-2 Beşiktaş
Stat: Hüseyin Avni Aker Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Cem Satman, Alper Ulusoy, Suat Arslanboğa (4. Hakem)
Trabzonspor: Sylva, Cale (Dk. 84 Serkan), Egemen, Song, Tayfun, Gabric (Dk. 55 Engin), Selçuk (Dk. 64 Alanzinho), Ceyhun, Colman, Umut, Gökhan
Yedekler: Onur, Serkan, Alanzinho, Giray, Barış, Ferhat, Engin
Teknik Direktör: Hugo Broos
Beşiktaş: Hakan Arıkan, İsmail, Ferrari, Sivok, İbrahim Toraman, Ekrem, Ernst, Fink, Uğur (Dk. 46 İbrahim Kaş), Tabata (Dk. 46 Yusuf), Nobre (Dk. 77 Bobo)
Yedekler: Korcan, Bobo, İbrahim Üzülmez, Yusuf, Necip, Erhan, İbrahim Kaş
Teknik Direktör: Mustafa Denizli
Goller: Fabian Ernst (Dk. 48), Bobo (Dk. 90+3)
Sarı Kartlar: Ceyhun (Dk. 46), Engin (Dk. 90)
Tribünde Taraftar Yok, Bunu Kim Asmış?
İlker ATEŞ
Herkes Hikaye Anlatıyor
Melih Şendil ile Söyleşi
Siz soracaksınız Melih Şendil cevaplayacak. Lig Tv'nin deneyimli maç spikerlerinden Melih Şendil ile yapılacak söyleşide sorulmasını istediğiniz soruları yorum kısmına yazmanız yeterlidir...
Akrep Gibisin Kardeşim
Sevgili Beautiful Freak ve Tathar, doğum günleriniz kutlu mutlu olsun. En büyük dileğim yeni yaşınız Demirören'siz geçsin. Amin.
D
Futbolcu Değil Eşiği
5 Kasım
Aynı kadından nefret edenlerin dost, aynı kadını sevenlerin düşman olduğu şu dünyada, aşkımızı anlattık karşılıklı saatlerce, günlerce... O anlattı ben dinledim, ben anlattım o dinledi. Hiç karşı çıkmadık, sevdiğimiz şey öyle değil de böyle demedik. Sadece anlamaya çalıştık karşı taraftan nasıl gözüktüğünü. Belki başka yerden bakmaya başlayınca daha çok sevdik...
"Ben Beşiktaş'ı zor zamanlarda seviyorum" dedi o. Haksızlığa uğradığında, kötü gittiğinde. "Yoksa iyi giderken Beşiktaş'ın bana ihtiyacı yok ki" dedi. Bunu her kelimesiyle ortaya da koydu aslında. Ben küserken o daha çok bağlandı, ben kızarken o daha aşkla yaklaştı. Bazen şaşırdım ona, anlamaya çalıştım. Her şey kötü giderken nasıl oluyordu da böyle umutlu olabiliyordu diye.
Günlerce "merhaba" bile demeden aşkımızdan bahsettik karşılıklı. "haydi ben kaçtım" diyemeyecek kadar kaçmaz hale gelmiştik bir kere. Siyah-Beyaz'ın içinde bir de onun silüeti vardı artık...
Uzun uzun konuşmak değil aslında niyetim. Sizin de sözünüzü dinlemek isterim.
Ne Yıldırım Demirören, ne Pascal Nouma...
Beşiktaş, Beautiful Freak'tir aslında.
İyi ki doğdun
Feridun Düzağaç
Bugün Radikal'de yayınlanan yazısını her futbolsever okumalı. Söylediklerinin çoğunda yer alan haklılık payı için değil, takım sevgisini görmek için veya okuyup hırslanmak için değil. Türk basınında bir maç yazısının nasıl olması gerektiğini dağlara taşlara kazıdığı için okunmalı. Dakika ve skor bildiren bayat bir gazete cemiyetine inat, futbol yazısı dediğin böyle olur. Tebrikler ve alkışlar Feridun Düzağaç'a...
İşte o yazı:
Ercan Taner 'Raul' desene..desene..desene-ee
İyi ve deneyimli bir futbolsever gözünü bağlasanız seyircinin çıkardığı sesten bile maçı yorumlayabilir. Oyundaki her aksiyona farklı bir ses üretir fanatik bir gırtlak; buna ‘tribün efekti’ denir. Bendeniz iddialıyım bu konuda; herhangi bir Beşiktaş maçında gözlerimi bağlasanız yüreğimi dağlasanız bilirim ne olduğunu. O homurtu ya da coşkulanma seslerinden oyuncu değişikliğini bile tahmin edebilirim. ‘Kurtlar vadisi-pusu: Acı son’ değilse bu maçın manşeti kesinlikle ‘sahibinden acil kiralık Serdar Özkan’ olmalı derdim ve derdim. Adam asmaca değil eğer öyle bir ihtimal kaldıysa Serdar’ı kazanmaktır zira yeteneklerini ısrarla bizden gizleyen bu genç arkadaşımız ne yazık ki tribünlerin negatif enerjisinin hem odağında hem de tetikleyeni durumundadır. Daha anlaşılır bir ifadeyle ve tribün türkçesiyle bu oyuncuya fena halde uyuz ve tahammülsüzüz; büyük Beşiktaşlı atom karıncaya eti senin kemiği benim cinsinden teslim edilebilir, Eskişehir aklıma gelen en iyi seçenek Serdar için. Keşke Yılmaz Büyükerşen hocamız Beşiktaşlı olsaydı; aday olsaydı, kazansaydı. Soğuk ve hissiz bir kenti nasıl da yaşayan gülümseyen ve akan bir suya çevirdi; Porsuk çayından yapay deniz olur Serdar’dan adam olmaz dememek lazım... Yeni bir Batuhan modeli kısaca; Eskişehirspor Rıza adamımızın sayesinde Beşiktaşımızın geri dönüşüm kutusu işte. *** En çok Hakan Arıkan için üzüldüm maça, ne yazık ki ‘Ben Rüştü ağabeyimin yedeğiyim’i bilincine kazımış olmalı ki rakibin iştahını kabartacak bir bilinçsizlik içindeydi. Birinci kaleci olamadığını gösterdi; ben ne zamandır yakıştırırdım oysa. Sorun tek tek oyuncular üzerinden gidilerek çözülecek bir sorun değildir. Sorun mabedin ‘en orta yerinde’, şeref tribününde ‘büyük bir yangın’ tehlikesinde hatta ‘yandı bitti kül oldu’nun arefesindeyken Beşiktaşımız orada öylece durmaktadır. Kah sevinçten hırstan çıldırır yumruk sıkar totem yapar, kah sinirlenir taraftarına el kol hareketi. Başımız başkanımızdır ne yapsa yeridir; yeri artık iyice anlaşıldığı üzere orası değildir. Beşiktaş bir oyuncak olsaydı kıyamaz ve kimselerle paylaşmazdım ben onu; Beşiktaş’ı yönetmek de çocuk oyuncağı değildir işte. Ah, Adile Naşit’imiz vardı benim çocukluğumun ‘Adile Teyze’si; uykularımızdan önce çıkardı siyah-beyaz televizyonuma masallar anlatır, öğütler verir, gülücükleriyle beraber sevgisinden dağıtır, içimizi ısıtırdı. Merakla beklerdik, sonuna geldiğinde programın isimler sayardı; “Ece, Elif, Barış, Metin, Ali, Feyyaz, Zeynep, Onur, Aydın, Deniz, Mahir, Yusuf, Nuri, Bilge, Ceylan...” O zamanlar Feridun’dum kısaca Fe değildim, adımı onun o güzel sesinden duymaya can atardım; hiç anmadı adımı ışığı bol olsun. Futbol çocukluğumuzun devamıdır, oyun düşkünlüğümüzün aynası. Beşiktaşlı’nın kaderi bu aralar; düş kurmak rüya görmek kadro dışı, Teyyocan’dan bile formsuz kabuslarımız ilk onbir mütemadiyen. Öfkeli, iri bir adam çıkıyor full kadraj ekranımıza ayaküstü uyutuyor bizi; yakın geçmişimizden isimler sayıyor yüzünde ihtiraslı ve münzevi bir gülüş, bir bıyıkaltı iştah ama bıyıksız: “Yula, Gordon, Higuen, Rikardinyo, Runye, Baki, Ali, Tan, Doğan, Zapotoçni, Sivok, Fink, Sinan, Okan, Berkant, Diyatta, Huanfıran, Del Boske, Tigana, Ertuğrul, Rıza, Mustafa, Tuna, Seriç, Yozgatlı, Ayilton, Fatih Sonkaya, Adem Dursun, Burak .....” Beş yılda sadece bonservislerine 70 milyon yuro ödenen ve büyük çoğunluğu uzay boşluğunda kaybolan isimler zinciri. Titan saadet zincirinden acıklı. Özet: Olanları birbirine bağlıyorum, mütemadiyen ağlıyorum. *** Maçı ülkesi adına anlatan Alman tiviciye boşuna yüklenmiş medyamız; Benim adamda gördüğüm medyamızın gaza getirircesine yazdığı gibi ‘sınırları zorlayan bir küstahlık’ değil müthiş bir futbol zekasıdır. ‘Beşiktaş’ta her şey tesadüf üzerine kurulu; benim oturduğum yerden bir sistemleri görünmüyor’ demiş Klauscan, defansta doğru olan bir şey yok demiş Fink’in Almanya geçmişinden hatırlatmalar yapmış ve onu bir Şampiyonlar Ligi maçında görünce şaşırdığını söylemiş sadece. Mustafa hocamız bizler ahkam kesince “Kimse benim kadar yaşamıyor Beşiktaş’ı” deyip kestirip atıyor nacizane önerim bu Yurgen oğlandan faydalansın. Adamcağız doksan dakikada Beşiktaş’ın en gerçek fotografını çekmiş sadece belli ki uzun pozlamış. Aferin helal hatta danke. ‘Bu Beşiktaş seyircisinin bu ülkede bile benzeri yok’ diyerek bal da çalmış dudaklara, oh. Lakin ben tribün efektinin de değişmesi gerektiğini savunurum. ‘Kartal gol gol gol’ tezahüratının ‘kargolgılgugıl’ şekline dönüştüğü an, ümitlerin bittiği ve kaosun İnönü üzerinde ‘yaprak dökümü’ndeki kaynana gibi sırıttığı andır. Kongre öncesi ve sonrası yeniden yapılanma sürecine taraftar grupları da el atmalı söylem, makam ve repertuvar acilen değişmelidir artık. Bunu bilir bunu söylerim. Kahramanımız Alman gazetecinin ‘Yeter Demirören’ yorumu bu kadar zekice bu kadar çarpıcı olabilirdi ancak: “Beşiktaş tribünleri şu anda heyecanla bağırmaktalar ama iyi mi kötü mü anlaşılmıyor; bence kötü birşey söylüyor gibiler” demiş. Bazen hayat yüz vermez; doğruyu haykırmak bile işe yaramaz. Değiştiremiyorsan değişeceksin. En büyük acıyı en çok seven çeker ve iş yine taraftarın cefasına vefasına düşer. Düşen bir Serdar görürsen beni hatırla demiştin; biliyorsun seni ben İnönü’de sevmiştim. *** Türksel ligi iki bin on sezonu Beşiktaşımız için kapanmıştır. Dileyen başka liglere temayül edebilir, yeni sezona dek başka ligden takım tutabilir. Milliyetçi Beşiktaşlılar için Finlandiya liginden Turku ya da İtalya Seri B’den Gallipoli, Nihilist Beşiktaşlılar için Kimki, Trakyalılar içinse Portekizden Germinal Be yav takımlarını öneriyorum. Ben La Liga’ya dönüyor ve ikincil takım Barselona’yla avunuyorum. Beşiktaşımı yüreğimde saklıyor ve bugünden kötü olmaması için dualar, totemler ediyorum. İtiraf olsun ki düpedüz şezlonk yazarıyım gayrı ve bu sezondan tek beklentim La Liga’daki düşman Real maçlarını hep sevgili Ercan Taner’in anlatması ve bize bol bol aşkla tutkuyla ihtirasla ‘Raul’ demesi olacaktır. Futbol bazen sadece futbol değildir bazen de hayatın merkezi olmamalıdır. Olunca acı çekiyoruz Ferit; seninle insan sevmeye korkuyor. Bu aşk içimde kah kanayan yara kah yarayan kana olarak sürecek ve ben dilimin döndüğünce seveceğim seni içimden. Yalan söyleyen Antep’e başkan olsun. Stop!And the Oscar goes to.... Mustafa denizli!
Şampiyonlar liginde "en kötü performans oscar"ını acaba kim alır diye düşünmeye başlayınca bu yazı aklıma geldi. Evet, biliyorum böyle bir ödül yok ve daha 4. maçlar oynandı şampiyonlar liginde. Puan tablolarına baktığımızda en kötü durumda olan belki Beşiktaş değil. Hiç puan alamayan iki takım var; Maccabi Haifa ve Debrecen. Fakat Maccabi'nin grubuna baktığımızda Bordeaux, Juventus ve Bayern'i, Debrecen'in grubuna baktığımızda da Lyon, Fiorentina ve Liverpoolu görüyoruz. Yani bizim grupla kıyaslanmaz bile. Üstelik her iki takımda 4. torbadan geldi biz ise 3. torbadan. Bu iki takımdan Beşiktaşla kötü oyun açısından boy ölçüşebilecek olanı Maccabi yine de. Henüz golleri dahi yok. Debrecen ise puan alamasa bile futbol adına birşeyler ortaya koyuyor.
Gelelim bizle birlikte "1" puanı olan takıma; APOEL. Tek puanlarını kendi sahalarında Athletico Madrid önünde aldılar. Diğer maçlarında hep tek farklı yenildiler ve asla kolay teslim olmadılar. Diyeceğim o ki belli bir sistemleri iyi kötü var ve Beşiktaştan daha iyi durumdalar.
Buradan 4 puan toplamasına rağmen belki de en kötü olabilecek performansa geçelim. Şampiyonlar ligi gruplarına seri başı olarak katıldılar. Lakin şu an sadece 4 puanla grup 3.süler ve işleri mucizelere kaldı. Bahsettiğimiz takım elbette Liverpool. Gerard olmayınca bu takım sıradanlaşıyor, sanki Al pacino'nun oynamadığı bir Scarface havası alıyor. Beşiktaşta ise kim oynarsa oynasın ya da kim sakat olursa olsun hiçbir şey değişmiyor. Nasıl olsa Beşiktaş her hangi bir sistemle oynamıyor.
Neyse bırakalım bunları gelelim sadete. Liverpoolu bir tarafa koyalım. Adamlar 10 senedir şampiyonlar ligine damga vuruyorlar ve arada bir kötü sonuç alma hakları olsun o kadar. Beşiktaşla kıyasladığım 3 takım hangi ülkelerin takımları; biri İsrail, biri Macaristan, diğeri Kıbrıs Rum Kesimi. Aslında gruplarda bir de oldukça başarılı bir Romen takımı var ama onun performansı Beşiktaşla kıyaslanmaz dahi. Bunlara bakarak benim oyum son 2 maç öncesinde Mustafa Denizliye diyebilirim. Açıkcası Manchester maçına da Mustafa hoca'nın "aman Ertuğrul gibi fark yemiyeyim de" diyeceğini ve oldukça defansif bir kadroyla çıkıp her halukarda mağlup olacağını düşünüyorum.
Anket
Kaleciler Çalışmıyor Arkadaş
Kasım Ayından nefret etmek ve büyük maç kazanmak...
2 sene önce Liverpool şimdi de Wolfsburg bunlar nasıl Kasım aylarıdır anlamadım gitti, artık 7 kasım olan doğum günümü kutlamak bile istemiyorum. Ortalık yine toz duman yönetim saçmalamak da sınır tanımıyor herkes mutsuz ve en önemlisi umutsuz... Soruyoruz kendimize bu yönetim ne zaman gidecek? bu takım ne zaman büyük maç kazanacak? Ne zaman 1 golden fazlasını atacak?
Makamını da Al Git
Taraftar Ne Yapmalı?
Sevinmek ve Delgado'yu özlemek!
Sene 2000 Galatasaray uefa'da iyi işler çıkartıyor, bende çok sevdiğim bir arkadaşımla izliyorum maçları, maçların bir kısmı cine 5 den yayınlanıyor 16 mart 2000 Real Mallorca Galatasaray maçına gidiyoruz Ankara'da siyasal bilgiler fakültesi yanında ki bir cafeye... Herkes yeniliriz diyor sonrası malum şimdilerde Galatasaray'ın kalesini koruyan Leonardo Noeren Franco'nunda müthiş oyununun da katkısıyla Galatasaray tarihi bir zafer elde ediyor... Maçtan çıkıyoruz eve doğru yürümeye başlıyoruz arkadaşımın o sıralar çok sıkıntısı var okulu 1 sene uzatmış ve ailesine bitiriyorum diye yalan söylemiş buda yetmezmiş gibi sevgilisi tarafından terk edilmiş durumda, sigarasından bir fırt çekiyor ve ulan Galatasarayım seviyorum seni, sende olmazsan kim güldürecek yüzümü diyor...
Bende bu sıralar çok keyifsizim her şey ters gidiyor iş güç kriz sıkıntı her tarafda ulan bari Beşiktaşım sen güldürseydin yüzümü ama olmadı canın sağolsun hem ne demişdik "biz seni sevinmek için sevmedik"
Not: yazıyı okuyunca başlık ne alaka diyenler için özledim keretayı...
İşte Biz O Gün Tükeneceğiz
Bu Son Dakikaların Bir Anlamı Olmalı
Bir Tek Dileğim Var
Soruyorum!
Şölenden şerefsize uzanan yol
ŞL 4. Maç Beşiktaş 0-3 Wolfsburg
Stat: BJK İnönü Stadı
Hakemler: Alberto Undiano Mallenco, Fermin Martinez Ibanez, Juan Carlos Yuste Jimenez, José Luis Paradas Moreno (4. Hakem)
Beşiktaş: Hakan Arıkan, İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez (Dk. 78 İsmail Köybaşı), Serdar Özkan (Dk. 46 Tello), Uğur İnceman, Ekrem Dağ, Fink, Tabata (Dk. 69 Nobre), Bobo
Yedekler: Korcan Çelikay, İsmail Köybaşı, Nobre, Tello, Necip, Yusuf, Erhan
Teknik Direktör: Mustafa Denizli
Vfl Wolfsburg: Benaglio, Schafer, Madlung, Costa, Riether, Gentner, Josue, Misimovic (Dk. 89 Santana), Hasebe (Dk. 46 Pekarik), Martins (Dk. 69 Dejagah), Dzeko
Yedekler: Lenz, Santana, Johnson, Pekarik, Dejagah, Esswein, Barzagli
Teknik Direktör: Armin Veh
Goller: Misimovic (Dk. 14), Gentner (Dk. 80), Dzeko (Dk. 87)
Sarı Kartlar: İbrahim Kaş (Dk. 36), Misimovic (Dk. 43), Tello (Dk. 50), Uğur İnceman (Dk. 59), Sivok (Dk. 90)
Olsun Bu Kez
Geliyoruz
Kendim İçin İstiyorsam Namerdim!
Futbolda bazı dönemler önemlidir... 80'lerin sonundan 90'ların ortasına uzanan Beşiktaş takımının yapısı, başarıları bizim jenerasyonda ciddi bir Beşiktaşlı kitlenin varlığına yol açtı... UEFA Şampiyonluğuna gelen yolda geçen dört senede Galatasaraylılar ciddi bir atak yaptı... Aziz Yıldırım'ın son döneminde gelen yıldızlar, kurumsallaşma ve bunların tümünü içeren pazarlama stratejileri bambaşka ve güçlü bir Fenerbahçeli jenerasyon oluşturdu... Bu dönemler önemlidir, altını kalın kalın çizmek de gerekir...Ofis Futbolu
Tüm Paramı Serdar'a Bastım
Müsabakamız uğurlu olsun
Efendiler,
Bu akşam vakitlerinde şanlı Beşiktaş futbol takımımızın yapacağı müsabaka, ülkemizin milletler arasında hak ettiği ilgiye mahzar olabilmesi adına bizim için büyük bir önem teşkil etmektedir. Yurdun dört bir yanında takımımız, radyo başındaki siz değerli dinleyenlerin dualarına şerefleriyle karşılık verebilmek babında her türlü zapta rağmen muvaffak olmak için bütün gayretlerini göstereceklerdir. Kati suretle bu meşakatli görevin layıkıyla yerine getirilmesi için gerekli mücadelenin gösterileceği hususunda kimsenin şüpheye düşmemesi gerekir.
Efendiler,
Türk milletinin bağrından kopup gelmiş bu Anadolu evlatlarının her türlü iklim şeraitlerinin zorluğuna rağmen, maneviyatla dolu ruhlarının öncülüğünde çıkmış oldukları seyahat, hepimizin seyahatidir. Bu seyahatte milletimizi derinden üzecek kazalara ve merhalelere uğramamak adına, elbirliğiyle ortaya konacak çaba elzem bir hal almıştır. İşbu sebepten dolayı, akşam saatlerinde oynanacak müsabaka esnasında vatandaşlarımızın her zamankinden ziyade dikkat ve ehemmiyet göstermesi asli unsurdur.
Efendiler,
Benliğimize düçar eden Beşiktaşlılığın müebbet ve muhabbet içinde süreceği aşikar iken, müsabakanının aleyhimize tesir eden bir neticede sonuçlanması dahi müteessirliğimizin nihai olarak üstümüzde kalacağı manasını taşımamaktadır. Bu imkan ve şeratiler dahilinde alnımız ve gönlümüz açık bir şekilde sonuçlanacak bir temaşayı seyir etme ümitleriyle, son Alaman kümesi galibi Wolfsburg camiası karşısında kartallarımızın bizi saadete ulaştırmasını diler ve müstesna vaktinizi kısarak bu mektuba ilginizle dahil olduğunuz için teşekkürümü ve selamlarımı huzurlarınıza arz eylerim...
Yetmedi mi Kazandığımız Büyük Tecrübe?
Sihir
Futbol iki oyuncunun bireysel olarak mukayese edilip tercih edildiği bir oyun değil. Mustafa Denizli'nin de Bobo/Nobre tercihinde oyuncuların salt bireysel kapasitelerini düşündüğünü iddia edemeyiz. Bir futbolcunun oynayıp oynamamasında rakip, psikolojik faktörler, diğer oyuncuların seçimi, oyun planı, oyun stratejisi önemli yer tutar. O oynasın, bu oynasın derken o oyuncuların etrafında kimlerin oynayacağını, oyun stratejisini de ifade etmezsek boşa konuşmuş oluruz.
Beni bilen bilir. Oyuncu kapasitesi açısından Bobo / Nobre mukayesesinde tercihim açıktır. Lakin bu yukarıda saymış olduğum sebeplerle yetersiz bir yorumdur. Burada önemli olan takımın hangi stratejiyle ve hangi oyuncularla sahada bulunacağıdır.
Sezon başından beri gördüğümüz kadarıyla Beşiktaş artık büyük düşünen bir takım değil. Kendi kapasitesi teknik heyet tarafından farkedildi ve son derece "haddini bilen" bir takım haline geldik. Belki bunu bir geçiş süreci olarak ta yorumlayabiliriz. Tabii geçiş emarelerini de görmek kaydıyla. Öyle bir gelişim yok.
Nobre hücum eden takımlar için bence Türkiye'nin 1 numaralı forveti. Bunun tartışılmaya açılmasını da anlamlı bulmuyorum. Fenerbahçe kariyeri oyuncu kapasitesini ortaya koyuyor zaten. Bu özelliğiyle Nobre'yi irdelemek anlamsız. Her Alex eleştirisinde Allah'ın emri gibi "İstatistik" kağıdını önümüze koyanlar getirsin bir de Nobre'ninkini koysunlar. Nobre gol atamıyorsa bu Nobre'nin değil Nobre'nin arkasında oynayanların yetersizliğidir.
Ancak fiziki durum, psikolojik şartlar futbolun çok önemli parçaları. Nobre sezon başından beri, hatta geçtiğimiz sezon başından beri sakatlıklarla uğraşıyor. Esas kozu fiziksel üstünlüğü olan bir oyuncunun bu tip sakatlıklardan nasıl etkileneceği çok açık.
Yukarıda dediğim gibi, bir de oyun planı var elbette. Beşiktaş'ta Nobre'nin etkin olabilmesi için bulunması gereken hiç bir futbol anlayışı mevcut değil. Tempo düşük, önde basmıyorsun, rakibi abluka altına almıyorsun, kanatları efektif kullanmıyorsun. Bu şartlarda Nobre'nin en önemli özelliklerini hiç kullanmıyorsun. Fenerbahçe'de kaleciye de basan Nobre'nin top rakibe geçtiğinde orta sahaya doğru yürümesini hangi futbol değeriyle açıklayabilirsiniz?
İşte siz oyun planınızı böyle kurarsanız Nobre de doğal olarak kadronuzun "gereksiz" elemanı oluverir. Beşiktaş önde basmayacak, oyunu önde oynamayacak, rakibi içeride-dışarıda bozmayacak bir takım gibi oynayacaksa hiç şüphesiz "Bobo" oynamalı. Zira Bobo'nun "sihir" üretme gücü Nobre'den daha önde. Olur olmadık yerde, bilinçli veya bilinçsiz bir vuruş yapar, top üç kişiye çarpar ve gol olur. Biri şut çeker Bobo'ya çarpar gol olur.
Eğer gol üretiminizi "sihir" üzerine kuruyorsanız bu akşam Bobo oynamalı. Maçın ilerleyen bölümlerinde de eğer rakibi rahatsız etme ihtiyacı varsa Nobre girmeli.
ve bugün ben inanıyorum ki o sihri Bobo yaratacak...
WTF Man!!?!
İnönü'deler, Bu Gece...
Dişlerimi sıkmaya başladım... Heyecanlandığımda, gerildiğimde, sinirlendiğimde yaparım... Bu geceki heyecandan olsa gerek...Wolfsburg Maçına Üç Bilet
23:55 - Soru 3
Avea sponsorluğunda vereceğimiz üçüncü ve son Numaralı Tribün biletinin sorusunu nisbeten daha kolayından seçtik...İşte Bu Yüzden
21:45 Soru-2
7 Puan Yeter Mi?
16:45 Soru - 1
Bir Sıfır Olsun Bizim Olsun Da Boku Da Çıkmasın!!!
Kasım gelir, hoş mu gelir?
21 Kasım 2009 Uygundur Efendim
Wolfsburg'a iki kala, üç bilet...
Wolfsburg maçına 48 saat kaldı... Yağmur, çamur, soğuk derken neredeyse donduk Kapalı'nın en ön sırasında Cumartesi günü... Devre arasında yağmurdan kaçıp yukarı çıktığımızda arkadaşlar yetişti imdadımıza, ve yüz yıl içmesem aramayacağım bir bardak çay ilaç gibi geldi işte...Eskilerden
2009 Yılı ve Türk Medyasının Hali..!
Döndük mü Dönüyor Muyuz Bilmem ama Biz Donduk!
Hiç şüphesiz 4 hafta önceki Beşiktaş ile şimdiki Beşiktaş'ın arasındaki tek fark birinin 1-0 da olsa kazanmayı başarabiliyor olması. Burada önemli olan, bu kazanma alışkanlığının bilinçli bir şekilde organize edilip edilmediğidir. Şahsi görüşüm, Beşiktaş'ın kazanmaya başlamasının bilinçli ve organize bir şekilde, bir zeka ürünü hamlenin sonucu olmasından öte daha "haddini bilerek" oynamasıyla alakası var.
Beşiktaş artık 20. dakikada gol attıktan sonra, kalan 70 dakika topun arkasına geçip gol yememeyi amaçlayan bir futbol takımı hüvviyetinde. Oyuncu ve teknik kadro sanırım bu durumdan memnun olacaklar ki sorunlar üzerinde düşünmek ve gerekli hamleleri yapmaktan öte "Bu oyunla gidebildiğimiz yere kadar..." felsefesini benimsemiş durumdalar.
Beşiktaş yense de yenilse de kötü futbol oynuyor. Yenildiğimizde "sıkıntılı günler geçiriyoruz" deniyor, yendiğimizde "Döndük, dönüyoruz". Bu dönüşün futbol sahasında olmadığı kesin. Mustafa Denizli'nin açıklamasını ciddiye alacak olsa idik, 1-0 kazanılmış Ankaragücü maçı ile 1-0 kaybedilmiş Kayserispor maçı arasında bazı farklar olduğunu kabul etmemiz gerekecekti.
Mustafa Denizli'nin belki de en kötü huyu bu. Futbolseveri kesinlikle ciddiye almıyor. Şu oynanan oyunlardan sonra çıkıp ta dönük-dönüyoruz demesinin başka izahı olamaz. Mustafa Denizli ciddi şekilde skor teknik direktörü olmuş. Maç içi hamlelerinden bile bunu anlıyoruz.
Seyirci desteğin arkanda. Olmadığında "seyirci destek vermedi diye kaybettik" deniyor. Golü erken bulmuşsun. Hiç bir şey yapamıyorsan hızlı hücumlarla farkı arttıracaksın. Bunu bile minimum düzeyde deniyorsan orada konuşulacak ta fazla bir şey kalmamış demektir.
Tüm bu olumsuz tablonun içerisinde bir de güzel detay bulmak mümkün esasında. İbrahim Toraman - Tomas Sivok - Matteo Ferrari - İsmail Köybaşı dörtlüsü Beşiktaş'ın son zamanlarda sahip olduğu en iyi defans dörtlüsü. Hem bireysel olarak hem birbirlerini tamamlama açısından hem de taktiksel olarak...
Beşiktaş'ın saha içine dair tüm sıkıntılarını ortaya koyan da bir tablo bu aslında. Beşiktaş'ın en iyi beş oyuncusundan dördünün dört savunma elemanı olması, diğer oyuncusunun da esasında "kesici" bir oyuncu olması Beşiktaş'ın ofansif sıkıntısının, puan tablosundaki "attığı gol" rakamının bu seviyede kalmasının en açık göstergesi oluyor bu nedenle.
Beşiktaş gol atmayı başarırsa 1-0'a bağlıyor, gol yerse rakip 1-0'a bağlıyor. İddia yetkililerine Beşiktaş maçlarına alt oynanma opsiyonunun kaldırılması önerisini getirmek gerek. Batacaklar yakında...
Peki çözüm? Çözümü ben değil, Mustafa Denizli üretecek. Lakin bu üretim "Döndük - Dönüyoruz" çizgisinde değil, "ofansif anlamda kötü oyunumuz devam ediyor, çözmek için elimizden geleni yapıyoruz" ekseninde olması gerekir. Teknik direktörü afaki laflardan başka laf etmeyen, pragmatizmin içinde boğulmuş, sezon başından beri 1 kez bile aynı 11'le çıkmamış bir takımın taraftarı da olmak böyle bir şey herhalde. Teknik - Taktik her şeyi Mustafa Denizli'ye bıraktık, artık hiç bir şey umurumuzda değil. Çünkü kendisi böyle istiyor.
O zaman her maçını kazanacaksın hocam. Her maçını kazanacaksın! Zira bu kepaze futbolun affedilir tek bir yanı olur; kazandırması. Sen yeter ki kazandır hocam, biz seni anlamak için çaba sarfetmeyeceğiz. Ekrem Dağ'ı istersen kalede oynat hiç problem değil.
Ama unutma hocam, kaybettiğin gün seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım haberin olsun. Döndük, dönüyoruz demekle olmuyor bu işler. Biz aptal değiliz...
Futbol Kamuoyunun Özlediği Beşiktaş
Nasılız gençler, dört haftadır kazanıyoruz, bir de Ankara maçı var fasulyeden eder beş, süperiz, e keyifler de iyi olmalı haliyle değil mi?
Ama değil işte. İyi futbol yok, kazanıyoruz ama geçen hafta Eskişehir zorla gol attırdı Ekrem'e, bugün de İsmail'in şutu defansın kötüne çarpıp gol oldu sonuçta, puan kaybetmemiz an meselesiydi. Hatta şikayet de ettik, çok kötü futbol oynuyoruz diye değil mi?...
Niye şikayet ediyoruz ki canlar, Porto-Lyon-Fenerbahçe maçlarından itibaren, Galatasaray-Man U maçlarına kadar güzel oynayan ama gol atamayan bir takımdık, o vakit rezildik, yerin dibindeydik, gol atamadıktan sonra hiçbir önemi yoktu...
E madem öyleydi, şimdi de gol var, mutluluk var. Yeniyoruz kaç haftadır, negzel.
Sözün özü, Türk Futbol kamuoyunun hak ettiği, özlediği, beklediği Beşiktaş budur arkadaş. Kötü oyna kazan, iyi oynayıp kazanamayan Beşiktaş'tan daha iyi bir Beşiktaş'sın... Bu kadar basit.
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldık...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...11 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...12 yıl önce
-
-


