.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

6 Şubat 2009 Cuma

Kasımpaşa Mı Lan Burası?

Benim öyle şahane bir hafızam yok, karıştırıyor olabilirim; ama o sene Fenerbahçe ile yarışıyordu Beşiktaş? İkincilik için olabilir? Maç şey, 0-2 Fenerbahçe kazanıyor, iki golü de Serhat Akın atıyor, Ali Eren ve sanırım İlhan Mansız kırmızı kart görüyor, İlhan Mansız sahayı "vur vur" çığlıklarıyla terk ediyor... Nihayetinde öyle ya da böyle bir şekilde, bütün önemli maçlarda olduğu gibi Fenerbahçe İnönü'de Beşiktaş'ı yeniyor; Ben de yeni açık üstten maçı seyrediyorken. O maçın haftasının içi:
Yer Beşiktaş, McDonald's önündeki ağacın önündeyim. Dersane için bir şeyler bekliyorum, birilerini ya da? iki kişiyiz. Az ileride de, yola doğru bir dersane grubu muhtemelen? 6-7 kişi kakara kikiri yapıyor. Bir tanesinin boynunda bir Fenerbahçe atkısı dikkatimizi çekiyor arkadaşla. "Lan", diyorum; arkadaşım "ne?" diyor.
- Bu herif gerizekalı mı bu şekilde olaylı bir maç sonrası bu kadar rahat atkı ile neredeyse çarşı'nın dibinde böyle dolanıyor?
- Yok olm n'olcak gündüz gözüyle mal mısın?
diyecekken tam,
önümüze bir beyaz şahin park ediyor. Eskiden hep otoparktı oralar. İçinden iki tane izbandut iniyor... Yan koltukta olan, direkman fenerliye doğru kitlenmiş olarak kapatıyor kapıyı. Şoför koltuğundaki görmedi henüz, kapıyı falan kilitleyecek, anahtar arıyor. O fenerliye gözü takılan izbandut, anahtar arayan arkadaşını uyarıyor; ismi neyse artık, ahmet diyeceğim:
kafasıyla arkana bak gibisinden işaret yapıp uyarıyor ötekisini:
- lan ahmet, lavuğa baksana....
fenerbahçe atkılının kendisine bakıldığından hiç haberi yok; arkadaşlarıyla konuşuyor, gülüşüyor. O sırada Ahmet arkasına bakıyor şöyle bir, ve görüyor atkılıyı... fazla da düşünmeye gerek görmeden:
- lan, orospu çocuğu! diye sesleniyor atkılının olduğu tarafa doğru.
atkılının olduğu grup sese doğru bakıyor. zaten herkes bakıyor. ağız dolusu çünkü, çok bağırarak ağır küfür edildi nihayetinde. atkılı biraz çekiniyor, sağına soluna bakıyor...
- sen sen, evet! Kasımpaşa mı lan burası? diye bir saniye bekledikten sonra: "göt?" diyor izbandut soför abi, atkılı anlıyor iyice artık. hiçbir şey diyemiyor her akıllı insanın yapması gerektiği gibi.
- hadi siktir git buradan kırdırtma bacaklarını diye de kovuyor bir güzel 'semt'ten çocuğu...
çocuk normal bir şekilde, ışıklara doğru ilerlemeye başlıyor, arkadaşları da onunla beraber...
bu kadar işte. komik bir anı olarak, her daim de anlatırım. o herhangi bir tereddüt göstermeden; görür görmez "lan, orospu çocuğu" diye hitap eden abiyi de hep severim şuralarımda bir yerlerde.

Gökhan Emreciksin! Peki ya Bolu'cuksun?

Gökhan Boluspor'dan Ankaragücü'ne transfer olurken sözleşmesine bir de madde koyuluyor. Gökhan patlama yapar da 1 milyon eurodan daha yüksek bir bedelle transfer yaparsa, bu satışın yarısı Boluspor kulübüne ödenecektir diye. Sezon ortası geliyor, Fenerbahçe Gökhan'la ilgilenmeye başlıyor. Neticesinde de hem Gökhan'la hem de Ankaragücü'yle anlaşıyorlar. Lakin Ankaragücü, Boluspor'a gidecek parayı takıyor kafaya. Ne yapsam ne etsem... Hemen bir formül bulunuyor. Gökhan, Ankaragücü kulübüyle sözleşmesini feshediyor. Serbest kalıyor. Neticesinde gidip Fenerbahçe kulübüne 4,5 yıllık sözleşmesini imzalıyor. Sözleşme feshine Ankaragücü hiç ses çıkarmıyor. Neden? İddialar o ki, zaten sözleşme feshini Ankaragücü istiyor. Transfer bedeli Ankaragücü kasasına giriyor ama dışarıdan giriyor. Dolayısıyla Boluspor, Gökhan Emreciksin bonservisi elindeyken, yani serbestken transfer olduğu için hiç bir hak iddia edemiyor. Buna benzer bir işlemi, daha profesyonel şekilde Lyon yapmıştı. Beşiktaş kulübü John Carew'in sözleşmesine aynı maddeyi koymuştu. Ancak Fransızlar da akıllı, Carew'le Baros'u takas etmişlerdi. Böylelikle Beşiktaş kulübünün kasasına 5 kuruş girmemişti. Carew'le Baros takas mı edilirmiş diyeceksiniz. Carew 6 milyon euro ise, Baros 4'tür. Ama Lyon Carew'i satmak istediğinde kasasına 3 milyon euro girecekse 4 milyon euroluk Baros'u takasla alması, kendi adına avantajlıdır... Boluspor başkanı; "Elimizde protokol var. Federasyona yazı yazdık. Ankaragücü ve Boluspor arasında yapılan sözleşmeyi federasyona bildirdik. Önemli olan bunu böyle değil de iyi niyetli çözmek. Fenerbahçe Kulübü vermiş olduğu bedeli en iyi şekilde bildirir, Ankaragücü Kulübü'yle de oturup anlaşmaya çalışırız. Kulüplerin mahkemelik olması doğru değil. Biz bunu istemiyoruz. Karşılıklı iyi niyet çevresinde bunu çözmek istiyoruz. Ama bu parada, boluspor Kulübü'nün de hakkı vardır. Yapılan bu protokol çerçevesinde her iki tarafta anlaşır, iyi niyetle sonuçlanır"

6 Şubat 2009 Oyak Renault Beşiktaş Cola Turka Maçı

Saat 18:00 Spormax Digiturk'un Spormax kanalı aylar sonra bir Beşiktaş maçı yayınlamaya karar vermiş. Sanırım artan tepkilerden dolayı alınmış bir karar olsa gerek. Hatırlarsınız bundan 2-3 ay kadar önce Akatlar Spor Salonu'nda oynanacak bir maçtan önce Beşiktaş Yönetim Kurulu Digitürk'ün gerekli ödemeleri yapmamasını gerekçe göstererek maçın yayınlanmasına engel olmuştu. Daha sonraki dönemde Digiturk'le Beşiktaş taraftarı arasında yaşanan gerginliğin yine bir basketbol maçında, "Digiturk Dışarı" şeklinde tezahür etmesi ve hakemin maçı başlatamaması enteresan bir olay olarak hafızalarımıza kazınmıştı. İşte bu gelişmeler üzerine -sanırım- Digiturk yetkilileri de bir süre Beşiktaş maçları yayınlamama kararı aldılar. Beşiktaş maçlarını yayınlamak yerine, zor anlatım ve çekim koşullarında oynanan maçları yayınlamayı tercih ettiler. Kaç tane, ilk yarıda 20 sayı fark olan maçı izlemek zorunda kaldık Digiturk'un bu tercihleri yüzünden. Futbola uyarlayacak olursak, Beşiktaş-Sivas maçını değil de İBB-Fenerbahçe maçını yayınladı Digiturk yetkilileri. Zaten yayınladıkları bu maç ta Bursa'da. Sporcularımız için zor bir karşılaşma olacağı kesin. Şimdi Bursa'daki tüm fanatikler o spor salonunu doldururlar. Sanki her maçlarına gidiyorlarmış gibi. Sonra Bursa diye tezahürat yaparlar. Oysa oynayan takım Oyak Renault. Hadi onu geçtim, Ankaragücü diye tezahürat yaparlar... Ne alaka diyeceksiniz. Evet ne alaka. Bu tip adamların bırakın basketbol maçında, futbol maçında bile olmaları nahoş bir durum. Hele ki futbolda bu tür tiplerin "ev sahibi" olması gerçeği de var. Basketbolcularımıza başarılar dileriz...

Denizli'nin Beşiktaş'ı ve Deplasmanlar

Besiktas super lig'de 2008-2009 sezonunda son deplasman galibiyetini Mustafa Denizli'nin göreve geldigi ilk maçta, 7.haftada 19 Ekim 2008'de Gençlerbirligi'ni 3-1 yenerek kazanmiş. Son 4 deplasman maçinda alinan 1 puan bu şekilde soylenince felaket bir tablo, kaybedilen 3 maçin Kayseri, Fenerbahce ve Galatasaray maclari olmasi ise teselli midir yoksa daha beter bir durum mudur tartisilmali... Bu hafta yine bir deplasmana, Konya'ya gidiyor Beşiktaş. Konyaspor'un bu sezon sonuçlarina bakinca insan bi rahatliyor, cunku Konyaspor bu sezon evinde oynadigi super lig maçlarinda ilk ve son galibiyetini ligin 1. haftasinda Ankaragücü'nü 3-2 yenerek almiş. Evinde ligde başka galibiyet yok, şaka gibi. Bu performansta Beşiktaş'in unutulmaz(!) golcüsü Veysel Cihan'in Konyaspor'un atak gücünü sirtlamasinin rolü büyük olmali... Beşiktaş'i sever gerçi Veysel boş geçmez kolay kolay. Zamaninda Cordoba'ya en çekindigi forvetleri sormuşlardi da "Ümit Karan ve Veysel" demişti adam. 7.haftadan (19 Ekim 2008) sonraki deplasmanlar: Kayserispor 1-0 Besiktas Bursaspor 0-0 Besiktas Fenerbahce 2-1 Besiktas Galatasaray 4-2 Besiktas İnönü'de işler daha bi yolunda gibi: Besiktas 1-1 Sivasspor Besiktas 5-2 Kocaelispor Besiktas 2-0 Eskisehirspor Besiktas 1-3 Ankaraspor Besiktas 1-0 Ankaragucu Besiktas 1-0 Denizlispor Besiktas 1-0 Antalyaspor
5 Şubat 2009 Perşembe

Malum Toplantı İptal Edildi

Neden-Niçin çok ilgilendirmiyor bu saatten sonra. Toplantı iptal edilmiş ya, o bile yeter. Nasıl bir camia ise bu, 10 kişi birleşip bir toplantı bile yapamaz hale gelinmiş. Bir açıklama yok ta, söyleyen; "spekülasyonlardan rahatsız olunuşu". Bu toplantıyı kim nasıl haber aldı? Kendi kendinize toplansaydınız o zaman. Eğer bu toplantının bir amacı var ise gerçekten, bu mesaj hiç kuşkusuz, toplantının yapılıyor olması bile olabilirdi. Yani toplantıda hiç bir şey konuşulmadan masadan kalkılsaydı bile toplantı amacını gerçekleştirmiş addedilirdi. Şimdi ne oldu? Taraftarın yine şevki kırıldı. Yine bir umutsuzluk, yine başa döndük, 10 kişinin bir araya gelmesinin bile imkansız olduğunu anlamış olduk... Birileri yazıp çiziyor, biz de atıp tutuyoruz buradan. O listede Serdar Bilgili ismini okuyan Beautiful Freak'in söylediği bile oldukça netti aslında; "Toplantı kolpa gibi geliyor bana". E öyle tabi, biz de saf saf bir şeyler olacağına inanıyoruz her seferinde. Bir toplantı yapmaya bile çekinir hale gelmişsek vay halimize... Deklerasyon yayınlandı; "Tüm Beşiktaşlılık duygularımızla düzenlediğimiz bir öğle yemeğinin, yakışık olmayan noktalara çekiliyor olması hepimizi derinden üzmüştür. Çok saygın Beşiktaşlıların bulunacağı bir ortamda, aslı olmayan söylentiler toplantının amacını farklı yönlere taşımaya başlamıştır. Bu sebepten dolayı toplantıyı ileri biri tarihe ertelediğimizi saygılarımızla duyururuz. Katılımcılar: Hikmet Çetin, Serdar Bilgili, Tuncay Özilhan, Yalçın Sabancı, Ömer Sabancı, Mehmet Kazancı, Recep Yazıcı, Zafer Yıldırım, Cengiz Kaptanoğlu, Nevzat Demir, Hasan Arat, Fikret Orman, Erol Kaynar, Affan Keçeci, Hüsnü Güreli"

Turkcell Super Lig Taktik Analizi

Taktik analizi yapmak için, bunun için belli şartlar oluşması lazım. Ligimizde 3-5 haftada bir teknik direktör değiştiren takım sayısı çok. Zaten o takımların oyuncu kalitesi de ortada...O nedenle analizimi belli takımlarla sınırlamak zorundayım. Gençlerbirliği, Konya, Antalya, Denizli, A.Gücü, Kocaeli ve Hacettepe'nin -darılmaca, gücenmece yok- taktik analizi yapılacak bir tarafları yok maalesef. Bir analiz yaparsınız, haftaya teknik direktör değişir. Ben bunu yazarken mesela, Denizlispor - Ümit Kayıhan birlikteliği sona ermiş. Sivasspor 4-4-2 , 4-4-1-1 Trabzonspor 4-4-2, Alanzinho sonrası 4-3-3 Galatasaray 4-4-1-1 Fenerbahçe 4-2-3-1 Beşiktaş Ankaraspor 4-4-1-1 Kayserispor 4-4-2 Gaziantepspor 4-3-1-2, 4-4-1-1 Bursaspor 4-4-2 Eskişehirspor 4-4-2 İBB 4-3-3 Not: Bu takımları 3 büyüklerle oynadığı maçlarda seyrediyoruz. Taktik değiştirmiş olabilirler vs. Ama benim bildiğim bu. Diğerlerinden sıyrılmış anadolu takımları hangileri? Sivas-Kayseri-Ankara. Ortak özellikleri ne? 4'lü ortasaha! Disiplinli, alan daraltmalı bir savunma kurgusu. Oyunu kendi yarı alanında kabul etme. Hücum prensipleri arzediyor; Sivas direk pas / hızlı hücum / yüksek tempo Ankara yan pas / organize hücum / düşük tempo Kayseri karışık pas / karışık hücum / karışık tempo Bu bağlamda, ligin bize en ters gelen/gelebilecek takımının neden Ankaraspor olduğu daha iyi ortaya çıkıyor. Ankaraspor topa sahip olmak isteyen ancak hücum etmek istemeyen bir takım. O dönemki Beşiktaş kim? Topu kaptığında hemen hücum etmek isteyen, topu kapamayan bir takım. Ankaraspor hücum etmez ki topu sana kaptırsın. Kaptırdı diyelim, bir anlamı yok zira baskı kurman için gereken tempoyu üretecek pas zenginliğini sağlayamıyorsun. Ankaraspor'un Panzehiri nedir? Onların pas yapıp tempo düşürmelerini engelleyecek hücum presi ve kadro kalitelerindeki zaaflardan faydalanmak. İşte alın size Ankaraspor-Trabzonspor maçı. Şimdi gelelim asıl söylemek istediğime. Türkiye ligi kalitesi düşük liglerde taktik dizilişin normalden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Zira bu tip liglerin oyuncuları genelde ya fiziksel olarak yada teknik olarak güçlü oluyorlar. Ortak özellikleri, mental olarak Avrupa'daki benzerlerinden geride oluşları. Bu ne anlama geliyor? Şu; alt yapıdan gelmiş, yıllarca sizin eğitiminizi almış Serdar Özkan bile, 4-3-3'ün sol önünde oynamayla 4-4-2'nin sol önünde oynamasının farkını algılayacak oyun bilgisinden ve analiz yeteneğinden yoksun. İbrahim Üzülmez'in 3-5-2'nin kanat bekinin görevleriyle 4-4-2'nin kanat bekinin görevleri arasındaki farkı özümsediğini söyleyebilir miyiz? Jessie yapma sen de diyebilirsiniz ama sahada gözlemlediğimiz bu maalesef. Neticede Lampard'ın Ballack'ın taktik değişikliklerine verdiği tepkiler ve uygulamalar Serdar Kurtuluş, Serdar Özkan, İbrahim Toraman'ınkilerden farklı oluyor. Bizimkiler o taktiği algılayıp doğru şekilde uygulayana kadar bırakın bir kaç dakikayı, bir kaç maç geçiyor. İşte sırf bu yüzden ligin ilk yarısındaki futbolcular dahil kimsenin anlayamadığı bir taktikle oynamıştık. Sol açıktaki oyuncu topu aldığında kim nereye koşu yapacak, sol bek ne zaman destek verecek anlamak mümkün değildi. Bu bağlamda Sivas, Kayseri, Ankaraspor ve Trabzonspor'un bu "net" futbollarının altında yatan gerçeklerden biri de bu düz "4-4-2" futbolları. Oyuncu önündekini biliyor, yanındakini biliyor ve ister istemez blok olarak hareket ediyorlar. Bu bağlamda 4-3-3 uygulanması daha zor bir sistem. Daha komplike. Dün Beşiktaş, bildiğimiz düz 4-4-2 oynadı. Serdar Zapotocny Gökhan İbrahim Erkan Ernst Uğur Serdar Holosko Bobo Hadi biz daha rahat bu dizişili tesbit ettik de, sahadakilerin de daha rahat olduklarını gözümüzle gördük. İbrahim Üzülmez, o rahatlıkla daha ofansif oynayabildi. Elbette bu taktiği sağ önde Holosko'yla oynayamazsın. Zira orta dörtlünün top yapabilme zorunluluğu var. Zaten sezon başından beri ne oynadığını anlayamıyor, algılayamıyor Holosko. İşte yukarıdaki sebeplerden. Sağ açık oynayan oyuncu ne yapar bilmiyor bu adam. Net bilmiyor. Görüyoruz. O zaman futbolun en basit haliyle icra edilmesinde fayda var diye düşünüyorum. Oyuncuların zaten yeteri kadar kafası karıştı ve şu 4-4-2 Antalyaspor maçında - hem de o kadroyla - sınıfı geçti. Rüştü Serdar Toraman Zapotocny Ekrem Erkan Ernst Sivok Tello Holosko Bobo 11'iyle başlarsın, Erkan'ın yerine Yusuf, Tello'nun yerine Delgado, Holosko'nun yerine Nobre, Sivok'un yerine Cisse, Toraman'ın yerine Zan, Ekrem'in yerine Üzülmez, Ekran'ın yerine Serdar Özkan girer.... Sahaya yayıldıklarında onlar da ne oynadıklarını bilir biz de biliriz... Rakibi şaşırtacağım diye, algı düzeyi düşük futbolcuları şamar oğlanına döndürmeyelim artık

FTK Çeyrek Final 2. Maçı Beşiktaş 3-1 Antalyaspor

MAÇIN AYRINTILARI
Stat: BJK İnönüHakem: Bülent Yıldırım, Gökhan Memişoğlu, Mustafa Sönmez, Zafer Demir.
Beşiktaş: Hakan Arıkan, Serdar Kurtuluş, Gökhan Zan, Uğur İnceman, Erkan Zengin, Bobo, İbrahim Üzülmez, Serdar Özkan (Dk.71 Tello), Holosko (Dk.77 Yusuf Şimşek), Zapotocny, Fabian Ernst (Dk.65 Cisse)
Yedekler: Rüştü Reçber, Cisse, Sivok, Nobre, Tello, Yusuf Şimşek, İbrahim Toraman
Teknik Direktör: Mustafa Denizli
Antalyaspor: Fevzi, Yalçın, Şenol, Ahmet, Ali Zitouni, Apdullah (Dk.88 Timur), Kaber (Dk.82 Fatih), Korhan, Volkan, Uğur (Dk.46 Sedat), Musa.
Yedekler: Polat, Sedat, Burak, Timur, Ertuğrul, Fatih, Hüsyin
Teknik Direktör: Mehmet Özdilek
Goller: Bobo (Dk.3 penaltı), İbrahim Üzülmez (Dk.15), Serdar Özkan, (Dk.36)Ahmet Kuru (Dk.18) Antalyaspor
Sarı Kartlar: Bobo (Dk.47), Tello (Dk.86)Uğur Kavuk (Dk.3), Şenol (Dk.47) Antalyaspor

İtiraf ediyorum, suçlu benim.

Evet değerli Beşiktaş severler, bu hafta takımdaki cenabetliğin kökenleri ve tarihsel gelişimini bilimsel bir metotla analiz ederek  gelecek kuşaklara bilgi notu olarak aktarmaya karar verdim. Öncelikle bahsedilen bilimsel yöntem kullanımı ifadesinin boş bir iddiadan ibaret olmadığını, tozlu taraftar arşivlerinde yapılan derinlikli bir tarama neticesi elde edilen tarihi belgelere dayandığını ifade etmek istiyorum. Bir doktora tezi hassasiyeti ile ele alınan konu hakkında ileri geri konuşulmadan önce bu durumun akıldan çıkarılmamasını rica ederim.
Tabi böyle bir yaklaşımdan ziyade Reşad Ekrem Koçu modelini benimseyip ‘Genç Oğlanların Hikayesi, Kadıköy Batakhanesi’ başlığı ile bir yazı kaleme almak da hoş olabilirdi, fakat işimize ve renklerimize duyduğumuz saygı, bizi bu tür patika yollara sapmaktan alıkoyuyor sevgili Karakartal’a gönül verenler.
Hikayemiz 1994 yılının sonbaharında başlıyor. O tarihlerde, Oxford’u olsun, Massachusetts Institute of Technology’si olsun, yüksek kalibreli eğitim kurumlarının tekliflerini elinin tersiyle iterek ‘beni Türk proposörlerine emanet ediniz’ demek suretiyle İstanbul’un Avrupa yakasında tahsil hayatına devam etme kararı almıştır kahramanımız. O zamanlar Beşiktaş ilçe sınırları içerisinde yer alan tek üniversiteye kayıt yaptırarak aslında takımı ile arasındaki organik bağın ne kadar güçlü olduğunun ispatını sunmuştur çevresindekilere.
İlk dönemler kendisi gibi siyah beyaz renklere gönül verenleri tespit ederek yakınlaşma faaliyetleri yürütür. Bu örgütlenme dönemi içerisinde, ruh hali anlık gaza getirmelere uygun yandaşlara özel önem gösterir. ‘Nasıl olsa 4 sene var daha, bir gün biter elbet’ hissiyatı içerisinde, derslerine gereken özeni göstermeyen kahramanımız, koridorlarda olsun kantinde olsun o yıl Christoph Daum önderliğinde kazanılan şampiyonluk hikayeleri ile geyiğin dibine vurmaktadır. 
Takvimler ekim ayının soğuk ve sisli bir Perşembe gününü gösterdiğinde, günlerdir hazırladığı planını uygulamaya koyar. Süper gaz alan militan kuvvetlerin toplandığı bir anı kollayarak, meteorolojinin ruh hallerine hediye ettiği kasveti kullanıp hamlesini yapar:
“la ökser maçına gidek olm, stadı görmüş oluruz, n’bçim Beşiktaş’lısınız a.q.” 
Ortam bir anda şenlenir, ortamın müsait olması sebebiyle stada doğru yola çıkarlar, bilet alıp maça girerler. Uzatmayalım; ilk yarı fırtına gibi eser Beşiktaş, soyunma odasına 2 fark ile önde girerler. Devre arası harlı geyik döner, herkes çok neşelidir, sonra içerinden biri aynen şöyle der: ‘la şimdi 2 tane yermişiz, malmö gibi olurmuş’. 
Bir anda buz gibi havanın soğuğu kemiklerine kadar işler, hepsinin aklına o kara gece gelir, gelmekle kalmaz evrensel cenabetlik kanunları devreye girer, dedikleri olur, hemen arkasında durdukları kaleye atılan 2 gol daha seyrederler, Şener’in bacaklarının arasından geçen topu en iyi açıdan görürler, gittikleri ilk maçın bu olmasına mı, gelmelerine mi, yaptıkları saçma muhabbete mi üzülsünler bilemezler.
Neticede işte o maça ait bilet, yıllardır saklarım, kısmet bugüneymiş, vesile ile tüm camiadan da özür dilerim, biz gitmeseydik belki şimdi müzemizde Avrupa Kupalarımız vardı.

Kural Hatası mı?

Kural hatası tanımı futbolda yıllardır var olmasına karşın, Türk futbolunda çok az örneği yaşanmıştır. Son olarak ligde oynanan Sivasspor Galatasaray maçından sonra yine kural hatası iddiaları atıldı ortaya. kural hatasıyla hakem hatasını ayırabilmeye yetenekleri yetmeyen bir çok kişi ki medya mensubu demeye dilim varmıyor, durum hakkında attı tuttu. Attı tuttu, attı tuttu... O kadar çok konuşuldu ki, maçı izlememiş olmamdan keza özetleri görebilecek vaktim olmadığından ötürü çok sonra öğrendim ben de durumu. Durum bence de kural hatası, kitabına uygun olarak. Çok ama çok fazla konuşuldu pozisyon, herkes; sonradan ünlü olan, 5 Ekim 1994 G. Antepspor Denizlispor maçında yaşanan pozisyon hatırlatıldı, bir çoğu değil maçı, maçın tekrar edilmesine neden olan pozisyonu dahi hatırlamıyordu. Daha evvel sözlükte de yazdığım üzere, maçta çok ilginç bir şekilde 2 kural hatası yaşanmıştır. Birincisi, hakemin çaldığı direkt vuruş aleyhte çalınan tarafından kullanılmış, dahası o top gol olmuş, ikincisi kaleci Metin Akçevre'nin kullandığı aut atışı top cezasahasını terk etmeden Antepli bir futbolcu tarafından temas edilmiştir. ( Cumhuriyet gazetesi maçtaki kural hatasının ofsayttan doğan endirekt vuruşun karşı yarı sahadan kullanılmasından ötürü olduğunu yazdı geçenlerde, hafızama çok güvenmsem de açık kapı bırakalım) Maçtaki pozisyonlar ermanla hıncalgillerin Kale Arkası pozisyonunda görüntülenmesinden sonra maçın tekrarı hükmedilmiş, yanlış hatırlamıyorsam maçı yine G. Antep bu kez 3-1'le kazanmıştı. Sonrasında o çok ünlü Fener Rizespor maçı, Ali Aydın'ın yapıp sıvaması, tekrar edilen maç, yeni transferlerin oynatılması... 2006-07'de yeni kurulmuş toy takım bir şekilde şampiyonluk yarışında kalmış ve Fenerbahçe ile ligin finali tadında bir maça çıkmış, o vakte kadar tutan ofsayt taktiğinin iflası ile maç kaybedilmişti. Ancak maçta, Toroman'ın atıldığı pozisyonda hakem faul çalmayıp, maçı sakatlıktan ötürü durdurmuş, Toroman'ı atmıştı. Gariplik sonrasında yaşanmıştı, hakem atışıyla başlaması gereken maç, FB'lilerin taç atışıyla başlamış, Alex topu tekrar taca yollamıştı. Bu da kitabına uygun bir kural hatasıydı, en babasından... Ancak durum satır aralarında geçiştirildi, yönetimin yaptığı itiraz, Beşiktaş ağırlıklı haber yapan web sitelerinden başka yerde duyurulmadı bile. Ve o maç ligin finaliydi, o sezon benim gördüğüm en kalitesiz liglerden biriydi, kim şampiyon olursa olsun, top oynamadan kazanmış olacaktı. Ve şampiyonluk boğazın karşı yakasına gitti... Bu maça olan itiraza verilen cevap, web sitelerde bile yayınlanmadı. Şimdiye dönecek olursak, Ergün Gürsoy'a Allah uzun ömür versin, futboldan uzak tutsun gerçi de, onu yönetici olarak reenkarne eden Haldun Üstünel'in ortalığı velvereye vermesiyle başlayan tartışmaların gündeme oturdu. Ve ben 3 gün boyunca, medyanın verdiği reaksiyondaki farkları anlamaya uğraşıyorum. Anlamam da gerekmiyor ya, hoş bu güne kadar anlamadıysam, daha da anlayamam heralde. Ağır abilerinin karbon kağıttan çıkmış 2 pozisyona farklı yorumlar yaptığını, 2 pozisyonda da doğru kararı Beşiktaş'ın aleyhine olarak bulduğunu hatırlayacak olursak, sayın medyaya pek kızmamak gerekir sanırsam. edit: yazmaya çok hevesli olmama karşın, işlerin yoğunluğundan bir merhabadan fazlasını olduramamıştım... kısmet gece yarısından sonra uykudan feragat ederek yazmakmış...

Yorum Farkı

2007'nin yaz ayları. Galatasaray ortasahasına bir cengaver geliyor diye duyuyoruz, çoğumuzun aşina olduğu bir isim, bir görev adamı, disiplinli, oyunun defans yönünde başarılı, ofans yönünde de idare eden bir profili vardı. Tobias Linderoth bu isim. Galatasaraya bonservis ücreti olarak 3.5 milyon euro ödedi, o zamanlar 28 yaşındaki Linderoth'a..Linderoth şu an 30 yaşında, iki yıldır Galatasarayda sakatlıklardan dolayı pek oynayamadı, belki de sakat olarak alındı belki de transfer şanssızlığıydı, bilemeyiz. Ama net olan birşey var, şu an Linderoth Beşiktaşta olsa, yer yerinden oynar, kimin bu transferi yaptığı, kimin sakat bir oyuncu sayesinde kaç para kazandığı sorgulanırdı.Zaten varsayıma dahi gerek yok, bugün Beşiktaş Fabian Ernst'i alıyor. Kariyeri kesinlikle Linderothdan daha yukarda, sonuçta geldikleri takımlar dahi aralarındaki farkı anlatabilir. Buna rağmen Ernstin Beşiktaşa gelmesi sadece 8.5 milyon euroluk bir transfer olarak lanse ediliyor. Alacağı primleri yazmamışlar sağolsunlar..
İkinci hikayemiz de Alanzinho'nun transferinde. Alanzinho Trabzonspora gelmeden önce Ankarasporun gündemindeymiş. Bunu sadece ankaraspor+alanzinho şeklinde bir arama yapsak dahi görebiliriz. İşin asıl ilginç yönü ise Ankarasporun bu transferi 1 milyon 250 bin dolara bitirecekken vazgeçmesi ve Trabzonsporun Alanzinho'yu 4 milyon euroya transfer etmesi. Hikaye tanıdık değil mi, Delgado gelirken de Wolfsburgun 2.5 milyon euroya bu transferi yapmaktan vazgeçtiği söyleniyordu. İki futbolcu, ikisi de Avrupanın gözde olmayan liglerinden geliyorlar, ikisi de bulundukları liglerde çok başarılılar, Delgadonun üstelik UEFA gol kralı gibi bir apoleti de var ama Delgadonun Türkiye'ya ayak basmasından itibaren tek konuşulan konu bonservisine fazla para verildiği, düşük kaliteli bir ligden gelmesi iken Alanzinho'nun ne kadar isabetli bir transfer olduğu ise gazete sayfalarını süslemekte. Aradaki yorum farkı ilginç gerçekten. Ha bu arada transfer rakamlarına kafayı takanlar için başka bir denklem:
Zapo+Sivok+Ernst=Guiza

Forza Beşiktaş / Webkartalları

Webkartalları forza şimdiden konuyla ilgili mesaj yazanları uzaklaştırmaya ve konuyla alakadar mesajları silmeye başladı. hayırlısı diyelim :)) 25-30 kisi de olur, herseyi Carsi'dan beklemeyelim :) Cuma günü saat 13.00'da Koç Holding'in Nakkaştepe'deki binasınin onune 100-200 kisi gidilir. Guzel guzel tezahurat yapilir. Boyle zekice iste sukela besteler. Hatta hic bir ekstra tezahurata gerenk yok. Yeeeeteeeeer Yildirim Demiroren Yeteeeeeeeer... Yeter, artar. Birkac pankart, Besiktas Sahipsiz Degil. Basiretli Yonetim Araniyor, vs vs ------------------------------------------------------------------------------------------------- Forza Besiktas viewtopic.php?f=25&t=7986&st=0&sk=t&sd=a Yukarıdaki linkte göreceğiniz üzere Forza'da görüşler silinmemektedir. Forza'da kurallara aykırı yazılar silinmektedir. Üye olun görüşlerinizi yazın. Başka sitelerde "bok atmayın". Sizin o üye olup buraya bok attığınız o siteden, bu forumun yönetim kurulu'ndan 2 kişi görüşleri dolayısıyla silindi. Başkana muhalefet yapmıyor diye eleştirdiğiniz Forza'da 82 sayfaya ulaşmış (yani 1227 Mesaj) "Yönetim İstifa" ( viewtopic.php?f=1&t=3775 ) başlığı var. Bu sitenin yöneticilerinden biri "demirorenistifa.com" u açarken kişisel görüşüyle sitenin kurallarını karıştırmıyor. Ama siz.... Kendi görüşünüze uygun olmayan görüşleri siler, kendiniz gibi düşünmeyenleri de üyelikten atarsınız! At gözlüklerinizle bakmaya devam edin... Üzücü olan; oraya üye olup de bu gerçekleri
tüm açıklığıyla bilip dile getiremeyenlerdir. Dile getirdiklerinde onlara yaptırım uygulayacaklar ise "Ezik"lerdir. Ne oldu hayırdır 2000 kongre üyesini hala bulamadınız mı? Ne oldu hayırdır başlattığınız kampanyanın arkasında durmadınız? Bir yerlerden icazet mi aldınız? Ne oldu hayırdır o kadar kongre üyeniz var ve sizin 2000 Beşiktaşlıya ulaşamadığınız ortamda neredeyse tamamı kongre üyesi olmayan Forza 1000 Digiturk+Ligtv iadesiyle sizi gölgede mi bıraktı? Sözlerinizin arkasında durun. İspat edin. Edemezseniz ne olacağınızı iyi biliyorsunuz :wink: ------------------------------------------------------------------------------------------------- Webkartalları Sayın Forza Admin'i (isminizi bilmediğim için bu şekilde seslenebiliyorum), öncelikle her iki platformda da kimsenin anlama özürlü olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle yazılanları herkesin anlayabildiğinden eminim. Önemle belirtmem gereken bir nokta, yazdığım bu yazının herhangi bir sebeple WK adına yazılmamış olmasıdır. Sadece yazdığım platformu hür irademle seçmekteyim ve size bu yazıyı bu kanaldan göndermekteyim. Aşağıdaki yazı tamamen şahsi görüşlerimdir ve kimseyi bağlamamaktadır. Bahsi geçen topic 82 sayfaya ulaşmış, tebrikler. Buradaki 1227 mesajın hepsi yönetimi istifaya davet etmese de bunların istifaya davet eden kısmına saygı duyulmasını önemli bir jest olarak göstermişsiniz. Öncelikle, Beşiktaş platformu olan FORZABEŞİKTAŞ'ta yönetimi istifaya davet etmek güdümünde olan yazıların silinmemesi herhangi bir artı puan veya demokrasiye saygı değildir; zaten olması gerekendir. Başlatılan kampanyalarda sayısal olarak bir karşılaştırmada bulunmuşsunuz. Sizin amacınız bu kampanya esnasında Beşiktaş'a zarar veren bir kuruma tepki mi vermek, yoksa bu kuruma tepki verenler arasında ilk sırada olmak mı? Bu şekilde bir karşılaştırma yapmanın Beşiktaş'a herhangi bir fayda getirdiğine inanmamaktayım. Beşiktaş'lılık yarıştırılacak bir kavram değildir. Sitenizde hangi mesajların silindiğini ve hangilerinin silinmediğini 7/24 takip etmemekteyim, doğrudur. Fakat yönetime karşı yapılması muhtemel bu toplantı büyük ihtimalle mevcut yönetimin sonu anlamına gelmektedir (eğer beklenen mesaj verilirse). Sitenize asılan haberlerin çoğunluğu bu haberin doğruluk ihtimalinden daha yüksek bir ihtimale sahip değilken onlara da aynı şekilde bir yaptırım uygulanıyor mu? Eğer bu habere ayrı bir yaptırım uygulanıyorsa, bu haberde sizi rahatsız eden öge nedir acaba? WK platformundan FORZA'ya eleştiriler geldiği gibi, övgüler de gelmektedir. Yapılan bok atmak değildir, eğer yapılan eleştiri size "bok atmak" olarak yansıyorsa tavsiyem bu eleştirilere bir nebze önem verilmesidir. Ek olarak, WK yönetimi ile herhangi bir bağım olmamasına rağmen üye olduğum zaman aralığında WK'dan herhangi bir üyenin uzaklaştırıldığına şahit olmadım. FORZABEŞİKTAŞ platformundan uzaklaştırılan üye sayısının WK'ya göre çok daha fazla olmasının sebebi üye sayısının çok yüksek olması olduğu gibi, yönetiminin farklı düşüncelere olan toleransının daha az olması da olabilir. Umuyorum ki herkesin ortak gayesi olan Beşiktaş'ın başarısı adına bu yolda herkes elinden geldiğini en iyi şekilde yapacaktır. Sizlerin de Beşiktaş için önemli olan bu "Beşiktaş'ın Büyüklerinin Buluşması" organizasyonuna duyarsız kalmanın Beşiktaş'a yarar sağlamadığını görmenizi temenni ediyorum. Saygılar, R. Atakan Sünnetçioğlu ------------------------------------------------------------------------------------------------- Forza Beşiktaş Wk'nin bahse konu yukaridaki aciklamaya cevap veren uyelerine; Forza'nin yöneticilerinden biri olarak sadece şöyle başlıyorum konuya. 1) Yukarıdaki yazının ilk paragrafında bahsedildiği üzere "Toplantı" hakkında başlık mevcuttur ve silinmemiştir. Hala daha bu Toplantıya "gözlerimizi kapattığımızı, duyulmasını istemedimiğimizi" söylemeniz düpe düz insanları "yanlış yönlendirmek"tir. 2) Forza'nın her yöneticisi adına konuşmayacağım ama kendi adıma ben Yıldırım Demirören veya yönetiminin destekçisi değilim. Aksine kendilerine karşı (sizin yaptığınız kadaryıla yaptıklarımızı düşünürsek) yazdığım yazılarla
arkadaş ve tribün çevremde "anti-demirören" diye tanındık sağolsunlar. Ki belki de başımı belaya sokup http://www.demirorenistifa.com u yaptim zamaninda ama ben insanlara elimdeki güçle, insanların buluşma noktasındaki gücümle, düşündüklerimi dikte etmeye calısmam. Benim anti-Demirörenciligim, Beşiktaşlılığımın yanından geçemez. Ben eleştiririm, yeri gelir belki küfür bile ederim ama elimden gelen her konuda (bugüne kadar oldugu gibi) Beşiktaşımın menfaatleri çerçevesinde kulübüme omuz veririm. "Tu kaka yönetim, ben bunlara bir kuruş kazandırmayacağım, defolsunlar gitsinler" anlayışı içinde olmam. 3) Forza'nın kuralları basittir. Her zaman böyleydi, böyle olmaya da devam edecek, kimseye ayrıcalık tanınmayacaktır. viewtopic.php?f=17&t=1
Alıntı:
1- Forumda her türlü alenen küfür kesinlikle yasaktır (1 Ay). Söz konusu tabirlerin sansürlenerek bir kısmının yazılması, nokta ya da başka işaret ve harflerle gizlenmesi, kime hangi amaçla söylendiği cezanın niteliğini değiştirmeksizin 1 ay no post ile cezalandırılır. 2- Forumda Beşiktaş Jimnastik Kulübü yöneticisine, sporcusuna ve teknik heyetine; hakaret, küfür ve alay edici tavırlar sergileyenlere 2 ay no post cezası verilecektir.
4) Forza'da, Organize İşler resmi koyduğumuzda da, üyelerimizden birinin Demirören'e istifa video-klip-şarkısı yaptığında da, Forza hep aynı Forza'ydı. 5) Forza Her zaman haberleri resmi siteden alıp yayınlamıştır. Satılmış medya gibi güdümlü ropörtajları sayfasına taşımayacaktır. Ne güdümlü haber yapar ne de ne "idüü" belirsiz (yalanmı gercekmi bilinmez) İ.AİR tipli haberleri sayfamıza taşımayız. Alttaki başlıkta duyurulduğu gibi, Forza kendi ropörtajlarını kendisi yapacaktır. Sorulacak soruları da burada üyeleri belirleyecektir. Yani Beşiktaş'ın taraftarı soracaktır. 5) Bahsettiğiniz Kapalı Tribünde, Muhalefeti göreve çağıran tezahüratı başlatanlar da Forza'nın çekirdek tayfasıdır. Forza o zaman o hareketi yaptığında bile Demirören'i desteklemekle suçlandı. Forza'nın Çekirdek tayfasının ne kadar yönetim yanlısı, ne kadar olaylara taraflı baktığını 9 Şubattaki panele katılanlar göreceklerdir. Şahsen ben çok önemli bir işim olmasına rağmen geleceğimdir. 6) Bu Cuma günkü toplantı emin olun ben ve benim gibi düşünen ve bu tip toplantıların olması için uğraş veren arkadaşlarım kadar kimseyi sevindirmemiştir. 7) Kişisel görüşüm; S.B., H.G., neyse T.Ö. da O'dur benim icin. Bize 500 kişilik yer ayırtıp fenere salonu verirken düşünecekti Beşiktaş'ını. Onun başkanlığı için yapılacaksa hiç yapılmasın ama gel gelelim şuanki başkana bir rakip çıkacaksa varsin yapılsın! Hiç yoktan iyidir... 8 ) Sayıların oluştuğu paragraf ise; * Lig tv kampanyasını başlattınız arkasında durmadınız. Üstüne eleştirip insanların şevkini kırdınız. Biz ise hala daha birşeyler yapmaya çalışıyoruz. Ve içerden aldığımız bilgilere göre; o firmaya yıllık yaklasık 1.000.000 TL'ye varan bir çelme takmış durumdayız. Bu da akıllarını başlarına almaları için iyi bir harekettir. * Yıllardır sitenizden başlayan kampanyayla "umutlu" bir vaziyette bekliyoruz. 2000 kişi bulunacak ve gereken yapılacak diye. Ama arkasında durmadınız. Biz yapıyoruz siz yapmıyorsunuz demiş gibi görünebiliriz ama asıl maksadı; biz yapıyoruz, siz yapmasanız bile insanların şevkini kırmayın. Bilip bilmeden insanlara çamur atmayın. Saygılarımla ------------------------------------------------------------------------------------------------- Webkartalları Forza Besiktas

Ruh Halimizin Kartal Tedirginliği

Geçtiğimiz pazar adeta bir Cem Dizdar'mışcasına önce rakı sofrasında Fener mezesiyle başladığım geceyi, ilk defa gittiğim kapalı üstte geleneksel Beşiktaş-Antalyaspor spor şenliği kapsamındaki maç ile sonlandırdım. Ne de güzel yaptım, sefam olsun yahu da tribünden camianın hali daha bir net anlaşılıyor bittabi. Her bir tribün yüreğinin götürdüğü yere gitmiş, kafa karışıklığından rakiplere mi sarsak, Beşiktaş diye mi bağırsak yoksa sahadaki aksak takıma mı baksak karar verilememiş, başkan yine maçta yok, teknik direktörü kimse benimsememiş, saha içinde tek tek baktığında kötü oynayan kimse yok ama takım da yine top oynamıyor. Nerede o eksik parça diye kendi kendime söylenirken, net olarak şunu gördüm sadece, eksik parça değil, eksik, parçaların biraraya gelmemesi, gelmek istememesi, gelememesi. Çok sıkıcı bir ilk yarıydı. Taraftar Mustafa Denizli'nin dediği gibi yüreği ağzında seyrediyor maçları, ama yine de sahadaki siklet farkından dolayı galibiyetten emindim. Tuvaletten geldiğim an Tello'nun o golünü çok net görebildiğim için kendimi şanslı adlediyorum, heralde onu da kaçırsaydım, maçta ne oldu deseler, sadece bol bol işedim diyebilirdim. İkinci yarı takım bizim önümüze geldiğinden mi, Holosko oyuna girdiğinden mi ya da beklentilerimizin düştüğünden mi bilinmez, sekseninci dakikaya kadar baskılı ve iyi oynar gibi gözüktük ama herhangi bir net pozisyon da aklımda kalmadı hani. Yusufun bir kaç ince işi, Holoskonun bir kaç deparı bir de Delgadonun eksikliği. (Gel lan artık) Gerçi maç esnasında asıl olayı kaçırmışım meğer, onu da söylemek lazım. İlk yarının ortalarıydı, gol gelmeden bir beş on dakika önce kapalının ortasından Bobo sesleri yükseldi, öyle çok da uzun sürmedi, ya da bana öyle geldi. Ertesi gün bir de ne göreyim, Nobre alınmış, taraftar karışmış, Jessie de şaşırmış. Ben de şaşırıyorum açıkcası, bu takımın kendi kendine karışma becerisinin bu kadar yüksek olmasına. Nobre konusunda elbet bir sorun var ki bu zamana dek sözleşmesi bir türlü uzamadı ama bunu taraftarla veya teknik direktörle ilişkilendirmek de yanlış olur. Olay Juan Figer'in bildik menajer cinliklerinden başka birşey değil gibi şu an. Çünkü her maç Nobre Nobre diye inleyen tribünlerin, Bobo demesinin ya da geldiğinden beri Nobreyi takımın as futbolcusu ilan eden Denizlinin onu 75. dakikada çıkarmasının büyük suçlar olduğunu düşünmüyorum. Burada tek suçlu varsa, imza parası için büyük meblağlar isteyip işi yokuşa süren Juan Figer'dir, gerisi de safsatadır. Ha yönetimi göndermek bizim işimiz değil diyen ve bu fikirlerine katıldığım kapalının ortasındaki arkadaşlar neden teknik direktörün işine karışırlar o da ayrı konu. Bakın Lig Tv'ye ya da hakemlere demiyorum. Tabi ki o konularda müdahil olacaklar ama sanane Bobo'dan, Holosko'dan, sen sahadaki adama desteğini ver de, gerekirse Bobo'nun, Holosko'nun hesabı gün gelir sorulur elbet. Eğer sahadaki takımın sisteminin bilmem kaç maçtır 4-3-3 olduğunu, o 4-3-3'ün ilerideki üçlüsünün sağ ve soldaki adamlarının kanat özellikli forvet olduklarını, bu yüzden Bobonun o sağda veya solda oynayamadığını, Holoskonun ise sağda oynarken sırıttığını, üçlünün ortasındaki adamın hava toplarında etkili, duvar özelliği olan bir santrafor olması gerektiğini, bu özelliklerin de sadece Nobrede olduğunu, Bobonun da ancak Nobrenin yedeği olabilceğini düşünürse bu arkadaşlar, bazı sorunlar kendiliğinden hallolabilir.

İki Büyükler ve Hayal Tacirliği

Cassio Lincoln - Dinginlik veren, huzur veren anti depresan Arda Turan - Dünya yıldızı, en popüler 6. oyuncu Mehmet Topal - Everton onu alamayınca Fellaini'yi aldı Ümit Karan - Türkiye'nin en büyük golcüsü Harry Kewell - Müthiş transfer Fernando Meira - Büyük tecrübe Servet Çetin - Mükemmel defans Hakan Balta - Ülkenin en iyisi Aydın Yılmaz - En büyük yıldız adayı Milan Baros - 30'u bulur, aslanım benim Alex De Souza - Real Madrid ayarında Guiza - Mükemmel futbolcu Roberto Carlos - Efsane Diego Lugano - Dünyanın her takımında oynar Semih Şentürk - Juventus istiyor. Dünyanın en popüler 8. futbolcusu Uğur Boral - Daniel Alves'i haşat etmiş, dünyanın en iyi sol açığı - Galatasaray bu sene 100 yılın kadrosunu kurdu. - Ama Guiza da önemli transfer - Olsun, Baros, Kewell, Meira... - Gökhan, Carlos, Alex? - Semih'i Juventus istiyor ama gitmez. Fener'den gider mi hiç adam... - Öyle deme Mehmet Topal için 20 milyon verdiler vermedik - Öyleymiş, Arda'yı da vermemişsiniz... - Vermedik tabii. Seyrantepe'de Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmadan vermeyeceğiz de... - Vermeyin abi, biz dünyanın en iyi ön liberosu Marco Aurelio'yu kaybettik bak halimize... - Öyle abi, adam Real Betis gibi dünya çapında bir takımda oynuyor. Büyük kayıp... - Beşiktaş Ernst'ü aldı. Ne diyosun abi? - Çok fazla bir şey beklememek lazım. Bir Aurelio olamaz tabi. - Tabi abi adamların kariyerleri ortada. Biri Trabzonspor-Fenerbahçe-Betis'te oynamış. Diğeri Werder Bremen-Schalke. Nasıl bir olsun? - Abi Beşiktaş'ın 30 yaş üstü adamlara ne kadar para verdiğini okudun mu Milliyet'te? - Okudum abi. Adamlar transfer yapmayı bilmiyorlar. Bizim gibi Meira, Kewell, Baros, Nonda gibi gençlere yatırım yapacaklarına kimlere yapıyorlar... - Abi laf aramızda hepsini anladım da, bizim takım nasıl yenildi o rumen takımına abi? - Abi sizin skibbe çok zayıf. O olmasa Avrupa'da iş yapacak takımınız var abi - Siz de Şampiyonlar Ligi'nde varlık gösteremediniz be abi... - Ya Aragones Dede ya... Öyle izliyor maçı. Bir de Maldonado var, yaktı bu ikisi bizi. Gerçekleri Tarih Yazar; 18. Hafta Sonunda; 1- Çağdışı Sivasspor 2- Yıldızı, oyun kurucusu olmayan Trabzonspor 3- Galatasaray the 100 Yılın Kadrosu 4- Fenerbahçe the Yıldızlar Topluluğu 5- Beşiktaş Söz sende Banu... Banu? Melis miydi? Farkına varalım artık. Galatasaray ve Fenerbahçe birer balon. Trabzonspor ve Sivas'ın İki Büyükler kadar ağırlığı olsa bu sene net olarak ikisinden biri şampiyon olur. Futbol olarak diğerlerinden ayrılan tek bir takım var; Trabzonspor. Futbol saha içinde oynanıyorsa, Kewell-Baros-Lincoln isimlerini yanyana yazmayla iyi bir takım olmuyorsa ligin en büyüğü Trabzonspor'dur. Gerçek rakip te o dur. Bunların balonlarını söndürebiliriz. Saha içinde söndürebiliriz. Anadolu çocuğu Ekrem, dünya yıldızı Arda'yı alt edebilir. Yıllardır ortasahada bizi dövenlere bu sene Ernst-Sivok'la karşılık verebiliriz. Nobre daha önce olduğu gibi Servet-Song-Lugano-Edu'yu birbirine vurabilir... Önceki senelerin aksine, bu takım bu sene şampiyon olabilir...

Dünyanın En Popüler Futbolcusu

IFFHS, Dünyanın en popüler futbolcusu anketi yapmış. İki büyüklerimizin yıldızları Arda Turan ve Semih Şentürk'te bu oylamada ilk 10'a girmişler. Arda, görüldüğü üzre 6. olmuş Semih te 8. Yıldızlarımız Kaka, Ronaldinho, Messi gibi yıldızları geride bırakarak bizleri gururlandırmışlar. Listenin başında hepimizin yakından tanıdığı Aboutreika var. Sido, Vahedi, Al Qahtani gibi oyuncular da listedeki diğer isimler... Galatasaray ve Fenerbahçe'ye teşekkür etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Arda Turan gibi, Semih Şentürk gibi dünya starlarını bizlere izlettirdikleri için... TFF linki de şudur; IFFHS anketinde Arda, Semih ve Hamit dünya yıldızlarını geride bıraktı

Meliha Okur

Sabah Gazetesi Ekonomi yazarı Meliha Okur Beşiktaş'la ilgili de iki kelam etmiş. Bakın şöyle diyor; Futbol Yatırım, sermayesinin üçte ikisini yani sermayesinin yüzde 85'ini kaybetmiş! Türk Ticaret Kanunu'nun 324. maddesine göre, sermayesinin üçte ikisini yitiren bir şirket, ya sermaye artırımına gider ya da iflas mahkemesine başvurur. Yazının tamamı için Şuradan

Nobre, Nobre Nobre...

Bu tezahüratı hiç sevmedim ama daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu işte... Sanki biraz geçiştirmelik... Zamanında daha iyisini karşı tarafın tribünleri yazmıştı bu adam için... O yüzden bir garip zaten... Bobo, Delgado ya da Tello'ya atfedilen tezahüratların yanında epey düşük profilde ve coşkusuz... Konu tezahürat değil, şimdilik... Konunun başı yukarıdaki resim... Bu resim Nobre sevgimi anlatmaya yetiyor heralde... Taraftarın Pazar akşamı yediğimiz ilk pozisyonda futbolcuların yüzüne bakınca gördüğü o şaşkınlığa isyanı bu sevgi... Seneler önce Toshack Beşiktaş'ı bırakıp (çok şükür ki) Real Madrid'e gittiğinde ve tabii ki Real Madrid'i de çökerttiğinde "Futbolcularım sahada kafası kesik tavuklar gibi, ne yaptıklarını bilmeden koşturuyorlar" demişti... Beşiktaş futbol takımı da bu tanımlamayı sonuna kadar hak ediyordu işte... Nobre'yi farklı kılan ise, hep doğru şeyleri yapmaya çalışması... Doğru yere gidip topu indirmesi, doğru yerde topla buluşması, en yakındaki arkadaşına pasını vermesi... Nitekim kimse ondan Pascal gibi 70 metrelik bir pasla Münch'ü kaleciyle karşı karşıya bırakacak bir süperstar olmasını istemiyor... Ve tabii ki, bitmek bilmeyen enerjisiyle Rafael Nadal usulü pes etmezliği... Taraftar da onu on haftalık gol orucunda (ah Fotomaç) bu yüzden bağrına bastı işte... Sonuçta geldiğimiz yer ise Pazar günü... Nobre, kendisine bu vasat-altı tezahüratla, ama gür sesle seslenen Beşiktaşlılara sırtını döndü ve kulübesine gitti... Sahada iyi bir golcü varken bir başkasını sahaya istemek ne kadar riskli bir hareket görmüş olduk böylece... Bobo'yu zaten kaybederken, Nobre'yi de taraftar aracılığıyla kaybetmek... Sakın bu bir vedaya dönüşmesin? Holosko geldiğinden beri, hepsini ayrı ayrı, ve hepsini aynı şekilde sevdiğimden olsa gerek her maça, hangisi yedekse, ona üzülerek başlıyorum... Şu yazıya bile yansıyan kafa karışıklığını bu ruh hali açıklayabilir sanırım... edit: Bir nokta muallakta kalmış, yorumlardan okuduğum kadarıyla... Sanki taraftar Nobre yerine Bobo'yu istiyor gibi anlaşılmış, anlatmak lazım... Tribünde 5. dakikada "Şu Serdar'ın yerinde Holosko olsa ne fark eder, ne kaybeder Beşiktaş" dedim. Tam o sırada arkamdaki arkadaş uzanıp, "Bobo oynasın, Bobo" deyiverdi... O arkadaş mesela, 2. forvetten bahsediyordu, tıpkı benim gibi... Ama eminim ki, Bobo haftaiçinde o golleri (biri penaltıdan) atmasa bu kararlılıkta olmayacaktı! Tribün de aynı bu şekilde ikinci forveti istedi Nobre'nin yanına... Bunu Bobo'yu kaybetmemek için istedi! Ama Nobre, o sahada oynayan tek forvetken, onun yerine Bobo'nun istendiğini düşündü ve ister istemez üzüldü... Bunu hesap edebilmek, taraftarın en asli görevi... "Pozisyon golmüş Allah Belanı Versin" diyen taraftar, "Mustafa Denizli al ikinci forveti " de diyebilirdi mesela! Sonuçta, kanımca, taraftar da, Nobre de, Denizli de bu hafta sınıfta kaldı gözümde... Taraftar bu hesabı yapamadı, Nobre taraftarın onu sattığını düşünerek, taraftara sırt döndü, Denizli taraftarın Bobo'yu isteyeceğini bile bile inat etti! Bu iş böyle olur mu, olmaz tabii...

Ernst! Ernst! Ernst!..

Yıllar önce Stefan Kuntz adında bana göre Beşiktaş'a gelmiş en iyi forvetlerden biri için "Kuntz! Kuntz! Kuntz!" diye tezahürat yapmıştık bilen bilir. Bana göre en güzel tezahüratlardan biriydi o. Kuntz'u da tanımlıyordu zira. Şimdi bence Ernst! Ernst! Ernst! diye aynı tezahürat tekrarlanabilir. Hem Stefan anılmış olur hem de Ernst'ün önüne bir rol model konulmuş olunur. Bak senden önce bir Alman vardı ve biz onu şu şu özellikleri nedeniyle hala unutmadık denmiş olur... Bir tezahürattan daha ne kadar anlam çıkabilir ben de bilmiyorum...
2 Şubat 2009 Pazartesi

Fabian Ernst Beşiktaş'ta

''Fabian Ernst'in transferi için, Alman Schalke 04 Kulübü'ne, sözleşme fesih bedeli olarak 15.10.2009'da 1.500.000 Euro, 15.02.2010'da 1.500.000 Euro ödenecektir. Futbolcunun kendisi ile 2008-2009 sezonu için 5 x 100.000 Euro, 2009-2010 sezonu için 10 x 200.000 Euro ve 25.09.2009'da 1.000.000 Euro, 2010-2011 sezonu için 10 x 200.000 Euro ücret karşılığında 2,5 yıllık sözleşme imzalanmıştır'' Ernst'ü kağıt üzerinde inceledim biraz. Bu sezon takımının tüm maçlarında 11'de çıkmış. 3-4 hafta sonradan girmiş yada sonradan çıkmış. Onun dışında 90 dakika görev yapmış. Aynı şekilde DBF-Pokal, UEFA kupası, Şampiyonlar Ligi elemesinde de tam süre forma giymiş. Yani düşüşte değil. 1979 doğumlu; 30 yaşında. 1996 yılında Hannover'de profesyonel futbola başlıyor. 1998'de Hamburg'a geçiyor. 1999'de 1 Milyon euro karşılığında Werder Bremen'e. 5 sezon boyunca takımın değişmez ismi oluyor. Sözleşme süresinin bitiminde de Schalke'ye geçiş yapıyor. 2005'ten bu yana da bu takımda oynuyor. 2000 yılından bu yana, yani Alman Ligi'nin üst düzey takımlarında görev yaptığı süre boyunca yılda ortalama 30 maç yapıyor. O arada Alman milli takımına da seçiliyor... Benimkinden daha kaliteli analiz için Borges'in bloguna bakalım. Buradan Fabian Ernst'in resmi sitesi için de Şuradan lütfen... Not: Bir de şeytanın avukatlığını yapalım; Mustafa Denizli'nin "anlaştığımız oyuncuyu futbolu yakından takip edenler bilebilir" demişti. Fabian, bu tanıma ne kadar uyar? Eğer böyleyse listenin başındaki oyuncu kimdi acaba?

Murat Erdoğan

Kulübünden ayrılmış. Murat hele o İstanbulspor döneminde en iyi Türk oyunculardan biriydi. Ceyhun Eriş, Yusuf Şimşek, Murat Erdoğan... Hepsi yanlış kariyer planlamaları nedeniyle yok olup gittiler. Bunlar arasında bence en yüksek potansiyelli olan Murat'dı. Hele o gençliğinde güçlüydü de. Stili ve tipi Veron'u andırıyordu. Sonra Galatasaray'a gitti, biraz da problemli bir kişilik yapısı vardı sanırım. Ondan sonra Sakaryaspor, Ankaragücü falan derken bugün boşta. Yaşı 31'e gelmiş. Muhtemelen narin yapısı onu iyice zorlamaya başlamıştır. Ama bence o haliyle bile kendi takımının en iyi oyuncularından biriydi. Geçtiğimiz yıl Vestel Manisa yöneticisiyle stad dışında tartışmalarını unutmak mümkün değil. Yönetici Murat Erdoğan'ı basına açıklama yaparken yakalamış, konuya dahil olmuş ve"senin adın ne söylesene bana" demişti... Semavi olmadı tamam ama Murat olabilir hala bence. Ne kaybedersin? Bonservisi elinde, Konya ne veriyorsa verirsin gelir 3 maçta sonradan girse 15 dakika oynasa katkı katkıdır. Maliyeti de ortada. Beşiktaş yıllardır bonservisi elinde gezinen Murat Erdoğan, Yusuf Şimşek, Erman Özgür gibi oyuncuları "alternatif oyuncular" olarak kadrosuna katsaydı bugün çok daha farklı noktalarda olurduk eminim. Hem inanın Murat'ın, Yusuf'un, Erman'ın bir adı, bir saygınlığı vardır bu ligde. Hem de gerekli öz güvenleri... 15 dakikada iş yapacaksa Serdar Özkan değil, bu tip adamlar iş yapar. Yedek kulübesini sayarlarken Murat Erdoğan'ın da adının okunması beni hiç rahatsız etmez. 6 ay sonra da sözleşmesi biten Murat Erdoğan'la sözleşme yenilemez, bugün alamadığın Murat Ceylan'ı alırsın. Çoğunuzun da bana katılmadığına eminim. Not: Bu satırları yazarken Sivas gider transferi bitirir diye düşünüyordum. Tam da öyle oldu. 1 yılı opsiyonlu, 1,5 yıl anlaşmışlar. Farkında olmuyoruz ama Sivas çok akıllı ilerliyor. Şuan yedek sol bekleri Faruk Bayar. Hayrettin Yerlikaya'da asıl sol bekleri. Bizim sol bekimiz sol bek değil, yedeği de futbolcu değil. İşte öyle bir şey...

Mustafa Denizli 2009

4-3-3 düzeninde Fabian Ernst, Sivok ve Delgado'yu birbirine bağlayan oyuncu konumunda. Asıl çapa Tomas Sivok. Daha çok defansif aksiyonlarda bulunan, yeri gelince defansı üçleyen bir görüntüde. Yani Mustafa Denizli üçlü savunmayı biraz değiştirip yine aynı mantıkla oynatıyor. Sivok eğer stoperlerin 10 metre önünde oynayacaksa, kimse kusura bakmasın Sivok ta stoper oynuyor demektir. Elbette tek yaptığı bu değil. Sol beke yapılan Ekrem hamlesi de Sivok hamlesiyle bağlantılı. Denizli ilk geldiğinde 3 adet serbest oyuncudan bahsetmiştik. Sivok-Delgado-Tello. Gün geçtikçe bu özgürlüklerinin sınırlandığına tanık olduk. Şimdi ise Sivok'u çok nadir hücuma çıkan bir savunma üçleyicisi olarak görüyoruz. Doğal olarak Sivok'tan alınan özgürlük defans beklerine verilmiş durumda. Ekrem hamlesi o yüzden anlamlı işte. Üzülmez'li bir savunma kurgusunda Sivok'un adeta kendi savunmasının içine giriyor olması üstesinden gelmesi güç bir ofansif zaafiyet yaratıyordu. Şimdi, Sivok belki stoper mentalitesiyle oynatılıyor ama bekler daha büyük ofansif özgürlüğe sahipler. Gerçi Serdar Kurtuluş pek özgürlük taraftarı bir oyuncu da değil. Maçın tamamı sol kanatta geçse mutlu olacak bir futbolcu! İşte bu nedenlerle Ernst Beşiktaş'ın en sorunlu bölgesine geliyor. Sivok bu denli defansif oynadığında ve orta üçlünde Yusuf/Delgado gibi savunma yapamayan oyuncuların olduğunda oluşan o geniş boşluğu doldurması beklenen adam;Ernst. Şu çizdiğimiz tabloda, işi hiç kolay değil onu söyleyelim. Sivok'u bir orta saha oyuncusu olarak bile düşünmeyelim artık. Mustafa Denizli işi oraya kadar getirdi. Sivok rakibi kendi ceza sahasına doğru itmiyorsa, kendi savunma bloğuyla birlikte pasif alanda kendi ceza sahasına kadar çekiliyorsa bana söyleyebilir misiniz modern futbolda bu pozisyonun adı nedir? Ersnt'e kolay gelsin demekten başka çare yok. Yeni bir Kleberson, Cisse olması ihtimali gerçekten çok büyük. Kleberson'un da sağında solunda Ricardinho-Delgado vardı neticede. Kolay değil uzun lig maratonunda ofansif üç oyuncunun yanı sıra orta üçlüdeki oyuncunun ve stoperlere karışmış Sivok un da açıklarını kapatmaya çalışmak. Mustafa Denizli'nin bu soruna kendine göre getirdiği çözüm de Delgado/Yusuf'u orta üçlüye yakın oynatmak. Çok saçma. Delgado da Yusuf da rakip cezasahasına yakın oynaması gereken oyuncular. Öncelikle ikisi de oyun kurucu değil zaten. Çalım atıp vuran pas veren oyuncular. Orta göbekte, zaten 4 kişinin kademeli kontrol ettiği bir alanda adam eksiltsen ne olur eksiltmesen ne olur. İşte Beşiktaş'ın ofansif aksiyonlardaki bir başka sıkıntısı. Gelin Ernst'ten önceki Beşiktaş'ı maddeleyelim;
  1. Savunma bekleri eskiye nazaran daha özgür
  2. Ekrem Dağ, bir savunma beki değil. Her hızlı-mücadeleci oyuncudan savunma beki olmaz. Holosko'nun Arda'yı düşürdüğü (bence Arda düştü de) pozisyonda ortada olmayışı bile bunun ispatıdır. Bu sorun size Antalya karşısında değil, Arda Turan, Kazım, Deivid, Yattara, Alanzinho karşısında pahalıya mal olacaktır.
  3. Tomas Sivok, savunmayı üçleyen bir stoper mentalitesiyle takımdaki tek çapa
  4. Yusuf ve Delgado, ortayı üçleme adına geride, etki alanlarının dışında
  5. Edouard Cisse, Sivok-Delgado bağlantısını sağlayacak enerjiyi üretmekten çok uzak
  6. Filip Holosko üçlü hücum hattının sağ kenarı için en doğru isim ancak teknik kapasitesi nedeniyle çok verimsiz
  7. Yabancı sınırlaması nedeniyle Da Silva Bobo, forma şansı bulamıyor. Taktik gereği, kaleye sırtı dönük servis etmesi gereken topları nasıl kullanacağını bilmiyor, aldığı her topta kaleye gitmek istiyor, mental ve bazen de fiziksel nedenlerle çok top kaybı yapıyor.
  8. Serdar Özkan ve Serdar Kurtuluş yeni Burak Yılmaz rolündeler. Unutuyorlar Burak Yılmaz da gittiği güne kadar "Hocam bana görev veriyorsa benden memnun demektir" , "Bence iyi oynadım" diyordu, unutuyorlar...
1 Şubat 2009 Pazar

TSL 18.Hafta Besiktas 1 -0 Antalyaspor

Stat: BJK İnönü Stadı
Hakemler: Tolga Özkalfa, Cem Satman, Nihat Mızrak, Taner Gizlenci (4. Hakem)
Beşiktaş: Rüştü, Serdar Kurtuluş, Gökhan Zan İbrahim Toraman, Ekrem Dağ, Serdar Özkan (Dk. 46 Holosko), Cisse, Sivok, Tello (Dk. 90 Uğur İnceman), Yusuf Şimşek, Nobre (Dk. 75 Bobo)
Yedekler: Hakan Arıkan, Uğur İnceman, Erkan Zengin, İbrahim Üzülmez, Bobo, Holosko Teknik Direktör: Mustafa Denizli
Antalyaspor: Ömer, Yalçın, Şenol, Zitouni, Sedat (Dk. 68 Korhan), Djiehoua (Dk. 85 Ahmet), Ertuğrul, Uğur, Fatih Ceylan, Tita, Musa
Yedekler: Ahmet Kuru, Fevzi Elmas, Abdullah Çetin, Burak, Korhan, Volkan Arslan, Fatih Arat
Teknik Direktör: Mehmet Özdilek
Goller: Rodrigo Tello (Dk. 32)
Sarı Kart: Ertuğrul Arslan (Dk. 65)

Ara